Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Abdal Ne Demek?

Abdal diye kime denir?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Abdal, Türk tasavvufunun daha radikal formlarında karşılaşılan en üst mânevî mertebenin bir adıdır. Sünnî İslam dışında kalan birçok Türkmen dinsel topluluğunda rastlanmakta, Derviş veya Baba da denmekteydi.

Abdal TDK ne demek?

Abdal ne demek? Nasıl yazılır? Abdal TDK imla Abdal ne demek, abdal tanımı ve anlamı nedir, abdal nedir TDK, abdal örnek anlatımı nasıldır, abdal kelimesinin kullanıldığı yerler nelerdir? Gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarına buradan ulaşabilirsiniz.

Abdal Tanımı: Abdal kelimesini anlamı; Derviş, tarikatını veya inanışını yaymak için oradan oraya giderek dolaşan derviş olarak tanımlanır. Abdal Nedir TDK: Dünya hayatını bırakarak kendisini tasavvufa adayan, Allah’a (cc) yönelen derviş olarak ifade edilir. Abdal Örnek Anlatımı:

Abdal (Derviş), tasavvufi olarak bir bölüm ermişlerdir. Abdallar (Dervişler), kendilerine yanlış ve kötülük yapanları affeden, bütün insanlara karşı iyi davranış gösteren ve iyi niyetli olan, haram olan her şeyden büyük bir imtina ile uzak duran kişilerdir.

Abdal Arapça ne demek?

Abdal – Nişanyan Sözlük. Arapça bdl kökünden gelen abdāl أبدال ‘ 1. bedeller, 2. dilenci derviş, kalender ‘ sözcüğünden alıntıdır.

Osmanlıda abdal ne demek?

Hem şiir hem de düzyazıda derviş anlamına gelen, halk ozanlarının adının başına ya da sonuna gelerek onların mahlası olarak da kullanılan Abdal sözcüğü (Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal gibi) Anadolu’nun değişik yörelerinde kullanılmaktadır.

Abdallar çingene mi?

Bugünkü Anadolu Abdalları – Tahtacılar, Çepniler, daha doğrusu bütün Anadolu Kızılbaşları gibi – Babaî Türkmenlerinin bakiyeleridir. Binâenaleyh bunları, dili ve soyu bütün bütün başka olan çingenelerle akraba veya yurt tutmuş çingene gibi telakki etmek katiyen doğru değildir.

Abdalların mezhebi nedir?

EJDER OKUMUŞ* K. MARAŞ’TA ABDALLAR Kul Himmet üstâdım ummâna dalam Gidenler gelmedi bir haber alam Abdal oldum şal giyindim bir zaman Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kul Himmet Su dibinde mâhi ile sahralarda âhû ile Abdal olup yâ-hû ile çağırayım Mevlâm seni Yunus Emre Kahramanmaraş’ta Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra bir zafer töreninde Abdal Halil Ağa GİRİŞ Abdallara, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde farklı isimler verilmektedir.

  1. Diyarbakır’da âşık, mıtrıp vb., Urfa ve Adıyaman’da gevende veya govende (gûyende), Gaziantep ve K.
  2. Maraş’ta abdal, kirve vb., değişik yerlerde carcar, aynu, teber, tencili, fakcılar, begdili vs.
  3. Bu cümleden olarak zikredilebilir.
  4. Türkiye’de yaşayan Abdalların genel olarak hayatlarına bakıldığında, sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî yönden toplumun diğer kesimlerinden bir takım farklılıklara sahip oldukları görülür.

Bu onların marjinallikleriyle yakından ilişkilidir. Marjinal oldukları için mi öyledirler yoksa öyle oldukları için mi marjinaldirler, onu şimdilik bilemiyoruz. Ancak onların marjinal oldukları bir gerçek. O halde Türkiye’de yaşayan abdallar, marjinal bir grup olarak ele alınabilirler.

Türkiye’nin periferik sosyal unsurlarından biri olan Abdallar, ilk etapta kendi hallerinden memnunmuş ve toplumun sosyo-kültürel normlarıyla uyum içinde bulunuyorlarmış gibi görünseler de yakından bakıldığında, kendileriyle görüşülüp konuşulduğunda, durumun hiç de öyle olmadığı, kendilerini marjinal gördükleri, marjinalliklerinin farkında oldukları ve buna bağlı olarak toplum tarafından damgalanmışlık ve dışlanmışlık hissine kapıldıkları anlaşılmaktadır.

Abdalların ekonomik faaliyetleri, bazı istisnaî durumlar olmakla birlikte, daha ziyade davul çalma, çiğ, elek vs. zenaatlarıyla belirginlik kazanır. Abdalların, abdallığın tarihsel kökenlerine bakılırsa, tasavvuf, Bektaşilik ve Alevilik ile ilişkili oldukları görülür; ancak günümüzde Diyarbakır, Kırıkkale, K.

  1. Maraş ve Gaziantep’teki Abdal veya Âşıklarla yaptığımız görüşmelerde de yakinen gördüğümüz gibi içinde yaşadıkları şehir halkının mezhep ve dinî yaşantısına uyum göstermektedirler.
  2. Örneğin K.
  3. Maraş’ta Hanefî mezhebini benimsemiş, Diyarbakır’da ise Şafiî mezhebini benimsemiş görünmektedirler.K.
  4. Maraş Abdalları’nın Maraş açısından çok önemli konumları bulunmaktadır.

Bu konuma sahip olmada, Kahramanmaraş kurtuluşunun önemli sembol isimlerinden Abdal Halil Ağa’nın rolü büyüktür. Abdal Halil Ağa’nın işgalcilerle işbirlikçi tutuma karşı duruşu, onu K. Maraşlılar katında kahramanlaştırmış ve Abdalların K. Maraş halkıyla bütünleşmelerinde hatırı sayılır bir rol oynamıştır.

Bu makalede, Türkiye’de yaşayan ve şimdilik çok yavaş da olsa bir kimlik bilinci kazanarak sosyo-kültürel, ekonomik, dinsel vb. varlık sahnesinde yer almaya çalışan Abdalların K. Maraş örneğinde sosyal ve dinî durumları, yazılı metinler ve kendileriyle yapılan birtakım görüşmeler çerçevesinde ele alınmaya çalışılmaktadır.1.

ARAŞTIRMANIN TEORİK BOYUTLARI 1.1. METODOLOJİ 1.1.1. Araştırmanın Konusu, Önemi ve Amacı Araştırmanın konusunu, Türkiye’nin Kahramanmaraş ilinde yaşayan Abdalların sosyal ve dinsel durumları teşkil etmektedir. Türk toplumunun periferisinde bulunan Abdallar hakkında yapılan çalışmaların azlığı hesaba katıldığında araştırmanın önemi bir kat daha artmaktadır.

  1. Marjinalitenin, sosyal hayatta dışarıda kalmanın, bir anlamda toplumsal dışlanmışlığın, merkeze göre kenarda bulunmanın, sosyal sapmanın vs.
  2. Sosyal araştırmalar açısından sahip olduğu önem de buna ilave edildiğinde, konuyu araştırmanın çok önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
  3. Araştırmada, K.
  4. Maraş Abdallarının toplumun diğer kesimleriyle ilişkileri, marjinallikleri, toplum içinde kendilerini nasıl hissettikleri, nasıl konumlandırdıkları, toplumun periferisinde nasıl yaşadıkları, periferiden merkeze nasıl baktıkları, toplumun periferisinde toplumsal dışlanmışlık ve damgalanmışlıklarının ne düzeyde olduğu, topluma uyum ve entegrasyon boyutlarının ne olduğu, eğitim durumlarının ve ekonomik durumlarının ne olduğu, ayrıca onların marjinal bir yaşam içinde dini nasıl yaşadıkları, dinle ilişkilerinin ne olduğu, dindarlık düzeylerinin ne olduğu gibi hususları ele almak ve bu hususların anlaşılmasına, aydınlığa kavuşmasına katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.1.1.2.

Araştırmanın Hipotezleri 1. Abdalların sosyal durumları değişim geçirmektedir. Bunun genel değişimle, yerleşik hayata geçmekle ve şehirleşmeyle ilişkisi vardır.2. Abdallarda dinsel canlanma olmakla birlikte dindarlık görece rahat ve gevşektir. Bu durumun onların marjinallikleri ile ilişkisi vardır.3.

  1. Abdallar, genelde toplumun yapmadığı meslekleri icra ederler.
  2. Ekonomik durumları da bu mesleklere göre belirlenir.
  3. Bu, onların toplum içindeki ayrıksılıkları ile ilişkilidir.6.
  4. Abdalların marjinallikleri, toplumun diğer kesimleriyle uyumsuzluk oluşturmuyor.
  5. Bunun daha çok siyasal ve katı ideolojik bir duruşa sahip olmamalarıyla ve ayrıca marjinalliğe bağlı olarak kendini gösteren dışlanmanın onları şimdilik toplumu öteki olarak görmeye itecek boyutlarda olmamasıyla ve de Maraş’taki genel dinî algı ve yaşantının sosyal bütünleşme işleviyle ilişkisi bulunmaktadır.7.

Abdalların marjinalliklerinin uyumsuzluk konusunda sorun oluşturmaması, halkın onları şiddetli bir biçimde dışlamaması ve uyumsuzluğa götürecek boyutta kötü muameleye tâbî tutmamasıyla ilişkilidir.1.1.3. Araştırmanın Sınırları Araştırma, Şubat-Mart 2003’te K.

Maraş’ta Abdallardan 30 kişi üzerinde görüşme tekniğiyle yapılmış olup Abdalların sosyal ve dinsel durumlarını anlama ve ortaya koymaya çalışmakla sınırlıdır. Çalışma, araştırmacının gözlemlerinin yanı sıra teorik ve tarihsel bilgilerle de desteklenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgu veya sonuçlar, örneklem ile mahdud olup araştırma, belli bir zaman dilimi dâhilinde gerçekleştirildiği için deneklerin zamanla tutum ve davranışlarının değişebileceği düşüncesiyle (Koştaş, 1995: 21) araştırma bulgularının anket ve mülâkatın yapıldığı zamanla sınırlı olduğu vurgulanmalıdır.1.1.4.

Araştırmanın Yöntemi Araştırma, tarama modeli esas alınarak yürütülmüş olup hem dökümantasyon tekniğinden yararlanarak Abdalların geçmişi ve bugünüyle ilgili bilgilere ulaşmak amacıyla yazılı metinlere başvurulmuş, hem de araştırma konusu olan Abdalların bugününe ilişkin halen var olan sosyal ve dinsel durumları görüşme tekniğiyle betimlenmeye, kendi şartları içinde olduğu gibi ele alınmaya, anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır.

  • Görüşmeler, yarı yapılanmış görüşmeler (Karasar, 1994: 168) biçiminde olup araştırmacı tarafından sorulan sorular ve görüşülenler tarafından verilen cevaplar, anında kaydedilmiştir.
  • Görüşmeler, bireysel düzlemde yapıldığı gibi grup düzleminde (Bkz.
  • Arslantürk, 1995: 102) de yapılmıştır.
  • Grup görüşmelerinde çeşitli konular, ortaya konulmuş ve o konular etrafında tartışmalar yapılmıştır.

Bazen grup üyelerinin birbirleriyle tartışmaları sağlanmaya çalışılarak durumları en iyi şekilde anlaşılmak istenmiştir. Araştırmanın yöntemi kapsamında belirtilmesi gereken önemli bir husus da şudur: Çalışmada kullanılan “dinde canlanma”, “dindarlık artışı”, “dine yöneliş” gibi ifadeler, değer yargısı taşımamakta, tersine nesnel bir gerçekliği ifade etmek üzere kullanılmaktadırlar.

  • Bu çerçevede araştırmacının tarafsızlık ilkesiyle hareket etmekte olduğu ifade edilmelidir.1.2.
  • ABDALLAR Abdal sözcüğü, değişmek, değiştirmek, bir şeyi bir şeyin karşılığında o şeyin yerine koymak anlamına gelen Arapça “b-d-l” fiil kökünden bir şeyin yerini tutan, karşılık, vekil, tanık, temsilci gibi anlamlara gelen “bedel” sözcüğünün çoğuludur.

Genel olarak zahid, derviş, dindar insan, ermiş, kalender insanlar için kullanılır. Budala da denir. Tasavvuf dilinde dinî hiyerarşide önemli bir pozisyonu işgal eden zatlar için kullanılır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Örnekleriyle Türkçe Sözlük’ünde Abdal sözcüğünün anlamına ilişkin şu bilgilere yer verilmektedir: (1) Gönlünü Allah’a vermiş, dünya ile ilgisini kesmiş gezici derviş.

  1. Bunlar eskiden “Yâ Hû” diye seslenerek dolaşırlardı.
  2. 2) Temiz yürekli, saf derun.
  3. 3) Yoksul.
  4. 4) Bir şeye akıl yormaz, kalender yaşayışlı ve derviş kimse.
  5. Aynı sözlükte Abdalân (Abdallar) ise, tarikat inanışında Allah’a varma yollarının en yüksek seviyelerine varan kimseler olarak tanımlanır.
  6. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1995: 4) Bir başka sözlükte (Eren ve Diğerleri, 1988: 2) Abdal sözcüğünün karşısında şu bilgiler bulunmaktadır: (1) Safevîler devrinde İran’da yaşayan Türk oymaklarından biri.

(2) Anadolu’da yaşayan bir takım oymaklara verilen ad: Geygel Abdalları. Abdal, eskiden bazı gezgin dervişlere verilen ad: “Dağ yürümezse abdal yürür.” (Atasözü). “Varıp yaslanayım Hacı Bektaş’a/ Abdalın olayım çullar içinde” (Gevherî) Abdallara Anadolu Türkmenleri arasında Gegel de denilir.

Yörükan, 1998: 403) Bu çalışmada Abdallardan maksat bir sosyal gruptur. Yukarıda ifade edilen sözlük anlamlarına uygun olarak Abdalı, bazı tarihî şahsiyetlerin mahlasları olarak görmekteyiz. Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Abdal Musa, Koyun Abdal, Küçük (Köçek) Abdal, Meczub Abdal gibi şahsiyetleri bu cümleden zikretmek mümkündür.

XII/XIII. yüzyılda Selçuklular döneminde Horasan’dan Anadolu’ya gelen, Osmanlı devletinin kuruluşunda önemli rolleri olan Horasan erenleri de “Abdalan-ı Rum” (Anadolu Abdalları) adını almışlardır. Abdal oymakları, belgelerde Türkmen taifesi olarak gösterilmiş ve hem Türkmen aşiretleri, hem de Türkmen cemaatleri başlığı altında zikredilmişlerdir.

Türkay, 1979) Abdallar, soy itibariyle Türkmendirler. Bugünkü Anadolu Abdalları Babâî ve Bektaşî Horasan Türkmenlerinin bâkiyeleridirler. (Ülkütaşır, 1940) Bugün Abdallar, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaşamaktadırlar. Antalya, K. Maraş, G. Antep, Adana, Ş. Urfa, Konya, Sivas, Osmaniye, Amasya, Dinar, Osmancık, İskilip, Van, Merzifon, Mecitözü, Havza, Karaman, Kulu, Mut, Muş, Elmalı, Keskin, Kırşehir, Niğde Çiçekdağı, Tarsus, Erzurum, Hatay, Eskişehir, Burdur, Tokat, Nevşehir, Tunceli, Manisa, Zonguldak vs.

gibi yerleşim birimlerinde Abdallar yerleşik hayata sahiptirler. Denilebilir ki günümüzde Türkiye’nin hemen her yerinde Abdallar yaşamaktadır. Abdallarla ilgili önemli bir husus, onların Çingene veya Romanlarla aynı toplumsal grup olmadıklarıdır. Bu hem tarihi belgelerde böyledir, hem de kendileri de bunun böyle olduğunu özellikle belirtme ihtiyacı hissetmektedirler.

  1. Abdallar, Türkiye’nin dışında Afganistan, Çin, Azarbeycan, Türkmenistan gibi ülkelerde de yaşamaktadırlar.
  2. Yapılan çalışmalar, bunların da aslında bazı özelliklerinin Türkiye’deki Abdallarla benzer olduğunu göstermektedir.
  3. Bu Abdallar hakkında A.D.
  4. Gülçiçek’in verdiği bilgilere göre “ilk düzenli çalışmayı yapanlar, F.

Grenard (Le Turkestan et le Tibet, Leroux 1898), P. Pelliot (Les Âbdâl de Painâp, in: Journal asiatique, Xe Série, t. IX, 1907,) ve Albert v. Le Coq (Die Abdal, in: Baessler-Archiv, Band II, Leipzig/Berlin 1912) gibi batılı ararştırmacılar ve şarkiyatçılardır.F.

  • Grenard, 1893’te yaptığı Orta Asya seyahatında, Çin Türkistan’ın Keriya (Kéria) bölgesinde 50 Abdal ailesiyle karşılaşır.7 veya 8 Abdal ailesiyle de Qarqan (Tchertchen)’da buluşur ve bunlar hakkında geniş bilgiler verir.
  • Grenard’a göre, komşuları Türkler’den tip olarak pek farkı olmayan, ama kendilerine özgü, daha çok Farsça temeline dayanan bir dil konuşan, buradaki halk grubuna ‘Abdal’ denir.

Onlar ise, kendilerini ‘Heynou’ (Äynu) diye adlandırırlar. Ellerinde doğru dürüst arazi veya toprak bulunmayan bu insanlar, meslekî olarak, daha çok hasır işleriyle uğraşırlar. İnanç yönünden, Müslüman olduklarını söyledikleri hâlde, diğer Müslümanlarla fazla ilişkileri yoktur; birbirlerine kız alıp vermezler.

  • Grenard, buradaki Abdallar’la ilgili yaptığı ilk tespitte, bunların köken olarak, bir çeşit yerleşik Luli-Çingeneleri olabileceğini varsayar.
  • Fakat bunların gelenek, görenek ve yaşam tarzları bakımından birbirinden çok farklı gruplar olduğunu görünce, daha sonra, yaptığı bir tespitte, bu Abdallar grubunun, Doğu Türkistan’da yaşayan ve 8.

yüzyılda kimisi zorla, kimisi de isteyerek Şii-Müslüman olan İran kökenli bir grubun olduğu sonucuna varmıştır. Üzerlerindeki, ortodoks Sünni iktidarların baskılarından dolayı, tasavvufa dayanan inançlarını gizlemek zorunda kalmışlardır. Kendilerinin anlattığına göre, ataları, Irak/Kufe kentinden, Hz.

Ali’nin torunlarından İmam Mehmed Gazâli’nin maiyetindeki bir ordu ile Doğu Türkistan’a gelmişler, orada kâfirlerle savaşırken, bir kısmı şehit düşmüş, kalanlar da Kaşgar yöresine yerleşmişlerdir. Fransız sinolog (Çinbilimcisi) Paul Pelliot ise, 1906’larda Orta Asya’da yaptığı araştırma gezisinde, ‘Les Abdals de Painap’ adlı yapıtında, Çin Türkistanı’nda Painap köyünde yaşayan Abdallar’dan söz eder.

Kaşgar bölgesindeki Türklerin anlattıklarına göre, Abdallar, kendileri gibi aynı dili konuşan bir Müslüman topluluğudur. Onlara göre, Abdal deyimi, ayrı bir halk topluluğuna değil, farklı tiplerdeki gezgin dervişlere verilen bir isimdir. Pelliot’a göre, ‘Abdal’ deyiminin, Grenard’ın anlattıklarının dışında, ayrı bir anlamı ve özelliği vardı.

Pelliot, Kaşgar yakınlarındaki Paynap (Painap) köyünde yaptığı araştırmada, Kerya ve Qarqan’daki Abdalların aksine, buradaki –hemen hemen 400 aileden oluşan– Abdalların, Türk komşularıyla çok yakın ilişkileri olduğunu, birbirine kız alıp verdiğini, hatta Türkler tarafından, bu Abdallar grubuna, gösterdikleri bazı kerametlerden dolayı, saygı duyulduğunu, onlar gibi çiftçilik ve ticaretle uğraştıklarını, gezgin Abdalların Kaşgar Türkçesi dışında, Farsça, Kırgızca, Hintçe, Kipçakça ve Arapça gibi bazı dilleri de öğrendiklerini belirtmektedir.

Dedelerinin, çok eskiden, Irak veya İran’daki Darvet (Darband) bölgesinden Paynap’a göçtüklerini söylerler. Pelliot, diğer bölgelerdeki Abdallar konusunda fazla bilgi edinemez, yalnız Tezgün (Kaşgar/Shule)’de 5 Abdal ailesinin bulunduğunu belirtmektedir.

  • Grenard gibi, Pelliot da, Abdalların kendilerini ‘Heunou’ (Äynu) ve bazılarının da ‘Gilaman’ olarak adlandırdıklarını; konuştukları dilin, daha çok Farsça kökenli olduğunu yazmaktadır.” (Gülçiçek, 2004) Albert von Le Coq da Abdallar’la ilgili önemli bilgiler verir.
  • Le Coq, Çin Türkistanı gezisi esnasında Eylül 1906’da Ak-su, Uch-Turfan ve civarına da uğradığından ve buralarda, örneğin Hotan, Keria ve Kaşgar ve civarlarında Doğu Türkçe’si konuşan ve kendilerine Abdal denilen insanların köylerinin olduğundan bahsetmektedir.

(Le Coq, 1928: 39) Le Coq, bir zamanlar Venedik’li gezgin Marco Polo’nun da ziyaret ettiği (1275) Hotan’da geçirdiği bir kaç gün içinde, etrafında bulunan, özellikle Swat ve Bagaurlu Afgan tüccarlarından şehirde ‘Abdal’ adında bir halk grubunun bulunduğunu öğrenir.

  1. Bunun üzerine, Rıza Mulla önderliğinde, beyaz giyinmiş, sakallı bir Abdal grubu kendisini ziyaret eder.
  2. Le Cop, bunlardan edindiği bilgilere göre, Çinliler, Doğu Türkistan’ı tekrar fethedince, 40 Abdal’ı çiftçi olarak Yürünkaş civarındaki Tamegil bölgesine yerleştirmişler.
  3. Önceleri konar-göçer yaşayan bu Abdallar, kalbur, süpürge ve kaşık gibi ev eşyaları yaparak, müzikle uğraşarak geçimlerini sağlarlarmış.

Bunlar, Müslüman olduklarını söylerler ve geleneklerini sürdürürler, ama Türkler’le, Hind ve Afgan Müslümanlarla pek ilişkileri yoktur, sadece kendi aralarında kız alıp verirler, yemek yerler, tütün içerler. Onlar da, bunları, hakiki Müslüman saymazlar; tavşan ve kertenkele gibi mekruh (şeriatça yasak edilmeyen, ama zorda kalmayınca da yenilmesine müsaade edilmeyen) hayvanların etini çekinmeden yediklerini söylerler.

  • Le Coq, 1901-1902’de Berlin Şark Komitesi (Berlin Orient-Comi-té) tarafından İslâhiye yakınlarındaki Zincirli (Zencirli) köyünde, Eskikale tepesinde bir araştırma yapmak için gönderilen araştırma görevlileriyle birlikte gönüllü stajyer olarak Adana’ya gider, oradan da Zincirli’ye geçer.
  • Burada Musa ve oğlunun adı Ali olan iki Abdal’la karşılaşır.

Baba-oğul, arasıra Alman araştırmacılarının depolarına gidip, onlara keklik ve ağaçtan yaptıkları ev eşyaları satıyorlarmış. Le Coq, bir gün (5 Mayıs 1902’de), Kürtçe ve Türkçe’nin dışında kendilerine özgü başka bir dil de konuşan bu iki Abdalı, içeri davet eder.

  • Bunlardan dinlediği bir Kürtçe kahramanlık türküsü dikkatini çeker.
  • İslahiye yakınlarındaki Karaburçlu köyünden olan bu Abdallar, Türkler tarafından ‘Abdal’, Kürtler tarafından ise ‘Gewende veya Gawende’ olarak adlandırılırlar.
  • Rışvan ismindeki bir Kürt aşiretinin Delikan taifesine mensup olan bu Abdallar ise, kendilerine ‘Teberci’ derler.

Zincirli köyü civarındaki Abdallar’ın bütün varlığı bir kara çadır, bir inek, bir de avurtları çökük bir eşektir. Gayet fakir olan bu insanlar, ağaç kaşık, iğ (kirmen, eğirmen; kürtçe: teşi veya serteşi), tütün tahtası (dar-i tütün), müzik aletleri, özellikle ‘tambur’ dedikleri bağlama (saz), su fıçısı veya testisi, sepet ve elek yapıp satarak, düğünlerde müzik yaparak, ayrıca keklik tutarak geçimlerini sağlıyorlar.

Bunlar daha çok kendi aralarında kız alıp veriyorlar. Müslüman olduklarını söyledikleri hâlde, kurallarını pek önemsedikleri yoktur. Le Coq, Zincirli’deki Abdallar’ın konuştukları dil hakkında bir ses kaydı yapar, kendisi erken dönmek zorunda kaldığı için, bunu W. Foy’a bırakır.W. Foy, değerlendirmesinde, Teberci Abdalların göçebe Yürüklerin bir kolu olduğunu, fakat onlardan farklı bir dil konuştuklarını yazmaktadır.

Dilleri, cümle kuruluşları, fil çekimi yönünden Güney Türkçesine benzediği halde, sözcük bakımından, daha çok Kürtçe, bazı kelimeler Çingenece ve Anadolu’nun artık kaybolmuş bazı sözcüklerinden oluşmaktadır. Le Coq, bu dilin, Urumiye gölü civarındaki Hallac köylerinde yaşayan Teberci ve Domaların; Batı İran’da ‘Kara-cı’ dedikleri Çingenelerin (Romların) lehçesiyle yakın benzerlikleri olduğunu yazmaktadır.

  • Doğu Türkistan’daki Abdallar’la igili önemli bir çalışmayı da 1906/1907’lerde C.G.
  • Mannerheim, Kaarlo Hilden ve Gustav Raquette yapar.
  • Aarlo Hilden’in yaptığı daha çok antropolojik bir çalışmadır.
  • Aarlo, bu araştırmasında, Doğu Türkistan’daki Abdalların kesin olarak Moğol asıllı olmadıklarını, bunların bir ihtimal doğulu, Ermeni ve Turani ırkların bir karışımı olabileceğini belirtmektedir.

İsveçli Gustav Raquette de, tıp öğreniminden sonra 1886–1921 yılları arasında misyoner olarak Doğu Türkistan’da, bilhassa Kaşgar ve Yarkand bölgelerinde bulunur.1906’da Yarkand’taki Abdallarla ilgili bazı araştırmalarda bulunur.C.G. Mannerheim 1906–1908 yılları arasındaki gezisinde Hotan civarında bulunan Tamaghil köyüne uğrar.

Bu köy Abdallarındır. Mannerheim, gezisinde yaptığı gözlem ve değerlendirmeleri aktarırken “Abdal aşiretinin, Müslümanlar arasında Yahudilerin Hıristiyan ulusları arasındaki pozisyonuna oldukça benzer bir konumda bulunan acayip bir dilenci aşireti olduğunu” söyler. Ona göre “İmam Hüseyin’in ölümünü müteakip memleketlerinden sürülen ve Müslüman ülkelerin çeşitli yerlerinde küçük kolonilere bölünen Abdallar, İmam Hüseyin’in bedduasını almış ve dilenciliği meslekleri olarak kabul etmekle yüzyüze gelmişlerdir.

Hem zengin hem de fakir her yıl belli bir zaman için bir dilenci çantasını omuzunda taşımalı ve çevrede dolaşarak sadaka toplamak için dilenmelidir. Onlarla her yerde dilenci değneği taşırken, bazıları paçavra içinde, bazıları iyi giyinmiş ve değerli süs eşyaları, yüzük, kolye, broş vb.

  1. Takınmış iken karşılaşabilirsiniz.
  2. Abdalların dilenci olarak görünüşü o kadar yaygın ki çoğu insan dilencileri Abdallar diye çağırma yanlışına düşmektedirler.
  3. Abdallar; Abdallar aşiretine ait olduklarını nadiren kabul ederler ve Abdal ismini hakaret olarak algılar gibi görünürler.
  4. Sorulduğunda örneğin Tamaghil kabilesine ait olduklarını söylerler.

Kısmen Hüseyin’in ölümü kanalıyla meydana gelen dinsel farklılıklardan (Abdallar, Müslümanların Hüseyin’in ölümünün yasını tuttukları günü bir bayram günü olarak kutladıkları söylenir), kısmen de onların dilencilerinin, Sartların onların istediklerini vermeleri için hurafelere sapmak ve hilelerle kandırmaya çalışmakla suçlanmalarından dolayı Sartlar tarafından pek sevildikleri söylenemez.” Mannerheim, Tamaghil’de Abdalların mollası ve Yüzbaşı’sıyla da görüştüğünü ve onunla halkının kendisine çok iyi davrandığını, güzel yemekler ikram ettiğini söylemektedir.

  • Mannerheim, 1969: 92) Mannerheim, ayrıca 28 Eylül 1906’da Yarkand Abdallarının oturduğu Hayran Bağ köyüne de uğrar.
  • Mannerheim 50 hanelik bu köyde Tamaghil’dekinden çok farklı karşılandığını, kendisine bir sürü bahane öne sürüldüğünü ve antropolojik ölçme ve değerlendirmeler için bir molla ve yaklaşık 15 Abdalı toplamakta zorluk çektiğini anlatır.

Bu köydeki Abdalların çok fakir olduklarını, farklı kökenlerden insanlarla evliliklerinin olduğunu söyler. (Mannerheim, 1969: 110) Mannerheim, aynı gezi kapsamında Hotan ve Yarkand’da yaptığı antropolojik gözlemlerini desteklemek bakımından bir başka Abdallar köyüne daha uğradığından; 28 Ocak 1907`de uğradığı dört köyün aynı isme sahip olduğunu, bu ismin de Painap olduğunu ve Painap adı verilen bu köylerden birinde Abdalların yerleşik olduğundan bahseder.

  1. Gözlemlerine göre Painap’taki Abdallar, diğer Abdallardan çok daha fazla zavallı ve perişan görünmektedirler.
  2. Onların çoğu profesyonel dilenci olduklarını kabul ederler.
  3. Onların büyük bir çoğunluğunun arsa ve arazisi yoktur.
  4. Omşu köyler tarafından hor görülmektedirler.
  5. Mannerheim, 1969: 115) Gerek Orta Asya uzmanı M.

Aurel Stein’ın 1911-12’lerde Xin-jiang bölgesindeki Abdalların, gerekse Zhao Xiangru ve Haxim’in 1976’da Hotan bölgesinde, Giwoz köyündeki ‘Äynu’ (Eynu), Uygurlar tarafından ‘Abudaerren’ diye adlandırılan Abdalların dilleriyle ilgili yaptıkları araştırmalarda, köken olarak İran’dan gelen bu halkın, konuştukları dilin Hint Avrupa dil topluluğuna dahil olan İran dilinin bir kolu olduğunu, ama zamanla Uygurca’nın etkisinden kalarak birçok değişiklikler gösterdiğini yazmaktadırlar.

Sinolog O. Ladstätter ve Türkolog A. Tietze’nin, 1983 ve 1986′ da Xinjiang’a yaptıkları bir araştırma gezisinde, Urumci’de değişik üniversite ve Kaşgar’daki Pedagoji yüksek okulundaki birçok bilim adamlarıyla yaptıkları görüşmelerde yöredeki Abdalların kökenleri ve dilleri hakkında geniş bilgiler edinirler; ayrıca Abdalların yerleşim alanlarını gezerek yerinde incelemelerde bulunurlar.

Türkiye’deki etnik gruplarla ilgili, köy birimlerine kadar inerek geniş çaplı bir araştırmayı gerçekleştiren Peter Alford Andrews, Abdallar’la ilgili yaptığı incelemede, yukarıda belirtilen bilgiler dışında, Gaziantep yöresindeki Teberci Abdalların verdiği bilgiye göre, Dedemoğlu önderliğinde Türkmenlerle birlikte, Sivas ve Yozgat yöresinden göç ettiklerini belirtmektedir.

See also:  Qual O HorRio Do Jogo Do Brasil Sexta-Feira?

Ayrıca, Yozgat bölgesinden Konya’ya göç eden ‘Carcar’ diye adlandırılan Abdallar’ın, kendilerini köken olarak Alakeçili Yörükler’e, Güney ve Doğudaki Abdallar’ın birçoğunun Beydili Oymağın’a, bir kısmının da kendilerini Karakoyunlular’a bağladıklarını yazmaktadır. Yine Andrews’in, Atabeyli’ye dayanarak verdiği bilgilere göre, Antalya’nın Zeytin Köyü mahallesinde oturan Abdalların, kendilerinin Türkmenlerle birlikte Horasan’dan Anadolu’ya geldiklerini belirtmektedir.

Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki Türkmen boyları arasında gezerek, onların yaşam tarzları, folkloru, etnik yapıları ve aşiret düzenleri hakkında geniş çaplı bir araştırmada bulunan Ali Rıza Yalman (Yalgın), Gaziantep/Kilis yöresindeki Elbeyli oymağı arasında incelemelerde bulunurken, 1931’lerde (Mayıs ayında) Suriye sınırına hakim bir tepe üstünde kurulan ve elli evden oluşan Yazlıbecer köyünde konaklar.

  1. Yazlıbecer, Ağcabekirli ve Elbeyli ile Türkmen ve Yörükler arasında birleşik bir köydür.1722’lerden önce Şirvanlı aşiretinin kışladığı bu köye, daha sonra Türkmenler yerleşir.
  2. Gülçiçek, 2004) 2.
  3. ARAŞTIRMANIN BULGULARI 2.1.
  4. ARAŞTIRMANIN ÖRNEKLEMİ Örneklem grubuna sorulan sorulardan grup üyelerinin sosyal ve kişisel karakteristiklerine ilişkin bilgiler elde etmek üzere sorulan olgusal sorularla ortaya çıkan olgusal durum (Sencer-Sencer, 1978: 257), deneklerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, medenîlik vb.

bir takım özelliklerinin bilinerek söz konusu özelliklerin, sosyal davranışı, sosyal ve dinî yapıyı vs. nasıl etkilediğinin veya tersi bir durumun nasıl olduğunun anlaşılmasına önemli katkıda bulunurlar. Bu nedenle öncelikle örneklem grubunun olgusal durumu ortaya konmuştur.

  1. Araştırmada örneklem grubunun olgusal durumunun kapsamına şu durumlar girmektedir: Cinsiyet, medenî durum, yaş, eğitim düzeyi ve meslek durumu.2.1.1.
  2. Örneklem Grubunun Cinsiyeti Görüşme yaptığımız abdalların %30’u kadın, %70’i ise erkektir.2.1.2.
  3. Örneklem Grubunun Medeni Durumu Örneklem grubunun %73.3’ü evli, %26.7’si bekârdır.2.1.3.

Örneklem Grubunun Yaşı Örneklem grubunun yaşı 12 ile 60 yaş üstü arasında değişmektedir. Örneklemin %10’u 12-18; %30’u 19-25; %16,7’si 26-30; %10’u 31-40; %23,3’ü 41-60 ve %10’u 60 ve yukarısı yaş gruplarından oluşmaktadır.2.1.4. Örneklemin Eğitim Düzeyi Görüştüğümüz kişilerin %30’u okuma yazma bilmemektedir; %26.7’si İlkokul mezunu; %16.7’si ortaokul mezunu; %16.7’si lise mezunu ve %10’u üniversite mezunudur.2.1.5.

Örneklemin İş ve Meslek Durumu Örneklemin üniversite düzeyindeki % 10’luk, 31–40 yaş kategorisine giren % 3,3’lük (1 kişi) ve 60 yaş ve yukarısı kategorisine giren % 6,6’lık (2 kişi) oran dışındaki bütün erkeklerin temel uğraşları davul çalmaktır. Örneklemin söz konusu % 3,3’ü birahane işletmekte, % 6,6’dan % 3,3’ü kahvehane işletmekte ve üniversite düzeyindekiler ise seyyar satıcılık ve pazarlamacılık yapmaktadırlar.

Hanımların tamamı ise çiğ işiyle meşgul olmaktadırlar. Davulla iştiğal eden erkekler de davul dışında çiğ işlerinde kadınlara yardım etmektedirler. Davul ve çiğ işinin mevsimi olduğu düşünüldüğünde o mevsim dışında kalan zamanlarda Abdalların boş zamana sahip oldukları ve bu boş zamanlarını daha çok kahvehanelerde geçirdikleri söylenebilir.

Bazıları, yazları amelelik işiyle de meşgul olduklarını söylemişlerdir.2.2. ARAŞTIRMANIN BULGULARI 2.2.1. Abdallarda Sosyo-kültürel Durum Abdallarda yerleşik hayata hemen hemen tamamen geçildiği söylenebilir. Göçebelik kalmamış gibi. Çeşitli mevsimlerde, özellikle de yazları iş amacıyla, örneğin çiğ yapmak için, amelelik yapmak için vs.

ikamet ettikleri yerden başka bir yere geçici olarak taşınırlar. Dolayısıyla Abdalların büyük ölçüde göçebe hayatı yaşamadıkları söylenebilir. Abdallar veya Âşıklar, Türkiye’de bir alt kültür grubu olarak sosyal statüleri itibariyle düşük düzeyde, belki de en düşük düzeylerden birinde bulunmaktadırlar.

  • Endileri bunun farkındadırlar.
  • Yapılan görüşmelerde bu konuda bir bilgiye sahip bulundukları anlaşılmaktadır.
  • Abdalların kendi dışındaki insanlarla ilişkileri, örneğin arkadaşlık, komşuluk, iş, yolculuk vs.
  • Ilişkileri sözkonusu statülerine uygun olarak biçimlenmektedir.
  • Abdalların marjinalliklerinin bir gereği olarak kendi içine kapalı entegrist bir grup oldukları söylenebilir.

Bu yapının oluşumunda hem kendilerinin hem de toplumun diğer kesimlerinin etkisi bulunmaktadır. Kendileri, örneğin gerek kendi dışındaki insanlara karşı kapalı durmak, gerek sosyal hayata aktif olarak katılmamak suretiyle, toplum da örneğin onları kendi içinde eritmemek, onları ötekileştirmek, sözgelimi bir dönem onları askere almamak (Yörükan, 1998: 108) suretiyle mezkûr yapının oluştuğu açıktır.

  • Abdallarla yapılan görüşmelerde onların kendi dışındaki toplum kesimleriyle ilişkileri konusunda çeşitli sorular sorulmuş ve konu grup biçiminde de tartışılmıştır.
  • Onlara “toplumun kendilerini dışlayıp dışlamadıkları” sorulduğunda, genelde dışlandıklarını söylemektedirler.
  • Fakat bu dışlanmışlığın derecesi konusunda farklı görüşlere sahiptirler.

Bir kısmı çok dışlandıklarını, bir kısmı ise az dışlandıklarını, bir kısmı ise bunun doğal olduğunu ifade ediyorlar. Örneğin K. Maraş’daki Abdallardan bir kısmı, K. Maraş’ta kendilerini yabancı hissetmediklerini, ama yine de bir ötekiliğin, ötekileştirmenin var olduğunu belirtiyorlar.

“Bunun gerçekten mi olduğunu yoksa bir yanılsama mı olduğunu” sorduğumuzda, biraz düşündükten sonra “gerçekten dışlanmanın var olduğunu” söylüyorlar. Ancak toplumun diğer kesimlerinin kendilerine herhangi bir maddi veya fiziksel rahatsızlık vermediklerini de özellikle belirtiyorlar. Kendileriyle görüşülenlerden bir kısmı, toplumla ilişkilerini damgalanma ile izah etme yoluna gitmekte, toplumun kendilerini “abdallık”la damgaladıklarını ifade etmektedirler.

Örneğin K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa’nın torunu ve bazı kimseler, Abdal kelimesinin derin ve iyi anlamının olduğunu, bundan gocunmadıklarını, ama insanların bunu bilmediklerini ve bu isimle kendilerini hor ve hakir gördüklerini, kötülediklerini belirtmektedirler.

İlginçtir, buna benzer bir durum 1906 yılında Doğu Türkistan Abdallarında da karşımıza çıkmaktadır. Mannerheim’in tespitlerine göre Hotan civarındaki bir köyde “Abdallar, kendilerinin Abdallar aşiretine ait olduklarını nadiren kabul ederler ve Abdal ismini hakaret olarak algılar gibi görünürler. Sorulduğunda örneğin Tamaghil kabilesine ait olduklarını söylerler.” (Mannerheim, 1969: 92) K.

Maraş’ta aşiret reisi olarak bilinen ve çevresinde saygın bir yeri olan bir şahsiyet, “Bizi hor görüyor, dışlıyorlar” diyor. Fakat şunu da ekliyor: “Gerçi bana da yakınlıkları var. Mesela muhtarlık teklifi aldım, fakat reddettim.” Gerçekten dışlanmanın hissedilmesi ve bunun ifade edilmesi önemlidir.

  1. Irıkkale, Diyarbakır ve Gaziantep’te de benzer dillendirmeler yapılmaktadır.
  2. Bu çerçevede Gaziantep’te öğretmen olan kişi, başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır: “Bir lokantaya girdim.
  3. Sahibi bana ‘gel kirve’ diye çağırdı.
  4. Ben de ona ‘başka bir öğretmen gelse ismiyle mi hitab edersin, yoksa başka bir şekilde mi?’ diyerek lokantadan ayrıldım.

Bu cümlelerde de belli olduğu gibi kendilerine kirve gibi bir takım adlarla hitab edilmesinden hoşlanmamaktadırlar. Onlardan bir kısmı, insanların kendilerini küçümsediklerini, kendilerine karşı bir önyargıyla hareket ettiklerini ileri sürmektedir. Damgalanmışlık ve dışlanmışlıklarını izah ederken bazı insanların camide kendileriyle birlikte namaz kılmaktan uzak durduklarını, cami değiştirdiklerini söylüyorlar.

Hatta 15-20 yıl önce bazı imamların kendi ölülerinin cenaze namazlarını kılmadıklarını veya kılmak istemediklerini, ama şimdi durumun iyi olduğunu belirtiyorlar. Ama bu tip durumların nadir olduğunu da ekliyorlar. Nurdağı’nda lise mezunu bir şahıs, bir yerel kurumun açtığı sınavları kazandığı halde mülakatta açıkça kendisine Abdal olduğu için işe alamayacaklarını söylediklerini ve bundan kendisinin çok etkilendiğini belirtiyor.

Ayrımcılığa maruz kaldıklarını söylüyor. Bu noktada ayrımcılık, diskriminasyon üzerinde durmak gerek. Abdalların kendilerini bir tür kültürel diskriminasyona maruz hissettikleri açıktır. Elbette alt grupların farklı kültürel değerlerinin ve hayat tarzlarının serbest ifadesini inkâr veya sınırlandırma anlamında (Kallen, 2004: 63) doğrudan doğruya kültürel ayrımcılık yok.

  • Fakat sosyal ayrımcılık, etiketleme, damgalama ve önyargıda bulunularak dolaylı bir kültürel ayrımcılık yapıldığı söylenebilir.
  • Ayrımcılığın yapılmasında da tabii ki daha çok etkili olanlar toplumsal otoritelerdir.
  • Tekrar görüşmelere dönersek, K.
  • Maraş’ta Abdallara düzenli iş bulma konusunda bir şeyler yapıp yapmadıklarını bazılarına sorduğumuzda, Abdal Halil Ağa’nın yakınları da dâhil bu konuda bir ezilmişlik, bir dışlanmışlık duygusuyla hareket ettiklerini ve dolayısıyla kendilerini işe almazlar diye pek ciddi bir girişimde bulunmadıklarını söylüyorlar.

Bazı gençler, aslında tembellik ettiklerini, hâllerini kabullenmişlik hissiyle hareket ettiklerini ifade ederek bu durumda kendilerinin büyük eksiklik ve ihmallerinin olduğunu ifade ediyorlar. Diyarbakır’da da benzer şeyler söyleniyor. Abdallara komşuluk ilişkileri sorulduğunda, komşularıyla ilişkilerin mesafeli olduğunu, komşuların kendi aralarında kurdukları yakınlığı kendileriyle kurmadıklarını belirtmektedirler.

Abdallar, toplumdan dışarda bırakılmışlıklarını konuşurken siyasete değinildiğinde, önceleri yerel siyasete aktif olarak katılmadıklarını, seçim zamanlarında da çok baskı ve eziyetler gördüklerini, ancak şimdi durumun biraz farklı olduğunu ifade etmektedirler. Yukarıda söylenilenlere bakıldığında, marjinal grup olarak Abdalların topluma uyumu, önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilindiği gibi marjinal gruplar, mevcut sosyal sistemi, sosyo-kültürel sistemi, sosyo-kültürel normları ya kabul eder veya ona karşı çıkarlar ya da kabul ediyor görünebilirler. Görüşme ve gözlemlerden çıkan o ki Abdalların marjinalliği, sosyal uyumu aşırı zorlayan, derin uyumsuzluklar oluşturan bir özellik arz etmez.

Abdallar toplumla uyum içinde görünmekte, toplumun sosyo-kültürel norm ve değerleriyle zıtlaşmak istemeyen bir görünüm sunmaktadırlar. Bunu kendilerine sorduğumuzda, “toplumla uyumlu olmak istediklerini” özellikle belirtiyorlar. Ayrıca toplumla uyumdan dinin çok etkili olduğunu, çünkü dinde kardeşliğin olduğunu, eşitliğin olduğunu ve din aracılığıyla sosyal uyumun daha iyi sağlanacağını belirtiyorlar.

Türkiye’de Abdalların mevcut siyasal düzen ve yasalarla da yaşamak istemedikleri, yasalara uydukları görülmektedir. Abdallarda devlete karşı bir sadakattan söz edilebilir. Abdalların toplumun genel sosyo-kültürel yapısıyla uyumlu olmalarında tabii ki onların büyük ihtimalle Türkmen kökenli olmalarının etkisi olsa gerektir.

  • Hatta bu noktada işaret edelim ki Abdallar için ırk (race) ifadesini kullanmak doğru değildir.
  • Abdallar için bir Türkmen kabilesi ve grubu demek mümkündür.
  • Abdalların çok önem verdikleri bir husus da kendilerinin Çingeneler ve Gurbetlerle karıştırılmaması gerektiğidir.
  • Abdallar, Çingene ve Gurbetlerin farklı bir topluluk olduklarını ifade etmektedirler.

Çingenelerin o bölgelerde sahip oldukları olumsuz imajı paylaşmak istemediklerini belirtmektedirler. Gerçekten de yaşayış şekilleri, soy, huy, inanç, ritüel vs. bakımından Abdalların Çingenelerle bir ilgileri yoktur. (Köprülü, 1995) Kendileri de zaten Çingenelerle ilişkilendirilmekten veya aynı görülmekten hiç hoşlanmazlar.

  • Güzelbey, 1972) Yapılan görüşmelerde kendilerinin dernek vs.
  • Belli çatılar altında örgütlenmeleri konusunu açtığımızda, öyle bir bilinç ve eğitim düzeylerinin olmadığını ifade etmektedirler.
  • Abdallarda kahvehane kültürünün yaygın olduğunu da belirtmeliyiz.
  • Davul çalmadan arta kalan geniş zamanı kahvehanede geçirdikleri görülmektedir.

Kendi oturdukları mahaldeki bir kahvehaneyi mekân tutarlar ve “boş zamanlar”ını orada geçirirler. O kahvehanelerde vakit geçirenlerin büyük çoğunluğu Abdallardan oluşur. Abdal olmayanlar var, ama sayıları az. Abdallarda evlenmelerde grup içi evliliğin yaygın olduğu görülmektedir.

  1. Bu da yine onların marjinallikleri, içe kapanıklıkları, aşiret kültürüne sahip olmaları vs.
  2. Ile yakından ilgili görülmektedir.
  3. Onlardan bazıları, dışarıdan kız alıp vermelerin olmadığını, olsa da bunun kız kaçırmayla gerçekleştiğini, aynı şekilde Abdal olmayanların da kendileriyle evlilik ilişkisine girişmediklerini ifade etmektedirler.

Bazıları kız vermenin kolay olduğunu, ama kız almanın çok zor olduğunu söylüyorlar. Abdallarda monogaminin yaygın olduğu söylenebilir. Bunu kendileri de özellikle vurguluyorlar. Ayrıca Abdallarda erken evlilik daha geçerlidir. Ayrıca aile biçiminin geniş olduğunu, ancak yeni kuşakların çekirdek aileyi tercih ettiklerini belirtiyorlar.

  1. Evlilik ve hanımlar bağlamında kadın-erkek ilişkilerinden de söz etmek faydalı olabilir.
  2. Abdallarda ataerkil aile yapısının olduğu ve ailede babanın sözünün geçerli olduğu söylenebilir.
  3. Denilebilir ki başkalarıyla ilişkilerde Abdalların kadınları, görece rahat tavırlı, herkese karşı açıktırlar.
  4. Atalay, 1991: 25-26) Abdallar, eğlenceyi seven bir gruptur.

Düğün merasimleri 3-4 gün sürer. Düğünlerinde davul zurna çalarlar. Ancak yavaş yavaş piyano ve başka müzik aletlerinin kullanıldığını da ifade ediyorlar. Abdallar, eğlence kültürleri içinde içkiye önem verirler, çok içki tükettiklerini söylerler. Ayrıca düğün vs.

törenlerinde kadın ve erkeklerin ayrı ayrı eğlendiklerini söylüyorlar. İlgiçtir, bu son durum, Kırıkkale’de de tespit edilmiştir. Orada kendileriyle görüşülen bazı Abdallar, düğünlerinde kadınlarla erkeklerin ayrı yerlerde bulunup eğlendiklerini, erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında oynadıklarını, içki içildiğini, erkeklerin daha çok halay çekmeyi tercih ettiklerini ifade ediyorlar.

Kültürel düzlemde denilebilir ki Abdallar egemen kültüre tâbî oluyorlar; ancak kendilerine özgü kültür yapılarına da sahipler. Marjinalliklerine uygun bir farklı kültür yapıları mevcuttur. Abdalların kıyafetleri konusunda da bazı şeyler söylenebilir.K.

Maraş’ta Abdallar, halkın geneliyle hemen hemen aynı kıyafetleri giymektedirler. Bu kadınlar için de erkekler için de doğrudur. Kadınlar başlarını eşarpla veya benzeri bir örtüyle yarım olarak örterler. Çok önceleri eski yırtık elbiselerle dolaşırken onları görebilirdiniz. Ama şimdi kentin genel durumuna uygun olarak giyindikleri söylenebilir.

Bazı Abdalların süslü yüzük, kolye, bilezik vs. takmaktan hoşlandıkları görülmektedir.1906’da Doğu Türkistan’daki bazı Abdal köylerindeki Abdallarla ilgili söylenilenler, bizdeki Abdalları karşılaştırmak bakımdan yararlı olabilir: Abdalların ‘bazıları paçavra içinde, bazıları iyi giyinmiş ve değerli süs eşyaları, yüzük, kolye, broş vb.

takınmış’ vaziyettedirler. (Mannerheim, 1969: 92) Abdalların yemeklerinin de Kahramanmaraş halkının geneliyle bir paralellik arz ettiği söylenebilir. Bu bağlamda K. Maraş’ın dolma, içli köfte, lahmacun gibi yöresel yiyeceklerini evlerinde hazırlayabildiklerini gözlemlediğimizi belirtebiliriz. Abdalların sosyo-kültürel yönleriyle ilgili olarak dilencilik konusu da önemlidir.

Çoğu insan onları başka bir takım aşiret veya gruplarla benzeterek onların dilenciliği meslek olarak seçtiklerini zannederler. Oysa dikkatli bakıldığında onların dilenciliği en azından K. Maraş, Nurdağı, Diyarbakır ve Kırıkkale örneğinde meslek olarak seçmedikleri, ancak Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı gibi özellikle dini günlerde bazı Abdal kadınlarının dilendikleri söylenebilir.

  • Bunu kendilerine sorduğumuzda kesinlikle dilencilik yapanların kendilerinden olmadıklarını söylemektedirler.
  • Böyle söyleseler de bazen dilencilik yapan kadınların varlığını bizzat müşahede ettiğimizi ve fakat dilenciliğin onlarda, örneğin 1906’da Doğu Türkistan’daki bir Abdal aşiretinin yaptığı gibi (Mannerheim, 1969: 92) bir meslek olarak icra edilmediğini söylemek mümkündür.

Abdallarda müzik konusu da önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Onlar, bilindiği gibi davul ve zurna kullanırlar.K. Maraş’ta görebildiğimiz kadarıyla davul ve zurna çalarlar. Onun dışında ayrıca örneğin bir parça okumazlar. Abdalların sosyo-kültürel durumları çerçevesinde dil konusuna da değinmek gerekebilir.

Abdal dili, Hulki Aktunç’un Büyük Argo Sözlük’ünde, Anadolu’nun bazı yörelerinde yörüklerin kullandığı gizli dil olarak tanımlanır. (Aktunç, 2002: 27) Abdalların özel veya gizli denilebilecek bir dilleri bulunduğu (Caferoğlu, 1953: 77) açıktır. Le Coq, Çin Türkistanı’nda karşılaşıp görüştüğü Abdalların da Doğu Türkçesi konuştuğunu ve fakat kendi aralarında kaynağı bilinmeyen bazı kelimeler kullandıklarını ifade etmektedir.

(Le Coq, 1928: 39) C.G. Mannerheim de 1906-1908 yılları arasında Asya’ya antropolojik amaçlı yaptığı gezide 28 Ocak 1907`de uğradığı dört köyün aynı isme sahip olduğunu, bu ismin de Painap olduğunu ve Painap adı verilen bu köylerden birinde Abdalların yerleşik olduğunu, Abdalların da Sart dilinden başka bir dil bilmediklerini ileri sürdüklerini, ancak diğer Painap köylerinde oturanların, Abdalların kendi aralarında bir başka dil kullandıklarını kesin bir dille iddia ettiklerini anlatmaktadır.

Mannerheim, onların dil ve dini farklılıklarına bakarak bu gizliliğin garip olduğu yorumunu da ekler. (Mannerheim, 1969: 115) Yaptığımız görüşmelerde bir Abdalcanın olup olmadığını sorduğumuzda, “Evet, Abdalca var, kendi aramızda bu dille konuşuruz.” demişlerdir.K. Maraş’ta kahvehanelerinde oturup konuştuğumuz kişilerden Abdalca bazı kelime ve cümleler söylemelerini rica ettiğimizde, K.

Maraş şivesiyle Türkçe-Abdalca birkaç örnek getirmişlerdir: Ev işleyek: Gedek (Gidelim) Nımıslıyak: Yatak (Yatalım) Gıyılıyak: Gel yatak (Gel yatalım) Neher: Su Cıbır: Hanım Kef: Tavuk, taş Kefleyek: Tavuk yiyek (Tavuk yiyelim) Kimsenin dükesine ev işleme! Kimsenin evine getme (gitme)! Diyarbakır’da da Kürtçe-Abdalca’nın Abdallar arasında geçerli olduğu görülmektedir.

Bu başlık altında son olarak Abdalların rengine de kısaca temas etmekte fayda vardır. Abdallar, sadece K. Maraş’ta değil, görebildiğimiz kadarıyla tüm Türkiye’de ve hatta anlaşıldığı kadarıyla bulundukları her yerde çok koyu olmamak kaydıyla esmerdirler.2.2.2. Abdallarda Ekonomik Durum Abdalların temel geçim kaynaklarının davulculuk olduğunu söyleyebiliriz.

Abdallar, günümüzde düğünlerde, asker uğurlamalarında, halk oyunlarında, çeşitli törenlerde, Ramazan Ayı’nda Sahurlarda davul çalarlar. Çoğu törenlerde zurna eşliğinde davul çalarlar. Genellikle de iki ayrı davul iki abdal veya âşık tarafından çalınır ve bunlara bir veya iki zurnacı abdal veya âşık, zurnalarıyla eşlik ederler.

  • Denilebilir ki Abdallarda davul çalma, erkekler tarafından icra edilir.
  • O halde davulculuk erkeklerin mesleği olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • Abdallar, davulu belli bir para karşılığı çalarlar.
  • Harcadıkları mesaiye göre fiyatlandırma yaparlar.
  • Ancak bu fiyatlandırmanın katı olduğu söylenemez.
  • Yine de paranın miktarının belirlenmesi konusunda gittikçe bir kurumsallaşmanın olduğu söylenebilir.

Abdalların, elek, sele, sepet gibi şeyleri yapıp sattıkları bilinmektedir. (Atabeyli, 1934) Ancak günümüzde elek, sele, sepet vs. satmayı büyük ölçüde bırakmışa benzemektedirler. Bundan 15–20 yıl önceleri bu tür şeyler üretip satarlarken, şimdi en azından örneklem grubunu oluşturan abdalların bunları yapmadıklarını ve satmadıklarını bilmekteyiz.

Abdallar, ekonomik durum tablosunda da gösterildiği gibi tespit edebildiğimiz kadarıyla K. Maraş’ta davul çalmadan sonra en çok çiğ işi yaparlar. Çiği daha çok kadınların yaptığını söylemek mümkündür. Erkekler çiğ örmeye az iştirak ederler. Çiğ, K. Maraş’ta tarhana sermek için kullanılır. Tarhana yapanlar genellikle Abdalların yaptıkları çiğlerden satın alırlar.

Abdal kadınların çiğin yanında nispeten az olsa da kalbur yapma işiyle de meşgul olduklarını görmekteyiz. Görüldüğü gibi kadınlar, Abdalların üretimine katkıda bulunmaktadırlar. Yaptığımız görüşmelerde Abdallarda nispeten az da olsa davul çalmayan erkeklerin de olduğu tespit edilmiştir.

  1. Bunlar, kahvehanecilik, tekel bayiiliği, seyyar satıcılık, sünnetçilik vs.
  2. Yapmakta olup davul çalma işi yapmamaktadırlar.
  3. Fakat yukarıda da belirtildiği gibi bunların sayısı düşüktür.
  4. Belirtilmelidir ki Abdalların temel mesleği davulculuktur.
  5. Denilebilir ki Abdalların mesleği olarak davulculuk, Türkiye’de marjinal bir meslektir.

Davulculuk, bazı istisnalar dışında Abdalların mesleği olarak görülmektedir. Davulculuk denildiğinde Abdallar akla gelmektedir. Abdallarla yapılan görüşmelerde davulculuktan yeterince para kazanamadıkları anlaşılmaktadır. Elde ettikleri gelirin kendi geçimlerine yetmediğini belirtmektedirler.

  1. Halkın eskisi gibi de eğlencelerde davula ilgi duymadıklarını ve gittikçe davulculuğun öldüğünü söylemektedirler.
  2. Endilerine “bu durumda başka iş ve meslek edinmeleri gerektiğini ve bunun için bir şeyler yapıp yapmadıklarını” sorduğumuzda, “aslında ciddi bir şey de yapmadıklarını” söylüyorlar.
  3. Bir kısmının iş aradıklarını, ancak kendilerine iş verilmediğini de ekliyorlar.

Onlara “sanki hâllerinden memnunmuş gibi olduklarını, çeşitli mesleklere yönelme ve başka işler bulma noktasında gerekli duyarlılığı göstermedikleri” söylendiğinde, özellikle gençler bunun doğru olduğunu belirtiyorlar. Hülasa Abdallar, ekonomik açıdan “iyi” bir düzeyde değildir.

  • Gaziantep-Nurdağı, Diyarbakır ve Kırıkkale’de de durum aynıdır.
  • Le Coq’un verdiği bilgilere bakılırsa, 1906’da Çin’de çoğu yerlerde de Abdallar sosyo-ekonomik olarak fakir bir pozisyondadırlar.
  • Le Coq, 1928: 39) Şimdi onların durumunda bir değişiklik olup olmadığını bilmiyoruz.2.2.3.
  • Abdallarda Dinsel Durum Abdallar dinsel açıdan kendilerini Müslüman olarak görmekte, bu konudaki hassasiyetlerini dile getirmektedirler.

Abdalların dinsel durumlarına ilişkin en önemli hususlardan biri, onların Alevîlik ile ilişkileridir. Yapılan çalışmalarda ve gözlemlerde Abdalların Alevilik boyutlarının olduğu anlaşılmaktadır. Abdallarla yapılan görüşmelerde kendilerinden bir kısmı, sözgelimi Bektaşi şenliklerine düzenli olarak gittiklerini ifade etmektedirler.

  • Ayrıca Hz.
  • Ali’ye karşı özel muhabbetlerinin olduğunu belirtmektedirler.
  • Dinî konuşmalar yapıldığında da Hz.
  • Ali’ye bolca atıflar yapmaktadırlar.
  • Ülkütaşır’a göre (Ülkütaşır, 1940) Abdallar, mezhep olarak Alevî-Caferî olup cem ayinleri Bektaşilerin, Çepnilerin ve Tahtacıların cem ayinleriyle aynıdır.
  • Öprülü’ye göre de Abdalların büyük çoğunluğu alevidir.

(Köprülü, 1935) Bu belli yörelerde böyle olabilir; ama şu belirtilmelidir ki genel olarak bakıldığında, Abdallar, diğer Alevi gruplardan daha farklı bir yapıya sahiptirler. (Yörükan, 1998: 109) Kaldı ki bugün itibariyle gözlemlenebilmektedir ki Abdallar, içinde yaşadıkları sosyal, kültürel ve dinsel çevreye uyum göstermektedirler.

  • Örneğin K.
  • Maraş merkezde oturan Abdallar, Maraş halkının Sünni-Hanefî mezhebine biçimsel olarak aynen uymaktadırlar.
  • Onlar gibi namaza gitmekte, sayıca az olmakla birlikte onlar gibi Hacca gitmekte, onlar gibi oruç tutmaktadırlar.
  • Diyarbakır’da halkın Şafii olduğu yerde yaşayan Abdallar, Şafii mezhebine bağlanmakta ve Diyarbakır halkı gibi dini yaşamaktadırlar.

Yapılan görüşmelerde bazıları, atalarının alevî olduğunu, ama kendilerinin Alevîlikle pek ilgilerinin olmadığını söylemektedirler. Abdalların bir takım kitapları bulunmaktadır. Risâle-i Şeyh Safiyüddin Erdebilî adlı yazma kitapla ve Menâkıb-i Evliya denilen mecmualar, Abdallar tarafından kutsal addedilen kitaplardır.

Bu mecmualardan bilhassa “Hatayi (Şah İsmail)”, “Abdal Musa” ve “Kaygusuz Abdal” tarafından söylenmiş nefeslere, menkıbelere daha fazla bir değer verilir ve bunlar saygı ile terennüm edilir. (Ülkütaşır, 1940: 185; Ülkütaşır, 2003) Ancak belirtmek gerekir ki gözlemleyebildiğimiz kadarıyla ve görüşmelerde elde ettiğimiz bilgilere göre bu kitapları çok az Abdal bilmektedir.

Abdallar arasında bu kültür yaygın değildir. Hatta K. Maraş’ta bunlar hemen hemen bilinmemektedir. Yukarıda Abdalların içinde yaşadıkları sosyal çevrenin dinsel inanç ve eylemlerine uyum gösterdikleri ifade edilmişti. Bu hususu şu şekilde anlamak daha doğrudur: Abdalların topluma uyumu, kabacadır, biçimseldir.

Din konusunda öyle bir uyum sergilemektedirler ki hem topluma uymuş olmaktadırlar, hem de dine kendi renklerini vermektedirler. Marjinalitelerine uygun olarak dine nispeten farklı, gevşek ve rahat bir yaklaşımları olup hayatlarının pek çok alanında dinle ilişkileri çok zayıf ya da hemen hemen hiç yok.

Ancak bu noktada bir hususun altını çizmek gerekmektedir: Abdalların dine yaklaşımları bu olmakla birlikte, gittikçe diğer dinlerdeki ve dinî kesimlerdeki uyanışa paralel olarak Abdallarda bir dinsel canlanmanın olduğu gözlemlenmektedir. Bunun kimlik arayışı ile ilişkisinin yanında şehirleşme ile de ilişkisi bulunmaktadır.

  1. Gittikçe daha bir yerleşikleşme ve şehir merkezlerine yerleşmeleri, beraberinde Abdallar’da diğer kesimlerin şehirleşmelerine paralel olarak dine eğilimi ve dindarlıkta artışı getirmiştir.
  2. Bu durumu, özellikle K.
  3. Maraş ve Nurdağı’nda bundan 15–20 yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda gözlemlemek mümkündür.

Şehirleşme, Abdalları gittikçe daha düzenli ve disiplinli dindarlığa götürmektedir. Örneğin namaz kılmada, oruç tutmada, Hacca gitmede vs. bu görülebilir. Abdalların kendileri topluma uyum göstermelerinde dinin önemli bir yerinin olduğunu ifade etmektedirler.

  1. Belki de nasıl ki Abdalların marjinalleşmesinde toplumun genel dinsel durumunun dışına çıkış rol oynamışsa, aynı şekilde bugün de genel dinsel duruma katılım, uyumu sağlamaktadır.
  2. Bu bilgileri verdikten sonra Abdalların dindarlık düzeylerine bakılabilir.
  3. Yaptığımız görüşmelerde 2 kişinin Hacca gittikleri tespit edilmiştir.
See also:  Ayni Ne Demek?

Ancak başka Hacıların olduğunu da söylemişlerdir.9 kişi 5 vakit namaz kılmaktadırlar.16 kişi Bayram ve Teravih namazlarını, gerisi ise Cuma, Teravih ve Bayram namazlarını kıldıklarını belirtmişlerdir. Hanımların daha dindar olduğu ifade ediliyor. Bazı Abdallar’ın davul çalarken Ezan sesini duyduklarında davul çalmayı bıraktıkları belirtiliyor.

Ayrıca bazılarının 5 vakit namazı camide kıldıkları kendileri tarafından söyleniyor. Nurdağı’nda camide bazı Abdal gençlerin ezan okudukları, müezzinlik yaptıkları belirtiliyor. Gittikçe gusül(boy abdesti) gibi bazı ibadetlere daha hassasiyet gösterdiklerini söylüyorlar. Geçmişte cenazelerine imam getirmekte güçlük çekerken bugün böyle bir sorunun olmadığını söylüyorlar.

Daha önce neden öyle olduğunu sorduğumuzda, bir kısmı bunun kendilerinin hor görülmesinden dolayı olduğunu söylerken, bir kısmı kendilerinin bunu hak ettiğini, çünkü din ve imanla o zamanlar bir ilgilerinin olmadığını, ama şimdi kendilerine biraz çeki düzen verdiklerini ve dolayısıyla böyle bir sorunun da olmadığını söylemektedirler.

Ayrıca bu tür bir şeyin K. Maraş’ta değil, başka yerlerde daha önceleri olduğunu söylüyorlar. Abdallar, cenazelerinde dinî törenler yaptıklarını, diğer insanlar nasıl Kur’an, Mevlid vs. okutuyorlarsa kendilerinin de öyle yaptıklarını belirtiyorlar. Abdallarda resmi nikâhın yanında dinî nikâhın da geçerli olduğu ve dinî nikâhın düğün esnasında yapıldığı tespit edilmiştir.

Abdallar, mezar ziyaretine önem verdiklerini beyan ederler. Mesela Malik Ejder türbesine, Hacı Bektaş’a giderler.1 kişi Hacı Bektaş şenliklerine katıldığını söylemiştir. Son zamanlarda Kur’an öğrenme hevesinin olduğu, ama bunun görece az olduğu Abdallar tarafından belirtilmektedir.

Hatta bazıları bu azlıktan şikâyet etmektedirler.K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa’nın dini hassasiyete sahip olmasıyla öğünürler. Abdal Halil Ağa, K. Maraş’ın kurtuluşunun efsanevi kahramanlarından biridir.K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa Caddesi bulunmaktadır. Abdal Halil Ağa’nın torunu, kendisiyle yaptığımız görüşmede, Abdal Halil Ağa’nın dine ne kadar bağlı biri olduğunu özellikle söyler.

Tabii diğer Abdallar da onunla gurur duyarlar. Abdal Halil Ağa’nın gerek K. Maraşlılar arasında gerekse Abdallar arasında önemli bir yerinin olmasının asıl sebebi, Fransızlar şehre girerken Ermenilerden Agop Hırlakyan’ın, istediği para karşılığında davul çalma teklifini “Bu din bahsidir beyim, aha şu davulumun kasnağını altın ile doldursan bu çomak bu davula vurmaz Ben gardaşlarımın bağrına çomak sokmam.” diyerek reddetmesidir.

Abdallarda dindarlıkta artış tespiti, toplum tarafından da yapılmaktadır.K. Maraş’ta bazı vatandaşlar, yapılan görüşmelerde, Abdalların düğünlerde davul çalmak için geçmişte olmayan bazı şartlar ileri sürdükleri, örneğin namaz vakitlerinde camiye gidip namaz kılacaklarını vs. söylediklerini belirtmişlerdir.

Benzer şeyleri Kırıkkale ve Nurdağı’nda da tespit ettiğimizi ifade edelim. Sonuç Sonuç olarak Kahramanmaraş’ta Abdallar, iş, meslek, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinsel durum itibariyle kendine özgü sosyolojik özelliklere sahip bulunmaktadırlar. Dolayısıyla onların söz konusu durumları, söz konusu kendilerine özgü sosyolojik karakteristikleriyle ele alınması durumunda iyi anlaşılacaktır.

Belirtmek gerekir ki, Abdallar, Türkiye’de olağanüstü zamanlarda dahi toplumla birlikte hareket etmiş ve etmektedirler. Marjinallikleri onları topluma karşı bir hareket içinde olmaya götürmemiştir. Gözlenmiş ve tespit edilmiştir ki, Abdallar, sosyal yaşamlarında meydana gelen değişime paralel olarak daha dindar hâle gelmektedirler.

Din, onların içinde bulundukları durumlarını, eşitsizliklerini, statüsünü, üst kültür içindeki yerlerini, toplumla ilişkilerini izah etmekte, geçerli kılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de Abdalların uyumu konusunda zararlı bir boyutun oluşmamasında da dinin etkili bir rol oynadığı söylenebilir.

  • Bunda dinin etkili rol oynaması ise hem Abdallardaki dinsellik ve dindarlıktan hem de Kahramanmaraş halkının onlara karşı olumlu tutumundan kaynaklanmaktadır.K.
  • Maraşımızda Abdallar, yerleşik hayatı gittikçe daha da içselleştirmekte ve Maraş halkının bütünü ile daha fazla kaynaşmaktadır.
  • Yerleşikliklerine paralel olarak zaman içinde eğitim düzeylerinin de artmasıyla sosyal mobilizasyon sürecine daha fazla dâhil olacakları ve dolayısıyla sosyal statülerinde de farklılaşmalar olacağı söylenebilir.

Fakat şu da belirtilebilir ki, eğlence araçlarının zamanla değişmesi ve davullu-zurnalı düğünlerin azalması sonucu Abdalların yeni kuşaklarının bir bakıma doğal veya zorunlu olarak farklı meslekler edinme peşine düştükleri ve bu süreçte de toplumun çeşitli kesimleriyle aynı pozisyonları paylaşmaya başladıkları, gözden kaçmayan bir durumdur.

Bibliyografya Aktunç, H. (2002). Büyük Argo Sözlük. (3. basım). İstanbul: Yapı Kredi Yayıları Alfred, M.V. (Bahar 2001). Reconceptualizing marginality from the margins: perspectives of African American tenured female faculty at a White Research University. The Western Journal of Black Studies, 25/1 Brodwin, P.

(Yaz 2003), Marginality and Subjektivity in the Haitian Diaspora. Anthropological Quarterly, 76/3, ss.383-410 Cullen B.T. ve Pretes M. (Nisan 2000). The Meaning of Marginality: Interpretations and Perceptions in Social Science. The Social Science Journal, 37/2 Eren, H.

  • Ve Diğerleri. (1988).
  • Türkçe Sözlük.
  • Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları Fichter, J. (ty.).
  • Sosyoloji Nedir? Konya: Toplum Yayınları Gülçiçek, A.D. (2004).
  • Abdallar”.
  • Http://www.hbektas.gazi.edu.tr/25.%20Dergi/GULCICEK.htm.
  • Allen, E. (2004).
  • Social Inequality and Social Injustice.
  • Houndmills: Palgrave Macmillan Karasar, N.

(1994). Bilimsel Araştırma Yöntemi. (5. bs.). Ankara: Araştırma Eğitim Danışmanlık ltd. Köprülü, M.F. (1935). “Abdallar”. Türk Halk Edebiyatı Ansiklopedisi, Burhaneddin Basımevi: İstanbul, I, ss.23-56 Le Coq, A.V. (1928). Buried Treasures of Chinese Turkestan.

  • İng. Çev.A. Barwell.
  • New York: Longmans, Green and Co Mannerheim, C.G. (1969).
  • Across Asia From West To East in 1906-1908.
  • Oosterhout N.B.-The Netherlands: Antropological Publications Marshall, G. (1999).
  • Sosyoloji Sözlüğü. Çev.O.
  • Akınhay-D. Kömürcü.
  • Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları Milli Eğitim Bakanlığı. (1995).

Örnekleriyle Türkçe Sözlük. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Ülkütaşır, M.Ş. (1940). Abdal. Asâr-ı İslam-Türk Ansiklopedisi, 1940, c.1, ss.183-185 Ülkütaşır, M.Ş. (2003). Anadolu Etnografyasına Ait Araştırmalar: Abdallar -Coğrafi dağılışları, etnik menşeleri.

içtimai hayatları-, http://www.alewiten.com/kimliklertahtacilar.htm (14 september 2003) Wacquant, L. (Eylül 1999). Urban Studies, Urban Marginality in the Coming Millennium.36/10 Yörükan, Y.Z. (1998). Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar. (Haz.T. Yörükan). Ankara: KBY. Yörükan, T. (1998). Dipnotlar. Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar.

(Haz.T. Yörükan). Ankara: KBY. ss.401-404 Peace, R. (Temmuz 2001). Social exclusion: a concept in need of definition. Social Policy Journal of New Zealand. * Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Abdal Alevi mi?

Alevilerin de ötekileri: Abdallar ve Romanlar

  • Su dibinde mâhi ile Sahralarda âhû ile Abdal olup yâ hû ile
  • Çağırayım Mevlâ’m seni
  1. Onlar ötekinin de ötekisi.
  2. Bu cümle, onların kendi duygularını tarif ederken kullandığı bir tespit.
  3. “Biz” diyorlar; “ötekinin de ötekisiyiz.”
  4. Tarihin Abdalan-ı Rum olarak bahsettiği, birçok tarih yazıcısının ‘bilge dervişler’ olarak tabir ettiği Anadolu’nun ve ı geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş Ocağı’nda yaşadıkları bir ayrımcılıkla gündeme geldi.
  5. Ocağı her yıl ziyaret eden Abdal Aleviler, gürültü yaptıkları gerekçesiyle cemevinden kovuldular ve ayrımcılığa, hakaretlere maruz kaldılar.
  6. Her ne kadar bu ayrımcılığı yapan ocakzade özür dilediyse de Abdal Aleviler özrü kabul etmediklerini ve hakaretleri yapan kişinin ‘dara çekilmesini’ talep ettiklerini açıkladılar.
  7. Türkiye’de ” olarak tarif edilen en önemli inanç olarak Aleviliğin bu görünmez taliplerinin kapısını çalarak, onların hem inançlarını anlatmalarını istedik hem de neden-nasıl yok sayıldıklarını kendilerinden dinledik.
  8. İlk söz, Amasya kökenli ve şu anda İstanbul’da yaşayan bir Abdal âşık olan 58 yaşındaki Hasan Kara’da.

Abdalların, kökeninin Horasan olduğunu söyleyen Kara; 17’nci yüzyılın önemli bir Alevi-Bektaşi şairi olan Dedemoğlu’nun dizeleriyle başlıyor söze:

  • Çıktık Horasan’dan sökün eyledik Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzlarda parlıyor uzun şelfeler Aşırdılar bizi karlı dağlara Dedemoğlu der ki, aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından
  • Bu zamanda destan olsun dillere.

Abdalların konar göçer olarak Horasan’dan geldiğini, aslen Yozgat Sungurlulu olduğunu söyleyen Kara, daha sonra büyük dedelerinin Çorum’un Vezirköprü ilçesinde iki köy kurduklarını, yazları yaylalara çıktıklarını, daha sonra Samsun Bafra’ya göçtüklerini en sonunda da Amasya Suluova’ya yerleştiklerini ve 1951’de nüfusa kaydedildikten sonra fabrikalarda çalışarak yerleşik hayata geçtiklerini söylüyor. Abdal Ne Demek Amasya’dan sonra önce İzmir’e, daha sonra da İstanbul’a yerleştiklerini anlatan Kara inançlarını anlatmaya ise şöyle başlıyor: Biz Alevi Kızılbaş Türkmenleriyiz, talip olduğumuz ocak Tozkoparan Ocağıdır. Hacıbektaş’taki 12’nci Hızır postu bizim dedemizin postudur.

  • Biz dört kitabı hak biliriz, 124 bin peygamberi hak biliriz, insana sevgi duyarız, ayrım yapmayız.
  • Biz cemlerimizi Şah Hatayi deyişleriyle yaparız.
  • Bizde yol vardır, erkan vardır, musahiplik vardır, düşkünlük vardır, dardan indirme vardır.
  • Dört kapıyı kırk makamı, 12 erkânı, 17 hizmet sahiplerini o erenlerin izniyle biliriz.

Yıllarca cem törenlerini gizli yaptıklarını, baskınlara uğradıklarını, jandarma gelince ‘nişan yapıyoruz’ dediklerini anlatan Aşık Hasan Kara; Alevi toplumu içinde yaşadıkları dışlanmayı şöyle anlatıyor: Abdal olmak için iyi Kızılbaş olmak lazım, Kızılbaş olmak öyle her yiğidin harcı değildir.

Abdal, dünya malına bağlanmaz. Bizde musahiplik var, ama bazı yörelerde babacılık var. Yani babanın elini öpüyorlar, musahip olamıyorlar, musahipliği herkes yapamaz. Musahipliği bir biz Abdallar yapıyoruz bir de Doğu’da uygulanıyor. Aslına bakarsanız musahiplik ta Hz. Hızır’ın zamanından beri vardır. Dünya kurulmadan vardı onlar.

Onlar insanlığa insanlığı öğretmek için geldiler, ama bunu öğrenmeyen bir tek toplum var o da Ortadoğu. Hasan Kara; Eskişehir, Gaziantep, Kütahya, Akhisar, Kahramanmaraş, Çorum, Kayseri başta olmak üzere pek çok kentte yaşayan Abdal Alevilerin en önemli taleplerinin cemevi olduğunu söylüyor ve bu talebin gerekçesini de şöyle açıklıyor: Abdalların hepsi Alevidir, bir kısmı asimile olmuş ama çok önemli bir nüfusa sahibiz. Abdal Ne Demek İstanbul’da yaşayan Abdal Alevilerin en önemli sorunlarından biri de yoksulluk. Bel fıtığı hastası olan Hasan Kara, iki buçuk ay önce vefat eden eşinin 630 TL’lik maaşıyla geçindiklerini, şimdi onu da kaybettiklerini, şu anda İBB’den aldığı 100 TL yardım dışında gelirinin olmadığını, zaman zaman da gıda yardımı aldığını söylüyor: İyi kötü bir işimiz vardı, kağıt hurda topluyordu bizimkiler o da yasaklandı.

  1. Afganlar, Suriyeliler geldi diye bizi de onlarına arasına kattılar.
  2. Evlerimizin önüne koyduğumuz atık kağıtları bile kaldırdılar.
  3. Çekçeklerimizi aldılar.
  4. Yani şu anda Abdalın eli kolu bağlandı, başka çare yok dilenciliğe başlayacağız.
  5. Necla ve Niyazi Buluter çifti Gaziantep Abdallarından.
  6. Niyazi Buluter, Gaziantep Abdallar Yardımlaşma ve Kültür Derneği’nin başkanı.

Müzisyenlik yaparak, düğünlerde çalgı çalarak geçimini sağlıyor. Necla Buluter de aynı dernekte özellikle Abdal kadınlar ve çocukların sorunlarıyla ilgileniyor. Abdal Ne Demek

  1. Gaziantep Abdallarının Orta Asya’dan Horasan’a, ardından İç Anadolu’ya kendilerinin de dedelerinin zamanında Gaziantep’e geldiğini anlatan Niyazi Buluter; eskiden keman ve saz çaldıklarını ama yıllar içinde bu sazların yerini düğünlerde çalınan davul zurnanın aldığını söylüyor.
  2. Eskiden abdalların sulhçuluk yani arabuluculuk yaptığını, meclislerde toplumların kökenini anlatan hikayeleri, destanları saz eşliğinde aktardıklarını anlatan Buluter’in verdiği bu bilgileri tarihi kaynaklar da doğruluyor.
  3. Osmanlı kaynaklarına göre Anadolu Abdalları altı tür sanat icra ederdi.

Fakçı Abdalı denilen ilk grup, aşirete av avlayan abdallardı. Aşiret beylerine Şahin ve Doğan kuşu avlarlardı. Cıncılı-Tencili Abdalı denilen ikinci grup; kuyumculukla uğraşırdı. Çulhacı Abdalları, Türkmenlerin çadırlarını ve giyim kuşam işlerini üstlenmişti. Abdal Ne Demek Sözü yine Niyazi Buluter’e bırakalım: Antep Alevi Abdalları Antep ile Kilis arasında, Halep’in sınırında yaşardı. Savaş sonrası akrabalarımızın bir kısmı Suriye tarafında kalmış. Antep Abdalları olarak biz Aleviliği ezik yaşıyoruz, çünkü biz Alevi toplumu içinde de eziliyoruz.

  1. Bize ‘abdal’ demiyorlar, ‘aptal’ diyorlar.
  2. Özellikle müzisyenlik yaptığımız için böyle görüyorlar.
  3. Eskiden bütün Türkmenler Aleviydi, sonra Osmanlı’da Sünnileşme başlayınca müzisyenliği de hor görmeye başladılar.
  4. Evvelden bizim kapılarımızın önüne deve yüküyle buğday, arpa konulurmuş, kendi gönüllerinden bunu yaparlarmış, hak görürlermiş.

Zaman geçtikten sonra bizi dilenci konumuna ittiler. Halbuki biz sanatımızı yapıyoruz, evlerinde, düğünlerinde onları eğlendiriyoruz, meclislerinde kendi tarihlerini, kimliklerini anlatıyoruz ama bizi Alevi olduğumuz için ötekileştirdiler. Buluter, Aleviliği nasıl yaşadıklarını ise “Bundan 400-500 sene önceki Alevilik nasılsa biz de öyle yaşarız, kırklar cemine göre gideriz” diye yanıtlayarak sözlerini şöyle sürdürüyor: Kırk kişinin cemini yaparız. Abdal Ne Demek Buluter, eşinden ise ‘eş’ değil ‘eşitim olarak’ bahsediyor ve Abdal Aleviler olarak kadınları eşiti olarak gördüklerini ve musahipliği de eşitiyle birlikte gerçekleştirdiklerini ve dört canın bir can gibi olduğunu söylüyor: Dört can, İmam Hüseyin postunun üstündeki dedenin huzurunda ikrar veririz.

O canların, cemaatin, Allah’ın huzurunda dört can bir can olacağız, aynı şeye ağlayıp, aynı şeye güleceğiz diye söz veririz. Ondan sonra Cebrail Horozu dediğimiz, horoz keseriz. Aynı sene içinde bir erkek koç alırız dört can ve onu kurban ederiz. O kurbanın cemine küsler giremez, ailesine eziyet eden giremez, kul hakkı yiyen giremez.

Bizde ‘boş’ kelimesi olmaz, yani kadın boşanmaz. Eşitini boşayanlar düşkün kabul edilir ve yedi yıl o cemaate kabul edilmez. O cemde dara kalkarız, senin eşitin senden razıysa, musahibin senden razıysa o cem devam eder. Yani rızalık almak şarttır. Sözü Niyazi Bey’in eşiti Necla Hanım alıyor ve “Musahiplik kardeşliktir, ben musahibin eşinin bacısı olurum, musahip benim eşimin kardeşi olur” diyerek inancını nasıl yaşadığını şu sözlerle anlatıyor: Her perşembe oruç tutarım, Fatma Ana’nın orucudur o. Necla Hanım, inançlarını çocuklarına da aktarmaya çalıştıklarını ama Abdal Aleviler olarak dışlandıkları için bunda zorlandıklarını da söylüyor: Evvelden gizlerdik Aleviliğimizi ama şimdi daha açığız. Yine de çocuklarımız okulda, bulundukları yerlerde ‘ben Aleviyim’ diyemiyor.

Ama çocuklarımız cemleri, semahları bilirler. Bu yola giden gençlerimiz, musahip olan gençlerimiz var. Ama dışlandıkları için bu yoldan dönenler de var, camiye gidiyorlar namaz kılıyorlar buna rağmen cami hocaları tarafından Müslüman olarak görülmüyorlar. Gaziantep’te sayıları 60 bini bulan Abdal Alevilerin de en büyük sıkıntısı, cemevlerinin olmaması.

Kentin her mahallesinde Abdal Alevilerin yaşadığını söyleyen Necla Hanım “Devlet zaten cemevlerini hoş görmüyor, bizim toplum da fakir toplum. Cemevimiz olmadığı için çocuklarımız camiye yöneliyor, Aleviliği unutmaya başlıyor” diye konuşuyor. Şehirde bir cemevinin olduğunu ama Abdal toplumunun diğer Aleviler tarafından dışlanması nedeniyle o cemevine gitmediklerini ise şu sözlerle anlatıyor: Biz Abdal olduğumuz için o cemevlerinde de dışlanırız, rencide oluruz ve bunu bildiğimiz için de gitmeyiz.

  1. Ama bize ait bir cemevimiz olsa, gençlerimiz de Aleviliğe yönelir.
  2. Niyazi Buluter ise Abdal Alevi toplumunun içine diğer Alevi kesimlerinin geldiğini hatırlatarak, şu çelişkiye dikkat çekiyor: Geldiklerinde bize hayran kalıyorlar.
  3. İbadetimizi, yolumuzu, inancımızı gördüklerinde Alevilik sadece sizde var diyorlar.

Onlar bizim cemlerimize geldiklerinde saygı gösteriyoruz, ağırlıyoruz, Aleviliğin gereğini yapıyoruz ama biz onların içine gittiğimizde bunun karşılığını görmüyoruz. Hacıbektaş’a gittiğimizde ‘Abdallar yine geldi’ diyorlar. Ama dışladıkları için artık Abdallar da gitmiyorlar ve Abdallar gitmediği için Hacıbektaş bomboş.

Hacıbektaş’ta Abdalların giyimleri nedeniyle dışlandığını, cemevlerine alınmadığını, dışarıda çadırlarda yatmaya zorlandığını bu yüzden ‘kirli, pis’ olarak nitelendiklerini anlatan Necla Buluter ise, “Siz bu insanları cemevlerine almazsanız, bir tuvalete bile erişemezlerse nasıl temiz olmalarını bekliyorsunuz” diye sorarak tepkisini gösteriyor: İnsanları sen Abdalsın, sen Romansın, sen Domsun diye ayırıyorlar.

İnsan ayırıyorlar, insan ayıran bir insanın Alevilikle ne ilgisi olabilir? Alevinin Kabe’si insandır. Necla Hanım, Hacıbektaş’ta geçtiğimiz günlerde Abdal kadınların kovulmasıyla sonuçlanan olaya tanıklık ettiğini de belirterek “Sen kovsan da biz geliriz, bu bizim inancımız.

Ama sen bir kadını gecenin üçünde nasıl sokağa atarsın? Senin görevin ona yol göstermek, fikir vermek. Bir Alevi önderi bize böyle davranırsa mecburen dışarıda kalacağız inancımızı yerine getirmek için. O zaman da adımız pis, pisliğe çıkıyor işte. Bu ismi bize bu millet takmış. O yüzden en önemli talebimiz cemevi” diyor.

Niyazi Buluter ise cemevinin yanı sıra Abdal Alevilerde hayli düşük olan okuma yazma sorununa dikkat çekiyor ve başta kadınlar olmak üzere kadınlara okuma yazma öğretecek bir kurum ya da eğitimcilerin kendileri için en az cemevi kadar önemli bir talep olduğunu vurguluyor. Abdal Ne Demek

  • Erdoğan Şener ise bir Roman Alevi.
  • Manisa’nın Akhisar ilçesinde yaşıyor ve Roman hareketine epey emek vermiş bir insan.
  • 55 yaşındaki Şener’in ömrü 1976’ya kadar çadırlarda geçmiş, ailesiyle birlikte göçebe olarak yaşamış, şimdi bir iş insanı ve aynı zamanda Gelecek Partisi’nde siyaset yapıyor.
  • Roman Alevi olarak kimlik sorunu ile ilk olarak ilkokulda yüzleştiğini söyleyen Şener; toplumda yaşadıkları dışlanmaya karşı mücadele etmek için Akhisar Çağdaş Romanlar Derneği’ni kurduğunu, daha sonra bu derneği federasyona dönüştürdüklerini ve Roman Merkezi Federasyonu’nu kurduklarını anlatarak sözlerine devam ediyor:

Roman kitlelerini bir araya getirmek için Türkiye’nin her yerinde faaliyetlerde bulunduk. Daha sonra bir platform oluşturduk, Roman Diyaloğ Ağı-Roda’nın kurucularından biriyim. Aynı zamanda CHP Milletvekili Özcan Purçu ile beraber Avrupa Konseyi Roman Konseyi Türkiye Temsilciliği’ni yaptık.

  1. Peki, Roman Alevi olmak nasıl bir ötekileşmeyi beraberinde getiriyor? Mübadele döneminde ailesinin Selanik’ten Akhisar’a yerleştirildiğini söyleyen Erdoğan Şener; Aleviliği şöyle anlatıyor: Biz biliyorsunuz ezilen, dışlanan, yok sayılan bir milletiz.
  2. İnancımız da bu dışlanmadan nasibini alıyor.
  3. Ta dört halife devrinden beri bu böyle.

Bizim roman milleti Hz. Ali’nin ve ehlibeytin yaşadığı zulüm nedeniyle Aleviliği benimsemiştir. Annesinin Halep kökenli bir Arap Roman olduğunu, babasının da Alevi Roman olduğunu söyleyen Erdoğan Şener; kendisinin ve babasının Cuma namazlarına zaman zaman gittiğini ama o sırada Alevi kültürünün önemini bir kez daha kavradıklarını belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: Alevi kültürü benim gurur duyduğum bir kültür, iyi ki Aleviyim.

  • Bizi ayrıştıran kesim genelde dindar kesim, am dindar kesim derken dini iyi bilenleri kastetmiyorum, onlar bizi zaten kabulleniyorlar.
  • Aslında dini iyi bilmeyen, Allah’ı sadece kendilerine ait, cennete sadece kendilerinin gideceğini zanneden birtakım yobazlar tarafından ayrıştırılıyoruz.
  • Biz bunu asker ocağında yaşadık, biz bunu özel hayatımızda yaşadık, biz bunu ticari hayatımızda yaşadık, biz bunu komşuluk ilişkilerimizde yaşadık.

Alevi ve Roman kimliğimiz nedeniyle hayatımızın her alanında engellerle karşılaştık. Erdoğan Şener, Alevi mezhebine mensup kesimler tarafından yaşatılan ayrımcılığı ise “Biz ezilenlerin de ezdiği, dışlananların da dışladığı bir milletiz” diye çok çarpıcı bir tarifle anlatıyor. Akhisar’da yaklaşık 8 bin kişilik Roman nüfusun, 3 bin 500’ünün Alevi olduğunu ve Roman Aleviler arasında ibadetlerini eskisi gibi devam ettiren çok az bir kesimin kaldığını söyleyen Erdoğan Şener, buna dair de şöyle konuşuyor: Eskiden olduğu gibi ülkemizin farklı yerlerinden dedeler gelip taliplerini topluyor, öğretilerini bir şekilde aktarıyor.

Ama son yıllarda artık dedeler de gelmiyor, çünkü gençler arasında birtakım inançlara itibar da kalmadı. Biz Ağuçan ocağına bağlıydık, ama şimdi hangi ocaktan dede gelirse onun önünde diz çöküp ibadetimizi yapmaya çalışıyoruz. Akhisar’da Romanlara ait bir cemevi yok ama diğer Alevi kardeşlerimize ait cemevi var.

Biz istediğimizde orada ibadetlerimizi yapabiliyoruz. Erdoğan Şener son olarak Alevilerden beklentilerine dair şu cümleleri kuruyor: Onlarla aynı yolun yolcusuyuz, kader yolcusuyuz. Bu ülkede dışlanmış insanlar birbirini daha iyi anlarlar. Diğer Alevi kardeşlerimizden samimiyet ve kardeşlik bekliyoruz.

  • Bu inanca sahip insanlar, inancın gerektirdiği gibi yaşamak zorunda.
  • Birbirimizi ayrıştırmadan, güçlendirerek birbirimizi taşımamız gerekiyor.
  • Şener, Alevi olmayan kesimlere ise şöyle sesleniyor: Bizim de bu ülkenin yurttaşı olduğumuzu bilsinler, kimse kimseden üstün değil.
  • Biz biriz, başka Türkiye yok.

: Alevilerin de ötekileri: Abdallar ve Romanlar

Abdal keyfi ne demek?

*Abdal keyfi (s.17). Küçük şeylerden mutlu olmak, zevk almak.

Neşet Ertaş abdal mı?

‘Bozkırın Tezenesi’, ‘Anadolu Efsanesi’ ve ‘Abdal Müzisyen’ lakaplarıyla da müzik dünyasında tanınan halk ozanı, abdallık geleneğinin son temsilcilerinden Neşet Ertaş, yaşamı boyunca ürettiği unutulmaz eserleri Türk müziğine miras bıraktı.

Osmanlıda Abdallar ne yapar?

Abdalanı Rum Nedir? – Abdalan-ı Rum, Anadolu’ya gelmiş olan dört derviş topluluğundan biridir. Abdalan-ı Rum Topluluğu, yapılacak ya da yapılmakta olan fetihlerde kazanmak adına büyük etkisi bulunmuştur. Fetihler her zaman silah ve savaş yolu ile olmamıştır.

  1. Abdalan-ı Rum’un görevi, fethedilecek olan bölgeye askerlerden önce ulaşarak bölgedeki halkın gönlünü kazanmaya çalışmaktadır.
  2. Bu sebeple de gönüllü olan kişilere derviş anlamına gelen Abdal ya da Abdalan-ı Rum denmekteydi.
  3. Gönülleri kazanmanın yanı sıra Abdallar İslamiyet’in yayılmasında da büyük rol oynamışlardır.

Gaza ve Cihad anlayışında da büyük etkisi olmuştur.

Aptal insan kime denir?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Bir Aptalın Temsili (Erken 16. yüzyıl), Quentin Matsys Aptallık ; zekâ, anlayış, nedensellik ve sağduyunun kullanılamamasıdır. Türkçede genel olarak “argo” içinde kullanılır. Aptallık bir tepki, varsayım ya da keder ve travmaya karşı bir savunma olabilir. Pieter Breughel the Elder ‘ın ardından bir gravür, 1556. başlık: BV Aptallık aptal olma durumudur. Kök sözcük aptal ise zekâsı pek gelişmemiş, zekâ yoksunu, alık, ahmak, alık salık anlamlarına gelir. Bir sıfat ya da isim olarak kullanılabilir. Türkçede abdal sözcüğünden evrilmiştir. Abdal gezgin ya da mecaz anlamıyla dilenci anlamlarına gelmektedir.

See also:  O7 Ne Demek?

Abdal Musa Alevi mi?

Abdal Musa (Abdal Musa Sultan da denir) 14. yüzyılda yaşamış olan Türk ereni. Ahmed Yesevi dervişlerinden Alevî Türkmen şeyhi olan Pîr-i Horasan Hacı Bektaşi Veli’nin Alevî-Bektaşî Tarikatının mensubudur.

Alevi Abdallar kimdir?

HANGİ ABDALLIK ? – Abdal ve Abdallık kavramı belki de üzerinde henüz çoğu kimsenin uzlaşmaya varmadığı kavramlardan yalnızca birisidir. Abdal telakkisi, ilk defa ortaya çıktığı sıralarda, âbid ve zâhidlerle birlikte muhaddis ve fakihler için de kullanılmaktaydı.

  • Nitekim itimada en yakın bilinen abdal hadislerini nakleden Ahmed b.
  • Hanbel, yeryüzünde muhaddislerden başka abdal tanımadığını söylemiştir (2).
  • Bunun yanı sıra Ahmed b.
  • Hanbel’in bu söylemindeki ve aktardığı hadislerdeki “Abdal” mefhumu tasavvufun veya batıni toplulukların yüklediği misyon ve anlamları içerisinde barındırmamaktadır.

Bunu biraz daha açmak gerekirse İslami terminolojide veya şeriat merkezli İslam düşününde bu kavram içerisinde bizlerin yüklediği “ubûdiyyet, zühd, riyâzet, inzivâ, kalp temizliği, hulûl, velîlik” gibi kavramları içermemektedir. Yine Abdal kavramı üzerine sufi çevrelere, batıni topluluklara karşı fetvaları ile bilinen İbni Teymiyye; batınilerin “Abdallara” ya da bir diğer isimle Ricâlü’l Gayb olduğu söylenen bu insanlara nisbet edilen şeylerin “Allah’a ortak koşmak” olduğundan dolayı İslam ile uyuşmadığını söyler. Abdal Ne Demek İslam’da Abdallar Ancak Ahmed b. Hanbel’in ve birçok muhaddisin aktardığı hadisler bu iddiayı boşa düşürmek için yeterlidir. Yine de bir konuda Teymiyye ve Haldun oldukça haklılar. Çünkü bu sufi toplulukların kullandığı kavramlar ismen aynı ancak mana boyutuyla ayrı hatta çoğu zaman birbirinin reddiyesini içermektedir.

Bu anlamda bizlerin kullandığı Abdallık kavramının İslam anlayışının genel algısındaki gibi olmadığının bilinciyle İslamiyet penceresindeki bu konuyu burada noktalayalım ve gelelim farklı Sufi topluluklar veya Alevi inanç önderlerinin “Abdallık” kavramına ilişkin neler söylediğine. Abdallık kavramı Alevi-Bektaşiler dışında kalan sufi çevreler ve tasavvuf ehli kişilerce genel anlamda ” Allah’tan başka dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişidir.

” diye tanımlanmıştır. Ancak halik-mahluk veya yaradan-yaradılan ikiliğini engin felsefesi ile ortadan kaldıran Alevi-Bektaşi yolu konuyu farklı tanımlamaktadır. Peki Abdallığa ilişkin Aleviliğin bakış açısı nedir? Ol cihânung bu cihânung serveri abdâllar Gerçi ârif oldılar bu dünyede abdâllar Billerine baglayan fahr u kanâ’at kurşagın Tengri ile râst-rev olup yerir abdâllar Özleri ayn-ı belâdur hem belâdur özleri Demleri oddan zıyâ-ger enfüs-i abdâllar Hak Te’âlâ dost Muhammed Şâh-ı Merdân ışkına Baş açuh ayag yalın dâ’im gezer abdâllar Şeh Hüseyn’dür şâhumuz oldur şehîd-i Kerbelâ Subh u şâm oldı du’âcı bendeler abdâllar Biri kırhdur kırhı birdür birbirinden farkı yoh Kâl u kîlden muhtelif ü mu’tedil abdâllar Çün Nesîmî’ni duyup rencîde kılsalar kadem Dîdeler öpse yiridür gelseler abdâllar Seyyid İmadeddîn Nesîmî(4) Abdal Ne Demek Alevilik’de Abdallık ~ Pir Sutan Abdal Alevi-Bektaşi inancı ve yol-erkân yürütücüleri bu kavramı ikiye ayırır. Bunlardan ilki abdallığın birinci mertebesi olan “budalalıktır”. Budalalık kök itibariyle aynı kökten türemiş olsa da muhteviyatı abdallıktan daha farklıdır.

  • Budalalığı en güzel tanımlayan Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin söylediği rivayet edilen “Abdal, Hakk’a hayran olandır.” sözüdür.
  • Bu sözde beyan edildiği üzere Abdallık yoluna adım atan Budalalar, ” yedi kat yerde, yedi kat gökte, arşta kürşte, levhi kalemde, onsekiz bin alemde, kendini her nesneye nakşeyleyen, cemalin insana bahşeyleyen ” cümle kainatı varından vareden; Hakk’a cezb halinde muhabbet besleyen, hayran olan “ışk” yolunun yolcularıdır.

Ancak Budalalar kendinden koparıp tekrar kendine getiren, damla iken alıp deryaya yetiren ya da mikrodan koparıp, makroya götüren bu yolda kendisine doğru olan bu seyri süluku tamamlamadığı için henüz abdal denilmez. Peki nihai hedef olan Abdal kime denir? Tasavvuf ehli tasavvufu ” Tasavvuf, Hakk’ın seni sende öldürüp, kendinde ebediyyen diri kılmasıdır.

  • 5)” diye tanımlar.
  • Bizler ise Alevi Bektaşi yol ve erkânını kişiyi ham ervâhlıktan alıp insan-ı kâmilliğe erdirerek tûrab eyleyen bir inanç sistemi olarak tanımlarız.
  • Buradaki türablaşma, benlik kalesini yıkan kişinin Hakk’ın varlığı içerisinde erimesi olarak da tanımlanır.
  • Yani bu meyanda Abdal, Hakk ile Hakk olmuş, özünü türab eylemiş kişi(ler)dir.

Bunun yanı sıra bu kavramların sufizm içinde var olması bu toplulukların ve bu kavramların nispet edildiği kişilerin kendi kabuğuna çekilen miskin dervişler olarak algılanmasına sebep olmamalıdır. Hakeza sufizm, her ne kadar bir süreç olarak içinde miskinliği barındırsa da aslında Hakikatin, batıla; nurun (aydınlığın), zülmata (karanlığa) karşı verdiği mücadele de görüldüğü gibi bir mücadele ideolojisidir.

Abdallarin soyu nereden gelir?

Bu bilgiler ışığında Abdalların Horasan ve civarında yaşayan bir Türkmen aşiretine mensup olduğunu, Moğol baskısı ve diğer sosyal olaylar nedeniyle Anadolu’ya geldiklerini söyleyebiliriz. Bunların Anadolu’nun hemen hemen her bölgesinde yaşadıklarını da biliyoruz.

Abdallar hangi Türk boyu?

Pir Sultan Abdal Oğuzların KARKIN BOYU ‘na mensup, 16. yüzyılda yaşamış, Alevi-Türk halk şairi ve ozanıdır.

Çingene Türk mü?

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Çingeneler

1933’te oluşturulan ve 1971 Dünya Roman Kongresi tarafından kabul edilen Roman bayrağı
Önemli nüfusa sahip bölgeler
Arnavutluk Tartışmalı 1.300 – 120.000
Arjantin 300.000
Brezilya 678.000 – 1.000.000
Bulgaristan 325.343 (Resmî nüfus sayımı)
Kanada 80.000
Çek Tartışmalı 11.746 ya da 220.000
Fransa 280.000 – 340.000
Almanya 110.000 – 130.000
Yunanistan Tartışmalı 200.000 ya da 300.000–350.000
Macaristan Tartışmalı 205.720, 800.000 – 1.000.000
Hindistan 2.274.000
İran 110.000
İtalya 90.000–110.000
Kuzey Makedonya Tartışmalı 53.879 ‘dan 260.000’ya
Romanya Tartışmalı (Resmî nüfus sayımı): 535.250
Rusya Tartışmalı 183.000 – 400.000
Sırbistan Tartışmalı 108.193 (resmî nüfus sayımı) 500.000 ( Kosova dahil: 540.000)
Slovakya Tartışmalı 92.500 – 550.000
Suriye Tartışmalı 250.000 – 300.000
Türkiye 600.000 – 800.000
Ukrayna 500.000 – 750.000 tartışmalı
48.000 (2002 sayımı); 400.000 (Roman örgütlerinin tahmini)
Diğer ülkeler 1 milyon (Roman örgütlerinin tahmini)
Diller
Bölge dili ve Çingenece
Din
Romanipen Hristiyanlık İslam ve bölgesel dinleri

Granada Çingenesi, Juan de Echevarría Romanların Doğu’dan Avrupa’ya göçü Romanların nüfus oranı İstanbul Çingeneleri dağılımı. Çingeneler, aslen Kuzey Hindistan kökenli olup günümüzde ağırlıklı olarak Avrupa’da yaşayan göçebe bir halk. Türkçede Roman sözcüğü de sıklıkla Çingene anlamında kullanılır. Hindistan ‘ın Pencap – Sind ( Pakistan, Karaçi ) nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan ‘ın da içinde bulunduğu bölgelerden M.S.420 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış bir Hint-Avrupa halkıdır.

Çingene başka ne denir?

Türkçede Çingeneler için pek çok kelime kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları ‘çingene’, ‘kıptî’, ‘poúa’, ‘karaçı’, ‘roman’ gibi kelimelerdir.

Neden çingene denir?

6 Aralık 2010 Abdal Ne Demek Fotoğraf altı yazısı, Çingeneler Avrupa’nın en eski topluluklarından biri. Romanya’da Romanlara resmen de Çingene denilecek. Romanya’da koalisyonun ana ortağı Liberal Demokrat Parti tarafından parlamentoya sunulan öneriye göre bundan böyle Romanya’da, Romanlara resmen de Çingene denilecek.

Abdallar Kürt mü?

İslahiye yakınların- daki Karaburçlu köyünden olan bu Ab- dallar, Türkler tarafından ‘Abdal’, Kürtler tarafından ise Gewende veya Gawende’ olarak adlandırılırlar. Rış- van ismindeki bir Kürt aşireti nin Deli- kan taifesine mensup olan bu Abdallar ise, kendilerine,Teberci’ 4 derler.

Alevilerin atası kimdir?

Sonuç olarak, İmam Musa-yi Kazım aracılığı ile soyu Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye dayanan Seyyid Mahmud-ı Kebir’in (Kureyş) nesli olan ve yukarıda bahsettiğimiz bugünkü Kureyşan ocağı mensuplarına göre Alevilik, Hz. Muhammed Mustafa’nın, Allah’ın emriyle insanlığa getirdiği ‘son inanç yolu’dur.

Alevilerin soyu nereye dayanır?

Alevîlik inancının, Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş-ı Veli sayesinde ve ozanların nefesleriyle hayat bulduğuna inanılmaktadır.

Abdal Alevi mi?

Alevilerin de ötekileri: Abdallar ve Romanlar

  • Su dibinde mâhi ile Sahralarda âhû ile Abdal olup yâ hû ile
  • Çağırayım Mevlâ’m seni
  1. Onlar ötekinin de ötekisi.
  2. Bu cümle, onların kendi duygularını tarif ederken kullandığı bir tespit.
  3. “Biz” diyorlar; “ötekinin de ötekisiyiz.”
  4. Tarihin Abdalan-ı Rum olarak bahsettiği, birçok tarih yazıcısının ‘bilge dervişler’ olarak tabir ettiği Anadolu’nun ve ı geçtiğimiz günlerde Hacıbektaş Ocağı’nda yaşadıkları bir ayrımcılıkla gündeme geldi.
  5. Ocağı her yıl ziyaret eden Abdal Aleviler, gürültü yaptıkları gerekçesiyle cemevinden kovuldular ve ayrımcılığa, hakaretlere maruz kaldılar.
  6. Her ne kadar bu ayrımcılığı yapan ocakzade özür dilediyse de Abdal Aleviler özrü kabul etmediklerini ve hakaretleri yapan kişinin ‘dara çekilmesini’ talep ettiklerini açıkladılar.
  7. Türkiye’de ” olarak tarif edilen en önemli inanç olarak Aleviliğin bu görünmez taliplerinin kapısını çalarak, onların hem inançlarını anlatmalarını istedik hem de neden-nasıl yok sayıldıklarını kendilerinden dinledik.
  8. İlk söz, Amasya kökenli ve şu anda İstanbul’da yaşayan bir Abdal âşık olan 58 yaşındaki Hasan Kara’da.

Abdalların, kökeninin Horasan olduğunu söyleyen Kara; 17’nci yüzyılın önemli bir Alevi-Bektaşi şairi olan Dedemoğlu’nun dizeleriyle başlıyor söze:

  • Çıktık Horasan’dan sökün eyledik Düşürdüler bizi tozlu yollara Omuzlarda parlıyor uzun şelfeler Aşırdılar bizi karlı dağlara Dedemoğlu der ki, aşkın bağından Aşırdılar bizi Yozgat dağından Anadolu Sivas şehri sağından
  • Bu zamanda destan olsun dillere.

Abdalların konar göçer olarak Horasan’dan geldiğini, aslen Yozgat Sungurlulu olduğunu söyleyen Kara, daha sonra büyük dedelerinin Çorum’un Vezirköprü ilçesinde iki köy kurduklarını, yazları yaylalara çıktıklarını, daha sonra Samsun Bafra’ya göçtüklerini en sonunda da Amasya Suluova’ya yerleştiklerini ve 1951’de nüfusa kaydedildikten sonra fabrikalarda çalışarak yerleşik hayata geçtiklerini söylüyor. Abdal Ne Demek Amasya’dan sonra önce İzmir’e, daha sonra da İstanbul’a yerleştiklerini anlatan Kara inançlarını anlatmaya ise şöyle başlıyor: Biz Alevi Kızılbaş Türkmenleriyiz, talip olduğumuz ocak Tozkoparan Ocağıdır. Hacıbektaş’taki 12’nci Hızır postu bizim dedemizin postudur.

Biz dört kitabı hak biliriz, 124 bin peygamberi hak biliriz, insana sevgi duyarız, ayrım yapmayız. Biz cemlerimizi Şah Hatayi deyişleriyle yaparız. Bizde yol vardır, erkan vardır, musahiplik vardır, düşkünlük vardır, dardan indirme vardır. Dört kapıyı kırk makamı, 12 erkânı, 17 hizmet sahiplerini o erenlerin izniyle biliriz.

Yıllarca cem törenlerini gizli yaptıklarını, baskınlara uğradıklarını, jandarma gelince ‘nişan yapıyoruz’ dediklerini anlatan Aşık Hasan Kara; Alevi toplumu içinde yaşadıkları dışlanmayı şöyle anlatıyor: Abdal olmak için iyi Kızılbaş olmak lazım, Kızılbaş olmak öyle her yiğidin harcı değildir.

Abdal, dünya malına bağlanmaz. Bizde musahiplik var, ama bazı yörelerde babacılık var. Yani babanın elini öpüyorlar, musahip olamıyorlar, musahipliği herkes yapamaz. Musahipliği bir biz Abdallar yapıyoruz bir de Doğu’da uygulanıyor. Aslına bakarsanız musahiplik ta Hz. Hızır’ın zamanından beri vardır. Dünya kurulmadan vardı onlar.

Onlar insanlığa insanlığı öğretmek için geldiler, ama bunu öğrenmeyen bir tek toplum var o da Ortadoğu. Hasan Kara; Eskişehir, Gaziantep, Kütahya, Akhisar, Kahramanmaraş, Çorum, Kayseri başta olmak üzere pek çok kentte yaşayan Abdal Alevilerin en önemli taleplerinin cemevi olduğunu söylüyor ve bu talebin gerekçesini de şöyle açıklıyor: Abdalların hepsi Alevidir, bir kısmı asimile olmuş ama çok önemli bir nüfusa sahibiz. Abdal Ne Demek İstanbul’da yaşayan Abdal Alevilerin en önemli sorunlarından biri de yoksulluk. Bel fıtığı hastası olan Hasan Kara, iki buçuk ay önce vefat eden eşinin 630 TL’lik maaşıyla geçindiklerini, şimdi onu da kaybettiklerini, şu anda İBB’den aldığı 100 TL yardım dışında gelirinin olmadığını, zaman zaman da gıda yardımı aldığını söylüyor: İyi kötü bir işimiz vardı, kağıt hurda topluyordu bizimkiler o da yasaklandı.

Afganlar, Suriyeliler geldi diye bizi de onlarına arasına kattılar. Evlerimizin önüne koyduğumuz atık kağıtları bile kaldırdılar. Çekçeklerimizi aldılar. Yani şu anda Abdalın eli kolu bağlandı, başka çare yok dilenciliğe başlayacağız. Necla ve Niyazi Buluter çifti Gaziantep Abdallarından. Niyazi Buluter, Gaziantep Abdallar Yardımlaşma ve Kültür Derneği’nin başkanı.

Müzisyenlik yaparak, düğünlerde çalgı çalarak geçimini sağlıyor. Necla Buluter de aynı dernekte özellikle Abdal kadınlar ve çocukların sorunlarıyla ilgileniyor. Abdal Ne Demek

  1. Gaziantep Abdallarının Orta Asya’dan Horasan’a, ardından İç Anadolu’ya kendilerinin de dedelerinin zamanında Gaziantep’e geldiğini anlatan Niyazi Buluter; eskiden keman ve saz çaldıklarını ama yıllar içinde bu sazların yerini düğünlerde çalınan davul zurnanın aldığını söylüyor.
  2. Eskiden abdalların sulhçuluk yani arabuluculuk yaptığını, meclislerde toplumların kökenini anlatan hikayeleri, destanları saz eşliğinde aktardıklarını anlatan Buluter’in verdiği bu bilgileri tarihi kaynaklar da doğruluyor.
  3. Osmanlı kaynaklarına göre Anadolu Abdalları altı tür sanat icra ederdi.

Fakçı Abdalı denilen ilk grup, aşirete av avlayan abdallardı. Aşiret beylerine Şahin ve Doğan kuşu avlarlardı. Cıncılı-Tencili Abdalı denilen ikinci grup; kuyumculukla uğraşırdı. Çulhacı Abdalları, Türkmenlerin çadırlarını ve giyim kuşam işlerini üstlenmişti. Abdal Ne Demek Sözü yine Niyazi Buluter’e bırakalım: Antep Alevi Abdalları Antep ile Kilis arasında, Halep’in sınırında yaşardı. Savaş sonrası akrabalarımızın bir kısmı Suriye tarafında kalmış. Antep Abdalları olarak biz Aleviliği ezik yaşıyoruz, çünkü biz Alevi toplumu içinde de eziliyoruz.

Bize ‘abdal’ demiyorlar, ‘aptal’ diyorlar. Özellikle müzisyenlik yaptığımız için böyle görüyorlar. Eskiden bütün Türkmenler Aleviydi, sonra Osmanlı’da Sünnileşme başlayınca müzisyenliği de hor görmeye başladılar. Evvelden bizim kapılarımızın önüne deve yüküyle buğday, arpa konulurmuş, kendi gönüllerinden bunu yaparlarmış, hak görürlermiş.

Zaman geçtikten sonra bizi dilenci konumuna ittiler. Halbuki biz sanatımızı yapıyoruz, evlerinde, düğünlerinde onları eğlendiriyoruz, meclislerinde kendi tarihlerini, kimliklerini anlatıyoruz ama bizi Alevi olduğumuz için ötekileştirdiler. Buluter, Aleviliği nasıl yaşadıklarını ise “Bundan 400-500 sene önceki Alevilik nasılsa biz de öyle yaşarız, kırklar cemine göre gideriz” diye yanıtlayarak sözlerini şöyle sürdürüyor: Kırk kişinin cemini yaparız. Abdal Ne Demek Buluter, eşinden ise ‘eş’ değil ‘eşitim olarak’ bahsediyor ve Abdal Aleviler olarak kadınları eşiti olarak gördüklerini ve musahipliği de eşitiyle birlikte gerçekleştirdiklerini ve dört canın bir can gibi olduğunu söylüyor: Dört can, İmam Hüseyin postunun üstündeki dedenin huzurunda ikrar veririz.

O canların, cemaatin, Allah’ın huzurunda dört can bir can olacağız, aynı şeye ağlayıp, aynı şeye güleceğiz diye söz veririz. Ondan sonra Cebrail Horozu dediğimiz, horoz keseriz. Aynı sene içinde bir erkek koç alırız dört can ve onu kurban ederiz. O kurbanın cemine küsler giremez, ailesine eziyet eden giremez, kul hakkı yiyen giremez.

Bizde ‘boş’ kelimesi olmaz, yani kadın boşanmaz. Eşitini boşayanlar düşkün kabul edilir ve yedi yıl o cemaate kabul edilmez. O cemde dara kalkarız, senin eşitin senden razıysa, musahibin senden razıysa o cem devam eder. Yani rızalık almak şarttır. Sözü Niyazi Bey’in eşiti Necla Hanım alıyor ve “Musahiplik kardeşliktir, ben musahibin eşinin bacısı olurum, musahip benim eşimin kardeşi olur” diyerek inancını nasıl yaşadığını şu sözlerle anlatıyor: Her perşembe oruç tutarım, Fatma Ana’nın orucudur o. Necla Hanım, inançlarını çocuklarına da aktarmaya çalıştıklarını ama Abdal Aleviler olarak dışlandıkları için bunda zorlandıklarını da söylüyor: Evvelden gizlerdik Aleviliğimizi ama şimdi daha açığız. Yine de çocuklarımız okulda, bulundukları yerlerde ‘ben Aleviyim’ diyemiyor.

Ama çocuklarımız cemleri, semahları bilirler. Bu yola giden gençlerimiz, musahip olan gençlerimiz var. Ama dışlandıkları için bu yoldan dönenler de var, camiye gidiyorlar namaz kılıyorlar buna rağmen cami hocaları tarafından Müslüman olarak görülmüyorlar. Gaziantep’te sayıları 60 bini bulan Abdal Alevilerin de en büyük sıkıntısı, cemevlerinin olmaması.

Kentin her mahallesinde Abdal Alevilerin yaşadığını söyleyen Necla Hanım “Devlet zaten cemevlerini hoş görmüyor, bizim toplum da fakir toplum. Cemevimiz olmadığı için çocuklarımız camiye yöneliyor, Aleviliği unutmaya başlıyor” diye konuşuyor. Şehirde bir cemevinin olduğunu ama Abdal toplumunun diğer Aleviler tarafından dışlanması nedeniyle o cemevine gitmediklerini ise şu sözlerle anlatıyor: Biz Abdal olduğumuz için o cemevlerinde de dışlanırız, rencide oluruz ve bunu bildiğimiz için de gitmeyiz.

  • Ama bize ait bir cemevimiz olsa, gençlerimiz de Aleviliğe yönelir.
  • Niyazi Buluter ise Abdal Alevi toplumunun içine diğer Alevi kesimlerinin geldiğini hatırlatarak, şu çelişkiye dikkat çekiyor: Geldiklerinde bize hayran kalıyorlar.
  • İbadetimizi, yolumuzu, inancımızı gördüklerinde Alevilik sadece sizde var diyorlar.

Onlar bizim cemlerimize geldiklerinde saygı gösteriyoruz, ağırlıyoruz, Aleviliğin gereğini yapıyoruz ama biz onların içine gittiğimizde bunun karşılığını görmüyoruz. Hacıbektaş’a gittiğimizde ‘Abdallar yine geldi’ diyorlar. Ama dışladıkları için artık Abdallar da gitmiyorlar ve Abdallar gitmediği için Hacıbektaş bomboş.

Hacıbektaş’ta Abdalların giyimleri nedeniyle dışlandığını, cemevlerine alınmadığını, dışarıda çadırlarda yatmaya zorlandığını bu yüzden ‘kirli, pis’ olarak nitelendiklerini anlatan Necla Buluter ise, “Siz bu insanları cemevlerine almazsanız, bir tuvalete bile erişemezlerse nasıl temiz olmalarını bekliyorsunuz” diye sorarak tepkisini gösteriyor: İnsanları sen Abdalsın, sen Romansın, sen Domsun diye ayırıyorlar.

İnsan ayırıyorlar, insan ayıran bir insanın Alevilikle ne ilgisi olabilir? Alevinin Kabe’si insandır. Necla Hanım, Hacıbektaş’ta geçtiğimiz günlerde Abdal kadınların kovulmasıyla sonuçlanan olaya tanıklık ettiğini de belirterek “Sen kovsan da biz geliriz, bu bizim inancımız.

  1. Ama sen bir kadını gecenin üçünde nasıl sokağa atarsın? Senin görevin ona yol göstermek, fikir vermek.
  2. Bir Alevi önderi bize böyle davranırsa mecburen dışarıda kalacağız inancımızı yerine getirmek için.
  3. O zaman da adımız pis, pisliğe çıkıyor işte.
  4. Bu ismi bize bu millet takmış.
  5. O yüzden en önemli talebimiz cemevi” diyor.

Niyazi Buluter ise cemevinin yanı sıra Abdal Alevilerde hayli düşük olan okuma yazma sorununa dikkat çekiyor ve başta kadınlar olmak üzere kadınlara okuma yazma öğretecek bir kurum ya da eğitimcilerin kendileri için en az cemevi kadar önemli bir talep olduğunu vurguluyor. Abdal Ne Demek

  • Erdoğan Şener ise bir Roman Alevi.
  • Manisa’nın Akhisar ilçesinde yaşıyor ve Roman hareketine epey emek vermiş bir insan.
  • 55 yaşındaki Şener’in ömrü 1976’ya kadar çadırlarda geçmiş, ailesiyle birlikte göçebe olarak yaşamış, şimdi bir iş insanı ve aynı zamanda Gelecek Partisi’nde siyaset yapıyor.
  • Roman Alevi olarak kimlik sorunu ile ilk olarak ilkokulda yüzleştiğini söyleyen Şener; toplumda yaşadıkları dışlanmaya karşı mücadele etmek için Akhisar Çağdaş Romanlar Derneği’ni kurduğunu, daha sonra bu derneği federasyona dönüştürdüklerini ve Roman Merkezi Federasyonu’nu kurduklarını anlatarak sözlerine devam ediyor:

Roman kitlelerini bir araya getirmek için Türkiye’nin her yerinde faaliyetlerde bulunduk. Daha sonra bir platform oluşturduk, Roman Diyaloğ Ağı-Roda’nın kurucularından biriyim. Aynı zamanda CHP Milletvekili Özcan Purçu ile beraber Avrupa Konseyi Roman Konseyi Türkiye Temsilciliği’ni yaptık.

  1. Peki, Roman Alevi olmak nasıl bir ötekileşmeyi beraberinde getiriyor? Mübadele döneminde ailesinin Selanik’ten Akhisar’a yerleştirildiğini söyleyen Erdoğan Şener; Aleviliği şöyle anlatıyor: Biz biliyorsunuz ezilen, dışlanan, yok sayılan bir milletiz.
  2. İnancımız da bu dışlanmadan nasibini alıyor.
  3. Ta dört halife devrinden beri bu böyle.

Bizim roman milleti Hz. Ali’nin ve ehlibeytin yaşadığı zulüm nedeniyle Aleviliği benimsemiştir. Annesinin Halep kökenli bir Arap Roman olduğunu, babasının da Alevi Roman olduğunu söyleyen Erdoğan Şener; kendisinin ve babasının Cuma namazlarına zaman zaman gittiğini ama o sırada Alevi kültürünün önemini bir kez daha kavradıklarını belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: Alevi kültürü benim gurur duyduğum bir kültür, iyi ki Aleviyim.

  • Bizi ayrıştıran kesim genelde dindar kesim, am dindar kesim derken dini iyi bilenleri kastetmiyorum, onlar bizi zaten kabulleniyorlar.
  • Aslında dini iyi bilmeyen, Allah’ı sadece kendilerine ait, cennete sadece kendilerinin gideceğini zanneden birtakım yobazlar tarafından ayrıştırılıyoruz.
  • Biz bunu asker ocağında yaşadık, biz bunu özel hayatımızda yaşadık, biz bunu ticari hayatımızda yaşadık, biz bunu komşuluk ilişkilerimizde yaşadık.

Alevi ve Roman kimliğimiz nedeniyle hayatımızın her alanında engellerle karşılaştık. Erdoğan Şener, Alevi mezhebine mensup kesimler tarafından yaşatılan ayrımcılığı ise “Biz ezilenlerin de ezdiği, dışlananların da dışladığı bir milletiz” diye çok çarpıcı bir tarifle anlatıyor. Akhisar’da yaklaşık 8 bin kişilik Roman nüfusun, 3 bin 500’ünün Alevi olduğunu ve Roman Aleviler arasında ibadetlerini eskisi gibi devam ettiren çok az bir kesimin kaldığını söyleyen Erdoğan Şener, buna dair de şöyle konuşuyor: Eskiden olduğu gibi ülkemizin farklı yerlerinden dedeler gelip taliplerini topluyor, öğretilerini bir şekilde aktarıyor.

  1. Ama son yıllarda artık dedeler de gelmiyor, çünkü gençler arasında birtakım inançlara itibar da kalmadı.
  2. Biz Ağuçan ocağına bağlıydık, ama şimdi hangi ocaktan dede gelirse onun önünde diz çöküp ibadetimizi yapmaya çalışıyoruz.
  3. Akhisar’da Romanlara ait bir cemevi yok ama diğer Alevi kardeşlerimize ait cemevi var.

Biz istediğimizde orada ibadetlerimizi yapabiliyoruz. Erdoğan Şener son olarak Alevilerden beklentilerine dair şu cümleleri kuruyor: Onlarla aynı yolun yolcusuyuz, kader yolcusuyuz. Bu ülkede dışlanmış insanlar birbirini daha iyi anlarlar. Diğer Alevi kardeşlerimizden samimiyet ve kardeşlik bekliyoruz.

  • Bu inanca sahip insanlar, inancın gerektirdiği gibi yaşamak zorunda.
  • Birbirimizi ayrıştırmadan, güçlendirerek birbirimizi taşımamız gerekiyor.
  • Şener, Alevi olmayan kesimlere ise şöyle sesleniyor: Bizim de bu ülkenin yurttaşı olduğumuzu bilsinler, kimse kimseden üstün değil.
  • Biz biriz, başka Türkiye yok.

: Alevilerin de ötekileri: Abdallar ve Romanlar

Abdallar hangi Türk boyu?

Pir Sultan Abdal Oğuzların KARKIN BOYU ‘na mensup, 16. yüzyılda yaşamış, Alevi-Türk halk şairi ve ozanıdır.

Neşet Ertaş abdal mı?

‘Bozkırın Tezenesi’, ‘Anadolu Efsanesi’ ve ‘Abdal Müzisyen’ lakaplarıyla da müzik dünyasında tanınan halk ozanı, abdallık geleneğinin son temsilcilerinden Neşet Ertaş, yaşamı boyunca ürettiği unutulmaz eserleri Türk müziğine miras bıraktı.

Tasavvuf Terimleri abdal ne demek?

Dünya ilgilerinden kurtularak kendisini Allah yoluna adayan ve ricâlü’l-gayb diye adlandırılan evliya zümresi içinde yer alan sûfî veya erenler hakkında kullanılır.