Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Ahde Vefa Ne Demek?

Ahde vefa nedir ne anlama gelir?

Ahde vefa – Vikipedi Ahde vefa (: Pacta Sunt Servanda ), kurallarının oluşmasında etkili olan ve var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Antlaşmalar kuralıdır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır. Ahde vefa ilkesi, devletlerin imzaladıkları antlaşmaların kurallarını kendi iradeleri ile kabul etmiş olmaları gerçeğine dayanmaktadır.

Normlar hiyerarşisinde en tepede yer alır ve devletler genel hukukunda tüm devletlerin aslında onlardan daha üst bir kuvvet olmamasına karşın sırf yaptıkları anlaşmalara riayet edecekleri düşüncesi ile -daha farklı bir söylemle kendi iradelerine yine kendi iradeleri ile imzaladıkları sözleşmelerle kayıt altına alacakları düşüncesi ile- ortaya çıkmış bir kuraldır ve devletler genel hukukunda “bağlayıcılık” sorunun çözülmesine büyük katkısı olmuştur.

Ahde vefa ilkesi sözleşmelerin bağlayıcılığını ve geçerliliğini temsil eder. Bu ilkeye göre sözleşme tarafları sözleşmenin hükümlerine bir kanun hükmüne uyarmışçasına uyarlar.

Ahde vefa borcu nedir?

Sözleşme ile bağlanmış kişilerin hür iradeleri ile verdikleri sözleri tutmak zorunda olduklarını belirtir. Bu kavram gereği bir sözleşmenin borçluları, yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftir. Ahde vefa, sadece kişilerin serbest iradeleri ile verdikleri sözler için geçerlidir.

Ahde vefa kime ait?

BESA YAHUD AHDE VEFA (ŞEMSETTİN SAMİ) – tiyatro Şemsettin Sami (d.1 Haziran 1850 – ö.18 Haziran 1904) ISBN: 978-9944-237-87-1 Şemsettin Sami’nin bir töre oyunu. Beş “fasıl”dan oluşan Besa Yahut Ahde Vefa, Şemsettin Sami’nin Tanzimat Döneminde moda olan “millî tiyatro” anlayışına uygun olarak kaleme aldığı bir oyundur.

Oyun, Arnavutların bir töresi olan besa kavramı etrafında döner. “Besa”, en kısa şekliyle ifade etmek gerekirse “söz”, “yemin” veya “ant” demektir. Töreye göre “besa”dan dönülmez; kişi, her hâlükârda “verdiği söz”ün, yani “besa”nın gereğini yapmak zorundadır. Bu yüzdendir ki oyunda Fettah Ağa, “besa ” için oğlunu öldürür.

Besa Yahut Ahde Vefa, tematik ve karşıt güçlerin kuvvetli çatışmalarıyla gelişen ve sonu son derece dramatik olan olaylar etrafında vücut bulan bir oyundur. Oyunun bir tarafında kendi dünyalarında mutlu bir şekilde hayatlarını sürdüren Progonat köyü sakinlerinden Zübeyr, karısı Vahide, onların çocukları Meruşe ve (Zübeyr’in yetim kaldığı için küçük yaşta yanına aldığı ve Meruşe’den ayırmadan büyüttüğü kardeşinin oğlu) Recep; diğer tarafında ise ilk gördüğü andan itibaren Meruşe’ye “musallat” olan ve onu elde etmek için bütün kuvvetini seferber eden Selfo ve Selfo’nun babası Fettah Ağa yer alır.

  • Oyunda bunların dışında başka kişiler de vardır.
  • Ama bunlar, arka planda kalan yardımcı figürlerdir.
  • Besa Yahut Ahde Vefa Selfo’nun Meruşe’ye “musallat” olması ile başlayan, Meruşe’nin babası Zebeyr’i öldürmesi ve bunun üzerine Vahide’nin kocasının intikamını almayı ahdetmesi ile ivme kazanan ve en nihayet töre gereği kendisinin, babası Fettah Ağa tarafından öldürülmesiyle son bulan olayları anlatır.

Bu olayların ya da bunların meydana getirdiği öykünün gelişimi dikkate alındığında Besa Yahut Ahde Vefa ‘nın tam bir zıddiyet veya karşıtlık düzeni üzerine oturtulduğu söylenebilir. Bu nokta, oyunun perdelerindeki değişmeler dikkate alındığında açıkça görülür.

  1. Nitekim oyun, ilk perdeyle birlikte son derece olumlu veya mutlu bir resimle/görüntüyle açılır.
  2. Zübeyr’in, Vahide’nin, Meruşe’nin ve Recep’in yer aldığı bu aile resmi, tam anlamıyla mesut bir aile resmidir.
  3. Ancak “bu resim ya da görüntü perdelerin değişmesiyle birlikte özellikle üçüncü perdeden sonra gittikçe artan dozuyla olumsuzluğa doğru evrilir.

Sona gelindiğinde ise baştaki olumlu hava, yerini tam manasıyla bir faciaya veya trajediye bırakır.” (Topaloğlu 2013: 172) Besa Yahut Ahde Vefa oyunundaki olaylar, zamanında Arnavutluk sınırları dâhilinde olan Progonat köyü yakınlarındaki merada başlar.

Burada okur/seyirci, önce Recep ve Meruşe’yi görür. Recep ve Meruşe, amca çocukları oldukları hâlde kardeş gibi büyümüş iki gençtir. Fakat böyle olmalarına rağmen onlar içten içe birbirini sevmiş, yalnız aşklarını henüz birbirine söyleyememişlerdir. Ancak Meruşe’yi seven sadece Recep değildir. Fettah Ağa’nın oğlu Selfo da Meruşe’ye âşık olmuştur.

O kadar ki onu taciz etmeye de başlamıştır. Bu tacizlerin sürdüğü sıralarda Zübeyr, kızı Meruşe’ye ve Recep’e sevdiklerinin olup olmadığını, varsa onları istedikleriyle evlendireceğini söyler. Bu soru karşısında çocuklar utanır, sıkılır ama Zübeyr, onların tavırlarından kuşkulanır; oradan ayrılıyormuş gibi yaparak bir ağacın arkasında saklanır ve onları izler.

Isa bir süre sonra da maksadına ulaşır. Zira gençler utana sıkıla da olsa aşklarını ikrar ederler. Bunu işiten Zübeyr büyük bir sevinçle yanlarına gelir, onları evlendireceğini vaat eder ve bu vaatle eve döner. Ancak evde onları bir sürpriz beklemektedir. Zira Selfo, bu vaadin söz konusu olduğu sıralarda Vahide’nin yanına birilerini göndermiş ve Meruşe’yi istetmiştir.

Fakat Zübeyr, Selfo’nun isteğini reddeder ve çocukları mutlu etmek için hemen düğün hazırlıklarına girişir. Ancak öte yandan ret cevabı alan Selfo, hayli öfkelenmiş ve Meruşe’yi kaçırmaya karar vermiştir. Bunun için önce ileri gelenlerden Demir Bey’den yardım ister.

Demir Bey, başta istekli davranmaz ama Selfo’nun tavrı karşısında mecbur kalır ve Zübeyr’i huzuruna getirtir. Ona kızını Selfo’ya vermesini emreder; Zübeyr ise bunu reddeder. Bunun üzerine Zübeyr’i hapsetmelerini, kızı Meruşe’yi de zorla alıkoymalarını emreder. Ancak Zubeyr, bir şekilde ellerinden kaçar.

Öte yandan Selfo, Meruşe’yi kaçırmak üzere köye gelir ve onu alıkoymak ister; ama Meruşe, direnir; ortalık karışır. Bunlar olurken Zübeyr çıkagelir. Kızını kurtarmak için harekete geçer. Ancak Selfo, Zübeyr’i göğsünden vurur, Meruşe’yi de kaçırır. Zübeyr, son nefesini verirken karısı Vahide’ye kendi intikamını aldıktan ve çocukları evlendirdikten sonra kendisini gömmesini vasiyet eder.

Bu, oyunun istikametini başka yöne çeviren bir vasiyettir. Nitekim Vahide, kocasının vasiyetine uyarak silah kuşanır ve Selfo’nun peşine düşer. Epey yol aldıktan sonra bir ormana gelir ve burada havanın kararmasını bekler. Bu arada aynı yerin yakınına yirmi yıldır vatanından ayrı olan Selfo’nun babası Fettah Ağa da gelmiş ve köye girmeden önce biraz dinlenmek üzere uzanmış; bir süre sonra da uykuya dalmıştır.

Ancak bu dalgınlık, ona pahalıya patlar. Çünkü düşmanı Selman Ağa, bir tesadüf eseri oradan geçmektedir ve onu uykuda bastırır. Fettah Ağa, onu karşısında görünce şaşırır; barışmayı teklif eder ama Selman Ağa bunu kabul etmez. Öte yandan Vahide, bu olan biteni, dinlenmek üzere durduğu yerden izler.

  • Neden sonra Fettah Ağa’yı öldürmek üzere olan Selman Ağa’ya, “mert”çe davranmadığı için ateş eder; onu öldürür.
  • Fettah Ağa, hiç tanımadığı bir kadın tarafından kurtarılmasına şaşırır; Vahide’ye teşekkür eder ve ne isterse yapacağını söyler.
  • Vahide, kabul etmez.
  • Ancak Fettah Ağa, ısrarını sürdürür.
  • Vahide, orada bulunma sebebini, yakın zamanda yaşadıklarını anlatır.

İşte bunları dinleyen Fettah Ağa, Vahide’ye kocasının intikamını alacağını, kızını da kurtaracağını söyler; yani “besa” verir. Yalnız “besa” gereği öldürmeyi vaat ettiği kişinin kendi oğlu olduğunu öğrenince derinden bir “ah” çeker. Fakat artık bu ahın önemi yoktur; çünkü onun “besa”dan dönmesi imkânsızdır.

  1. Bir yanda oğlu, öte yanda dönülmesi mümkün olmayan “besa” arasında sıkışan Fettah Ağa, en nihayet sözüne uygun olarak eve gider ve her ne kadar bazı tereddütler yaşasa da uykuda olan oğlunu, ardından da kendini öldürür ve böylece “besa”nın gereğini yapmış olur.
  2. Son derece hareketli bir olay üzerine kurulu olan Besa Yahut Ahde Vefa ‘nın dekoru, olayın hareketliliğine bağlı olarak sürekli değişir.

Oyunun başında dekor, Progonat köyü yakınlarında bir mera iken daha sonra kişilerin hareketlerine ve olayların gelişime bağlı olarak Zübeyr’in evinin civarına, oradan da Demir Bey’in konağına kayar. Vahide’nin yola koyulmasıyla birlikte de bir dağa konumlanır.

Oradan da Fettah Ağa’nın evine uzanır ki bu, oyunun son sahnesidir. Bununla birlikte oyun dil bakımından da kayda değerdir. Bilindiği gibi Sami, Türkçe hassasiyeti olan bir yazardır. Bu yüzden o, diğer oyunlarında olduğu gibi burada da son derece sade, açık ve dolaysız bir dili tercih eder. Bu dil, Şinasi ile birlikte görmeye başladığımız konuşma dilidir.

Ayrıca Sami, bu oyununda tiratları da makul seviyede tutar; gereksiz yere uzatmaz; onları süsleme yoluna gitmez. Konuşmalar, sadece “olayları” ve “hareketleri” betimlemez; yanı sıra kişilerin iç dünyalarını da olabildiğince dikkatlere sunar. Bu oyunun sonundaki tercih, yani bir babanın “besa” adına işlediği “cinayet”, kuşkusuz kabul edilemezdir.

Aslında oyunun bu yönünün o dönemde Türk seyircisi nezdinde kabul edilmez bulunacağının ve ciddi reaksiyonla karşılaşacağının, özellikle haklı çıkarılan Fettah Ağa’nın kimilerince haksız bulunacağının Sami tarafından da öngörüldüğünü tahmin etmek güç değildir. Bunu, oyunun başına koyduğu mukaddimeden anlamak mümkündür.

Sami, bu mukaddimede Fettah Ağa’nın eylemini “töre” ile izah eder. Besa Yahut Ahde Vefa, özellikle bu noktada yerel ve millî unsurlar bakımından son derece zengin bir oyundur. Bu oyunda Sami’nin millî kökleriyle ciddi şekilde münasebette olduğu söylenebilir.1292/1875 yılında Matbuat-ı Ceyyide’de yayımlanan Besa Yahut Ahde Vefa, özgün imlasıyla 176 sayfadan ibaret orta hacimli bir oyundur.

Allaha vefa ne demek?

Vefâ, en temel anlamıyla bir kimsenin her türlü söz ve eyleminde sadâkati esas alarak hareket etmesidir. Bu kapsamda sözünde durmak, ahdine ve akdine sadâkat göstermek, emanete riayet etmek, bir işi tam ve kusursuz yerine getirme kararlılığına sahip olmak da vefâ kapsamına girmektedir.

Vefa ne demek örnekler?

Vefa Ne Demek? Tdk’ya Göre Vefa Kelime Anlamı Nedir? Ahde Vefa Ne Demek Vefa Ne Demek? Vefa, yaşanmışlıklara saygı duymak ve birçok şey paylaştığın insanları hatırlamak demektir. Geçmişini ve eski arkadaşlıklarını çok çabuk unutan kişiler ise ”vefasız” olarak nitelendirilir. Sözlerinde duran ve geçmişini unutmayan insanlar içinse ”vefalı” ya da ”vefakar” kelimeleri kullanılır.

  1. TDK’ya Göre Vefa Kelime Anlamı Nedir? TDK’ya göre vefa kelimesinin üç farklı anlamı vardır: İlk Anlamı: Dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde süreklilik sağlamak, arkadaşlığın kıymetini bilmek.
  2. Örnek Cümleler: 1- Çocukluk arkadaşlarımın çoğu vefasız çıktı ve beni bir kez bile aramadılar.2- Bu dünyada vefalı dostlarımın olduğunu bilmek beni mutlu ediyor.

İkinci Anlamı: Sözünde durmak, vadettiklerini yerine getirmek, sözüne sadık kalmak. Örnek Cümle: Hikmet, vefalı bir insan olmadığını, sözlerini tutmayarak ispatlamış oldu. Vefa kelimesinin terim anlamı: Tasavvufta vefa, sözlük anlamında değil terim anlamında kullanılır.

Kulun, Kalu-Bela’da Allah’a verdiği sözü tutmasına vefa denir. Tasavvuf inanışına göre Allah ”Elesti Bi Rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim) diye sormuş ve tüm ruhlar da ”Evet” cevabını vermiştir. İnsan, dünyada olduğu süre boyunca Rabbini zikrederek ve ibadet ederek hatırlamalıdır. Bir gün dönüşün mutlaka O’na olacağını bilmelidir.

Bunu bilmeye de ”vefa göstermek” denir. : Vefa Ne Demek? Tdk’ya Göre Vefa Kelime Anlamı Nedir?

Ahde vefa nasıl olmalı?

AHDE VEFA GÖSTERENLER YAZAR: HASAN KÜTÜK İmanın insana kazandırdığı en önemli hasletlerden biri de ahde vefadır. Öyle ki insan vefası kadar Allah’a bağlanabilir ve kul olabilir. Bu bakımdan insan için en büyük vefakârlık, içten bir bağlılık ve derin bir haşyetle yaratanını tanımasıdır.

  • Ahde vefa; sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sâdık kalmak, özünde ve sözünde bir olmak, sözünü çiğnememek, sadık kalmak, dürüst olmak manalarına gelir.
  • Ahde vefa denilince insanların önderleri olan peygamberler akla gelir.
  • Onlar Allah’tan aldıkları mesajı tereddüt etmeden ve yılmadan insanlara ulaştırdılar.

Kimisi koyun gibi kesildi, kimisi ateşe atıldı, kimisi ölümle tehdit edildi fakat hepsi tek bir hakikâti haykırdı: ” Ey kavmim! Allaha ibadet edin sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. ” 1 Vefa; Hz Muhammed (s.a.v.)’in isminin yanında durduğu gibi hiçbir yerde bu kadar güzel ve anlamlı durmamıştı.

  • En çok ona yakıştı.
  • Hayatı tam bir vefa tezahürüydü.
  • Peygamberlikten önce ve sonra hiç ayrılmadı vefadan.
  • Başta yaratıcısına, sonra en küçük bir iyilik gördüğü tüm mahlûkata karşı hep vefa duygusuyla davrandı.
  • Endisini bu davadan vazgeçirmek isteyenlere: ” Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler ben asla davamdan dönmem.

Ya Allah-u Teâlâ bu dini bütün cihana yayar, vazifem biter veya bu yolda canımı feda ederim”, buyurarak bir nevî Allah’a verdiği ahde sâdık kaldığını gösteriyordu. Ahdine bağlı olmak, düşmanın bile olsa verdiğin sözden dönmemektir. Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir.

Onun karakterinde yalancılık ve dönekliğin izine rastlanmaz. En zor anlarda bile ahde vefa gösterir. Allah(c.c) ayette: ‘Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler’ 2 buyuruyor. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yetiştirdiği ashap da bütün hayatlarını vefa duygusu içinde geçirdi. Sevgilerinin ve bağlılıklarının en güzel ifadesi olarak “Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah” dediler, ardından candan ve maldan vazgeçtiler.

Sahabe-i Kiram, Allah ile yaptıkları anlaşmadan ve Rasulullah (s.a.v.)’a verdikleri sözden hiç dönmedi. Sonuna kadar sadâkatle devam ettiler. Akabe bey’atında Allah ve Rasûlü sahabeden bey’at alarak onlara ahidleşmeyi öğretiyordu. Bedir savaşında Saad b.

  1. Muaz: ‘Ya Rasûlallah sen bizim önümüzde denize girsen biz de gireriz’ diyerek sözlerinin arkasında duracaklarını ve bir an bile geriye dönmeyeceklerini beyan ederek şahsiyetlerini ortaya koyuyorlardı,
  2. İslam davetçileri davalarını anlatmak için gittikleri bir beldede müşriklere esir olarak düşmüşlerdi.

Bunlardan biri de Hz. Zeyd idi. Ebu Süfyan ona: ‘Ey Zeyd sen şimdi rahat yatağında yatarken senin yerine peygamberin burada olmasını ister miydin?’ dedi. Bunun üzerine Zeyd: ‘Vallahi değil benim yerime burada olması, ben buradayken onun ayağına bir dikenin batmasına bile razı olmam’ 3 diyerek verdikleri sözden bir an bile tereddüt etmeden, geriye dönmeyeceklerini gösteriyorlardı.

  • Dava böyle şahsiyetli erkek adamların sırtında yükseliyordu.
  • Cephelerde ekin biçilir gibi biçildiler, fakat bir adım geriye dönmediler.
  • Böyle yiğit adamlar tarih yazdılar ve tarihe geçerek hiç unutulmadılar.
  • Ur’an-ı Kerim onları söz ve ahitlerine bağlılığı ile destanlaştırırken şöyle buyurmaktadır: “İnananlardan öyle yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri sözü yerine getirip sadâkatlerini ispat etmiş; kimisi ahde vefa gösterip canını vermiş; kimisi de (şehitliği) beklemektedir.” 4 Ahde vefasızlar ise dünyada rezil olacakları gibi, ahiret gününde de teşhir edilerek rezil edileceklerdir.

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak dikilecek; bu filanın vefasızlığıdır, denilecektir.” 5 Bugün Müslümanlar, batı kültürünün etkisi ile yaşam tarzlarını nasıl onlara benzetmiş iseler ahlâk olarak da kendilerini onlara benzetmiş durumdadırlar.

Hadiste; “Dört şey vardır ki; bunlar kimde bulunursa o kimse hâlis münafıktır. Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar, kendisinde nifaktan bir alâmet vardır. O hasletler: Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kavga ederse haktan ayrılır.” 6 Müslümanlar sözünde durmayarak münafık olmayabilir ancak onların ahlâkı ile ahlâklanmış olurlar.

See also:  Hangover Ne Demek?

Bugün Müslüman toplumunda bu kötü ahlâk yayılmıştır. Söz verdiği zaman sözünü tutmayan, konuştuğu zaman yalan konuşan, özünde ve sözünde bir olması gerekirken insanların bir birine güvenmediği toplumlar haline gelmişlerdir.

  • Merhum Akif’in dediği gibi:
  • Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde
  • Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!
  • Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl
  • Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.
  • Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş,
  • Ne din kalmış ne iman, din harâp, iman turâp olmuş.

Bir Müslüman’ın kendisini bu gibi kötü hasletlerden uzak tutması gerekir. ” Ahde vefa imandandır ” 7 diyen Peygamberin yolundan gitmemiz gerekirken, bugün çok az müslüman verdikleri ahde sâdık kalmışlardır. Dünyaya gelmeden önce Rabbiyle ahidleşip dünyaya geldikten sonra ahidlerinden dönenler, ölene kadar bu dava uğruna çalışacağını söyleyip, otuz-kırk yaşında kendilerini emekliye ayıranlar, maddî menfaatler uğruna geleceklerinden korkup da Rezzak olan Allah’a güvenmeyip verdikleri sözü tutmayanlar, Peygamberin yolundan ne kadar uzak olduklarının farkında bile değiller.

  1. Ve biz İslam davetçileri; peygamberlerin en çok vefa gösterdiği; yılmadan, yorulmadan, usanmadan anlatmış olduğu tevhid hakikâtini her mekânda konuşur ve bir nesli bununla yetiştirirsek, Allah’ın yardımının geleceğini ve üzerimizdeki nimetini tamamlayacağını unutmamalıyız.
  2. 1.Araf 85
  3. 2. Mümünin 8
  4. 3. Buhârî 5/41
  5. 4. Ahzab 23
  6. 5.Buharî, Müslim
  7. 6. Buharî
  8. 7.Hâkim
  9. 8.Beyhakî

: AHDE VEFA GÖSTERENLER

Pacta sunt servanda kim buldu?

Çağdaş uluslararası hukukun üç önemli ilkesinin, verilen zararın eski haline getirilmesi/karşılanması, ahde vefa pacta sunt servanda ve açık denizlerin serbestisi ilkelerinin köklerini Grotius ‘ta bulmak mümkündür.

Dinde ahd ne demek?

5 bölümden oluşan maddenin 1. bölümüdür. Maddenin TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki güncel elektronik versiyonuna erişmek için: https://islamansiklopedisi.org.tr/ahid#1 Ahd, masdar olarak, “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, tâlimat vermek; söz vermek” mânalarına geldiği gibi, isim olarak, “emir, tâlimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz” anlamlarına da gelir.

  1. Ahidde hem yemin, hem de kesin söz verme anlamı vardır.
  2. Yemin ahdin dinî ve kutsî yönünü, söz verme de ahlâkî yönünü teşkil eder.
  3. İttifak hükümlerini (Tanrı ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümleri) ihtiva ettiği için, yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiş, İslâm devletinin hâkimiyeti altında yaşamak üzere kendileriyle anlaşma yapılan gayri müslimler için ehlü’z-zimme yerine ehlü’l-ahd tabiri kullanılmıştır.

DİNLER TARİHİ. Ahd-i Atîk’in İbrânîce’sinde berit, Yunanca tercümesinde diatheke olarak kullanılan ahid “ittifak, anlaşma ve sözleşme” anlamlarına gelmektedir ve Ahd-i Atîk’te Allah ile İsrâiloğulları arasındaki anlaşmayı ifade etmektedir. Allah, çeşitli dönemlerde insanlarla ahid yapmıştır.

Hz. Nûh ile ona iman edenlerin kurtuluşu ve tûfan ın bir daha vuku bulmaması için ahid yapılmış, buluta konan yay (gök kuşağı) bu ahdin alâmeti sayılmıştır (bk. Tekvîn, 6/18, 9/12, 15, 16). Hz. İbrâhim ve soyundan gelenlerle de bir ahid yapılmış olup sünnet olmanın alâmet kabul edildiği (bk. Resullerin İşleri, 7/8) bu ahde göre, Ken‘ân diyarı onlara miras olarak verilecektir (bk.

Tekvîn, 13/15, 17, 15/18, 17/2-8). İsrâiloğulları ile Sînâ’da, Horeb’de bir ahid yapılmıştır (bk. Tesniye, 5/2, 29/1). Hz. Mûsâ’nın Allah ile İsrâiloğulları arasında aracı olduğu bu ahde göre, İsrâiloğulları Allah’ın sözünü dinleyip yapılan ahde sadık kaldıkları takdirde, bütün kavimlerden daha üstün, “Allah’ın kâhinler melekûtu ve mukaddes milleti” olacaklardır (bk.

  1. Çıkış, 19/5-6).
  2. Ahdin şartı olarak onlardan on emir e uymaları istenmiştir (bk.
  3. Tesniye, 4/13).
  4. Ahdin sembolü sebt (cumartesi) günü ve ona riayettir (bk.
  5. Çıkış, 31/16-17).
  6. Ahdin gerçekleşmesi için birtakım takdimeler, merasimler ve usuller konulmuştur (bk.
  7. Çıkış, 19/24).
  8. Ahid daha sonraki nesille Moab ovasında yenilenmiştir (bk.

Tesniye, 29/1). Levililer’le (bk. Sayılar, 18/1-19; Malaki, 4/8) ve Dâvûd ile de ahid yapılarak onun zürriyetine ebedî taht vaad edilmiştir (bk. Mezmurlar, 89/20-30; İkinci Samuel, 7/1-29; I. Tarihler, 17/1-27). Yahudiler, Allah ile kendi aralarında kurulan bu ahde çoğu zaman riayet etmemişler (bk.

  1. Tesniye, 29/25; Birinci Krallar, 19/10; II.
  2. Tarihler, 12/1; Yeremya, 22/9; Daniel, 2/30) ve bu yüzden cezalandırılmışlardır (bk.
  3. Tesniye, 17/2; Yeşû, 7/11, 23/16; Hâkimler, 2/20; İkinci Krallar, 18/9-12; Mezmurlar, 132/12).
  4. Tanrı, günah işleyerek ve verdikleri sözü tutmayarak ahdi bozan yahudileri (bk.

Yeremya, 31/32) önceleri himaye etmemiş (bk. Yeremya, 32/37), fakat daha sonra onlara acımış ve kendileriyle yeni bir ahid yapmıştır (bk. Yeremya, 31/31-34, 32/37-41). Bu ahde göre Tanrı, şeriatını onların içine koyup yürekleri üzerine onu yazacak, kendisi onlara “Allah”, onlar da ona “kavim” olacaklar ve böylece günahları bağışlanacaktır (bk.

Yeremya, 31/34). Ahd-i Cedîd’de ise bu kelime farklı bir mâna kazanmıştır. Buna göre, Îsâ’nın şahsında Tanrı insanlıkla yeni bir ahid yapmıştır. Bu yeni ahid, Sînâ ahdini yürürlükten kaldırmış, fakat insanlığın kurtuluşu için yapılan vaadleri tamamlamıştır (bk.J. Haspecker, EF, I, 44). Son akşam yemeğinde Hz.

Îsâ, kendi eti ve kanını yeni ahdin sembolü olarak göstermiştir (bk. Matta, 26/28; Luka, 22/20). Sînâ ahdi ile yeni ahid arasındaki farklar Pavlus (St. Paul) tarafından ortaya konmuştur (bk. Korintoslular’a İkinci Mektup, 3/6-18). Eski ahid sadece İsrâiloğulları’na has iken yeni ahid bunu diğerlerine de teşmil etmiştir (bk.

Matta, 28/19-20). Yahudi kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk, Îsâ’dan sonrakilere de Ahd-i Cedîd denilmesi hıristiyanlara göredir ve yukarıdaki telakkiye dayanmaktadır. İslâmiyet’e göre Allah, emirleri yoluyla ve peygamberleri vasıtasıyla insanlardan ahid almıştır. Yahudi ve hıristiyanlardan alınan ahid de bunlar arasındadır.

Allah, İsrâiloğulları’ndan, namaz kılıp zekât vereceklerine, peygamberlerine inanıp onları destekleyeceklerine ve Allah’a güzel takdimelerde bulunacaklarına (faizsiz borç vereceklerine; bk. el-Mâide 5/12), Allah’tan başkasına tapmayacaklarına, anaya babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edeceklerine (bk.

el-Bakara 2/83), birbirlerinin kanlarını dökmeyeceklerine, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (bk. el-Bakara 2/84-85) dair söz almıştır. Fakat onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmemiş, ahidlerini bozmuş ve bunu alışkanlık haline getirmişlerdir (bk. el-Bakara 2/100; el-Mâide 5/13). Mûsâ’ya karşı geldikleri için üzerlerine azap çökünce bunun kaldırılmasını istemişler, Mûsâ da onlara, Allah’a verdikleri sözü hatırlatmıştır (bk.

Tâhâ 20/86). Çünkü yahudiler ne zaman Allah’a söz vermişlerse, içlerinden çoğu bu ahdi bozmuştur (bk. el-Bakara 2/100). Allah, hıristiyanlardan da ahidler almış, fakat onlar sözlerinin bir kısmını unutmuşlardır (bk. el-Mâide 5/14). Bütün önceki ümmetlerden ahid alınmış olmasına rağmen, Hz.

  • Muhammed’den ümmeti adına bir ahid alınmamıştır.
  • Ancak Peygamber’e baş eğip tâbi olanlar övülmüş, sözünden dönenlerse yerilmiştir (bk.
  • El-Feth 48/10).
  • BİBLİYOGRAFYA Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ʿahd” md.
  • İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s.446-448.
  • Lisânü’l-ʿArab, “ʿahd” md.G.E.
  • Mendenhall, “Covenant”, IDB, I, 714-723.J.

Haspecker, “Alliance”, EF, I, 38-45.J. Schacht, “ʿAhd”, EI 2 (Fr.), I, 263. Frederick C. Grant, “Covenant”, EAm., VIII, 129. DCR, s.214.T.K.T., “Covenant”, EBr., VI, 675-676.W. Adams Brown, “Covenant Theology”, ERE, IV, 216-224. Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1988 yılında İstanbul’da basılan 1. cildinde, 532-533 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

Pacta sunt servanda ilkesi kimin?

Grotius insanın aklî tabiatından kaynaklanan bu tabiî hukuk kurallarına örnekler vermektedir. Düşünüre göre, bu kuralların başında pacta sunt servanda (ahde vefa, söze bağlılık) ilkesi bulunmaktadır.

Ahde vefa ne demek KPSS?

Ahde Vefa Ne Demek? – Farklı alanlarda kullanılan bu kelimenin anlamı merak edilmiştir. Ahde vefa genel olarak, verdiği sözde durma anlamına gelmiştir. Hukuki açıdan ise bu kelime, taraf devletlerin yaptıkları antlaşmalara uyma zorunluluğudur. Bu kavrama göre, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan, devletin anayasasında yer alan ve devlete anlaşma yapma yetkisini tanıyan bir kuraldır.

Ahde vefa ilkesinin istisnaları nelerdir?

https://www.yttlaw.com/borclar-hukuku-makaleleri-turk-hukukunda-sozlesme-ve-ahde-vefa-pacta-sunt-servanda Ahde vefa ilkesi; sözleşmeler hukukuna hâkim olan en önemli ilkelerden birisi olup, sözleşme ve akdi sorumluluk gibi pek çok hukuki kavramın temelinde bu ilke yer almaktadır.

Ahde vefasızlık hangi surede geçiyor?

Dr. Hüseyin Kayapınar: Peygamber Efendimizin ömrü vefayla ve ahdine sadakatle geçmiştir Söyleşi Mahir KILINÇ İslam’da ahde vefa, iman ederek Allah ile ahitleşme ve bunun sonucunda sadakatle yükümlü olma manasına gelir. Kur’an-ı Kerim çerçevesinde ahde vefayı açıklar mısınız, insan ahde vefayla nasıl bir sorumluluğun altına girmiş? Ahit ve vefa nedir? İsterseniz öncelikle buradan başlayalım.

Ahit söz vermek, vefa da verilen sözü en iyi şekilde yerine getirebilmek demektir kelime anlamı olarak. Ahit ve vefa birbirlerini tamamlayan iki sözcüktür âdeta. Bu iki kelimeden ahde vefa kavramı ortaya çıkar ki dinimiz buna çok önem vermektedir. Ahde vefaya verilen önemi bizzat Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki pek çok ayette değinmiş olmasından anlıyoruz.

Ahde vefanın mümince bir duruş olduğunu “Onlar, Allah’a verdikleri sözü kesinlikle yerine getirirler; verdikleri sözden dönmezler.” (Rad, 13/20.) ayetinde görüyoruz. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de “Hayır! Kim sözünde durur, günah ve haksızlıktan sakınırsa şüphesiz ki Allah takva sahiplerini sever.” (Âl-i İmran, 3/76.) ayetinde olduğu gibi müminler ahde vefa ettikleri için ahde vefasızlık münafıklık olarak nitelendirilmiştir.

  1. Rabbimiz şöyle buyurur: “O fasıklar ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler” (Bakara, 2/27.) Ayrıca “Allah’a verdikleri sözleri ve ettikleri yeminleri önemsiz bir dünya menfaatine satanlar var ya, işte onların ahirette hiçbir nasipleri yoktur.
  2. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara merhamet nazarıyla bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.

Onlar için can yakıcı bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 3/77.) ayetinde ahde vefasızları nasıl bir sonun beklediği anlatılır. Rabbimiz, İsra suresinin 34. ayetinde “Verdiğiniz sözü de yerine getirin çünkü herkes verdiği sözden mutlaka sorguya çekilecektir.” diye buyurarak Müslümanlara önemli bir sorumluluk yükler.

Ey iman edenler! Yaptığınız anlaşmaları tam olarak yerine getirin.” (Maide, 5/1.) diye buyurarak da Müslümanlardan sözlerine sadık kalmalarını ister. “Öyleyse Allah’a verdiğiniz sözü, karşılığında ne alsanız az düşecek bir bedele satmayın. Eğer bilirseniz ancak Allah katında ahde vefaya verilecek mükâfat sizin için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/95.) ayetinde olduğu gibi ikazlarda bulunur ve ahde vefa göstermenin sonunda bir mükâfatının olduğunu da belirtir.

Her bir müminin özü ile sözünün bir olması gerektiğinin altını çizer. Ahde vefa, öncelikle Allah’a karşı verilen sözü, Hz. Peygamber’e ve insanlara karşı verilenleri yerine getirme sorumluluğu yükler insana. Onları İslam ahlakı çizgisine çeker, o çizgide bulunma ve hiç ayrılmama yükümlülüğünü yükler.

  • Ur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde olgun müminlerin vasıfları sayılırken, onların ahde vefa gösterme özelliklerine işaret edilmektedir.
  • Müslüman şahsiyetinin inşasında ahde vefanın yeri nedir? Önce Rabbimizin “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” (Araf, 7/172.) diyerek sonra da kelime-i şehadet getirmek suretiyle İslam dinine girerek bir ahitte bulunmuşuz.

Dolayısıyla o ahdimizi yerine getirmemiz önemlidir. Biz ahdimizi yerine getirmek suretiyle Allah’ı tanıyoruz, kul olduğumuzun farkında oluyoruz ve onu ispat ediyoruz. Ve bir de toplum içerisinde iyi insanlar oluyoruz. Çünkü ahde vefanın içeresinde güzel ahlakla ahlaklanmak da var.

Peygamber Efendimiz bu güzel ahlak üzerinde çok durmuş. Bir hadis-i şerifinde “Din güzel ahlaktır.” buyuruyor. Başka bir hadisinde de “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyuruyor. Hatta kendisi çok güzel ahlak sahibi olduğu hâlde Allah’a “Ya Rabbi benim yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlakımı da güzel yap.” diye dua ediyor.

Dolayısıyla bizim kelime-i tevhidi ve kelime-i şehadeti söylerken vefa göstermemiz gerekenlerden birisi güzel ahlaktır. Güzel ahlak sahibi olunca iyi insan oluruz, herkesle iyi geçiniriz; merhametli, güler yüzlü, mütevazı, cömert oluruz; kıskançlıktan ve kibirli olmaktan uzak dururuz.

  1. Bunlar hep güzel ahlakın yani iyi insan olmanın getirdikleridir.
  2. Biz Müslümanlar, kelime-i şehadet ve kelime-i tevhit ile güzel ahlaklı olma vaadinde de bulunmuş oluyoruz.
  3. Çünkü güzel ahlaka dair her şey emredilmiş, aykırı olan her şey de yasaklanmış.
  4. Güzel ahlaka uygun hâl ve hareketler içerisinde bulunan kimse, sadece iyi bir insan inşa etmiş olmakla da kalmaz, gönül huzurunu da tesis etmiş olur.

Rabbimizin elest bezminde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine karşılık “Kalu bela.” diye karşılık vererek ahitleştik. (Araf, 7/172.) Elest bezminde gerçekleşen bu ahitleşme ne anlama gelmektedir? Evet, sizin de söylediğiniz gibi elest bezmi Kur’an-ı Kerim’de Araf suresinde geçer.

Cenab-ı Hak, Hz. Âdem neslini elest bezmi adı verilen toplanma yerinde toplar ve oradaki insanlara sorar: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” İnsanlar da “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” diyerek karşılık verir. Rab ne demek? Rab sahip demek, rızık veren demek. “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” demek suretiyle aslında zımnen “Sen bizim sahibimizsin, biz senin kulunuz, sen ne dersen biz onu yaparız.” demiş oluyoruz.

Yani burada biz Allah’a (c.c.) söz vermişiz. Cenab-ı Hakk’ı tanımaya ve O’nun emir ve yasaklarına riayet etmeye verdiğimiz bu söze vefa göstermek Müslümanlar olarak boynumuzun borcudur. Dualarında “Allah’ım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve vaadine sadakat gösteriyorum.” diyen vefanın en güzel timsali Hz.

Muhammed’in (s.a.s.) hayatında sizi derinden etkileyen ve Müslümanların da kendilerine ibret alması gereken vefa yüklü bir hadiseyi bizimle paylaşır mısınız? Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatındaki en büyük vefa örneği bizatihi kendi hayatının her anında Allah’a karşı göstermiş olduğu vefadır. Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine karşı yapılan tüm tehditlere, baskılara rağmen Allah’a olan ahdine hep sadakat göstermiştir.

Hayatı boyunca her türlü sıkıntı, eza ve cefaya rağmen ahdine bağlılığında ve vefasında asla bir gevşeklik söz konusu olmamıştır. Sevdiklerinden bir bir ayrılmasında dahi o “Allah’ım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve vaadine sadakat gösteriyorum.” demiştir.

  • Bundan âlâ ibret vesikası mı olur? Dolayısıyla her bir anı ahdine sadakatle, vefayla geçen bir ömürden tek bir kareyi almak ve onu ortaya koymak çok da kolay değildir.
  • Cenab-ı Hakk’ın kendisine verdiği ve tabii olarak kabul ettiği o ahdi yerine getirmekte asla fütur göstermeyen, bu vefayı yerine getirirken de akrabalık bağlarını değil iman bağlarını göz önünde bulunduran Hz.

Peygamber’in (s.a.s.) hayatının her anında adaletle davranması, güzel ahlakı, dinini olduğu gibi tebliğ etmesi Allah’a vefasının bir göstergesiydi. Onun her şeyden önce Allah’a vermiş olduğu söz önemliydi. O söz uğruna ömrünü adadı, hiçbir şeyi o sözün önünde tutmadı.

  1. Soylu bir kadın hırsızlık yapıp da kolu kesilmesi gerektiğinde, kadının eli kesilmemesi konusunda ricada bulunanlara “Değil bu kadın, hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa ona bu cezayı vermede zerre tereddüt etmezdim.” diyerek Allah’a karşı göstermiş olduğu vefaya hiç halel düşürmedi.
  2. Çünkü o: “Bir elime ayı, diğerine güneşi verseniz” derken Allah’a vermiş olduğu söze asla ihanet etmeyeceğini bildirmişti ve asla ihanet de etmedi.
See also:  Devin Ne Demek?

Mehmet Akif, henüz Mısır’a gitmeden kızını evlendirdiği vakit, nikâh akdine Ali Şevki Hoca’yı da davet eder. Şevki Efendi, söz arasında, gelirken Vefa Yokuşu’ndan çıktığını gecikme sebebi olarak anlatınca Akif acı bir tebessümle: “Hangi Vefa Yokuşu’ndan bahsediyorsun Hoca Efendi?”, “Nesl-i hazır (şimdiki nesil) o yokuşu çoktan düzeltti!” der.

  • Sizce bu vefa yokuşunu tekrar inşa edebilmenin yolları nelerdir? Öncelikle o insanlara bu ruhu veren inançtır.
  • Allah’a olan bağlılık ve inançtır.
  • Akif bu konuda zirvedir.
  • Meşhur bir olay vardır biliyorsunuz.
  • Akif bir kış günü biriyle buluşmak üzere vaatleşiyor.
  • O gün de ciddi bir soğuk ve yağmur var.
  • Böylesi zor bir günde Akif gelmiş, o soğuğun, yağmurun altında arkadaşını beklemiş.

Buluşacağı insan da “Bu soğuk havada kimse çıkmaz, Akif de çıkmamıştır.” diye gelmemiş. Akif, sözüne riayet göstermiş; ahdine sadık kalmış. İşte bu bir vefa örneğidir. Akif Safahat’ında: “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır / Fazilet hissi Allah korkusundandır.” diyerek sadece Vefa Yokuşu’nun değil insanların manevi anlamda da nasıl düzeleceğini belirtmiştir.

Allah korkusunun gönüllere yerleşmesi esastır. O gönüllere girdi mi hem beşerî hem uhrevi münasebetler yerli yerine girmiş; insanlar da o fazilete, huzura ermiş olur. İşte o zaman özlemle yâd edilen hiçbir şey uzakta olmaz. Din gönüllüsü okurlarımıza Allah ve Resulü’ne verdiğimiz ahde vefa göstererek görevlerini icra etmeleri hususunda neler tavsiye edersiniz? Din hizmetinde bulunan insanlar hem gönüllü hem de görevli kimselerdir.

Gönüllüler çünkü bu mesleğe talip olmuşlar; görevliler çünkü yaptıkları bu hizmetin karşılığını dünyada alıyorlar. Diyanet teşkilatında olsun, ilahiyat camiasında olsun dinî tahsil veren, dinî hizmet veren insanlarımız hem din gönüllüsüdür hem din görevlisidir.

Din hizmetinde bulunan kimselere milletimiz çok büyük yatırımlar yapmıştır. Neden? Çünkü bizler okuduysak eğer, bu millete vefa borcuyla okuduk. Dolayısıyla milletimize karşı bu vefa duygusuyla vazifelerimizi asla aksatmamamız ve ihmal etmememiz gerekiyor. Zaten o görevin karşılığını da almış olarak bizler yaptığımız hizmetlerde Hz.

Peygamberin (s.a.s.) koltuğunu işgal ediyoruz. Dini anlatırken, dinî sorulara cevap verirken Allah adına konuşuyoruz. Onun için değerimiz yüksek ama sorumluluğumuz da o nispette ağır. Ben din hizmetinde bulunan ve dini anlatan herkese öncelikle hasbi olmalarını, hizmetlerini karşılık beklemeden yapmalarını söylemek isterim.

Toplum içerisinde gerek kendimiz gerek aile efradımızla birer örnek olmalıyız. Yaptığımız işin ne kadar mühim olduğunu ve inceliklerini bilmeliyiz. Gerek birikimimizle gerek uygulamalı olarak bir duruş sergilemeliyiz. Öğrenmek, uygulamak ve uyguladığını anlatmak en önemli şiarımız olmalı. Bunun için din gönüllüsü kardeşlerimiz çok çalışmalılar.

Bilginin bizatihi görevlerinde çok önemli olduğu bilincine sahip olmalılar ve bol bol okumalılar. Ne olursa olsun ilimden asla geri durmamalılar. Başta Kur’an ve hadis olmak üzere sağlam temellere dayalı kaynaklar okumalılar. Öğrenmeli, uygulamalı, topluma anlatmalılar.

  • Topluma bir konuda bilgi verirken o toplumun sosyolojik yapısı göz önünde bulundurmalı.
  • Bunun için de sosyolojiyi de iyi bilmeli.
  • Dini herkese aynı seviyede anlatamayız.
  • Onun için dini anlattığımız kişinin psikolojisini, yaşam koşullarını ve yaşadığı toplumu da göz önünde bulundurarak ona hitap etmeliyiz.

Farklı dünyalara sahip bütün insanlar için kuşatıcı bir dil ve üslup kullanmalıyız. Toplumun ve cemaatin hem yaşamımızla hem bilgi, birikimlerimizle güvenini kazanmalıyız. Son olarak din görevlilerinin toplum içerisindeki yeri ve vazifesinin ne denli büyük ve önemli olduğunu asla unutmamalıyız.

  1. ÖZ GEÇMİŞ Dr.
  2. Hüseyin Kayapınar, 1950 yılında Karaman’da doğdu.1971 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu ve aynı yıl öğretmen olarak atandı.1978 yılında Diyanet İşleri Başkanlığındaki görevine vaiz olarak başladı.1986 yılında yüksek lisansını, 1990 yılında doktorasını tamamladı ve Haseki Eğitim Merkezi’ne kursiyer olarak girdi.1980 yılının Eylül ayında mezun olarak bu eğitim merkezinin fıkıh grubunda öğretim kadrosuna dâhil oldu.2000 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezi Müdürlüğüne atandı.2008 yılında Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine, 2014 yılında da Din İşleri Yüksek Kurulu başkanlığına seçildi.2015 yılında bu görevden ayrıldı ve emekli oldu.

Emekli oldu ancak din hizmetini bırakmadı. Gerek ders halkalarında gerekse televizyon programlarında hizmete devam etmektedir. : Dr. Hüseyin Kayapınar: Peygamber Efendimizin ömrü vefayla ve ahdine sadakatle geçmiştir

Vefalı bir insan nasıl olur?

Vefalı Olmak Vefalı Olmak Vefa, “sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı” anlamına gelen bir kelimedir. Vefasız ise “vefası olmayan, sevgisi çabuk geçen, hakikatsiz, bivefa” anlamlarına gelir. Vefa kelimesinin yukarıdaki anlamına baktığımızda her insanda olması gereken güzel bir haslettir.

  • Vefa, sevginin ve dostluğun devamı ve artması için gereken bir kişilik özelliğidir.
  • Bir Müslümanda olması gereken güzel huylardan birisidir.
  • Allah insanı, iman ve amel noktasında sözünü tutacak fıtratta yaratmıştır.
  • Vefasızlık, bu anlamda, fıtrata ters düşmektir.
  • Vefa tam, içten ve sarsılmaz gönül bağlılığıdır.

İnsanlar arasında sevgi köprüleri kurar. Aile içinde, akraba çevresinde ve arkadaşlar arasında en çok değer verilen kişiliğin manevi bir özelliğidir. Vefakâr insan, karşılık beklemeden dost ve akrabalarının yanında olan insandır. Vefalı insan, vefasız olanı da hoş görür.

  1. Artıları ile eksileri ile insanları kabul eder.
  2. Vefasız insan ise gönlü fakir olandır.
  3. In tutar, kusur arar ve benmerkezcidir.
  4. Mevlâna, vefayı şu sözünde ne güzel ifade etmiş: “Yaşam gülmeyi, sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.” Vefa ile ilgili çok bilinen bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum: Yaşlı bir adam sokakta yürürken bisikletli bir çocuk kendisine çarpmış ve yaşlı adam hafif yaralanmış.

Etraftakiler hastaneye götürmüşler. Hemşireler, röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı adam huzursuzlanmış; acelesi olduğunu, röntgen istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.

  • Yaşlı adam, eşinin huzurevinde olduğunu, her sabah onunla kahvaltı yapmaya gittiğini; bugün de gecikmek istemediğini söylemiş.
  • Hemşireler; “Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz.” deyince; yaşlı adam üzgün bir ifade ile eşinin alzheimer hastası olduğunu, hiçbir şey anlamadığını hatta kendisini de tanımadığını söylemiş.

Hemşireler hayretle; “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?” diye sorunca, yaşlı adam; “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum.” demiş. Hikâyedeki yaşlı adamın vefasını görüyor musunuz? Kendisini tanımayan eşine ne güzel bir vefa ile bağlı.

Bizler de gerçekten böyle miyiz? Her şeye rağmen akrabalarımıza, dostlarımıza, tanıdıklarımıza vefalı mıyız? Vefalı insanların en belirgin özellikleri şunlardır: Arkadaşlarına yardım ederler, verdiği sözde dururlar, dostlarının kara günlerde onların yanında olurlar, kendisine yapılan iyilikleri unutmazlar, dostlarına zaman ayırırlar, bivefa olan insanlara bile iyilik ile yaklaşırlar.

Vefa aslında sadece insanlar arasında geçerli olan bir kavram değildir. Allah’a karşı vefa, peygamberlere karşı vefa İnsana karşı, bitkilere, hayvanlara, eşyalara karşı vefa Velhasıl canlı, cansız her varlığa sevgi duyulmalı, saygı duyulmalı, vefalı olunmalı.

Vefa duygusu, temelde sevgi ve saygıdan beslenir. Vefa, bir kişilik özelliğidir. İnsanın kişiliği, çocukluğunda büyük oranda gelişimini tamamlar. Dolayısıyla, vefa da çocukluk döneminde kazanılması ya da kazandırılması gereken bir haslettir. Vefa, çocuklarımıza kazandırmak zorunda olduğumuz bir ahlakî değerdir.

Vefalı çocuklar yetiştirmek, anne babaların en temel görevlerinden birisidir. Vefasız anne babası olan çocuklar da vefasız olur. Vefanın olmadığı aile ortamında büyüyen çocuk da aynı şekilde vefasız olur. Çocukta vefa duygusunun oluşması ve gelişmesi için evde herkesle ve her şeyle kurulan ilişkide vefa duygusu olmalıdır.

  • Anne ve babalar, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı ön plana çıkarırsa çocuklar da sevgi dolu bir kişiliğe sahip olacaktır.
  • Dolayısıyla vefalı olmayı öğrenecektir.
  • Çocuk, başkasının mutluluğunu da en az kendi mutluluğu kadar önemseyecek şekilde eğitilmelidir.
  • Yardımlaşmanın önemi de çocuğa kazandırılmalıdır.

Bunun neticesinde kendisine yardım edene minnettarlık duyması da kavratılmış olur. Aslında en önemli şey, her şeyden önce Allah’a vefalı çocuklar yetiştirilmesidir. Allah’a karşı vefalı olan insanlar, insanlara ve diğer tüm canlı-cansız varlıklara karşı da vefalı olacaktır.

  1. Vefa ve sadakat, insanların yaşamları boyunca ihtiyaç duydukları üstün ahlak özelliğidir.
  2. Vefa, sadakattir; sadakatsizlik ise nankörlerin işidir.
  3. Nankörlük ise Allah’ın sevmediği huylardan biridir.
  4. Vefa, kişinin vaadine, ahdine ve yeminine sadık kalması, dostlarını unutmaması, onların dostluklarına ve iyiliklerine daha güzeliyle karşılık vermesidir.

Vefalı insan annesine, babasına, kardeşine, atalarına, arkadaşına, komşusuna, öğretmenine, amirine, müdürüne, kendisini bugünlere getiren herkese vefa duyar. Dahası, devletine sadık kalır. Doğruyu ve sadakati kalplerinizde yaşatmanız ve korumanız dileğimle.

Vefasız insana ne denir?

Sevginin en temel göstergelerinden biri olan vefa sözcüğü anlamı bakımından vefa ne demek, vefalı olma ne demek gibi sorgularla araştırılıyor. Kişinin, başta yüce Allah olmak üzere üzerinde hakkı bulunan her kişiye vefalı olması gerekiyor. Vefa, bencillikten sıyrılarak başkaları için çabalamayı gerektiriyor.

  • Bu nedenle vefa kelimesinin anlamı nedir, vefalı insan kime denir soruları sıkça araştırılıyor.
  • İşte vefa ve vefalı olmanın anlamı ve bu konuda merak edilenler.
  • Pek çok duyguyu ve maneviyatı içinde barındıran vefa olgusu, iyi bir mümin olmakta, dostlukta, sevgide, aile bağlarında, kısacası hayatın her alanında gereklidir.

Zira vefasızlık beraberinde sadakatsizliği ve merhametsizliği de getirir. Bu durumda, vefa ne demek, vefalı insan kime denir gibi sorular merak konusu oldu. İşte vefa kelimesinin anlamı nedir sorusunun yanıtı ve vefalı olmak ile ilgili merak edilenler.

  1. VEFA NE DEMEK TDK SÖZLÜK? İnsan olabilmek için gereken en yüce erdemlerden biri de vefalı olmaktır.
  2. Bu sebeple vefa kelimesinin sözlük anlamı merak ediliyor.
  3. Arapça kökenli olan vefa kelimesinin TDK tarafından belirtilen anlamları şu şekilde: – Sevgide bağlılık – Minnettarlık – Sözünde durmak – Borcuna sadık olmak – Dostluğu sürdürmek – Sadâkat VEFALI OLMA NE DEMEK? Vefalı olan kişilere vefakâr denilir.

Vefasız olanlara ise olumsuzluk, yokluk anlamına gelen bi- ön eki ile oluşturulmuş “bivefa” sözü kullanılır. Vefalı olma kısaca kendisine yapılan iyilikleri unutmama ve gerektiğinde karşılığını ödeme anlamına gelir. Verilen bir sözün tutulması, gönül bağı kurulan dost, arkadaş, aile, sevgiliyi yarı yolda bırakmama gibi manalara gelir.

Elbette en büyük vefakarlık, yüce yaratıcıyı tanımak, verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmektir. En büyük nankörlük ise kulun Rabbini inkar etmesidir. Tasavvufta vefa “ezelde, bezm-i elestte Allah’a verilen söze, misaka bağlı kalmak” şeklinde tanımlanmaktadır.

VEFALI İNSAN KİME DENİR? Vefa dostlukta, bağlılıkta sebat etmektir. Kişiye hem hayattayken hem de öldükten sonra vefa göstermek vefalı insanların en temel özelliğidir. Vefalı insanlar özellikle öldükten sonra sevgisi ve ilgisini devam ettirir. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek, hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür.

  • Çünkü insan, hayattaki arkadaşına bir iyilik edince, belki bir karşılık bekleyebilir.
  • Öldükten sonra yapılacak iyiliğe riya karışması zor olur.
  • VEFASIZ NE DEMEK TDK? Vefalının zıttı olan vefasız kelimesinin anlamı da merak ediliyor.
  • Bu kelimenin anlamı ise şu şekilde: Vefası olmayan, sevgisi çabuk geçen, hakikatsiz.

Vefasız ya da bivefa, vefalı kişinin tam aksi olarak sözünde durmayan, en yakınlarına bile merhamet göstermeyen, borcuna ve sevgisine sadık olmayan, hiçbir manevi bağı bulunmayan kişilere denir. Yapılan akitlere, verilen sözlere bağlılığın bulunmadığı toplumlarda güvensizlik doğar ve sosyal çözülme meydana gelir.

Edebiyatta ise çoğu zaman sevgili vefasızdır. Özellikle Divan şiirlerinde şair daima sevgilisinin vefasızlığından şikâyet eder. VEFA KELİMESİYLE İLGİLİ ÖRNEKLER “(Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki) Antlaşma yaptığı zaman (ahde vefâ gösterir) sözlerini yerine getirir” (el-Bakara, 177) “Gamım pinhan dutardım men dediler yâre kıl rûşen Disem ol bi-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı?” – Fuzuli “Yıllar yârlerden, yârler yıllardan vefasız.” -Y.K.

Cafāsız vafālıġ tilese kutun / yüzi kör ḳılınçı wafā ol bütün – Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacib) “Biz, mağlup olduğumuz için sizden cesur görünüyoruz ve vefamız daha sağlamlaşıyor.” – Aka Gündüz

Vefakar Bir insan ne demek?

Vefa, görülen iyilikleri unutmamak, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etmektir. Böyle olanlara vefakar insan denir. Zıddı nankörlüktür. Vefakarlık, Müslümanda bulunması gereken en önemli vasıfların başında gelir.

Azmim ne demek?

Azim nedir? Azim kelimesi TDK sözlük anlamı ve kullanım alanları Ahde Vefa Ne Demek 15 Ağustos 2022, Pazartesi 14:27 Azim, bir işi başarma kararlılığı ya da engelleri yenme gücü anlamına gelen bir kelimedir. Azim sözcüğünün kökeni Arapça dilidir. Konuşma dilinde ve yazılı belgelerde sıkça kullanılan “azim” kelimesinin TDK sözlüğüne göre anlamını ve kullanım alanlarını Posta.com.tr okuyucuları için derledik.

  • AZİM NEDİR? Azim kelimesi hem yazılı metinlerde, hem belgelerde hem de konuşma dilinde sık sık kullanılan bir sözcüktür.
  • Her ne kadar Türkçe kökenli olmasa da eskilerden beri kullanılan bir sözcük olmasından dolayı herkes aşinadır.
  • Azim kelimesi sıklıkla kullanıldığı için anlamını bilirseniz duyduğunuzda anlar ya da anlamı uygun olduğunda cümle içinde kullanabilirsiniz.

Azim, Arapça kökeni olan bir sözcüktür ve dilimize de Arapça dilinden uzun seneler önce geçmiştir. Azim sözcüğünün anlamını TDK sözlükten bulabilirsiniz. AZİM NE DEMEK TDK? Azim kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve dilimize de Arapça dilinden geçmiştir.

  • Birçok yerde ve birçok kişinin konuşmasında azim kelimesi ile karşılaşmak mümkündür.
  • Azim, Türk Dil Kurumuna göre Türkçesi bir işteki engeli yenme kararlılığı demektir.
  • Bir işin gerçekleşmesi ya da olması için gösterdiğiniz azim ve çaba için azim denir.
  • Bu durumda siz azimli olursunuz ve bunun gerçekleşmesi için kararlılık göstererek çaba sarf etmiş olursunuz.

Azim kelimesi azmetmek ya da azmettirmek olarak da kullanıma sahiptir. AZİM SÖZLÜK ANLAMI Kelimelerin dilimizde hangi anlamlara geldiğini ve hangi anlamlarda kullanıldığı sözlükten öğrenebilirsiniz. Dilimizdeki sözcüklerin anlamlarını en güvenilir şekilde Türk Dil Kurumundan öğrenebilirsiniz.

  • Bunun dışında internet üzerinden de kelimelerin hangi anlamlara geldiğini kolay bir şekilde görebilirsiniz.
  • Azim, bir işin olması ya da gerçekleşmesi için gösterilen çaba ya da kararlılık anlamına gelir.
  • Aynı zamanda ve bir işi başarmak için çabalı olmak, sabırlı olmak demektir.
  • Azimli insanlar genelde çalışkan olurlar ve istediklerini almak için kararlı bir şekilde her şeyi yaparlar.
See also:  Emperyalist Ne Demek?

Bundan dolayı azimli olan kişiler bu iş için kararlılık gösteriyor demektir. : Azim nedir? Azim kelimesi TDK sözlük anlamı ve kullanım alanları

Cefaker ne demek?

Cefākār: Zalim. cefākeş: Mazlum.

Vefa ne demek Diyanet?

ULUSLARARASI MEVLİD-İ NEBİ SEMPOZYUMU Vefa, başta Cenab-ı Hak olmak üzere aile, akraba, yakınlar, dostlar, arkadaşlar ve bütün varlık âlemiyle emanet ve sadakat temelli bir münasebet kurmaktır. Vefa, sözüne sadık kalmak ve onu muhafaza etmek için cehd ü gayret göstermektir.

Söz ile özün doğru ve birbiriyle uyumlu olmasına dikkat etmektir. Vefa doğrunun, doğruluğun ve adaletin kardeşidir. Vefanın zıddı olan ‘ğadr’ ise yalanın, yalancılığın ve zulmün kardeşidir. Vefa, fert için bir kıymet ve değer, toplum için huzur ve saadettir. Toplumsal bünye için en esaslı değerlerden, en ulvi hasletlerdendir.

Zira bütün muameleler, akitler ve sosyal ilişkiler vefaya bağlıdır. Bir toplumda vefasızlık baş gösterirse güven duygusu sarsılır. Ferdî ve içtimaî hayatta kadirşinaslık ve vefa olmazsa insanî ilişkiler zedelenir, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhu kaybolur, neticede toplumsal huzur bozulur.

Vefakârlık ve kadirşinaslık imandandır, vefasızlık ise nifak alametidir. Bu sebepledir ki mümin vefalıdır, vefalı olmak zorundadır. Vefa, mümin ahlakının bir gereğidir. Mümin için vefaların en yücesi hiç şüphesiz kendisini eşref-i mahlûkat olarak yaratan Yüce Rabbine karşı göstereceği vefadır. İnsanın Mevlâsı’nı tanıması, O’na iman etmesi, O’na karşı kulluk vazifesini yerine getirmesi en büyük vefakârlık; Rabbini inkâr etmesi, O’nun yüceliğini tanımaması ve O’na ubudiyetten imtina etmesi ise en büyük nankörlüktür.

Unutulmamalıdır ki insan, “Elest Bezmi”nde Cenab-ı Hakka, iman ve kulluk sözü vermiştir. Dolayısıyla Allah katında gerçek vefa, O’na verilen sözü unutmamak, ne pahasına olursa olsun bu ahde ve misaka sadakat göstermektir. Rabbine karşı vefayı kuşanan insan, O’nun kullarına karşı da kadirşinas olacaktır.

  1. Anne-babasına, eş ve çocuklarına, akraba ve dostlarına, imtihan için gelip geçtiği dünyaya karşı göstereceği her türlü vefasızlığın, Allah’a beslediği vefa duygusuna halel getireceğini bilecektir.
  2. Günümüzde maalesef ahlakî değerler ciddi bir şekilde yara almış, adeta hayatın dışına itilmiştir.
  3. Ahlakî bir değer erozyonunun yaşandığı ve değerlerin yozlaştığı modern zamanlarda, vefa duygusu da bu durumdan nasibini almıştır.

Zira vefasızlık kol gezmektedir günümüz dünyasında ve insanında. En başta da bu vefasızlık, Yüce Yaratıcı’ya karşı kulluk görevinin ihmal edilmesinde kendisini göstermektedir. Cenab-ı Hakka karşı vefasızlık yaygınlaşınca, yalnızlığa terk edilen anne-babalara, eşlere, çocuklara her geçen gün üzülerek şahit olunmaktadır.

Sözün insana bir sorumluluk yüklediği gerçeği göz ardı edilerek sadık kalınmayan nice söz ve yeminlerle ahde vefa duygusu zayıflamaktadır. Bugün Yüce Rabbimizle aramızdaki ahdimizi hatırlamaya, tüm insanlık ve kâinatla olan vefa sözleşmemizi yenilemeye ihtiyaç vardır. Müminler olarak bizler, vefayı en üst seviyede yaşayan ve temsil eden, vefa insanı ve muallimi Hz.

Peygamber’in rehberliğinde vefa toplumunu yeniden inşa etmekle mükellefiz. : ULUSLARARASI MEVLİD-İ NEBİ SEMPOZYUMU

Ahde vefa imandandır hadis mi?

Peygamberimiz, verdiği sözde duran, yaptığı anlaşmaya bağlı kalan en büyük örnek model olmuştur.

Ahid ne anlama gelir?

Ahid ne demek? Ahd, masdar olarak, “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, tâlimat vermek; söz vermek” mânalarına geldiği gibi, isim olarak, “emir, tâlimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz” anlamlarına da gelir. Ahidde hem yemin, hem de kesin söz verme anlamı vardır.

Yemin ahdin dinî ve kutsî yönünü, söz verme de ahlâkî yönünü teşkil eder. İttifak hükümlerini (Tanrı ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümleri) ihtiva ettiği için, yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiş, İslâm devletinin hâkimiyeti altında yaşamak üzere kendileriyle anlaşma yapılan gayri müslimler için ehlü’z-zimme yerine ehlü’l-ahd tabiri kullanılmıştır.

DİNLER TARİHİ. Ahd-i Atîk’in İbrânîce’sinde berit, Yunanca tercümesinde diatheke olarak kullanılan ahid “ittifak, anlaşma ve sözleşme” anlamlarına gelmektedir ve Ahd-i Atîk’te Allah ile İsrâiloğulları arasındaki anlaşmayı ifade etmektedir. Allah, çeşitli dönemlerde insanlarla ahid yapmıştır.

Hz. Nûh ile ona iman edenlerin kurtuluşu ve tûfan*ın bir daha vuku bulmaması için ahid yapılmış, buluta konan yay (gök kuşağı) bu ahdin alâmeti sayılmıştır (bk. Tekvîn, 6/18, 9/12, 15, 16). Hz. İbrâhim ve soyundan gelenlerle de bir ahid yapılmış olup sünnet olmanın alâmet kabul edildiği (bk. Resullerin İşleri, 7/8) bu ahde göre, Ken’ân diyarı onlara miras olarak verilecektir (bk.

Tekvîn, 13/15, 17, 15/18, 17/2-8). İsrâiloğulları ile Sînâ’da, Horeb’de bir ahid yapılmıştır (bk. Tesniye, 5/2, 29/1). Hz. Mûsâ’nın Allah ile İsrâiloğulları arasında aracı olduğu bu ahde göre, İsrâiloğulları Allah’ın sözünü dinleyip yapılan ahde sadık kaldıkları takdirde, bütün kavimlerden daha üstün, “Allah’ın kâhinler melekûtu ve mukaddes milleti” olacaklardır (bk.

Çıkış, 19/5-6). Ahdin şartı olarak onlardan on emir*e uymaları istenmiştir (bk. Tesniye, 4/13). Ahdin sembolü sebt (cumartesi) günü ve ona riayettir (bk. Çıkış, 31/16-17). Ahdin gerçekleşmesi için birtakım takdimeler, merasimler ve usuller konulmuştur (bk. Çıkış, 19/24). Ahid daha sonraki nesille Moab ovasında yenilenmiştir (bk.

Tesniye, 29/1). Levililer’le (bk. Sayılar, 18/1-19; Malaki, 4/8) ve Dâvûd ile de ahid yapılarak onun zürriyetine ebedî taht vaad edilmiştir (bk. Mezmurlar, 89/20-30; İkinci Samuel, 7/1-29; Birinci Târihler, 17/1-27). Yahudiler, Allah ile kendi aralarında kurulan bu ahde çoğu zaman riayet etmemişler (bk.

  1. Tesniye, 29/25; Birinci Krallar, 19/10; İkinci Târihler, 12/1; Yeremya, 22/9; Daniel, 2/30) ve bu yüzden cezalandırılmışlardır (bk.
  2. Tesniye, 17/2; Yeşû, 7/11, 23/16; Hâkimler, 2/20; İkinci Krallar, 18/9-12; Mezmurlar, 132/12).
  3. Tanrı, günah işleyerek ve verdikleri sözü tutmayarak ahdi bozan yahudileri (bk.

Yeremya, 31/32) önceleri himaye etmemiş (bk. Yeremya, 32/37), fakat daha sonra onlara acımış ve kendileriyle yeni bir ahid yapmıştır (bk. Yeremya, 31/31-34, 32/37-41). Bu ahde göre Tanrı, şeriatını onların içine koyup yürekleri üzerine onu yazacak, kendisi onlara “Allah”, onlar da ona “kavim” olacaklar ve böylece günahları bağışlanacaktır (bk.

Yeremya, 31/34). Ahd-i Cedîd’de ise bu kelime farklı bir mâna kazanmıştır. Buna göre, Îsâ’nın şahsında Tanrı insanlıkla yeni bir ahid yapmıştır. Bu yeni ahid, Sînâ ahdini yürürlükten kaldırmış, fakat insanlığın kurtuluşu için yapılan vaadleri tamamlamıştır (bk.J. Haspecker, EF, I, 44). Son akşam yemeğinde Hz.

Îsâ, kendi eti ve kanını yeni ahdin sembolü olarak göstermiştir (bk. Matta, 26/28; Luka, 22/20). Sînâ ahdi ile yeni ahid arasındaki farklar Pavlus (St. Paul) tarafından ortaya konmuştur (bk. Korintoslular’a İkinci Mektup, 3/6-18). Eski ahid sadece İsrâiloğulları’na has iken yeni ahid bunu diğerlerine de teşmil etmiştir (bk.

  • Matta, 28/19-20).
  • Yahudi kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk, Îsâ’dan sonrakilere de Ahd-i Cedîd denilmesi hıristiyanlara göredir ve yukarıdaki telakkiye dayanmaktadır.
  • İslâmiyet’e göre Allah, emirleri yoluyla ve peygamberleri vasıtasıyla insanlardan ahid almıştır.
  • Yahudi ve hıristiyanlardan alınan ahid de bunlar arasındadır.

Allah, İsrâiloğulları’ndan, namaz kılıp zekât vereceklerine, peygamberlerine inanıp onları destekleyeceklerine ve Allah’a güzel takdimelerde bulunacaklarına (faizsiz borç vereceklerine; bk. el-Mâide 5/12), Allah’tan başkasına tapmayacaklarına, anaya babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edeceklerine (bk.

El-Bakara 2/83), birbirlerinin kanlarını dökmeyeceklerine, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (bk. el-Bakara 2/84-85) dair söz almıştır. Fakat onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmemiş, ahidlerini bozmuş ve bunu alışkanlık haline getirmişlerdir (bk. el-Bakara 2/100; el-Mâide 5/13). Mûsâ’ya karşı geldikleri için üzerlerine azap çökünce bunun kaldırılmasını istemişler, Mûsâ da onlara, Allah’a verdikleri sözü hatırlatmıştır (bk.

Tâhâ 20/86). Çünkü yahudiler ne zaman Allah’a söz vermişlerse, içlerinden çoğu bu ahdi bozmuştur (bk. el-Bakara 2/100). Allah, hıristiyanlardan da ahidler almış, fakat onlar sözlerinin bir kısmını unutmuşlardır (bk. el-Mâide 5/14). Bütün önceki ümmetlerden ahid alınmış olmasına rağmen, Hz.

Vefa nedir diye soranlara?

Vefa, sözünü yerine getirme, sözünde durma, sevgi, dostluk ve bağlılıkta kararlılık ve dini sorumluluklarını yerine getirme anlamlarına gelir. Vefa, sevgide devamlılık demektir. Vefa demek, ihtiyaç hâlinde ona yardım etmektir.

Dinde ahd ne demek?

5 bölümden oluşan maddenin 1. bölümüdür. Maddenin TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki güncel elektronik versiyonuna erişmek için: https://islamansiklopedisi.org.tr/ahid#1 Ahd, masdar olarak, “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, tâlimat vermek; söz vermek” mânalarına geldiği gibi, isim olarak, “emir, tâlimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz” anlamlarına da gelir.

  • Ahidde hem yemin, hem de kesin söz verme anlamı vardır.
  • Yemin ahdin dinî ve kutsî yönünü, söz verme de ahlâkî yönünü teşkil eder.
  • İttifak hükümlerini (Tanrı ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümleri) ihtiva ettiği için, yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiş, İslâm devletinin hâkimiyeti altında yaşamak üzere kendileriyle anlaşma yapılan gayri müslimler için ehlü’z-zimme yerine ehlü’l-ahd tabiri kullanılmıştır.

DİNLER TARİHİ. Ahd-i Atîk’in İbrânîce’sinde berit, Yunanca tercümesinde diatheke olarak kullanılan ahid “ittifak, anlaşma ve sözleşme” anlamlarına gelmektedir ve Ahd-i Atîk’te Allah ile İsrâiloğulları arasındaki anlaşmayı ifade etmektedir. Allah, çeşitli dönemlerde insanlarla ahid yapmıştır.

Hz. Nûh ile ona iman edenlerin kurtuluşu ve tûfan ın bir daha vuku bulmaması için ahid yapılmış, buluta konan yay (gök kuşağı) bu ahdin alâmeti sayılmıştır (bk. Tekvîn, 6/18, 9/12, 15, 16). Hz. İbrâhim ve soyundan gelenlerle de bir ahid yapılmış olup sünnet olmanın alâmet kabul edildiği (bk. Resullerin İşleri, 7/8) bu ahde göre, Ken‘ân diyarı onlara miras olarak verilecektir (bk.

Tekvîn, 13/15, 17, 15/18, 17/2-8). İsrâiloğulları ile Sînâ’da, Horeb’de bir ahid yapılmıştır (bk. Tesniye, 5/2, 29/1). Hz. Mûsâ’nın Allah ile İsrâiloğulları arasında aracı olduğu bu ahde göre, İsrâiloğulları Allah’ın sözünü dinleyip yapılan ahde sadık kaldıkları takdirde, bütün kavimlerden daha üstün, “Allah’ın kâhinler melekûtu ve mukaddes milleti” olacaklardır (bk.

Çıkış, 19/5-6). Ahdin şartı olarak onlardan on emir e uymaları istenmiştir (bk. Tesniye, 4/13). Ahdin sembolü sebt (cumartesi) günü ve ona riayettir (bk. Çıkış, 31/16-17). Ahdin gerçekleşmesi için birtakım takdimeler, merasimler ve usuller konulmuştur (bk. Çıkış, 19/24). Ahid daha sonraki nesille Moab ovasında yenilenmiştir (bk.

Tesniye, 29/1). Levililer’le (bk. Sayılar, 18/1-19; Malaki, 4/8) ve Dâvûd ile de ahid yapılarak onun zürriyetine ebedî taht vaad edilmiştir (bk. Mezmurlar, 89/20-30; İkinci Samuel, 7/1-29; I. Tarihler, 17/1-27). Yahudiler, Allah ile kendi aralarında kurulan bu ahde çoğu zaman riayet etmemişler (bk.

  1. Tesniye, 29/25; Birinci Krallar, 19/10; II.
  2. Tarihler, 12/1; Yeremya, 22/9; Daniel, 2/30) ve bu yüzden cezalandırılmışlardır (bk.
  3. Tesniye, 17/2; Yeşû, 7/11, 23/16; Hâkimler, 2/20; İkinci Krallar, 18/9-12; Mezmurlar, 132/12).
  4. Tanrı, günah işleyerek ve verdikleri sözü tutmayarak ahdi bozan yahudileri (bk.

Yeremya, 31/32) önceleri himaye etmemiş (bk. Yeremya, 32/37), fakat daha sonra onlara acımış ve kendileriyle yeni bir ahid yapmıştır (bk. Yeremya, 31/31-34, 32/37-41). Bu ahde göre Tanrı, şeriatını onların içine koyup yürekleri üzerine onu yazacak, kendisi onlara “Allah”, onlar da ona “kavim” olacaklar ve böylece günahları bağışlanacaktır (bk.

  1. Yeremya, 31/34).
  2. Ahd-i Cedîd’de ise bu kelime farklı bir mâna kazanmıştır.
  3. Buna göre, Îsâ’nın şahsında Tanrı insanlıkla yeni bir ahid yapmıştır.
  4. Bu yeni ahid, Sînâ ahdini yürürlükten kaldırmış, fakat insanlığın kurtuluşu için yapılan vaadleri tamamlamıştır (bk.J.
  5. Haspecker, EF, I, 44).
  6. Son akşam yemeğinde Hz.

Îsâ, kendi eti ve kanını yeni ahdin sembolü olarak göstermiştir (bk. Matta, 26/28; Luka, 22/20). Sînâ ahdi ile yeni ahid arasındaki farklar Pavlus (St. Paul) tarafından ortaya konmuştur (bk. Korintoslular’a İkinci Mektup, 3/6-18). Eski ahid sadece İsrâiloğulları’na has iken yeni ahid bunu diğerlerine de teşmil etmiştir (bk.

  • Matta, 28/19-20).
  • Yahudi kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk, Îsâ’dan sonrakilere de Ahd-i Cedîd denilmesi hıristiyanlara göredir ve yukarıdaki telakkiye dayanmaktadır.
  • İslâmiyet’e göre Allah, emirleri yoluyla ve peygamberleri vasıtasıyla insanlardan ahid almıştır.
  • Yahudi ve hıristiyanlardan alınan ahid de bunlar arasındadır.

Allah, İsrâiloğulları’ndan, namaz kılıp zekât vereceklerine, peygamberlerine inanıp onları destekleyeceklerine ve Allah’a güzel takdimelerde bulunacaklarına (faizsiz borç vereceklerine; bk. el-Mâide 5/12), Allah’tan başkasına tapmayacaklarına, anaya babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edeceklerine (bk.

  1. El-Bakara 2/83), birbirlerinin kanlarını dökmeyeceklerine, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (bk.
  2. El-Bakara 2/84-85) dair söz almıştır.
  3. Fakat onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmemiş, ahidlerini bozmuş ve bunu alışkanlık haline getirmişlerdir (bk.
  4. El-Bakara 2/100; el-Mâide 5/13).
  5. Mûsâ’ya karşı geldikleri için üzerlerine azap çökünce bunun kaldırılmasını istemişler, Mûsâ da onlara, Allah’a verdikleri sözü hatırlatmıştır (bk.

Tâhâ 20/86). Çünkü yahudiler ne zaman Allah’a söz vermişlerse, içlerinden çoğu bu ahdi bozmuştur (bk. el-Bakara 2/100). Allah, hıristiyanlardan da ahidler almış, fakat onlar sözlerinin bir kısmını unutmuşlardır (bk. el-Mâide 5/14). Bütün önceki ümmetlerden ahid alınmış olmasına rağmen, Hz.

  • Muhammed’den ümmeti adına bir ahid alınmamıştır.
  • Ancak Peygamber’e baş eğip tâbi olanlar övülmüş, sözünden dönenlerse yerilmiştir (bk.
  • El-Feth 48/10).
  • BİBLİYOGRAFYA Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ʿahd” md.
  • İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s.446-448.
  • Lisânü’l-ʿArab, “ʿahd” md.G.E.
  • Mendenhall, “Covenant”, IDB, I, 714-723.J.

Haspecker, “Alliance”, EF, I, 38-45.J. Schacht, “ʿAhd”, EI 2 (Fr.), I, 263. Frederick C. Grant, “Covenant”, EAm., VIII, 129. DCR, s.214.T.K.T., “Covenant”, EBr., VI, 675-676.W. Adams Brown, “Covenant Theology”, ERE, IV, 216-224. Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1988 yılında İstanbul’da basılan 1. cildinde, 532-533 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

Ahde vefa ne demek KPSS?

Ahde Vefa Ne Demek? – Farklı alanlarda kullanılan bu kelimenin anlamı merak edilmiştir. Ahde vefa genel olarak, verdiği sözde durma anlamına gelmiştir. Hukuki açıdan ise bu kelime, taraf devletlerin yaptıkları antlaşmalara uyma zorunluluğudur. Bu kavrama göre, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan, devletin anayasasında yer alan ve devlete anlaşma yapma yetkisini tanıyan bir kuraldır.

Diyanet ahde vefa ne demek?

İbn Abbâs’tan (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: ‘Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.’

Vefalı insan kime denir?

Vefa, görülen iyilikleri unutmamak, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etmektir. Böyle olanlara vefakar insan denir. Zıddı nankörlüktür. Vefakarlık, Müslümanda bulunması gereken en önemli vasıfların başında gelir.