Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Afaki Ne Demek?

Afaki anlamı ne demek?

Afaki kelimesi farklı anlamlara gelebilmekte ve cümle içerisinde kullanılabilmektedir. Çok eski dönemlerden bu yana günümüzde hala kullanılan bu kelime merak edilmekte ve anlamı öğrenilmeye çalışılmaktadır. Peki, afaki ne demek? Afaki nedir? Afaki TDK kelime anlamı hakkında bilinmesi gerekenler.

  1. Afaki Arapçadan Türkçeye geçen bir kelimedir.
  2. Hem gündelik yaşam içerisinde hem de yazılı kaynak ve edebi metinlerde sıkça karşılaşılan bir sözcüktür.
  3. Yaygın olarak farklı yerlerde karşılaşılan bu kelimenin Türkçedeki anlamını öğrenebilirsiniz.
  4. Afaki Ne Demek? Arapça kökenli bir kelime olarak afaki kelimesi Türkçede ‘gereksiz, önemsiz’ anlamlar taşımaktadır.

Özellikle eski kaynaklı edebi metinlerde sıkça karşılaşılan bir kelime olarak öne çıkıyor. Afaki Nedir? Afaki kelimesini farklı anlamlarda tanımlamak mümkündür. – Gereksiz ve önemsiz, – Bir kaynağa dayanmayan, – Hayali, Bu anlamlar kapsamında farklı cümlede kullanmak mümkün.

Gündelik yaşamda çok sık karşılaşılmasa bile farklı kitaplarda ve yazılı metinlerde fazlaca öne çıkan kelimeler arasında yer alıyor. Afaki TDK Kelime Anlamı Türk Dil Kurumu açısından bakıldığında afaki kelimesi ‘önemsiz ve gereksiz’ şeklinde yer almaktadır. Aynı zamanda bir kaynağa dayanmayan ve hayali olarak da dile getirebiliyor.

Buna bir örnek vermek gerekirse; ‘’Biraz afaki sohbetten sonra oradan kalktık” A. Rasim. Burada anlatılmak istenen genel ve çok önemli olmayan bir sohbetin ardından oradan kalkmış olmalarıdır. Buna benzer şekilde anlam üzerinden cümle içerisinde ya da yazılı olarak kullanmak mümkün.

Afaki ne demek TDK?

Afaki Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Afaki Konuşmak Ne Demek? Afaki Ne Demek Afaki Ne Demek ve TDK Sözlük Anlamı Nedir? Afaki kelimesi önemsiz ya da fazla anlamlarına gelmektedir. Türk Dil Kurumu içerisinde de aynı şekilde yorumlanmaktadır. Afaki sözcüğü bir şeyin haddinden fazla olması durumlarında kullanılmaktadır. Çok fazla ya da aşırı şeklinde de anlatımı bulunmaktadır.

  1. Gereksiz ve önemsiz anlamlarına gelen bu kelime pek çok kişi tarafından günlük hayatta da kullanılmaktadır.
  2. Ökeni Arap diline dayanan kelimelerden biri olarak da bilinmektedir.
  3. Işiler TDK içerisinde bu kelimenin anlamını araştırarak o şekilde kullanmaya başlamaktadır.
  4. Afaki Konuşmak Ne Demek? Afaki konuşmanın anlamı genel olarak gereksiz konuşmak ya da boş konuşmak şeklinde yorumlanmaktadır.

Oldukça fazla metin içerisinde geçen bu kelime anlam bakımından da merak edilen sözcüklerden biridir. Afaki kelimesi önemsiz ya da gereksiz şekilde yorumlanmaktadır. Böylelikle afaki konuşma teriminin karşılığı da gereksiz ya da önemsiz konuşan kişi olarak ifade edilmektedir.

  1. Gereksiz ya da yersiz konuşmaların tamamı için afaki kelimesi kullanılmaktadır.
  2. Afaki Konuşma Ne Anlama Gelir? Türkçede kullanılan pek çok sözcük ve sözcük anlamı bulunmaktadır.
  3. Elimelerin anlamlarını doğru bir şekilde öğrenmek kullanımı da kolay hale getirmektedir.
  4. Afaki kelimesi gereksiz ya da haddinden fazla anlamına gelmektedir.

Önemsiz olarak da cümle içerisinde kullanımı bulunmaktadır. Edebi metinler başta olmak üzere pek çok kaynak üzerinde de geçen kelimelerden biridir. Afaki kelimesi bir durum ya da şey için gereksiz, önemsiz ya da haddinden fazla şeklinde yorumlanmaktadır.

Afaki insan ne demek?

Osmanlıca’da âfâkî yerine şey’î, zihnî gibi daha başka terimler de kullanılmış, bu terimlerle genellikle, dış dünya ile ilgili olan, ferdin şahsî görüş ve inançlarından bağımsız olarak geçerliliği bulunan, herkesin izleyip gözleyebileceği reel durumlarla ilgili olan şey’ kastedilmiştir.

Afaki ne demek hukuk?

” afaki ” sözcüğü hakkında Sayın Üyeler Genellikle bilirkişi raporlarına karşı beyanlarda yazılan AFAKİ sözcüğünün anlamı TDK sözlüğünde aşağıdaki gibidir: 1, Belli bir konu üzerine olmayan, dereden tepeden (konuşma): “Biraz afaki sohbetten sonra oradan kalktık.”- A.

Rasim.2, Nesnel: “Bir anda bütün hislerini kaybederek afaki düşündü.”- P. Safa. AFAKİ sözcüğü hakkında yazılmış bir makale de aşağıda sunulmuştur : Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR Cumhuriyet döneminde Osmanlıca kelimelere karşılık olarak önerilen kelimelerden biri öznel diğeri nesnel’dir. Daha çok birer felsefe terimi olarak kullanılan bu iki kelimeden öznel’in eski karşılığı enfüsi, nesnel’in eski karşılığı ise afaki’dir.

Bunlardan afaki kelimesinin her üç hecesi de uzundur ve k sesi önündeki ince ünlünün etkisinde kalmadan kalın söylenir. Bu yeni türetmelerden nesnel, nesne’den, öznel ise özne’den türetilmiş birer sıfattır. Nesne eski Anadolu metinlerinde sıkça geçen ve dört beş yüz yıldan beri bilinen bir kelimedir.

  • Özne ise Cumhuriyet döneminde öz kökü esas alınarak ve nesne’ye benzetilerek kurulmuş yeni bir kelimedir.
  • İkisine de birer l eklenerek bu kelimeler sıfat yapılmış ve bu ek ensüfi ile afaki kelimelerindeki nispet eki i’nin yerine kullanılmıştır.
  • Arapça kökenli enfüsi ile afaki muhtemelen Tanzimat’tan sonraki bir tarihte dile girmiş, Fransızcadan geçen subjektif ile objektif’e karşılık olarak kullanılmıştır.

Cumhuriyetin ilanından önce çıkmış Türkçe sözlüklerde subjektif ve objektif kelimelerini bulabiliyoruz. Anlaşılan bu iki doğu kökenli kelime (enfüsi, afaki) ile onların karşılıkları olan batı kökenli kelimeler (subjektif, objektif) Cumhuriyet döneminde gündeme gelmiş ve bunlar öznel ve nesnel kelimeleriyle karşılanmıştır.F.

  1. Develioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat adlı sözlüğünde enfüsi kelimesi yukarıda belirttiğimizin aksine nesnel’e karşılık olarak gösterilmiş.
  2. Develioğlu, nesnel’i bir de afaki’ye karşılık olarak vermiş.
  3. Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavazu adlı çalışmasında enfüsi için gösterdiği karşılık öznel, afaki için nesnel’dir.

Subjektif maddesinde ise bunun enfüsi ile olan bağını kurmamış, enfüsi’yi burada subjektif’e karşılık olarak göstermiştir. Nesnel maddesinde ise, bunun karşılıkları olan afaki ve objektif’i vererek birbiriyle ilgilendirmiştir. Kullanımdaki öteki sözlüklerde bu bakımdan bir düzen bulunmamakta, kimi sözlük yazarları da afaki ve enfüsi’yi eskimiş bulup eserlerine almamaktadır.

  1. Türk Dil Kurumunca yayımlanan Türkçe Sözlük’te pek dikkat çekmeyen bir kısaltma var.
  2. Dilde eskimiş kelimelerin önüne madde başlarında esk.
  3. Kısaltması konur.
  4. Burada ele aldığımız afaki ile enfüsi kelimelerinin önüne böyle bir işaret konulmamıştır.
  5. Bu durumdan söz konusu kelimelerin eskimediği anlamı çıkıyor.

Metinleri tarayıp bir sıklık araştırması yapmadım ama nefis (nefs) ile kökteş olan enfüsi’nin artık eskimiş olduğunu söyleyebilirim. Afaki ise bugün hâla kullanımdadır. Bu arada kendimize şöyle bir soru sorabiliriz: Acaba afaki kelimesini kullananlar bunun Türkçe karşılığının nesnel, batıdan gelen karşılığının ise objektif olduğunun farkındalar mı? Bu üçlü kullanıma dikkat edip Türkçe*sini tercihte bir özen gösterirler mi? Kanaatime göre aynı kavramı karşılayan ve bu üç ayrı dilden gelen kelime arasında bir bağ kurmak pek akla gelmez.

Bugün nesnel, öznel daha çok felsefe dalında ve eğitim alanında bir terim olarak kullanılır. Afaki ve nesnel’den çok kullanımda olan, yaygın söz objektif’tir. Aynı durum enfüsi, öznel ve subjektif için de geçerlidir. Toplumda genel olarak bu kavramları anlatan sözlerden batı kökenli olanları seçiliyor.

Bundan önceki yazılarımda da örneklerini verdiğim hakikat, gerçek, realite; katliam, soykırım, jenosit; nesil, kuşak, jenerasyon; mutabakat, uzlaşım, konsensüs gibi daha pek çok kelimenin ne Osmanlıcasına ne de türetilmiş Türkçe karşılığına itibar var, aydınlarımızın eğilimi bunların batı kökenli olanlarını kullanma yönündedir.

Aslında bu durum biraz da sözlüklerdeki eksikliklerden ve yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Söz konusu kelimeler arasında gönderme yapılmalıdır. Nesnel kelimesi sözlükte tanımlanırken bunun afaki ve objektif biçiminde karşılıklarının da olduğu belirtilmeli, birbirleriyle ilgilendirilmeli, aralarındaki anlamları da gözeterek bir bağ kurulmalıdır.

Aynı işlem öznel, enfüsi, subjektif üçlüsüne de uygulanmalı, hatta nesnel’in zıddı veya karşıtının öznel, objektif’in karşıtının subjektif, afaki’nin karşıtının enfüsi olduğu düzenli olarak sözlüklerde yer almalıdır. Sözlükler maalesef bu bakımdan yetersizdir.

  1. Bu tür bütün kelimeler gözden geçirilip değerlendirilmeli, zıt anlamlar gösterilmelidir.
  2. Aralarındaki anlam incelikleri numaralandırıp örnek cümlelere bağlanarak işlenmelidir.
  3. Belki o zaman sözlüklere bakan aydınlarımız bu durumu görüp bu tür kelimelerin batı kökenli biçimlerine değil, Türkçe biçimlerine yönelirler.

Birbirinin karşıtı olan kelimeleri tespit etmek o kadar da kolay değildir. Bunun için önce birtakım ölçütler, ilkeler belirlenmelidir. Türk dili alanında doktora çalışması yapmaya hazırlanan gençlerimizden biri sözlüklerdeki bu karşıt kelimeleri tez konusu olarak alıp işleyebilir.

Böyle bir çalışma Türk söz*lük*çülüğüne katkı sağlar. Bu sözlerle ilgili açıklamalarımızı noktalamadan önce subjektif kelimesinin ilk ünlüsü üzerinde de kısaca duralım. Dil Derneğinin sözlüğünde sübjektif, Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise subjektif. İmladaki bu ikilik sürüp gelmektedir. Söz konusu kelimenin dilimize öteki türevleri de geçmiştir.

Bunları Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ü subjektif, subjektivist, subjektivite, subjektivizm biçiminde alırken, Dil Derneğinin sözlüğünde sübjektif, sübjectivist, sübjektivite, sübjektivizm biçimleri tercih edilmiştir. : ” afaki ” sözcüğü hakkında

Afaki nedir Osmanlıca?

Āfāḳī: Havai, lüzumsuz ve ehemmiyetsiz söz.

Elzem oldu ne demek?

Lüzum, gerekli ve şart anlamına gelirken, elzem, en lazım, en gerekli olan demektir. Bu kelime, vazgeçilmesi mümkün olmayan ve hayati önem taşıyan şeyler için de kullanılır.

Afaki ne demek Diyanet?

Mekke’nin etrafındaki “mîkat” denilen noktaların sınırladığı bölgenin dışında ikâmet eden kimselerdir. Mekke’nin yaklaşık 25 km. güney doğusunda (yaya 6 saat mesafede) Harem sınırları dışında bir bölgenin adıdır. Haccın iki rüknünden biri olan “Vakfe” Zilhicce’nin 9’uncu günü burada yapılır.

  • Cebel-i rahme” denilen tepe de buradadır.
  • Burada bulunan Nemire Mescidi’nin güney kısmı, Arafat bölgesinin dışında kalır.
  • Başkası adına hacceden, vekîl olarak hacca gönderilen kimse demektir.
  • Deve ve sığır cinsinden olan kurbana “bedene” adı verilir.
  • İkincisinin henüz vakti girmeden, iki vakit namazı birlikte kılmaktır.

Hac’da Arafe günü Arafat bölgesinde, öğle ile ikindi namazını, öğle vakti içinde birlikte kılmak sünnettir. Birincisinin vakti çıktıktan sonra, iki vaktin namazını birlikte kılmaktır. Hac’da, bayram gecesi Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını yatsı vakti girdikten sonra birlikte kılmak vâciptir.

Mina’da birbirine birer ok atımı uzaklıkta “3” taş kümesi (cemre) vardır. Bunlar: Akabe Cemresi (Cemre-i Akabe veya Cemre-i Kübrâ): Halk arasında “Büyük Şeytan” denir. Orta Cemre (Cemre-i Vüstâ): Halk arasında “Orta Şeytan” denir. Küçük Cemre (Cemre-i Ûla): Halk arasında “Küçük Şeytan” denir. Şeytan taşlama, (remy-i cimâr) bu üç cemre’ye yapılır.

Hac’da cezâyı gerektiren fiil ve davranışlara “cinâyet” denir. Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana “dem” adı verilir. Süresi içinde Arafat vakfesine yetişememek, vakfenin vaktini kaçırmak demektir. İbadette yapılan kusur ve noksanların tamamlanması için ödenen cezâlara “fidye” denir.

  1. Belirli zamanda Kâbe’yi ve etrafındaki bir kısım kutsal yerleri usûlüne uygun olarak ziyâret etmek ve buralarda yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmektir.
  2. Hac menâsikinin başladığı ve devâm ettiği aylardır ki ŞEVVAL ve ZİLKADE ayları ile ZİLHİCCE’nin ilk on günüdür.
  3. Bu aylardan önce ihrâma girmek kerâhetle câiz ise de, haccın diğer menâsikini yapmak câiz değildir.

Eyyâm-ı malûmat (Belirli günler): Zilhicce’nin ilk 10 günüdür. Terviye, Arafe ve kurban günleri bunlardandır. Eyyâm-ı madûdât (Sayılı günler): Beş vakit namazın farzlarından sonra “tekbir” alınan günlerdir. Arefe günü (9 Zilhicce) sabahından bayramın dördüncü (13 Zilhicce) gününe kadar 5 gündür.

Bunlara “Eyyâm-ı Teşrîk” (Teşrik tekbirlerinin alındığı günler) de denir. Yevm-i Terviye (Terviye günü): Zilhicce’nin 8’nci günüdür. Hacıların, bu gün sabah namazını Mekke’de kılıp güneş doğduktan sonra Mina’ya çıkmaları ve geceyi Mina’da geçirmeleri sünnettir. Terviye “suya kandırmak” veya “gördüğü rüyâ üzerinde düşünmek” demektir.

Mina’da su olmadığından, hacılar kendilerini ve hayvanlarını iyice suya kandırdıktan sonra Mekke’den çıktıkları veya Hz. İbrahim gördüğü rüya üzerinde bugün düşündüğü için, bu güne “Terviye günü” denir. “Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i kurban kesmekle ilgili rüyâsını o gece görmüş, Terviye günü bu rüyâ üzerinde düşünmüş, ertesi Arefe günü bunun sâdık rüya olduğunu anlamış, bayram günü de Hz.

  1. İsmail’i kurban etmeye teşebbüs etmiş olduğu” rivayet edilir.
  2. Yevm-i Arefe (arefe günü): Zilhicce’nin 9’uncu günüdür.
  3. Haccın en önemli rüknü olan “vakfe” Arafat denilen bölgede bu gün yapılır.
  4. Yevm-i Nahr (Kurban kesme günü): Zilhiccenin 10’uncu günüdür.
  5. Eyyâm-ı Nahr (Kurban kesme günleri): Zilhiccenin 10, 11, 12’inci günleridir.

Hacılar bu günlerde “Mina” da bulunduğundan bunlara “Eyyâm-ı Mina” (Mina günleri) de denir. Eyyâm-ı Teşrîk (Teşrik günleri): Zilhiccenin 11, 12 ve 13’üncü (bayramın 2, 3 ve 4’üncü) günleridir.5 vakit namazın farzlarından sonra teşrik tekbirlerinin alındığı Arefe sabahından, bayramın 4’üncü günün akşamına kadar olan 5 güne de denir.

Eyyâm-ı Mina (Mina günleri): Mina’da şeytan taşlama (reym-i cimâr) menâsikinin yapıldığı günlerdir. Edâ edilişi itibariyle hac “üç” kısımdır. İfrad haccı: Umresiz yapılan hactır. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayarak sadece hac menâsikini ifâ edenler. “İfrad haccı” yapmış olurlar. Temettu haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir.

Hac ayları girdikten sonra umre yapıp ihrâmdan çıkan, daha sonra memleketlerine dönmeden yeniden ihramlanarak hac menâsikini de edâ eden kimseler, “temettu haccı” yapmış olurlar. Kıran haccı: İkisine birden niyetlenerek, umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir.

  1. Hac ayları içinde önce umre yapıp, ihramdan çıkmadan (aynı ihram ile) hac menâsikini de edâ eden kimseler, “kıran haccı” yapmış olurlar.
  2. Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere “üç” kısımdır.
  3. Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır.

Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır. Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir. Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur.18-19 cm.

Kutrunda, kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır. Kâbe inşa edilirken Hz. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen bu mübârek taş, tavafa başlanacak yere işâret olmak üzere, hâlen bulunduğu köşeye konulmuştur. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa’ye başlarken bu taşı istilâm etmek sünnettir; Hz.

Ömer:”Çok iyi biliyorumki sen, faydası da zararı da olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlüllah (s.a)’ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim” demiştir. “Halk”, saçların dipten tıraş edilmesi; “taksîr” ise saçların kısaltılması, demektir. Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye “Harem” denir.

Bu sınırların dışında kalan yerlere ise “Hıll” denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)’ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (s.a) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke’ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki “Hudeybiye”; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki “Ten’im” dir.

Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten’im’e gittiklerinden buraya “Umre”; buradaki camiye de “Umre Mescidi” denilmektedir. Kâbe’nin kuzey batı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)’nın karşısında, zeminden 1 m.

  1. Kadar yüksek 1,5 m.
  2. Kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır ki, buna “Hatîm”; bu duvar ile Beytüllah arasındaki boşluğa “hıcr” (Hıcr-i Kâbe, Hıcr-i İsmail veya Hatîra)” denir.
  3. Hıcr-i Kâbe’de namaz kılınır, dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz.
  4. İbrahim’in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi.

Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kâbe’nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tâmiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail ile annesi Hâcer’in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir.

Kâbe’ye dâhil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vâciptir. Kâbe üzerine yağan yağmur sularının aktığı “Altın Oluk” (Mizâb-ı Kâbe), Beytullah’ın bu kısma bakan duvarının üst kenarının ortasında bulunur. Harem bölgesinde, hacla ilgili olarak kesilen kurbanlara “Hedy” denir. Sa’yın her şavtında Safâ ve Merve adlı tepeler arasındaki vâdî tabanına inildiğinde, yeşil ışıkla işâretli sütunlar arasında, erkeklerin sür’atli, çalımlı ve canlı yürümeleridir.

Erkekler için sünnettir. Kadınlar “hervele” yapmazlar. Harem bölgesi ile mîkat sınırları arasında kalan yerlere “Hıll” denir. Ridâ’nın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak, böylece sağ omuz ve kolu ihram’ın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında “ıztıba” sünnettir.

See also:  3 Aylar Ne Zaman?

Tavaf bitince omuz örtülür; tavaf namazı, omuz örtülü olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman ıztıba yapılmaz. Hac ve Umre niyetiyle, diğer zamanlarda helâl olan bir kısım fiil ve davranışları, kişinin kendisine belirli bir süre için harâm kılması demektir. Bu esnada erkeklerin büründükleri “ridâ ve izâr” denilen iki parça örtüye de halk arasında “ihram” denilmektedir.

İhram niyyet ve telbiye ile olur. İhrama girmeden önce iki rek’at namaz kılmak sünnettir. Bu namazın ilk rek’atında “Kâfirûn”, ikinci rek’atında da “İhlas” sûrelerinin okunması efdâldir. İhramlı iken yapılması cezayı gerektiren fiil ve davranışlardır. (Tırnak kesmek, elbise giymek.gibi) Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac ve umreyi yapamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır.

  • Hacer-i esved’i selamlamak demektir.
  • Tavafa başlarken, tavaf esnâsında her bir şavtı tamamlayıp hizâsına geldikçe ve sa’ye başlanacağı zaman, Hâcer-i esved’i istilâm sünnettir.
  • Bunun için, Hâcer-i esved’e dönüp, namaza durur gibi tekbir ve tehlil ile eller kulak hizâsına kadar kaldırılır.
  • Bismillâh, Allâh-ü Ekber” denilerek, üzerine konulur ve eller arasından Hâccer-i esved öpülür.

İzdiham sebebiyle yaklaşılamazsa, avuçların içi Kâbe’ye çevrilmiş halde, eller aynı şekilde kaldırılıp, üzerine konuluyormuş gibi karşıdan işâret edilerek Hâcer-i esved selâmlanır ve sağ elin içi öpülür. Belden aşağıya dolanan peştemal gibi örtüye “izâr” denir.

Allah’a ibâdet olunmak üzere, yeryüzündeki ilk yapılan binâ Kâbe’dir. Kâbe, Mescid-i Harâm’ın ortasında duvar uzunlukları 11-12 m. arasında değişen yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Üzeri, her sene hac mevsiminde yenilenen siyah bir örtü ile örtülür. Köşelerinde çapraz olarak iki hat geçtiği düşünülürse, bu hatların uçları yaklaşık olarak dört aslî yönü gösterir.

Bu köşelerden herbirinin ayrı ismi vardır: Doğu köşesine “Rükn-i Hâcer-i Esved” veya “Rükn-i Şarkî”, güney köşesine “Rükn-i Yemânî”, batı köşesine “Rükn-i Şâmî”, Kuzey köşesine de “Rükn-i Irakî” denir. Kâbe’nin kuzey doğu duvarında (Rükn-i Hacer-i Esved ile Rükn-i Irakî arasında) zeminden 2 m.

  • Kadar yükseklikte, “Kâbe kapısı” vardır.
  • Bu duvarın, Rükn-i Hâcer-i Esved ile kapı arasında kalan kısmına “Mültezem” denir.
  • Makam-ı İbrahim ile zemzem kuyusu da, Kâbe’nin bu cihetinde (kuzey-doğu duvarı karşısında) bulunurlar.
  • İşlenen cinâyet karşılığında ödenmesi gereken cezâ demektir.
  • Oruç, sadaka veya kurban olabilir.

Medine-i Münevvere’ye yaya bir saat mesâfede Kûba köyündedir. Hicret esnâsında bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış ve Kur’ân-ı Kerim’de “Takvâ Mescidi”diye isimlendirilmiş olan mescidin yerinde bulunmaktadır. Rasûlüllah (s.a) Medine’de olduğu zamanlarda her Cumartesi bu mescidi ziyaret eder ve namaz kılardı.

  1. Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir.
  2. Mümkün olursa tavaf namazının burada (Makam-ı İbrahim’in arkasında) kılınması efdaldir.
  3. Mekke’de ve mîkat sınırları içinde ikâmet edenlerdir.
  4. Hac ve umre ile ilgili fiil ve ibadetlerden her birine “nüsük” veya “mensek” denir.

Bunun çoğulu “menâsik” tir. Hac ve umre ile ilgili işler ve ibâdetler demektir. Safâ ile Merve arasında sa’y yapılan yere “Mes’â” denir. Kudüs Mescidi’dir. Buna “Beyt-i Makdis” de denir. Yeryüzünde, Mescid-i Harâm’dan sonra yapılan ilk mesciddir. Mescid-i Harâm’a bir aylık uzaklıkta bulunması sebebiyle “çok ırak mescid” anlamında “Mescid-i Aksâ” diye isimlendirilmiştir.

Hz. Mûsâ’dan, Hz. İsa zamanına kadar gelmiş olan bir çok peygamberin bulunduğu ve vahy indiği yer olması itibâriyle Rasûlüllah (s.a) Efendimiz’in Mirâc’ında da yol uğrağı olmuştur. Bir hadis-i şerifte: “Fazla sevâp umarak içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz.

Mescid-i Harâm Mescid-i Nebî Mescid-i Aksâ” buyurulmuştur. Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna “Harem-i Şerif” de denir.”Harâm” denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke’ye de “Belde-i Harâm” denilir.

  1. Bir Hadîs-i Şerif’te: “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir.
  2. Mescid-i Harâm’da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir.” buyurulmuştur.
  3. Mina’da Cemre-i Ûla’nın güneyinde bulunan câmidir.
  4. Medine-i Münevvere’de içinde Rasûlüllah (s.a)’in kabr-i seâdetinin bulunduğu câmi-i şerftir.

Buna “Mescid-i Seâdet” de denir. Bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış, daha sonra muhtelif târihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir. Bir hadis-i şerifte: “Benim şu (Medîne’deki) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke’deki) Mescid-i Harâm dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan (sevâp cihetinden) daha hayırlıdır.” buyurulmuştur.

  1. Arafat bölgesinde, kuzey-batı tarafı Urene vâdisi sınırları içinde bulunan camidir.
  2. Urene vâdisi sınırları içinde kalan kısmında vakfe câiz değildir.
  3. Müzdelife’de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir.
  4. Zirvesinde silindir biçiminde “Mîkade” denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır.
  5. Müzdelife’de yapılan vakfenin Meş’ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir.

Kâbe’nin etrafında tavaf edilen yere “Metaf” denir. Haccın edâ edildiği zamana “Mevsim” denir. Zilhicce’nin ilk on günü kasdedilir. Doğrudan harem bölgesine veya Mekke’ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır. Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır.

Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri “şeytan taşlama” denilen “remy-i cimâr” burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir Kâbe’nin üzerine yağan yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. Hatîm’in karşısında olan duvar’ın üst orta kısmındadır.

İhrâma giren kimseye ihramlı olduğu sürede “muhrim” denir. Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife’de vakfe yapmak vaciptir. “Muhassir vâdisi” dışında, Müzdelife’nin her yerinde vakfe yapılabilir. “Meş’ar-i Harâm” yakınında yapılması sünnettir.

  1. Mescid-i Nebî’nin Rasûlüllah (s.a) Efendimizin kabr-i seâdetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısımdır.10 m.
  2. Genişlik 20 m.
  3. Uzunlukta 200 metrekarelik pek mübârek bir mahaldir.
  4. Bir hadis-i şerifte: “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Buyrulmuştur.
  5. Halk arasında Rasûlüllah (s.a)’in kabr-i seâdetelerine de “Ravza-i Mütahhare” denilmektedir.

Erkeklerin, tavafın ilk üç şavt’ında; kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür’atli yürümeleridir. Müteâkiben sa’y yapılacak tavaflarda “remel” sünnettir. Sonunda sa’y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz. Mina’da “Cemre” adı verilen taş kümelerine ufacık taşlar atmak demektir.

Hac’da bayram günlerinde Mina’da “Akabe, Orta ve Küçük Cemre” adı verilen, üç Cemre’ye usulüne göre ufacık “7” şer taş atmak vaciptir. Belden yukarıya örtülen havlu ve benzeri örtüye “ridâ” denir. Safâ ile Merve arasında gidip gelmektir. Safâ’dan Merve’ye “4” gidiş, Merve’den Safâ’ya “3” dönüş olmak üzere “7” şavt’tan ibârettir.

Bütün tavaflardan sonra sa’y yapmak gerekmez. Hac ve umre için sadece birer defa sa’y yapılır. Mescid-i Haram’ın doğusunda yaklaşık 350 m. aralıklı iki tepedir. Güneyindeki Safâ, kuzeyindeki ise Merve’dir. Sa’y bu iki tepe arasında yapılır. Tavafta: Hacer-i Esved’den başlayıp, tekrar aynı yere gelinceye kadar, Kâbe’nin etrâfını bir defa dolaşmaktır.

“7” şavt, bir tavaf olur Sa’y’de: Safâ’dan Merve’ye gidiş ve Merve’den Safâ’ya dönüşlerden herbirine “şavt” denir. Farz ve vâcip olmadığı halde, fazla sevap için nâfile olarak yapılan ibadetlere “tatavvu” veya “nafîle” adı verilir. Hâcer-i esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafını usulüne göre yedi defa dolaşmaktır.

Devirlerden her birine “şavt” denir. İster farz, ister vâcib, ister sünnet veya nâfile olsun, bütün tavaflardan sonra iki rek’at namaz kılmak vaciptir. Ancak, haccın veya tavafın vâcibi değil, -vitir namazı gibi- müstakil bir vaciptir. Bu sebeple, terki cinâyet sayılmaz ve maddî bir ceza gerektirmez.

  1. Erâhet vakti değilse, tavaf bitince, ara vermeden hemen kılmak efdaldir.
  2. Daha sonra hatta memleketine döndükten sonra kılmakla da vâcip edâ edilmiş olur; fakat gereksiz olarak geciktirmek mekruhtur.
  3. Tavaf namazının “Makam-ı İbrahim”in arkasında kılınması müstehaptır.
  4. Orada mümkün olmazsa, sırası ile Hıcr’de Altınoluk’un altında, veya Hıcr’ın herhangi bir yerinde yahut Harem-i Şerif’in uygun bir yerinde kılınır.

Bu yerlerden hiç birinde kılınamamışsa, Harem bölgesinde kılınabilir. Harem bölgesi dışında kılınmakla da vâcip eda edilirse de sevap ve fazileti az olur. İhram namazında olduğu gibi bu namazın da ilk rek’atında Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek’atında Fâtiha’dan sonra “ihlâs” sûrelerinin okunması efdaldir.

  • Mekke’ye geliş tavafı demektir.
  • İfrad veya kıran haccı yapan âfâkîler için sünnettir.
  • Sâdece umre veya temettu haccı yapanlar ile mîkat sınırları içerisinde bulunanlar, kudûm tavafı yapamazlar.
  • Ziyâret tavafı: Buna “ifâza tavafı” da denir.
  • Hac’da farz olan tavaf budur.
  • Arafat vakfesinden sonra yapılır.
  • Vedâ tavafı: “Sader tavafı” da denir.

Mîkat sınırları dışından gelen hacıların ziyâret tavafından sonra Mekke’den ayrılırken son defa yaptıkları tavaftır. Umre tavafı: Sâdece umre yapmak üzere Mekke’ye gelenler ile temettü veya kıran haccı yapanların Mekke’ye geldiklerinde ilk yapacakları tavaftır.

Bu tavaftan sonra umrenin sa’yi yapılacağından, ıztıba ve ilk üç şavt’ta remel de yapılır. Nezir (adak) tavafı: Herhangi bir sebeple tavaf etmeyi adayan kimsenin, nezrini yerine getirmesi vaciptir. Bunun için, bir zaman belirlemişse, belirlediği zamanda; belirlememişse, dilediği zamanda yapar. Tahiyyetü’l-mescid tavafı: Tahiyyetü’l-mescid namazı yerine, Mescid-i Harama her ne zaman gidilse hürmeten ve mescidi selamlamak için yapılan nâfile tavaftır.

Üzerinde başka tavaf olmayanlara müstehaptır. Başka tavaf yapılırsa, bunun yerini tutar. Nâfile (tavavvu) tavaf: Mekke’de bulunan süre içinde, hacla ilgili olarak yapılması gereken tavaflar dışında, fırsat bulundukça ve arzu edildikçe yapılan tavaflardır.

Afâkilerin, nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Hâram’da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında, Mekke’liler için de hüküm aynıdır. Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, niyet edilip başlanılan nâfile bir tavafın bitirilmesi vâcip olur. Hac’la ilgili tavaflar: kudûm, ziyaret ve vedâ tavaflarından ibârettir.

İhramdan çıkmak, yani ihram yasaklarının sona ermesi demektir. Hac ve umre için ihrama giren kimse, belirli menâsiki edâ ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Belirli menâsik tamamlanmadıkça tıraş olmakla ihramdan çıkılamayacağı gibi, menâsik tamamlandıktan sonra da tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz.

  1. Lâ ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ şerike leh, lehü’l mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr) “Allah’tan başka kulluk edilecek hiçbir ilâh yoktur.
  2. Tektir, eşi ve ortağı yoktur.
  3. Mülk O’nun, hamd de O’nundur.
  4. O herşeye kadirdir.” demektir.
  5. Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l-hamd.) “Allâh büyüktür, Allâh büyüktür.

Allâh’tan başka kulluk edilecek hiç bir ilâh yoktur. Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Hamd O’na mahsustur.” Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, İnne’l-hamde ve’nni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek. “Rabbim, dâvetine sözüm ve özümle tekrâr tekrâr icâbet ettim, emrine boyun eğdim.

  1. Rabbim senin dâvetine icâbet, boyunumun borcudur.
  2. Senin eşin ve ortağın yoktur.
  3. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim.
  4. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin.
  5. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin” demektir.
  6. Telbiye yüksek sesle söylenir; hanımlar, gerek telbiye gerek diğer duâ ve zikirlede seslerini yükseltemezler.

Telbiye, ihramlı bulunulduğu sürece, ayakta, oturuken, yürürken, binek üzerinde, her halde yapılabilir. Özellikle, zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda; yokuşta, inişte, kafileye rastlanışta, namazlardan sonra, seher vakitlerinde, gece, gündüz, her fırsatta yapılmalıdır.

Telbiye söylerken, her defasında üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve selâvat-ı şerife okumak ve Cenâb-ı Hakk’a niyâzda bulunmak müstehaptır. Telbiye, hac’da Zilhicce’nin 10’uncu (bayramın birinci günü) Akabe Cemresi’ne taş atmağa başlamakla; umrede ise umre tavafına başlamakla son bulur, daha sonra yapılmaz.

Telbiye esnasında verilen selâmı almak câiz; selâm vermek ise mekruhtur. Kurban Bayramın’da belirli şartları hâiz kimselerin kesmeleri vâcip olan kurbana “uhdiyye” denir. Belirli zamana bağlı olmayarak Kâbe’yi usûlüne göre ziyâret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki ifâ etmektir.

  1. Belirli bir yerde belirli süre kalmak demektir.
  2. Hacda, Arafat ve Müzdelife denilen iki yerde vakfe vardır.
  3. Bunlardan “Arafat vakfesi” haccın rüknü olup, farzdır.
  4. Müzdelife vakfesi” ise vaciptir.
  5. Âbe’nin doğusunda, Cenâb-ı Hakk’ın Hz.
  6. Hâcer ile oğlu Hz.
  7. İsmail’e ihsan ettiği suyun yerinde kazılan, mübârek kuyunun suyudur.

Yeryüzündeki suyun efdalidir. Bol bol içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Ancak, istincâda, necâsetlerin kullanılması mekruh görülmüşitür. Hacılar, bu sudan memleketlerine götürerek teberrük ve hayır kasdı ile ziyaretçilerine ikrâm ederler.

  • Rasûlüllah (s.a) “Zemzem, hangi maksatla içilirse o maksat içindir” buyurmuştur.
  • Bu sebeple, kıyâmette, hesap gününde, susuzluk çekilmemesi, dilek ve niyyeti ile içilmesi uygun olur.
  • Özellikle veda tavafından sonra Beytullah’a karşı ayakta durup, Kâbe’ye bakarak kana kana içmek, başına ve vücuduna dökünmek sünnettir.

Zezmzem içerken: (Allahümme innî es’elüke ilmen nâfiân, ve rızkan vâsian, ve şifâen min külli dâin ve sekam.) “Allah’ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifâ niyâz ediyorum” diye duâ edilir. Görmeye gitmek demektir. Burada maksat, ihramlı olarak tavaf, sa’y ve vakfe gibi menâsiki usûlüne göre yapmaktır.

Afaki deliller ne demek?

Delil, aranılan gerçeğe ulaştırabilen iz, bir şeyin hakikatini ispat eden belge demektir. İnsanın kâinat içindeki her bir varlıkta gördüğü delillere “afakî”, yani “harici/dışsal”; kendi şahsında aklen, vicdanen gördüğü ve hissettiği delillere ise, “enfüsî”, yani “dahili/içsel” delil denir.

  • Rabbimizi bize tarif eden, tanıttıran atomdan galaksilere, kâinatın tamamında yer alan varlıklar sayısınca aklî, mantıkî bürhanlar vardır.
  • Endimizin yaratılışı ve sayısız maddî manevî delillere de, “enfüsî/dahilî/içsel” delil denir.
  • Her insan, kendisini ve iç dünyasını ve verilen sayısız nimetleri düşünerek Rabbini bulabilir.

Kur’ân’da, “Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.” 1 mealinde ve benzeri yüzlerce âyette deliller dikkatlere sunulur. Ve hem de “mücessem” belgeleri, âyetleri, delilleri gösterilir.

Aslında “enfüsî/dahilî” delillerin anlaşılması daha kolaydır. Zira, bizzat şahsî tecrübe, gözlem ve hissetmeye dayanırlar. Ne yazık ki, birçok insan, kendi varlığı üzerinde düşünmediğinden bu delilleri görmekte zorluk çeker. Halbuki Kur’ân, modern teknolojilerle ancak keşfedilen “enfüsî” delilleri sunarak hem kendisinin bir mu’cize, hem de Allah’ın varlığını, birliğini, sonsuz “ilim, irade ve kudret” sahibi olduğunu birçok âyette dikkatimizi çeker, mealen: “Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık.

Peşinden, alakayı bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” 2 Bir diğer âyette de mealen şöyle buyurulur: “Görmedi mi o insan; biz onu bir damla sudan yarattık da sonra o, bize apaçık bir düşman kesiliverdi?” 3 “Enfüsî/dahilî/içsel” mu’cizeler, deliller, duyularımız, duygularımız, uzuvlarımız ve onların sayısız hikmetli yaratılışları sayısınca değil mi? Bunlardan hangisi mu’cize değil? Kalb, ciğer, böbrek, göz, kulak, ayak Akıl, hafıza, zekâ, hayal Hangisi mu’cize değil! Kim gözlük, kameranın, işitme cihazı kulaklığın, kim kadavranın, kim protez diş, el, ayak gibi cihazlarımızın kendi kendine olduğunu, tabiatın, sebeplerin, tesadüflerin yaptığını iddia edebilir? Bunların bir ustası, bir sanatkârı, bir yapanı varsa, elbette hakikî duyu, cihaz ve aletlerin de olmalıdır.

See also:  Qual A CotaO Do Euro Hoje?

İnsan ruhu/duyguları, bedeni binler, yüzbinler “enfüsî” delillerdir. Ve günümüz insanı, fen ilimleri ve teknolojinin de sayesinde “enfüsî” delilleri de hem aklıyla, hem vicdanıyla, hem de gözleriyle görüyor! “İşte insan, Cenâb-ı Hakk’ın böyle antika bir sanatıdır ve en nâzik ve nâzenin bir mu’cize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medâr ve kâinata bir misâl-i musağğar sûretinde yaratmıştır.” 4 Ne var ki, birçok insan, kendi hayat yolculuğunda yaşadığı “enfüsî” mu’cizeleri düşünmüyor, görmüyor.

Yaşadığı şehrin, hatta mahallesinin yakınında bulunan sergi, fuar ve müzelerini gezmeyen, onlardan habersiz insanlar yok mudur? İlmî buluş ve keşifleri duymayan, öğrenmek istemeyen insanlar yok mudur? Hayatı bakar kör, duyar sağır, algılamayan beyinsiz olarak yaşamak ne kötü bir seviyedir! Dipnotlar: 1- Casiye Sûresi, 45/4.2- Mü’minun Sûresi, 23/14.3- Yasin Sûresi, 36/77.4- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s.282.

Farazi Amaç ne demek?

Farazi kelimesi gerçeği yansıtmayan sadece bir fikirden öteye gitmeyen durumlar için kullanılmaktadır. Yani herhangi bir gerçek duruma dayanmayan ve kanıtı olmayan durumlar söz konusu olduğu zaman farazi kelimesi kullanılır.

Afak ve enfüste ne demek?

Afaki ve enfüsi tefekkür nedir? » Sorularla İslamiyet – Afaki ve enfüsi tefekkür nasıl yapılır, ölçüsü nedir?

Değerli kardeşimiz, Afak, insanın dışındaki âlemi, enfüs ise insanın kendisini ifade eder.Bu iki kelime şu ayetten alınmıştır:

“Ayetlerimizi onlara âfakta ve enfüste (kendi nefislerinde) göstereceğiz.” (Fussılet, 41/53) Bu ayette, Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren ve tefekkür edilmesi tavsiye edilen varlıklar külli manada ikiye ayrılmıştır. Biri afaki/harici âlem, biri de enfüsi/insanın kendi alemi.

Tefekkür ise, düşünmek, fikri belli bir sahada çalıştırmak demektir. Enfüsî tefekkür: Nefse ait teemmül demektir. İnsanın öncelikle kendi varlığı üzerinde kafa yormasıdır. Buradaki nefis kelimesi, ruhla bedeni birlikte ifade eder ve zat manasına gelir. Buna göre, enfüsî tefekkürün iki ayrı sahası vardır: Birisi ruhani, manevi donanımı, diğeri ise bedeni, cismani donanımı.

Afakî tefekkürde ise bedenimizi kuşatan hava tabakasından yıldızlara ve ötelerine kadar bütün kâinatın düşünülmesi, tefekkür edilmesi söz konusudur. İnsanın, önce evinden çıkıp sonra çarşıları, pazarları dolaşması gibi, tefekküre de nefsinden başlaması, sonra dış âlemi dolaşması en doğrusudur.

  • Bununla beraber, insanın yakından tanıdığı kendi yapısını araştırırken detaylı bir şekilde inceleme yapması önemlidir.
  • Çünkü, -bilimsel yönü bir tarafa-, her insanın göz, kulak, el, ayak, mide, barsak, akciğer ve karaciğer gibi organlarının yaptığı hizmeti derinden ve yakından tefekkür ettiği nispette, onlardaki sanat harikalığını, hayati önemi haiz hizmet fonksiyonlarını, hepsinin bu hizmeti ifa ederken omuz omuza verip, birbirlerinin yardımına koşmaları, aynı merkezden emir aldıklarını göstermektedir.

Bu ise, Allah’ın vahdaniyetini gündüz gibi güzler önüne serer. Buna mukabil, afaki tefekkürde, detaylara dalmamak büyük önem arz eder. Çünkü, kâinattan ibaret olan afaki tefekkürde, detaylara girildikçe zihinler çatallaşır ve dağınıklık gösterir. Dipsiz bir denize benzeyen bu sahada gezmek her an boğulmaya sebep olabilir.

Demek ki, sınırlı bir sahaya mahsus olan enfüsi tefekkürde detaylara inildikçe, tefekküre konu olan unsurları bir araya getirmek, onların birlikte hareket ettiklerini, aynı hedefe koştuklarını, aynı maksat için yardımlaştıklarını görme imkânı artacaktır. Bu şuursuz yaratıkların birlikteliğinden hareketle Yaratıcı’nın birliğine, kesretten vahdete varmak kolaylaşacaktır.

Halbuki, afaki tefekkürde, detaylara girmek, tefekkür konusu olan unsurların -âdeta- sınırsız boyutta olmaları sebebiyle çoğu zihinler kesretten vahdete geçme imkanını bulmadıklarından kesret içinde boğulmaya mahkum olacaklardır. Bu noktada Üstad Bediüzzaman’ın şu ifadelerine bakmakta fayda vardır: “İ’lem Eyyühel-Aziz! Tefekkür, gafleti izale eder.

Dikkat, teemmül; evham zulümatını dağıtıyor. Lâkin nefsinde, bâtınında, hususî ahvalinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilât ile tedkikat yap. Fakat âfâkî, haricî, umumî ahvalâta teemmül ettiğin vakit sathî, icmalî düşün, tafsilâta geçme. Çünki icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik, tafsilâtında yoktur.

Hem de âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma, boğulursun. Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilâtlı (detaylı), âfâkî tefekkürde ise icmali (özet halde inceleme) yaparsan, vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde kesret fikrini dağıtır, evham seni havalandırır.

Enaniyetin kalınlaşır, gafletin kuvvet bulur, tabiata kalbeder. İşte dalalete îsal eden kesret yolu budur.” (bk. Mesnevi-i Nuriye, s.147) Evet, her bir hücremizin, her bir duygumuzun hizmetini, faydasını inceden inceye araştırabiliriz, ama aynı şeyi hariç âlemde yapmamız yanlış olur. Çünkü haricimizdeki her şeyi nefsimiz gibi net olarak bilemeyiz.

Hariç alemde özet bilgi yeterlidir. Bununla beraber, kâinat kitabının belli bir sayfasını inceleyen ilim adamları, o sayfayı incelikleriyle kavramaya, anlamaya çalışabilirler. Ancak, onlar da başka ilim dallarına ait sayfaları okumada yine “icmalî tefekküre” mecbur kalırlar.

Hil ve afaki ne demek?

İhramdan çıkmaya da ihramda yasak olan fiillerin serbestlik kazanması sebebiyle hil veya tahallül denilir. Hil kelimesi örfî ve dinî kullanımda, Mekke ve Medine haremlerinin dışında ve mîkāt sınırları içinde kalan bölgeyi ifade eder (bk. ÂFÂKÎ ; HAREM; MÎKĀT).

Afaki malumat ne demek?

Afakî malûmât için, ‘ hariçten, uzaklardan alınan malûmat,’ şeklinde bir tarif getiriliyor.

Enfüsi ne demek?

Dilimize Arapçadan geçmiş olan enfüs kelimesi, nefis kelimesinin çoğul halidir. Nefs şeklinde de yazılan nefis, kişinin öz benliği anlamına gelir. Enfüs ise benlikler ve nefsler manasında kullanılır.

Objektif ne anlama gelir?

Objektif kelimesinin anlamı sorulduğunda akla birçok kelime gelir. Türk Dil Kurumuna göre de pek çok anlamı barındırmaktadır. Objektif kelimesi dilimize Fransızcadan gelmiştir. İki farklı anlamı bulunmaktadır. Peki, objektif ne demek? Objektif nedir? Objektif TDK kelime anlamı – Objektif kelimesinin birinci anlamı nesnellik, sübjektif karşıtı, tarafsızlıktır.

  1. İkinci anlamı ise dürbün veya mikroskoptur.
  2. Objektif kelimesi Latince nesne kelimesinden türemiştir.
  3. Bu sebeple Nesnel anlamına gelmektedir.
  4. Objektifliğin kısaca anlamı tarafsızlık demektir.
  5. Buna nesnellik de diyebiliriz.
  6. Nesnel düşünce tarzı konu ne olursa olsun her konuda tarafsız kalabilmektedir.
  7. Herhangi bir ortamda veya tartışma konusu oluştuğunda kimsenin etkisinde kalmadan doğrudan nesnel bir şekilde tarafsız davranmak ve doğruyu gerçek bir şekilde söylemektir.

Duygu ve düşünceleri katmadan veya etrafımızdaki kişilerin eş, dost ve akrabaların etkisinde kalmadan tarafsız kalabilmektir. Bunlar dışında objektif kelimesinin birçok anlamı bulunmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz; – Nesnel düşünce tarzı. Her konuda tarafsız olabilmek.

Hukuk tahvil ne demek?

Tahvil, geçerlik şartlarını taşımaması nedeniyle batıl olan bir hukuki işlemin yerine, bu işlemin yapılması sebebiyle geçerlik şartları gerçekleşen bir başka hukuki işlemin ikame edilmesidir.

Istiklal marşı afak ne demek?

Afak kelime anlamı ‘ufuklar’ olmakla beraber bu kelimenin istiklal marşında bir mısrada da yer aldığı bilinir. Afak cümle içinde kullanımı ise şu şekildedir; Garbın afakını çelik zırhlı duvarlar sarması, gemilerden haber verir. Senin de afakında hep o güzel ve ulaşılmaz olan kız var.

Afak bölgesi nedir?

ÂFÂK -ÂFÂKÎ NE DEMEK? Sözlükte ufuklar anlamına gelen ‘ âfâk ‘, ‘mîkât’ sınarları dışında kalan bölgelere, ‘âfakî’ ise bu bölgede yaşayanlara denir.

Afitab Osmanlıca ne demek?

Kız ve güzel yüz olarak ifade edilir. Afitap Örnek Anlatımı: Afitap, çok güzel yüzlü, pek güzel, güneş, güneş gibi parlak yüzlü olan kişiler için kullanılan bir sözdür.

Menşeli ne anlama gelir?

Sıf. Asıllı, kökenli, kaynaklı : ‘Farsça menşeli kelime.’ ‘Tıbbiye menşeli.’ ‘Îran menşeli.’

Entegre yapı ne demek?

Birbirine bağlanma yolu ile tüm durumlara gelen ya da tümleşke anlamı üzerinden Entegre kelimesi öne çıkar. Özellikle Sanayi kuruluşlarında farklı birimlerin bir araya gelmesiyle oluşan durumdur. Bu sayede sistemler daha senkronize bir şekilde çalışır ve verimli bir yapı oluşturur.

Ezlem isminin anlamı ne demek?

Gerekli olan, vazgeçilmez. – Gerekli olan, vazgeçilmez. Çok gerekli olan, vazgeçilmez. Elzem isminin kökeni : Türkçe Türkiye’de kaç tane Elzem isminden var? : 395 Elzem isminin kullanım sıklığı : Türkiyede her 207.604 kişiden birinin ismi Elzem.

Afaki ne demek Diyanet?

Mekke’nin etrafındaki “mîkat” denilen noktaların sınırladığı bölgenin dışında ikâmet eden kimselerdir. Mekke’nin yaklaşık 25 km. güney doğusunda (yaya 6 saat mesafede) Harem sınırları dışında bir bölgenin adıdır. Haccın iki rüknünden biri olan “Vakfe” Zilhicce’nin 9’uncu günü burada yapılır.

  1. Cebel-i rahme” denilen tepe de buradadır.
  2. Burada bulunan Nemire Mescidi’nin güney kısmı, Arafat bölgesinin dışında kalır.
  3. Başkası adına hacceden, vekîl olarak hacca gönderilen kimse demektir.
  4. Deve ve sığır cinsinden olan kurbana “bedene” adı verilir.
  5. İkincisinin henüz vakti girmeden, iki vakit namazı birlikte kılmaktır.

Hac’da Arafe günü Arafat bölgesinde, öğle ile ikindi namazını, öğle vakti içinde birlikte kılmak sünnettir. Birincisinin vakti çıktıktan sonra, iki vaktin namazını birlikte kılmaktır. Hac’da, bayram gecesi Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını yatsı vakti girdikten sonra birlikte kılmak vâciptir.

  • Mina’da birbirine birer ok atımı uzaklıkta “3” taş kümesi (cemre) vardır.
  • Bunlar: Akabe Cemresi (Cemre-i Akabe veya Cemre-i Kübrâ): Halk arasında “Büyük Şeytan” denir.
  • Orta Cemre (Cemre-i Vüstâ): Halk arasında “Orta Şeytan” denir.
  • Üçük Cemre (Cemre-i Ûla): Halk arasında “Küçük Şeytan” denir.
  • Şeytan taşlama, (remy-i cimâr) bu üç cemre’ye yapılır.

Hac’da cezâyı gerektiren fiil ve davranışlara “cinâyet” denir. Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana “dem” adı verilir. Süresi içinde Arafat vakfesine yetişememek, vakfenin vaktini kaçırmak demektir. İbadette yapılan kusur ve noksanların tamamlanması için ödenen cezâlara “fidye” denir.

Belirli zamanda Kâbe’yi ve etrafındaki bir kısım kutsal yerleri usûlüne uygun olarak ziyâret etmek ve buralarda yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmektir. Hac menâsikinin başladığı ve devâm ettiği aylardır ki ŞEVVAL ve ZİLKADE ayları ile ZİLHİCCE’nin ilk on günüdür. Bu aylardan önce ihrâma girmek kerâhetle câiz ise de, haccın diğer menâsikini yapmak câiz değildir.

Eyyâm-ı malûmat (Belirli günler): Zilhicce’nin ilk 10 günüdür. Terviye, Arafe ve kurban günleri bunlardandır. Eyyâm-ı madûdât (Sayılı günler): Beş vakit namazın farzlarından sonra “tekbir” alınan günlerdir. Arefe günü (9 Zilhicce) sabahından bayramın dördüncü (13 Zilhicce) gününe kadar 5 gündür.

  1. Bunlara “Eyyâm-ı Teşrîk” (Teşrik tekbirlerinin alındığı günler) de denir.
  2. Yevm-i Terviye (Terviye günü): Zilhicce’nin 8’nci günüdür.
  3. Hacıların, bu gün sabah namazını Mekke’de kılıp güneş doğduktan sonra Mina’ya çıkmaları ve geceyi Mina’da geçirmeleri sünnettir.
  4. Terviye “suya kandırmak” veya “gördüğü rüyâ üzerinde düşünmek” demektir.

Mina’da su olmadığından, hacılar kendilerini ve hayvanlarını iyice suya kandırdıktan sonra Mekke’den çıktıkları veya Hz. İbrahim gördüğü rüya üzerinde bugün düşündüğü için, bu güne “Terviye günü” denir. “Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i kurban kesmekle ilgili rüyâsını o gece görmüş, Terviye günü bu rüyâ üzerinde düşünmüş, ertesi Arefe günü bunun sâdık rüya olduğunu anlamış, bayram günü de Hz.

İsmail’i kurban etmeye teşebbüs etmiş olduğu” rivayet edilir. Yevm-i Arefe (arefe günü): Zilhicce’nin 9’uncu günüdür. Haccın en önemli rüknü olan “vakfe” Arafat denilen bölgede bu gün yapılır. Yevm-i Nahr (Kurban kesme günü): Zilhiccenin 10’uncu günüdür. Eyyâm-ı Nahr (Kurban kesme günleri): Zilhiccenin 10, 11, 12’inci günleridir.

Hacılar bu günlerde “Mina” da bulunduğundan bunlara “Eyyâm-ı Mina” (Mina günleri) de denir. Eyyâm-ı Teşrîk (Teşrik günleri): Zilhiccenin 11, 12 ve 13’üncü (bayramın 2, 3 ve 4’üncü) günleridir.5 vakit namazın farzlarından sonra teşrik tekbirlerinin alındığı Arefe sabahından, bayramın 4’üncü günün akşamına kadar olan 5 güne de denir.

  1. Eyyâm-ı Mina (Mina günleri): Mina’da şeytan taşlama (reym-i cimâr) menâsikinin yapıldığı günlerdir.
  2. Edâ edilişi itibariyle hac “üç” kısımdır.
  3. İfrad haccı: Umresiz yapılan hactır.
  4. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayarak sadece hac menâsikini ifâ edenler.
  5. İfrad haccı” yapmış olurlar.
  6. Temettu haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir.

Hac ayları girdikten sonra umre yapıp ihrâmdan çıkan, daha sonra memleketlerine dönmeden yeniden ihramlanarak hac menâsikini de edâ eden kimseler, “temettu haccı” yapmış olurlar. Kıran haccı: İkisine birden niyetlenerek, umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir.

Hac ayları içinde önce umre yapıp, ihramdan çıkmadan (aynı ihram ile) hac menâsikini de edâ eden kimseler, “kıran haccı” yapmış olurlar. Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere “üç” kısımdır. Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır.

Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır. Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir. Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur.18-19 cm.

  1. Kutrunda, kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır.
  2. Âbe inşa edilirken Hz.
  3. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen bu mübârek taş, tavafa başlanacak yere işâret olmak üzere, hâlen bulunduğu köşeye konulmuştur.
  4. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa’ye başlarken bu taşı istilâm etmek sünnettir; Hz.

Ömer:”Çok iyi biliyorumki sen, faydası da zararı da olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlüllah (s.a)’ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim” demiştir. “Halk”, saçların dipten tıraş edilmesi; “taksîr” ise saçların kısaltılması, demektir. Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye “Harem” denir.

Bu sınırların dışında kalan yerlere ise “Hıll” denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)’ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (s.a) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke’ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki “Hudeybiye”; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki “Ten’im” dir.

Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten’im’e gittiklerinden buraya “Umre”; buradaki camiye de “Umre Mescidi” denilmektedir. Kâbe’nin kuzey batı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)’nın karşısında, zeminden 1 m.

kadar yüksek 1,5 m. kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır ki, buna “Hatîm”; bu duvar ile Beytüllah arasındaki boşluğa “hıcr” (Hıcr-i Kâbe, Hıcr-i İsmail veya Hatîra)” denir. Hıcr-i Kâbe’de namaz kılınır, dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz. İbrahim’in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi.

Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kâbe’nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tâmiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail ile annesi Hâcer’in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir.

See also:  Subhane Rabbiyel Ala Ne Demek KSaca?

Âbe’ye dâhil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vâciptir. Kâbe üzerine yağan yağmur sularının aktığı “Altın Oluk” (Mizâb-ı Kâbe), Beytullah’ın bu kısma bakan duvarının üst kenarının ortasında bulunur. Harem bölgesinde, hacla ilgili olarak kesilen kurbanlara “Hedy” denir. Sa’yın her şavtında Safâ ve Merve adlı tepeler arasındaki vâdî tabanına inildiğinde, yeşil ışıkla işâretli sütunlar arasında, erkeklerin sür’atli, çalımlı ve canlı yürümeleridir.

Erkekler için sünnettir. Kadınlar “hervele” yapmazlar. Harem bölgesi ile mîkat sınırları arasında kalan yerlere “Hıll” denir. Ridâ’nın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak, böylece sağ omuz ve kolu ihram’ın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında “ıztıba” sünnettir.

  • Tavaf bitince omuz örtülür; tavaf namazı, omuz örtülü olarak kılınır.
  • Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman ıztıba yapılmaz.
  • Hac ve Umre niyetiyle, diğer zamanlarda helâl olan bir kısım fiil ve davranışları, kişinin kendisine belirli bir süre için harâm kılması demektir.
  • Bu esnada erkeklerin büründükleri “ridâ ve izâr” denilen iki parça örtüye de halk arasında “ihram” denilmektedir.

İhram niyyet ve telbiye ile olur. İhrama girmeden önce iki rek’at namaz kılmak sünnettir. Bu namazın ilk rek’atında “Kâfirûn”, ikinci rek’atında da “İhlas” sûrelerinin okunması efdâldir. İhramlı iken yapılması cezayı gerektiren fiil ve davranışlardır. (Tırnak kesmek, elbise giymek.gibi) Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac ve umreyi yapamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır.

  • Hacer-i esved’i selamlamak demektir.
  • Tavafa başlarken, tavaf esnâsında her bir şavtı tamamlayıp hizâsına geldikçe ve sa’ye başlanacağı zaman, Hâcer-i esved’i istilâm sünnettir.
  • Bunun için, Hâcer-i esved’e dönüp, namaza durur gibi tekbir ve tehlil ile eller kulak hizâsına kadar kaldırılır.
  • Bismillâh, Allâh-ü Ekber” denilerek, üzerine konulur ve eller arasından Hâccer-i esved öpülür.

İzdiham sebebiyle yaklaşılamazsa, avuçların içi Kâbe’ye çevrilmiş halde, eller aynı şekilde kaldırılıp, üzerine konuluyormuş gibi karşıdan işâret edilerek Hâcer-i esved selâmlanır ve sağ elin içi öpülür. Belden aşağıya dolanan peştemal gibi örtüye “izâr” denir.

  1. Allah’a ibâdet olunmak üzere, yeryüzündeki ilk yapılan binâ Kâbe’dir.
  2. Âbe, Mescid-i Harâm’ın ortasında duvar uzunlukları 11-12 m.
  3. Arasında değişen yaklaşık 13 m.
  4. Yüksekliğinde, taştan yapılmış dört köşe bir binadır.
  5. Üzeri, her sene hac mevsiminde yenilenen siyah bir örtü ile örtülür.
  6. Öşelerinde çapraz olarak iki hat geçtiği düşünülürse, bu hatların uçları yaklaşık olarak dört aslî yönü gösterir.

Bu köşelerden herbirinin ayrı ismi vardır: Doğu köşesine “Rükn-i Hâcer-i Esved” veya “Rükn-i Şarkî”, güney köşesine “Rükn-i Yemânî”, batı köşesine “Rükn-i Şâmî”, Kuzey köşesine de “Rükn-i Irakî” denir. Kâbe’nin kuzey doğu duvarında (Rükn-i Hacer-i Esved ile Rükn-i Irakî arasında) zeminden 2 m.

kadar yükseklikte, “Kâbe kapısı” vardır. Bu duvarın, Rükn-i Hâcer-i Esved ile kapı arasında kalan kısmına “Mültezem” denir. Makam-ı İbrahim ile zemzem kuyusu da, Kâbe’nin bu cihetinde (kuzey-doğu duvarı karşısında) bulunurlar. İşlenen cinâyet karşılığında ödenmesi gereken cezâ demektir. Oruç, sadaka veya kurban olabilir.

Medine-i Münevvere’ye yaya bir saat mesâfede Kûba köyündedir. Hicret esnâsında bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış ve Kur’ân-ı Kerim’de “Takvâ Mescidi”diye isimlendirilmiş olan mescidin yerinde bulunmaktadır. Rasûlüllah (s.a) Medine’de olduğu zamanlarda her Cumartesi bu mescidi ziyaret eder ve namaz kılardı.

Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Mümkün olursa tavaf namazının burada (Makam-ı İbrahim’in arkasında) kılınması efdaldir. Mekke’de ve mîkat sınırları içinde ikâmet edenlerdir. Hac ve umre ile ilgili fiil ve ibadetlerden her birine “nüsük” veya “mensek” denir.

Bunun çoğulu “menâsik” tir. Hac ve umre ile ilgili işler ve ibâdetler demektir. Safâ ile Merve arasında sa’y yapılan yere “Mes’â” denir. Kudüs Mescidi’dir. Buna “Beyt-i Makdis” de denir. Yeryüzünde, Mescid-i Harâm’dan sonra yapılan ilk mesciddir. Mescid-i Harâm’a bir aylık uzaklıkta bulunması sebebiyle “çok ırak mescid” anlamında “Mescid-i Aksâ” diye isimlendirilmiştir.

  1. Hz. Mûsâ’dan, Hz.
  2. İsa zamanına kadar gelmiş olan bir çok peygamberin bulunduğu ve vahy indiği yer olması itibâriyle Rasûlüllah (s.a) Efendimiz’in Mirâc’ında da yol uğrağı olmuştur.
  3. Bir hadis-i şerifte: “Fazla sevâp umarak içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz.

Mescid-i Harâm Mescid-i Nebî Mescid-i Aksâ” buyurulmuştur. Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna “Harem-i Şerif” de denir.”Harâm” denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke’ye de “Belde-i Harâm” denilir.

  1. Bir Hadîs-i Şerif’te: “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir.
  2. Mescid-i Harâm’da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir.” buyurulmuştur.
  3. Mina’da Cemre-i Ûla’nın güneyinde bulunan câmidir.
  4. Medine-i Münevvere’de içinde Rasûlüllah (s.a)’in kabr-i seâdetinin bulunduğu câmi-i şerftir.

Buna “Mescid-i Seâdet” de denir. Bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış, daha sonra muhtelif târihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir. Bir hadis-i şerifte: “Benim şu (Medîne’deki) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke’deki) Mescid-i Harâm dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan (sevâp cihetinden) daha hayırlıdır.” buyurulmuştur.

Arafat bölgesinde, kuzey-batı tarafı Urene vâdisi sınırları içinde bulunan camidir. Urene vâdisi sınırları içinde kalan kısmında vakfe câiz değildir. Müzdelife’de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir. Zirvesinde silindir biçiminde “Mîkade” denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır. Müzdelife’de yapılan vakfenin Meş’ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir.

Kâbe’nin etrafında tavaf edilen yere “Metaf” denir. Haccın edâ edildiği zamana “Mevsim” denir. Zilhicce’nin ilk on günü kasdedilir. Doğrudan harem bölgesine veya Mekke’ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır. Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır.

Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri “şeytan taşlama” denilen “remy-i cimâr” burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir Kâbe’nin üzerine yağan yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. Hatîm’in karşısında olan duvar’ın üst orta kısmındadır.

İhrâma giren kimseye ihramlı olduğu sürede “muhrim” denir. Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife’de vakfe yapmak vaciptir. “Muhassir vâdisi” dışında, Müzdelife’nin her yerinde vakfe yapılabilir. “Meş’ar-i Harâm” yakınında yapılması sünnettir.

  1. Mescid-i Nebî’nin Rasûlüllah (s.a) Efendimizin kabr-i seâdetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısımdır.10 m.
  2. Genişlik 20 m.
  3. Uzunlukta 200 metrekarelik pek mübârek bir mahaldir.
  4. Bir hadis-i şerifte: “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Buyrulmuştur.
  5. Halk arasında Rasûlüllah (s.a)’in kabr-i seâdetelerine de “Ravza-i Mütahhare” denilmektedir.

Erkeklerin, tavafın ilk üç şavt’ında; kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür’atli yürümeleridir. Müteâkiben sa’y yapılacak tavaflarda “remel” sünnettir. Sonunda sa’y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz. Mina’da “Cemre” adı verilen taş kümelerine ufacık taşlar atmak demektir.

  1. Hac’da bayram günlerinde Mina’da “Akabe, Orta ve Küçük Cemre” adı verilen, üç Cemre’ye usulüne göre ufacık “7” şer taş atmak vaciptir.
  2. Belden yukarıya örtülen havlu ve benzeri örtüye “ridâ” denir.
  3. Safâ ile Merve arasında gidip gelmektir.
  4. Safâ’dan Merve’ye “4” gidiş, Merve’den Safâ’ya “3” dönüş olmak üzere “7” şavt’tan ibârettir.

Bütün tavaflardan sonra sa’y yapmak gerekmez. Hac ve umre için sadece birer defa sa’y yapılır. Mescid-i Haram’ın doğusunda yaklaşık 350 m. aralıklı iki tepedir. Güneyindeki Safâ, kuzeyindeki ise Merve’dir. Sa’y bu iki tepe arasında yapılır. Tavafta: Hacer-i Esved’den başlayıp, tekrar aynı yere gelinceye kadar, Kâbe’nin etrâfını bir defa dolaşmaktır.

  • 7″ şavt, bir tavaf olur Sa’y’de: Safâ’dan Merve’ye gidiş ve Merve’den Safâ’ya dönüşlerden herbirine “şavt” denir.
  • Farz ve vâcip olmadığı halde, fazla sevap için nâfile olarak yapılan ibadetlere “tatavvu” veya “nafîle” adı verilir.
  • Hâcer-i esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafını usulüne göre yedi defa dolaşmaktır.

Devirlerden her birine “şavt” denir. İster farz, ister vâcib, ister sünnet veya nâfile olsun, bütün tavaflardan sonra iki rek’at namaz kılmak vaciptir. Ancak, haccın veya tavafın vâcibi değil, -vitir namazı gibi- müstakil bir vaciptir. Bu sebeple, terki cinâyet sayılmaz ve maddî bir ceza gerektirmez.

  1. Erâhet vakti değilse, tavaf bitince, ara vermeden hemen kılmak efdaldir.
  2. Daha sonra hatta memleketine döndükten sonra kılmakla da vâcip edâ edilmiş olur; fakat gereksiz olarak geciktirmek mekruhtur.
  3. Tavaf namazının “Makam-ı İbrahim”in arkasında kılınması müstehaptır.
  4. Orada mümkün olmazsa, sırası ile Hıcr’de Altınoluk’un altında, veya Hıcr’ın herhangi bir yerinde yahut Harem-i Şerif’in uygun bir yerinde kılınır.

Bu yerlerden hiç birinde kılınamamışsa, Harem bölgesinde kılınabilir. Harem bölgesi dışında kılınmakla da vâcip eda edilirse de sevap ve fazileti az olur. İhram namazında olduğu gibi bu namazın da ilk rek’atında Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek’atında Fâtiha’dan sonra “ihlâs” sûrelerinin okunması efdaldir.

Mekke’ye geliş tavafı demektir. İfrad veya kıran haccı yapan âfâkîler için sünnettir. Sâdece umre veya temettu haccı yapanlar ile mîkat sınırları içerisinde bulunanlar, kudûm tavafı yapamazlar. Ziyâret tavafı: Buna “ifâza tavafı” da denir. Hac’da farz olan tavaf budur. Arafat vakfesinden sonra yapılır. Vedâ tavafı: “Sader tavafı” da denir.

Mîkat sınırları dışından gelen hacıların ziyâret tavafından sonra Mekke’den ayrılırken son defa yaptıkları tavaftır. Umre tavafı: Sâdece umre yapmak üzere Mekke’ye gelenler ile temettü veya kıran haccı yapanların Mekke’ye geldiklerinde ilk yapacakları tavaftır.

Bu tavaftan sonra umrenin sa’yi yapılacağından, ıztıba ve ilk üç şavt’ta remel de yapılır. Nezir (adak) tavafı: Herhangi bir sebeple tavaf etmeyi adayan kimsenin, nezrini yerine getirmesi vaciptir. Bunun için, bir zaman belirlemişse, belirlediği zamanda; belirlememişse, dilediği zamanda yapar. Tahiyyetü’l-mescid tavafı: Tahiyyetü’l-mescid namazı yerine, Mescid-i Harama her ne zaman gidilse hürmeten ve mescidi selamlamak için yapılan nâfile tavaftır.

Üzerinde başka tavaf olmayanlara müstehaptır. Başka tavaf yapılırsa, bunun yerini tutar. Nâfile (tavavvu) tavaf: Mekke’de bulunan süre içinde, hacla ilgili olarak yapılması gereken tavaflar dışında, fırsat bulundukça ve arzu edildikçe yapılan tavaflardır.

Afâkilerin, nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Hâram’da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında, Mekke’liler için de hüküm aynıdır. Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, niyet edilip başlanılan nâfile bir tavafın bitirilmesi vâcip olur. Hac’la ilgili tavaflar: kudûm, ziyaret ve vedâ tavaflarından ibârettir.

İhramdan çıkmak, yani ihram yasaklarının sona ermesi demektir. Hac ve umre için ihrama giren kimse, belirli menâsiki edâ ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Belirli menâsik tamamlanmadıkça tıraş olmakla ihramdan çıkılamayacağı gibi, menâsik tamamlandıktan sonra da tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz.

Lâ ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ şerike leh, lehü’l mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr) “Allah’tan başka kulluk edilecek hiçbir ilâh yoktur. Tektir, eşi ve ortağı yoktur. Mülk O’nun, hamd de O’nundur. O herşeye kadirdir.” demektir. (Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l-hamd.) “Allâh büyüktür, Allâh büyüktür.

Allâh’tan başka kulluk edilecek hiç bir ilâh yoktur. Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Hamd O’na mahsustur.” Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, İnne’l-hamde ve’nni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek. “Rabbim, dâvetine sözüm ve özümle tekrâr tekrâr icâbet ettim, emrine boyun eğdim.

Rabbim senin dâvetine icâbet, boyunumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin” demektir. Telbiye yüksek sesle söylenir; hanımlar, gerek telbiye gerek diğer duâ ve zikirlede seslerini yükseltemezler.

Telbiye, ihramlı bulunulduğu sürece, ayakta, oturuken, yürürken, binek üzerinde, her halde yapılabilir. Özellikle, zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda; yokuşta, inişte, kafileye rastlanışta, namazlardan sonra, seher vakitlerinde, gece, gündüz, her fırsatta yapılmalıdır.

  • Telbiye söylerken, her defasında üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve selâvat-ı şerife okumak ve Cenâb-ı Hakk’a niyâzda bulunmak müstehaptır.
  • Telbiye, hac’da Zilhicce’nin 10’uncu (bayramın birinci günü) Akabe Cemresi’ne taş atmağa başlamakla; umrede ise umre tavafına başlamakla son bulur, daha sonra yapılmaz.

Telbiye esnasında verilen selâmı almak câiz; selâm vermek ise mekruhtur. Kurban Bayramın’da belirli şartları hâiz kimselerin kesmeleri vâcip olan kurbana “uhdiyye” denir. Belirli zamana bağlı olmayarak Kâbe’yi usûlüne göre ziyâret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki ifâ etmektir.

  1. Belirli bir yerde belirli süre kalmak demektir.
  2. Hacda, Arafat ve Müzdelife denilen iki yerde vakfe vardır.
  3. Bunlardan “Arafat vakfesi” haccın rüknü olup, farzdır.
  4. Müzdelife vakfesi” ise vaciptir.
  5. Âbe’nin doğusunda, Cenâb-ı Hakk’ın Hz.
  6. Hâcer ile oğlu Hz.
  7. İsmail’e ihsan ettiği suyun yerinde kazılan, mübârek kuyunun suyudur.

Yeryüzündeki suyun efdalidir. Bol bol içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Ancak, istincâda, necâsetlerin kullanılması mekruh görülmüşitür. Hacılar, bu sudan memleketlerine götürerek teberrük ve hayır kasdı ile ziyaretçilerine ikrâm ederler.

Rasûlüllah (s.a) “Zemzem, hangi maksatla içilirse o maksat içindir” buyurmuştur. Bu sebeple, kıyâmette, hesap gününde, susuzluk çekilmemesi, dilek ve niyyeti ile içilmesi uygun olur. Özellikle veda tavafından sonra Beytullah’a karşı ayakta durup, Kâbe’ye bakarak kana kana içmek, başına ve vücuduna dökünmek sünnettir.

Zezmzem içerken: (Allahümme innî es’elüke ilmen nâfiân, ve rızkan vâsian, ve şifâen min külli dâin ve sekam.) “Allah’ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifâ niyâz ediyorum” diye duâ edilir. Görmeye gitmek demektir. Burada maksat, ihramlı olarak tavaf, sa’y ve vakfe gibi menâsiki usûlüne göre yapmaktır.

Afaki ayet ne demek?

İnsanın kâinat içindeki her bir varlıkta gördüğü delillere ‘afakî’, yani ‘haricî/dışsal’ ; kendi şahsında aklen, vicdanen gördüğü ve hissettiği delillere ise, ‘enfüsî’, yani ‘dahilî/içsel’ deliller denir.

Istiklal marşı afak ne demek?

Afak Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Afaki Ne Demek? Arapça kökenli bir kelime olması ile beraber kelimesi Türkçede yerleşik şekilde bulunur. Ancak günümüzde halk arasında çok fazla kullanılan bir kelime olmadığını da ifade etmek mümkündür. Afak Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Türk Dil Kurumu üzerinden ele alındığı zaman afak kelimesi, ‘Ufuklar’ şeklinde ifade edilmekte ve değerlendirilmektedir.

  • Özellikle İstiklal Marşı’ndaki bir dizide yer alması üzerinden önemli bir yere sahip olduğunu söylemek mümkün.
  • ‘Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar.” Afaki Ne Demek? Özellikle afak kelimesinin Türkçede türemiş sözcük üzerinden daha fazla kullanıldığını söylemek mümkün.
  • Bu bağlamda farklı bir anlam üzerinden kullanılmaktadır.

– Ciddi ve belli bir konu üzerinde olmayan, rastgele, dereden tepeden konuşan şeklinde öne çıkıyor. Bu kapsamında hem afak hem de afaki kelimeleri değerlendirilebilir. : Afak Ne Demek, Tdk Sözlük Anlamı Nedir? Afaki Ne Demek?

Enfüsi ne demek?

Dilimize Arapçadan geçmiş olan enfüs kelimesi, nefis kelimesinin çoğul halidir. Nefs şeklinde de yazılan nefis, kişinin öz benliği anlamına gelir. Enfüs ise benlikler ve nefsler manasında kullanılır.