Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Feragat Ne Demek?

Feragat etmek ne anlama gelir?

Feragat; bireyin herhangi bir şeyden kendi rızası ile vazgeçmesine denir. Hukuk literatüründe sıkça kullanılan bu sözcük; bir bireyin tek taraflı beyanı ile meydana gelir. İbra ise tarafların karşılıklı olarak anlaşarak haklarından vazgeçmesini ifade eder. Feragatte, ibradan farklı olarak anlaşma şartı aranmaz.

Feragat şartları nelerdir?

HMK 309 (Feragat ve Kabulün Şekli) Emsal Yargıtay Kararları – YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/4019 Karar : 2018/15637 Tarih : 13.09.2018

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.2. Hukuk Mahkemesi’nin 26.12.2017 tarih ve 2017/829 Esas, 2017/1127 Karar sayılı kararına karşı davacı 3. kişi tarafından temyiz yoluna başvurulduktan sonra, davalı alacaklı asil 05.07.2018 tarihli dilekçesi ile davayı kabul etmiştir.

Davayı kabul geniş kapsamlı bir beyan olup HMK’nin 309. maddesi gereği kati bir hükmün neticelerini doğurur. Kabulün geçerliliği karşı tarafın muvafakatına da bağlı değildir. Kabul beyanı etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile gösterir. HMK’nin 310. maddesine göre davayı kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.311.

maddesinde kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Karar kesinleşinceye kadar davayı kabulün mümkün olduğuna, Mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra, istinaf veya temyiz aşamasında dava kabul edildiğinde bu aşamada davayı kabul hakkında karar verme yetkisi Yerel Mahkemesi’ne ait bulunduğuna göre, davayı kabul hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı asilin kabul beyanı dikkate alınarak bir karar verilmek üzere, Yerel Mahkeme hükmünün İİK’nin 366 ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 13.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2909 Karar : 2018/3968 Tarih : 26.03.2018

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

1-Davalı kadın temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardıma ilişkin usul ve esaslar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334-340. maddelerinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 336/3. maddesine göre adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay’a yapılabilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337/1.

  1. Maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebilir.
  2. Davalının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; davalı kadının kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken kanun yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu kanaatine varıldığından davalı kadının adli yardım talebinin temyiz harç ve giderlerine münhasır olarak kabulüne karar vermek gerekmiştir.2-Davacı asil 28.06.2016 tarihli beyanın da “davalı ile barışmak istemediğini, ancak davaya devam etmekte istemediğini, davadan vazgeçtiğini” beyan etmiş, davalı geri almaya açıkça muvafakat etmemiş, yargılamaya devamla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece feragat (HMK m.309) sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davayı sona erdiren kesin bir usul işlemi niteliğinde olan davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması, yasa gereğidir (HMK m.309/4). Bu haliyle, davacının 28.06.2016 tarihli beyanı açık, kesin ve koşulsuz feragat ettiğini gösterecek nitelikte bir irade beyanı niteliğinde olmayıp, 6100 sayılı HMK’nın 123.

maddesinde düzenlenen davanın geri alınması niteliğindedir. Davacının 28.06.2016 tarihli beyanının HMK 123. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.26.03.2018(Pzt.) YARGITAY 1.

HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/8876 Karar : 2018/1262 Tarih : 28.02.2018

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

araflar arasında görülen davada; Davacılar, mirasbırakan ‘ın, 2814, 919, 1199 ve 1374 parsel sayılı taşınmazlarını davalı torunu ‘e, 905 parsel sayılı taşınmazını davalı oğlu ‘e satış suretiyle, 112 parsel sayılı taşınmazını ise ölünceye kadar bakma akdi ve vasiyetnameyle davalı ‘e devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.

  • Davalılar, 2814, 919, 1199, 1374 ve 905 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davayı kabul ettiklerini bildirmişler, 112 parsel sayılı taşınmaz bakımından ise temlikin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
  • Mahkemece, 112 parsel sayılı taşınmaz bakımından dava tefrik edilerek, diğer taşınmazlar bakımından kabul nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.02.2018 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ile temyiz edilen davacı vekili Avukat geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı.

  1. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı.
  2. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
  3. Dosya içeriği ve toplanan delilerden, mirasbırakan ‘ın çekişme konusu 905 parsel sayılı taşınmazı 17.03.1986 tarihli akitle davalı ‘e, 1374, 919, 1199 ve 2814 parsel sayılı taşınmazları ise 19.09.2001 tarihli akitle davalı ‘e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, murisin 19.05.2012 tarihinde ölümü ile davanın 08.04.2013 tarihinde 10.000-TL dava değeri gösterilerek açıldığı, davalıların esasa cevap süresi içinde 905, 1374, 919, 1199 ve 2814 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davayı kabul ettikleri, mahkemenin kabule rağmen keşif yapıp taşınmazların değerlerini belirleyen bilirkişi raporu aldığı ve bilirkişi raporunda belirlenen değerler üzerinden eksik harcın ikmalinden sonra hüküm kurduğu görülmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 309. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere; feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK 309/2), feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir (HMK 310), feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur, irade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir (HMK 311).

Somut olayda, işlemlerin temeli muvazaalı olup davalılar da muvazaalı akitlerin tarafları olduğundan davanın açılmasına sebebiyet vermişlerdir ve yargılama giderlerinden sorumlu oldukları kuşkusuzdur. Ne var ki, kabul beyanı karşı tarafın muvafakatine bağlı olmayıp kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurduğundan, kabul beyanından sonra yapılan giderlerden davalıların sorumlu tutulmaları doğru değildir.

  • Ancak, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davanın başlangıçta 10.000-TL değer üzerinden harçlandırılarak açıldığı dikkate alınarak hükmün 4.
  • Maddesinin tamamının hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine; “Alınması gereken 683,10 TL harcın, peşin olarak alınan 170,80 TL ve yargılama sırasında tamamlanan 5.431,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.918,70 TL’nin davacıya iadesine, davacı tarafından yatırılan 683,10 TL harcın davalılardan alınarak davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün 5.

maddesinin tamamının hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine; “Davacı tarafından yapılan 6 adet tebligat ve 11 adet müzekkere masrafı toplamı 131,00 TL’nin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,” ibaresinin yazılmasına, hükmün 6. maddesinin tamamının hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine; “Davacılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ne göre 1.500 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine” ibaresinin yazılmasına, davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nin geçici 3.

maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/14444 Karar : 2018/1616 Tarih : 5.02.2018

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2016/760 Esas 2017/506 Karar sayılı kararı davalı borçlu vekili tarafından temyiz edildikten sonra, 23.06.2017 tarihinde davacı alacaklı vekili tarafından davadan feragat dilekçesi verildiği, dilekçenin aslının dosyasında olduğu, vekilin usulüne uygun olarak düzenlenmiş vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin mevcut olduğu tespit edilmiştir.

Davadan feragat geniş kapsamlı bir beyan olup HMK`nun 309. maddesi gereği kati bir hükmün neticelerini doğurur. Feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatına da bağlı değildir. Feragat beyanı etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile gösterir. HMK’nun 310. maddesine göre davadan feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.311.

maddesinde feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragatin mümkün olduğuna, Mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra, temyiz aşamasında vekaletnamesinde feragate yetkili bulunduğu anlaşılan davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile usulüne uygun şekilde davadan ve temyizden feragat edildiğine ve bu aşamada davadan feragat hakkında karar verme yetkisi Yerel Mahkemesi’ne ait bulunduğuna göre, davadan feragat hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir.

HGK`nun 20.09.1995 tarih, 1995/12-661 Esas, 763 Karar) SONUÇ: Davacı alacaklı vekilinin davadan feragati hakkında bir karar verilmek üzere Mahkeme kararının İİK’nın 366. ve 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı borçlu vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK`nın 366/3.

maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4314 Karar : 2018/279 Tarih : 16.01.2018

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan ‘nin maliki olduğu taşınmazları ara malik kullanmak suretiyle davalı oğullarına satış suretiyle devrettiğini, taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulup kat karşılığı inşaat sözleşmesine konu edildiğini, işlemlerin miraçlılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu, murisin mal satmaya ihtiyacı olmadığı gibi davalıların da alım güçlerinin bulunmadığını ileri sürerek, 203 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14, 1571 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15-16, 1571 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15-16, 1583 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15-16-17 nolu bağımsız bölümler ile 569 parsel, 1541 ada 6-7, 1633 ada 8, 269 ada 5-7, 1571 ada 6 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmazsa bedele karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, zamanaşımı itirazında bulunup, bir kısım taşınmazların mirasbırakan ile ilgisinin bulunmadığını, ya da üçüncü kişilerden satış suretiyle edindiklerini, muristen taşınmaz satın almadıklarını, temliklerin muvazaalı olmadığını, işlemlerin gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan ‘nin maliki ve paydaşı olduğu 461 parsel sayılı taşınmazı 04.06.1991, 352 parsel sayılı taşınmazı 27.01.1995 tarihinde dava dışı ‘i ara malik kılarak, 604 ada 1 ve 4 parsel sayılı taşınmazları ise 13.04.2004 tarihinde davalı oğullarına satış suretiyle temlik ettiği, taşınmazların bir kısmının imar ve tevhit işlemleriyle parsel numaralarının değişip kat karşılığı inşaat sözleşmelerine konu edilerek bağımsız bölümlerin davalılar adına tescil edildiği, bir kısmının dava dışı 3.

kişilere temlik edildiği, 1930 doğumlu murisin 22.04.2009 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı kızları ile davalı oğulları ve dava dışı eşi ‘ın kaldığı anlaşılmaktadır. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazalı olduğu saptanmak suretiyle davanın kısmen kabul edilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Tarafların diğer temyiz itirazlarına gelince; Hemen belirtilmelidir ki; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 309/2. maddesinde, feragat ve kabulün hüküm ifade etmesinin karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı olmadığı ve 311.

maddesinin birinci cümlesinde, feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı düzenlenmiştir. Yargılama sırasında davacılar vekili 17.04.2014 tarihili duruşmada 269 ada 5 ve 7 parseller ile 569 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davalarından feragat ettiklerini beyan etmiş, 12.10.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile 1541 ada 6 ve 7, 1633 ada 8, 1571 ada 6 parsel, 1571 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2, 3, 4, 5, 8, 13, 14, 15, 16, 1571 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2, 4, 5, 6, 7, 8, 1583 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 6, 7, 8, 9, 10, 16, 17 nolu bağımsız bölümler bakımından davalarını ıslah ettiklerini, anılan taşınmazlar haricindeki sayılmayan diğer taşınmazlar yönünden davadan feragat ettiklerini belirtmişlerdir.

Bu nedenle mahkemece, sadece 269 ada 5 ve 7 parseller ile 569 parsel sayılı taşınmaz bakımından feragat nedeniyle reddine karar verilip, feragat edilen diğer taşınmazlar bakımından davacı tarafa harç ikmali yaptırılarak davanın esastan reddine karar verilmesinin doğru olduğu söylenemez.

Feragatin, davacının talep sonucundan vazgeçmesi ve kesin hüküm gibi sonuç doğuran taraf işlemlerinden olması dikkate alınarak, feragat edilen taşınmazların tamamı bakımından feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi ve hükmün ferilerinin de (dava dilekçesinde gösterilen dava değerine itiraz edilmediği de dikkate alınarak) bu doğrultuda oluşturulması gerekmektedir.

Öte yandan mahkemece, gerek davacıların miras paylarının, gerekse bu paylara isabet eden değerlerinin tespiti bakımından birden fazla birbiriyle çelişkili bilirkişi raporları alınmış, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden birden çok rapora itibar edilerek sonuca gidilmiştir.

Hâl böyle olunca, davacıların miras payları karşılığı ve bu paylara isabet eden değerlerin tespiti bakımından mahalinde uzman bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak, davalıların dava dışı paydaşlardan da pay temliki aldığı ve taşınmazın imar uygulamaları ile ifraz ve tevhit işlemlerine konu edildiği dikkate alınarak, mirasbırakandan temlik edilen payların ne kadarlık bir kısmının güncel tapu kayıtlarına isabet ettiğinin saptanıp önceki raporlar arasındaki çelişkileri de giderir şekilde denetime elverişli rapor alınması, davacıların bir kısım taşınmazlara yönelik feragat beyanları da dikkate alınarak hükmün ferilerinin de bu doğrultuda oluşturulması, toplanan ve toplanacak delillerin bir bütün olarak değerlendirip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, çelişkili bilirkişi raporlarına itibar edilerek eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden taraflar vekilleri için 1.630.00.’ar-TL.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı; davacı ve davalıların ortak murisi adına kayıtlı olan İli, İlçesi, 2. Bölge Mahallesi, Mevkii 66 Pafta, 906 Ada 1 parsel nolu taşınmazın üzerine, davacının da para göndererek 4 katlı bina inşaa ettirdiklerini, muris ‘in en çok para gönderene binanın girişindeki dükkan ve bodrum kattaki depoyu vereceğini beyan ettiğini, binanın yapımı için davacının diğerlerine göre daha fazla para gönderdiği için murisin Noterliğinden yaptığı 08/09/2005 tarihli yevmiye nolu düzenleme şeklinde vasiyetname ile binanın girişindeki dükkan ile bodrum kattaki depoyu davacıya bırakmayı vasiyet ettiğini, ancak davalılardan `in muris üzerinde baskı oluşturarak bu vasiyetnameyi aynı noterlikten 11/08/2009 tarihinde yevmiye nolu düzenleme şeklinde vasiyetten rücuname ile iptal ettirdiğini, dava konusu taşınmazın giriş katındaki bir adet dükkan ve bodrum katta bulunan bir adet deponun tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ; muris babaları adına kayıtlı dava konusu taşınmaz üzerine kendisi, davacı ile `in eşi murise para göndererek 4 katlı bina inşaat ettirdiklerini, murisin en çok para gönderene binanın girişindeki dükkan ve bodrum kattaki depoyu vereceğini beyan ettiğini, bu nedenle açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir.

Diğer davalılar; davanın reddini, dilemişlerdir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 13.05.2014 günlü ve 2014/1216 E ve 2014/7454 K.sayılı ilamı ile mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş, onama kararına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme istemi üzerine Dairemizin 11.06.2015 gün ve 2015/3643 Esas- 2015/10954 Karar sayılı ilamı ile “.kabule yönelik beyanda bulunan ‘in usulüne uygun kabule yönelik beyanları nazara alınarak davalı yönünden davanın kabulü cihetine gidilmesi gerekirken ; davalı `in HMK 308 maddesi uyarınca alınan kabule yönelik beyanları gözardı edilerek davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir” gerekçesi ile karar düzeltme talebinin kabulü ile; Dairemizin 13.05.2014 günlü ve 2014/1216 E.-2014/7454 K.sayılı onama kararının kaldırılmasına, 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2013 Tarih ve 2010/411 E.-2013/50 K.sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve harçlardan davalı `nin sorumluluğu cihetine gidilmiştir. Davacı ve davalı tarafından söz konusu kararın temyizi üzerine; Dairemizin 15.02.2017 günlü ve 2016/5819 E ve 2017/1380 K.sayılı ilamı ile mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş, sözkonusu onama kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur,1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair karar düzeltme istemleri yerinde değildir.2- Davalı, davanın açılmasından dava hakkında verilen hükmün kesinleşmesine kadar davayı kabul edebilir.

Davayı kabul ile dava konusu uyuşmazlık ve bununla dava, esastan sona erer. Kabul, kayıtsız ve şartsız olacağından (m.309/4), şarta bağlı kabul geçerli değildir. Davalının davayı (tamamen) kabul etmesi üzerine, kabulün geçerli olduğu ve bununla dava konusu uyuşmazlığın son bulduğu kanısına varan mahkeme, kabul nedeni ile davanın kabulüne karar verir.

Davayı kabul eden davalı, kural olarak davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir (m.312/1). Kabul talep sonucunun bir kısmına ilişkinse, yargılama giderlerine mahkûmiyet ona göre belirlenir. Davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez ( m.312/2).

Somut olay değerlendirildiğinde davacı taraf dava dilekçesinde; davalılardan `in dava konusu yerlerin davacıya ait olduğunu kabul ettiğini, tapuyu vermeye hazır olduğunu, ancak zorunlu dava arkadaşlığından dolayı kendisine davayı yöneltmek zorunda kaldıklarını ileri sürmüş, davalı süresinde verdiği cevap dilekçesinde davayı kabul etmiştir.

Bu durumda davalı `in davanın açılmasına kendi hal ve davranışlarıyle sebebiyet vermediği, süresinde davayı kabul ettiği anlaşıldığından mahkemece yargılama gideri ödemeye mahkum edilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki, yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün, HUMK`nun 438/7 maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın tüm, davalı ‘in diğer karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı ‘in karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 15.02.2017 günlü ve 2016/5819 E ve 2017/1380 K.sayılı onama kararının kaldırılmasına, 3.

Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.12.2015 günlü ve 2015/361 Esas-2015/565 Karar sayılı ilamının 4. maddesinde yer alan “Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 3.415,50 TL harçtan, toplam alınan 2.970,00-TL harcın mahsubu ile eksik alınan 445,50-TL harcın davalı ‘den tahsili ile hazineye irad kaydına” ifadelerinin çıkarılarak yerine ” Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 3.415,50 TL harçtan, toplam alınan 2.970,00-TL harcın mahsubu ile eksik alınan 445,50-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına” ifadelerinin yazılmasına, 5 maddesinin hükümden çıkarılmasına, 8 maddesinde yer alan “Davacı tarafından yapılan 17,15 TL başvurma harcı, 742,50 TL peşin harç, 2.227,50 TL tamamlama harcı, 2,75 TL vekalet harcı, 0,60 TL dosya ücreti, 52,40 TL karar düzeltme harcı, 143,30-TL temyiz harcı, 129,20 TL keşif harcı, 118,00 TL tebligat-müzekkere-tanık ücreti, 500,00 TL bilirkişi ücreti, 64,75 TL dosyanın yargıtaya gidiş dönüş masrafı, 97,00 TL dosya fotokopisi masrafı olmak üzere toplam 4.095,15-TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesap edilen 1.023,78-TL nin davalı ‘den tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan miktarın davacı üzerinde bırakılmasına” ifadelerinin çıkarılarak yerine ” Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına” ifadelerinin yazılmak suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyen `e iadesine, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4157 Karar : 2017/2203 Tarih : 22.03.2017

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı vekili, hükmün temyiz edilerek dosyanın Yargıtay’a gönderilmesinden sonra vermiş olduğu 10.03.2017 tarihli dilekçesi ile davasından feragat ettiğini bildirmiştir. Davacı vekilinin 03.12.2013 tarihli ve 19590 yevmiye numaralı vekaletnamesinin incelenmesinde davadan feragate yetkisi bulunduğu anlaşılmıştır.6100 sayılı HMK’nun 307.

  1. Maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir.6100 sayılı HMK’nun “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309.
  2. Maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.
  3. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.

Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır.

  • Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir.
  • Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur.
  • Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır.
  • 11.4.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.5.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı Kararı) Bu nedenle kararın davacının davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

1-Davalı erkek 23.02.2017 havale tarihli dilekçesinde davacı kadın ile anlaştıklarını, kadının nafaka ve manevi tazminat talebinden vazgeçtiğini, bu sebeple de temyiz isteğinden feragat ettiğini, ancak şartları kabul edilmezse kararı tekrar temyiz edeceğini beyan etmiştir.

Feragat, davacının talep sonucundan kısmen ya da tamamen vazgeçmesidir (HMK m.307/1). Feragat şartsız ve kayıtsız olmalıdır (HMK.m.309/4). Açıklanan sebeple davalı erkeğin temyizden feragatı hukuki sonuç doğurmayacağından temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir. Dava, evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı olup,mahkemece davalı erkeğin usulüne uygun ihtara rağmen dinlenilmesini talep ettiği tanıklarına ilişkin gideri yatırmadığı gerekçesiyle tanıkları dinlenilmeden hüküm tesis edilmiştir.

Davalı erkek cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmış,tanıklarının isim ve adreslerini bildirmiştir. Davalı erkeğe dayandığı tanıklara ilişkin gideri yatırması için düzenlenen tebligat, Tebligat Kanunu`nun 21/2 maddesi gereğince tebliğ edilmiştir.Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa, bilinen en son adresinde yapılır (Teb.K.m.10/1).

  1. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır (Tebligat Kanunu Uygulama Yönetmeliği m.16/1).
  2. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya bu adreste tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.

Başkaca adres araştırması yapılmaz (Teb.K.m.10/2. Yönetmelik m.16/2). Toplanan delillerden davalı erkeğin ikamet adresinin aynı zamanda mernis adresi olduğu, davalı erkeğin hala aynı adreste ikamet ettiği, Tebligat Kanunu`nun 21/2. maddesinin uygulanamayacağı anlaşılmaktadır.

Açıklanan sebeple yapılan tebligat bu sebeple usulüne uygun olmadığı gibi tanıklara ilişkin davalı erkek tarafından ikmal edilmesi gereken meblağ mazbatada belirtilmediği için de geçersizdir. Davalı erkeğe gösterdiği tanıklarının dinlenilmesi için gerekli gideri yatırmak üzere ihtarlı usulüne uygun davetiye tebliği ile sonucu uyarınca bir karar vermek gerekirken usul ve yasaya aykırı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı vekili, süresinde karar düzeltme talebinde bulunduktan sonra 23.02.2017 havale tarihli dilekçe ile davadan feragat etmiştir. Davacı vekilinin kimlik tespiti yapılmış olup, feragat dilekçesinin ekinde sunulan vekaletnamede feragat yetkisinin olduğu anlaşılmaktadır.

Davalı vekili de 23.02.2017 havale tarihli dilekçe ile feragati kabul ettiklerine ilişkin dilekçe sunmuştur. Feragat, 6100 sayılı HMK’nın 311. madde hükmü uyarınca, kesin hüküm sonuçlarını doğurduğu gibi, aynı Kanun’un 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı Kanun’un 310.

maddesi uyarınca davadan feragat, karar kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür. Bu itibarla, davadan feragat nedeniyle mahkemece bir karar verilmesi gerektiğinden, bunun sağlanabilmesi için hükmün öncelikle bu nedenle bozulması gerekmiştir.2-Bozma nedenine göre, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

  • SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 13.03.2017 tarihinden oybirliğiyle karar verildi.
  • YARGITAY 14.

HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/18192 Karar : 2017/1713 Tarih : 6.03.2017

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Dava, terekeye temsilci atanması talebine ilişkindir. Davacılar, miras bırakanları ‘ın Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/167 Esas sayılı dosyasında davacı olduğunu, 22.12.2014 tarihli vefatı ile anılan dosyada miras bırakanın terekesine temsilci atanması için kendilerine süre verildiğini beyan ederek miras bırakanları ‘ın terekesine temsilci atanmasını talep etmişlerdir.

Mahkemece davanın kabulüne ve terekeye temsilci atanmasına karar vermiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir. Davacı temyiz dilekçesinde, Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/167 Esas sayılı dosyasının mirasçılar arasında görülmekte olan bir dava olduğunu, mirasçılar arasında görülen davalarda terekeye temsilci atanmasına gerek olmadığını, mirasçılar ile 3.

kişiler arasında görülen davalarda terekeye temsilci atanması gerektiğini, kendilerine süre verilmiş olması nedeni ile terekeye temsilci atanmasını istemiş ise de terekeye temsilci tayinine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ve bu kararın ortadan kaldırılması gerektiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.6100 sayılı HMK’nun 307.

  1. Maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir.6100 sayılı HMK’nun “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309.
  2. Maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.
  3. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.

Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır.

Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır. (11.4.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.5.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı Kararı) Bu nedenle, davacı ‘ın temyiz dilekçesindeki beyanlarının davadan feragat niteliğinde olup olmadığının değerlendirilerek bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 06.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/17214 Karar : 2017/915 Tarih : 13.02.2017

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Dava, önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir. Davacı asiller 02.01.2017 tarihli kimlik tespiti yapılmış dilekçe ile davadan feragat ettiklerini bildirmişlerdir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2012 tarihli, 2012/13-1369 Esas, 2012/1221 sayılı Kararının gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; kural olarak davadan feragatin temyiz isteğinden vazgeçme yanında daha geniş kapsamlı olduğu aşikârdır. Zira birincide temyiz dilekçesinin reddine karar verilmekle yetinilecek, diğerinde ise feragatin hukuki niteliği gereği bu konuda karar verilmek üzere mahkeme kararı bozulacaktır.

Aynı zamanda verilen bu iki dilekçenin birbirinin devamı niteliğinde olduğu ve davadan feragatin bir yerde temyizden feragat isteğini de içereceği düşünülerek davadan feragat isteği esas alınarak çözüme ulaşılması gerektiği görüşü benimsenmiştir.6100 sayılı HMK`nın 307.

  • Maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir.
  • Aynı yasanın 308.
  • Maddesi gereğince de kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.
  • Abul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.6100 sayılı HMK`nın “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309.

maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir.

Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır. Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur.

Bu nedenle mahkemece verilen kararın davacının davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekir. Yargıtay`ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır. (11.04.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 27.05.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı) SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 13.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2014/63 Esas, 2015/750 Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararı davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edildikten sonra,,2016 tarihinde davacı, kişi vekili tarafından davadan feragat dilekçesi verildiği, dilekçenin aslının dosyasında olduğu ve UYAP sistemi üzerinden de yerel mahkemeye ulaştırıldığı ve vekilin usulüne uygun olarak düzenlenmiş vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin mevcut olduğu görülmüştür.

  • Davadan feragat geniş kapsamlı bir beyan olup, HMK`nun 309.
  • Maddesi gereği kati bir hükmün neticelerini doğurur.
  • Feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatına da bağlı değildir.
  • Feragat beyanı etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile gösterir.
  • HMK’nun 310.
  • Maddesine göre davadan feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.311.

maddesinde feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragatin mümkün olduğuna, Mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra, temyiz aşamasında vekaletnamesinde feragate yetkili bulunduğu anlaşılan davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile usulüne uygun şekilde davadan ve temyizden feragat edildiğine ve bu aşamada davadan feragat hakkında karar verme yetkisi Yerel Mahkemesi’ne ait bulunduğuna göre, davadan feragat hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir (HGK`nun,09.1995 tarih, 1995/-661 Esas, 763 Karar).

SONUÇ: Davacı, kişi vekilinin davadan feragati hakkında bir karar verilmek üzere Mahkeme kararının İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici, maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı alacaklının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK`nun 366/.

maddesi gereğince Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29, TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,,2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/15713 Karar : 2016/19573 Tarih : 26.10.2016

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı, davalı ile aralarında imzalanmış olan 21.06.2010 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi gereğince davalıdan Toplu Konut Projesi kapsamında inşa edilen koutlardan birini satın aldığını, ancak dairenin sözleşmede belirtilen sürede teslim edilmediğini, bu nedenle doğan kira tazminat alacağının fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.500,00 TL` sinin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, duruşma öncesi mahkemeye ibraz ettiği dilekçe ile gereksiz yargılama ve masrafa sebebiyet vermemek için davayı kabul ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece, davacı tarafından davalı hakkında açılan davanın vaki kabul nedeni ile kabulüne, 7.500,00 TL.nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.2.Dava gayrimenkul satış sözleşmesine dayalı geç teslimden kaynaklı alacak davası olup davacı, davalıdan satın aldığı konutun aralarında akdedilen sözleşmenin ilgili maddesi gereği teslim edilmesi gereken tarihte teslim edilmediğini bu nedenle tazminat alacağı olduğunu iddia ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.500,00 TL.nin davalıdan tahsilini istemiş, davalı ise 19.11.2015 havale tarihli dilekçesi ile davayı kabul etmiştir.

Mahkemece, vaki kabul nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı, kira bedelini talep ederken dava dilekçesinde aylık ne kadar kira bedeli istediğini belirtmemiş, geç teslim nedeniyle uğranan kira kaybının mahkemece deliller toplandıktan sonra hesaplanması gerektiğinden bahisle şimdilik 7.500,00 TL üzerinden kısmi dava açmıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 320.

Maddesinin 2. bendine göre ” daha önce karar verilemeyen hallerde mahkeme ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler. Daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hakim, tarafları sulhe teşvik eder.

Tarafların sulh olup olmadıkları sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır, tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür”. Mahkemece davalının kabul beyanı içeren dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilmeden dosya üzerinden hüküm kurulmuştur.

  1. Bu şekilde mahkeme, davalının dilekçesine binaen davanın kabulüne karar vermiş ise de kabulün davacının talep ettiği tarihler arasındaki tüm kira kaybına mı yoksa şimdilik talep edilen 7.500,00 TL’ye mi ilişkin olduğunu kesinliğe kavuşturmadan hüküm tesis etmiştir.
  2. Ayrıca davalı dilekçesinde miktar belirtmeksizin davanın kabulüne karar verilmesini dilemiştir.6100 sayılı HMK`nun 309.

maddesinin 2.bendinde “feragat ve kabul kayıtsız ve şartsız olmalıdır.” hükmü yer almaktadır. O halde mahkemece, anılan hukuk kurallarına göre değerlendirme yapılmak suretiyle, işin esasına girilip davacının sözleşme hükümlerine ve teslim tutanağına göre hangi tarihler arası kaç aylık alacağı olduğu ve aylık talep belirlendikten sonra hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Dava, ihtiyaç nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı vekili temyiz aşamasında verdiği 29/06/2016 tarihli dilekçeyle davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.

Feragat 6100 sayılı HMK`nun 307, 309, 310, 311 ve 312.maddelerinde düzenlenmiş olup feragat davanın her aşamasında nazara alınabilir ve kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Feragat karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan tek taraflı irade beyanı ile davayı sonuçlandıran işlemdir. Şu halde feragat nedeniyle bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 07/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı erkek, Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi gereğince iş bu davayı 18.09.2012 tarihinde açmış, davalı kadın ise 23.04.2014 tarihinde vefat etmiştir. Davalı kadın mirasçıları tarafından Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesi gereğince kusur yönünden davaya devam edilmiştir.

Mahkemece, yasal mirasçıların Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesi gereğince kusur yönünden davaya devam edebilmelerine yönelik hakkın kanunen sadece davacı mirasçılarına tanındığı gerekçe gösterilerek davalı kadın mirasçılarının bu talepleri karşısında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş.

Dairemizin 03.12.2015 tarih 2015/6839 esas ve 2015 23004 karar sayılı ilamıyla Taraflardan birinin ölümü halinde kusur yönünden davaya devam edilmesi her iki tarafın mirasçılarına kanunen tanındığı (TMK.m. l81/2) ve davalı kadın mirasçılarının kusura dair talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiğine yönelik olarak verilen ilk hüküm bozulmuştur.

  • Bozmadan sonra davacı erkek ise 25.03.2016 tarihinde davasından feragat etmiştir.
  • Davacı davadan feragat etmeden evlilik birliği ölümle sona ermiştir.
  • Davalı mirasçılarının Türk Medeni Kanununun 181.
  • Maddesine göre davaya devam etme hakkı bulunmaktadır.
  • Bu nedenle davacının feragati hüküm doğurmaz.
  • Öyleyse, mahkemece Türk Medeni Kanunun 181/2.

maddesi gereğince tarafların kusur durumlarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesine göre, boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması halinde, sağ eş, ölen eşin yasal mirasçısı olamaz ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybeder.

Ölen eşin mirasçılarının, TMK.nun.181/2 maddesinde düzenlenen haklarını kullanabilmeleri için en önemli koşul, murisin sağlığında açılmış ve ölümünden sonra da devam eden bir boşanma davasının bulunmasıdır. Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesine göre ölen eşin mirasçılarının hak ve yetkileri, murislerinin sağlığında davacı veya davalı sıfatıyla kendilerine tanınan hak ve yetkilerle sınırlıdır.

Eldeki davayı sağ eş açmıştır. Ölen eş tarafından açılmış bir boşanma davası bulunmamaktadır. Ancak, davacı asil davadan açıkça feragat etmiştir. Feragat; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir, Hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir, Karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir,

Kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur, Davacının davasından feragat etmesi ile, dava konusu uyuşmazlık sona erer. Kural olarak her davadan feragat edilebilir. Çünkü, hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi, açmış olduğu davayı da sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz.

See also:  AltN Ne Olur?

Dava konusu üzerinde tarafların tasarruf yetkisi bulunmasa bile ( yani tasarruf ilkesinin tam olarak uygulanmadığı davalarda da), davacı davasından feragat edebilir. Mesala boşanma davasının kabul edilmesi kesin hükmün (m.303) hukuki sonuçlarını doğurmadığı halde davacı boşanma davasından feragat edebilir ve bununla boşanma davası son bulur.

( Prof.Dr. Baki Kuru-Prof. Dr.Ramazan Arslan- Prof.Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22. baskı,sayfa: 529) Somut olayda, ortada, davalının mirasçılarının devam edebilecekleri şekilde bir dava kalmamıştır. Çünkü davacının feragatı, davaya son veren taraf işlemi olup kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurmuştur.

Davalı konumundaki muris sağ olsaydı, davacı, davasından nasıl özgür iradesi ile feragat edebilecek ve bu feragat mahkemenin ve davalının muvafakatine bağlı olmadan kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurabilecek idiyse, davalının ölümünden sonra da aynı hukuki durum geçerliliğini korur. Yasa, hüküm kesinleşinceye kadar, davacıya, davasından feragat etme hakkı tanımıştır.

Davalının ölümünden sonra bu hak, davacının elinden alınamaz. Muris ölmeden önce, davacı davasından feragat etseydi, mahkeme ne şekilde karar verecek idiyse, davalı öldükten sonra da davacının davasından feragat etmesi halinde, mahkeme aynı kararı vermek zorundadır.

  • Feragata rağmen yargılamaya devam edilerek, kusur tespiti yapılıp, davacının, ancak bir evliliğin iptali veya boşanma kararı sonucunda karşılaşabileceği son derece ağır bir sonuçla (eşinin mirasçısı olamama sonucuyla), karşı karşıya bırakılması, usul, yasa ve hukukun genel ilkelerine aykırıdır.
  • Somut olayda, davacı davasından açıkça, kayıtsız ve şartsız olarak feragat ettiğine göre, mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi doğrudur.

Hükmün onanması gerekir. Bu sebeplerle, sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki görüşüne, katılmıyorum. YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/6005 Karar : 2016/6451 Tarih : 1.06.2016

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı vekili Av. hükmün temyiz edilerek dosyanın Yargıtay’a gönderilmesinden sonra vermiş olduğu 12.05.2016 tarihli dilekçesi ile davadan feragat etmiş, dosyada mevcut 17.02.2015 tarihli ve 06918 yevmiye numaralı vekaletnamesinden davadan feragate yetkili olduğu anlaşılmıştır.6100 sayılı HMK`nın 307.

  1. Maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir.6100 sayılı HMK’nın “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309.
  2. Maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.
  3. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.

Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır.

  • Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir.
  • Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur.
  • Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır (11.4.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.05.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı kararı).

Bu nedenle kararın davacının davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Davacı vekili Av.G.Y., hükmün temyiz edilerek dosyanın Yargıtay’a gönderilmesinden sonra UYAP ortamında sunmuş olduğu 16.10.2015 tarihli dilekçesi ile davasından feragat ettiğini bildirmiştir.6100 sayılı HMK’nun 307. maddesinde, feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir.6100 sayılı HMK’nın “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309.

Maddesi hükmüne göre de, feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir.

Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır. Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur.

  1. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır.
  2. 11.4.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.05.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı kararı) Bu nedenle kararın davacı vekilinin davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2016/10-1083 Karar: 2017/247 Tarih: 15.02.2017

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Muğla 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince davanın feragat sebebiyle reddine dair verilen 15.01.2015 gün ve 2011/1349 E.-2015/16 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.

Hukuk Dairesinin 05.05.2015 gün ve 2015/3236 E., 2015/8771 K. sayılı kararı ile; ( Dava, 2926 Sayılı Kanun ile 5510 Sayılı Kanun’un 4,b/4. maddesi kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ve 6111 Sayılı Kanundan yararlanılması istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın feragat sebebiyle reddine karar verilmiştir.

Sigortalılık süresine dair uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 2926 Sayılı Kanun’un “Sigortalılığın başlangıcı ve zorunlu oluşu” başlığını taşıyan 5. maddesinin birinci fıkrasında, “2. madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yıl başından itibaren sigortalı sayılırlar.

Ancak, 7. maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren başlar.”, ikinci fıkrasında, “Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz.” hükmü öngörülmüş olup; sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir.

Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307.

  • Madde 91) maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine dair davadan da vazgeçilemez.
  • Davacı ancak, anılan Kanunun 123.
  • Md.185) maddesinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçebilir veya Kanunun 150.

( madde 409) maddesi hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir. Bu nedenle; inceleme konusu davada mahkemece tespiti istenilen süreye dair olarak davadan vazgeçilemeyeceği davacı vekiline bildirilmeli, feragat beyanının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123 ve 150.

  1. Madde 185 veya 409) maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde duruma göre 123. veya 150.
  2. Maddesinde öngörülen prosedür işletilmeli, aksi durumda ise elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda, Mahkemece verilen kararın, usul ve yasaya aykırı olduğu belirgin olup, bozulması gerekmektedir O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır), Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

  • Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava, davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespiti ve 6111 Sayılı Kanundan yararlanılması istemine ilişkindir.
  • Davacı vekili müvekkilinin davalı Kurum tarafından 01.03.2006 tarihinden itibaren tescil edildiğini, oysa ilk prim tevkifatından itibaren sigortalılığına karar verilmesi gerektiğini bu sebeple ilk prim tevkifatının Kuruma aktarıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren aralıksız şekilde Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine ve 6111 Sayılı Kanundan yararlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı Kurum vekili 2926 Sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalı olmaları gerektiği halde Kuruma kayıt ve tescilleri yapılmamış çiftçilerin, tevkifatın yapıldığını gösteren belgeleri de eklemek suretiyle talepte bulunmaları halinde söz konusu talepleri tescil için irade beyanı olarak değerlendirildiğini ve sigortalılıkları tevkifatın yapıldığı tarihi takip eden aybaşından başlatıldığını, ayrıca davacının 01.03.2006 tarihinden önce Kuruma intikal etmiş primine rastlanılmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davacı vekilinin 25.12.2014 tarihli dilekçeyle 6552 Sayılı Kanundan yararlanmak amacıyla davadan vazgeçtiğini beyan ettiği ve bu kapsamda araştırılacak başka bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın feragat sebebiyle reddine karar verilmiştir. Davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını, davalı Kurum vekili temyize getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Tarım Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespitini talep eden davacının 6552 Sayılı Kanundan yararlanmak için davadan feragatinin sonuç doğurup doğurmayacağı noktasında toplanmaktadır.

  • Feragat, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307.
  • Maddesinde, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 310.
  • Maddesinde ise, hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebileceği açıklanmıştır.
  • Hiçbir kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi, davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz.

Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir ve bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması, yasa gereğidir.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 309. maddesi aynen; “(1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.

2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. (3)Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. (4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır” şeklindedir. Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat davacının mahkemeye karşı yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olur.

Feragatin geçerliliği için bunun davalı ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur. Davacının davasından feragat etmesi ile davaya konu uyuşmazlık sona erer. Bu sebeple mahkeme henüz feragat sebebiyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile, davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır.

  • Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, üzerinde durulması gereken husus ise açılan hizmet tespiti davasında feragatin sonuç doğurup doğurmayacağıdır.
  • Sosyal güvenlik hakkı niteliği itibariyle ekonomik ve sosyal haklar arasında yer alan bir hak olmakla birlikte, insan haklarına dair bütün milletlerarası belgelerde kabul edilen bir insan hakkıdır.

Ekonomik ve sosyal bir hak olarak sosyal güvenlik hakkı devlete bu hakkı hayata geçirmek için gereken tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak gibi yükümlülük yükler. (Arıcı, Kadir, Anayasa Mahkemesi Karaları Işığında Sosyal Güvenlik Hakkı, Sosyal İnsan Hakları Uluslar arası Sempozyumu, Kocaeli, 2015, s.184-185.) Sosyal güvenlik hakkının vazgeçilmez ve devredilmez nitelikli temel insan haklarından olduğu başta Anayasa olmak üzere mevzuat hükümlerinde yer aldığı gibi, uyuşmazlıkların çözümü sebebiyle verilen yargısal kararlardaki genel bir yaklaşımı da ifade etmektedir.

  1. Turan, Ercan, Sosyal Güvenlik Hakkı, Kamu-İş, C:7, S:3/2003, s.13.) 1982 Anayasasının 12.
  2. Maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 60.
  3. Madde de ise herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu hükmüne yer verilmiştir.
  4. Bu iki hükmü birlikte değerlendirilecek olursa sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulamaz ve feragat edilmez bir hak olduğu sonucuna ulaşılır.2926 Sayılı Kanun’un 7.

maddesinin2926 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında “bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz.” şeklinde ki düzenleme sosyal güvenlik hakkından feragat edilemeyeceğine dair Anayasa ile paralel düzenleme getirmektedir.

Ancak bu durumda dikkat edilmesi gereken nokta somut olayda davadan feragat etmenin sosyal güvenlik hakkından vazgeçmek anlamına gelmeyeceğidir.6552 Sayılı Kanun’un Geçici 60. maddesinde6552 Sayılı Kanun’un Geçici 60. maddesinde “Bu madde hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların, bu maddelerde belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır.” şeklinde düzenleme mevcuttur.

Bu durumda davacının 6552 Sayılı Kanundan yararlanmak talebiyle Kuruma başvurması için davadan feragat etmesi kanun gereğidir. Hizmet tespiti davalarının amacı kişinin hizmetlerinin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Kaldı ki sosyal devlet ilkesinin gereği olarak hizmet tespiti davalarında kurumun sigortalı olması gereken kişiyi resen tescil etme yetkisi bulunmaktadır.

Söz konusu dosyada davadan feragat eden davacı sadece açtığı davadan vazgeçmektedir.6552 Sayılı Kanundan yararlanmak amacıyla davadan feragat edilmesi kişiye sıkı sık bağlı Anayasa ile korunan sosyal güvenlik hakkının varlığını ortadan kaldırmayacaktır. Davacının 6552 Sayılı Kanundan yararlanmak için kuruma yapmış olduğu başvurunun reddi halinde “sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceğinden” bu davada ki feragate rağmen her zaman dava açma hakkı bulunduğu gibi feragat olsa dahi kurumun resen tescil yetkisi bulunmaktadır.

Öte yandan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 309. maddesinde ” Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu durumda hizmet tespiti davalarında sosyal güvenlik hakkından vazgeçilemez ilkesi öne sürülerek feragatin sonuç doğurmayacağını belirtmek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 309.

  1. Maddesinin yanlış uygulanmasına sebep olacaktır.
  2. Hizmet tespiti davası da olsa feragatin muvafakate bağlı olmadığı ve sonuç doğurması gerektiği aşikârdır.
  3. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, hizmet tespiti davalarının amacının hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğu ve davadan feragat eden davacının sadece açtığı davadan değil, “sigortalı olduğunun tespitinden” yani sosyal güvenlik hakkından vazgeçmiş sayılacağı, davadan feragatin kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğuracağından feragat halinde hakkın özünden vazgeçileceği, artık Anayasal hak ve yükümlülük olan sosyal güvenlik hakkının mahkemeler önünde ileri sürülme imkanının ortadan kalkacağı, bu sebeple somut olayda olduğu gibi hizmet tespiti davalarında feragatin sonuç doğurmamasının gerektiği belirtilmiş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Şu durumda, yukarıda belirtilen ilke ve maddi olgular dikkate alındığında, yerel mahkemenin davanın feragat sebebiyle reddine dair kararı yerinde olup; usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir. SONUÇ : Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda gösterilen sebeplerle ONANMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.02.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

HMK 309. Madde Feragat ve Kabulün Şekli

Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali, tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.04.2013 gün ve 2013/239 E., 2013/280 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.

  • Hukuk Dairesi’nin 26.09.2013 gün ve 2013/10364 E., 2013/17498 K.
  • Sayılı ilamı ile; ( 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.2-Mahkemenin, henüz yapılmış bir borçlanma işlemi bulunmadan, sigorta başlangıcına ilişkin kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.

Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresini düzenleyen 5510 sayılı Kanunun 38. madde hükmü; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcını; sigortalının, 5417, 6900, 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edileceğini; kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresinin, 18 yaşının ikmal edildiği tarihte başlamış olacağını, bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin, prim ödeme gün sayısı hesabına dâhil edileceğini öngörürken, Uluslararası sosyal güvenlik sözleşme hükümlerini saklı tutmuştur.

  1. Aldı ki, Anayasamızın 90 /son maddesi uyarınca, yöntemince yürürlüğe konulmuş Uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde olduğu gibi, normlar hiyerarşisi yönünden uluslararası sözleşme kurallarına uygulamada yasal güç tanınmakta ve bu kuralların uygulanma önceliği de haiz bulunmaktadır.
  2. Onuya ilişkin 10.04.1965 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak 01.11.1965 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin uzun vadeli sigorta kollarından olan “malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ( aylıkları )” başlıklı beşinci bölüme 02.11.1984 tarihinde imzalanıp 05.12.1985 tarihli 3241 sayılı Yasayla onaylanıp yürürlüğe giren Ek Sözleşme ile getirilen sözleşmenin 29’uncu maddesinin 4’üncü bent hükmüne göre, bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce, bir Alman Rant Sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına giriş tarihi, Türk Sigortasına giriş tarihi olarak kabul edileceği açıkça ifade edilirken; aynı bölümde düzenlenmiş 27’inci madde hükmü ise, her iki akit taraf mevzuatına göre nazara alınabilecek sigortalılık sürelerinin varlığı halinde, uygulanacak mevzuata göre yardım hakkının doğmasında, diğer akit taraf mevzuatına göre geçen ve aynı zamana rastlamayan, hesaba dahil edilebilir nitelikteki sigortalılık sürelerinin de nazara alınacağını; sigortalılık sürelerinin hangi ölçüde hesaba dahil edilebileceğini ise, hesaba dahil edilebilirliğini tayin eden mevzuata göre tespit edileceği ifade edilmiştir.

Nitekim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurt dışında geçirdikleri çalışma sürelerinin sosyal güvenlikleri açısından değerlendirilebilmesi amacıyla 22.05.1985 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunan 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunla, Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirileceğini öngörmüştür.

  1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 13.2.2002 gün, 2002/10-21 E., 2002/70 K.
  2. Sayılı anılan kararında belirtildiği üzere; Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 29’uncu maddesinin 4’üncü bendinde 4’üncü bendinde, “Bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce bir Alman Rant Sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına girişi, Türk sigortasına giriş olarak kabul edilir.” Hükmüne yer verilmiş ise de bu hüküm, sözleşmenin 27’inci, 29’uncu maddeyle bir bütün olarak yorumlanmadıkça tek başına uygulanamaz.

Nitekim 29’uncu maddenin 3’üncü bendinde 3’üncü bendinde, 27’inci maddeye yollamada bulunularak, “ancak, sözleşmenin 27’inci maddesine göre bir aylık veya gelir talep etme hakkının mevcut olması halinde, aşağıdaki hükümler uygulanır.” Denmektedir. Kaldı ki, sözleşme hukukunda, sözleşme bir bütün olarak yorumlanıp aleyhe ve lehe olan hükümler birlikte uygulanır.

  1. Bu ilke, özel hukuk sözleşmelerinde olduğu gibi sosyal güvenlik sözleşmeleri bakımından da geçerlidir.
  2. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, anılan sözleşme hükmünün uygulanabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan sosyal güvenlik sözleşmesi kapsamında, Türkiye’de sigorta başlangıcına esas olan Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin, 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılması ile mümkündür.

Unutulmamalıdır ki Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin Türk sigorta başlangıcı olarak kabulü özünde söz konusu tarih itibariyle bir gün çalışıldığının kabulü anlamını da taşımaktadır. Bu nedenle, Türk sigorta başlangıcı olarak kabul edilen tarihe ilişkin sürenin fiilen borçlanılmış ve Türk sosyal güvenliği bakımından değerlendirilebilir hale getirilmiş olmasını aramak, yerinde olacaktır.

Şu halde yapılması gereken iş; davacı tarafa yöntemine uygun şekilde verilecek mehille, Alman Rant sigortasına giriş tarihini içerecek şekilde ( somut olayda 01.02.1994 tarihi ) ve borçlanma talep tarihinde ki şartlar çerçevesinde yurt dışı borçlanması, son tabi olunan sigortalılığın 4/1-a olması nedeniyle, 5510 sayılı Kanunun 4/1-a madde kapsamında öngörülen sigortalılık niteliğinde olmak üzere, usulünce sağlanmalı ve borçlanmanın varlığı halinde, sigorta başlangıcına hükmedilmelidir.

Şüphesiz 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılmamış olsa bile, sözleşmede bahsedilen sigorta başlangıcı hükmü kısmi sözleşme aylığında da nazara alınabilecektir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma gerekir.

  • O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır ), Gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
  • Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava, Kurum işleminin iptali ile davacının yurt dışında Türk vatandaşı olarak geçen çalışmalarını 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanma hakkı bulunduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı Kurum’un yurt dışı borçlanma talebini reddeden işleminin iptalini, müvekkilinin 02.03.2011 tarihli borçlanma dilekçesinin geçerli olduğunun ve Alman Rant sigortasına giriş tarihi olan 01.02.1994 tarihinden itibaren borçlanabileceğinin tespiti ile davalı SGK ya başvuru tarihinin ve bu tarihteki prim tutarının borçlanmaya esas teşkil ettiğinin belirlenmesi ve tespitini talep etmiştir.

Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu ( SGK ) vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı borçlanma talebinde bulunduğu tarihte Türk vatandaşı olmadığından, yurt dışında Türk vatandaşı olarak geçirdiği çalışma sürelerini, 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma imkanı bulunmadığını bu nedenle yapılan işlemlerin 3201 sayılı Kanuna uygun olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulü ile davacının Türk vatandaşı iken yurtdışında geçirdiği borçlanmaya esas sürelerinin dilediği kadarını borçlanmaya hakkı bulunduğu ve ilk sigorta başlangıç tarihinin 01/02/1994 olduğunun tespiti ile Kurum tarafından başvuru tarihi olan 02/05/2011 tarihindeki asgari günlük prim tutarı esas alınarak borçlanma bedelinin belirlenmesine, aksine kurum işleminin iptaline dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin, Türk sigortasına giriş olarak kabul edilebilmesi için “borçlanmanın yapılmış olması gerektiği” gibi bir koşulun sözleşmede önkoşul olarak ileri sürülmediği gerekçesiyle, direnme kararı verilmiştir.

  • Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  • Hukuk Genel Kurulu’nda işin esasının görüşülmesinden önce; davalı vekili tarafından direnme kararının temyizi talep edildikten sonra davacı vekili tarafından müvekkilin sigorta başlangıç tarihinin Alman sigortasına giriş tarihi olan 01.02.1994 olduğu talebinden feragat ettiği beyanını içeren dilekçe verilmesi hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.

Ön sorunun çözümü için öncelikle feragate ilişkin açıklama yapılmalıdır. Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( ) 307. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan yasa hükmüne göre feragat; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.

  1. Bilindiği gibi, feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir.
  2. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz.
  3. Hiçbir kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi, davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz.

Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir ( HMK.m.310 ). Bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması, yasa gereğidir.6100 sayılı HMK’nın 309. maddesi aynen; ” ( 1 ) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.

( 2 ) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. ( 3 ) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. ( 4 ) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır” şeklindedir. Davadan feragatin, kesin hükmün sonuçlarını doğurucu nitelikte olması nedeniyle bütün bu özellikleri içermesi zorunludur.

Aynı yasanın 311 maddesiAynı yasanın 311 maddesi hükmü uyarınca feragat ve kabul; kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur ve irade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Feragatin davayı sona erdiren kesin bir usul işlemi olması nedeniyle feragatten dönülmesi olanaksız ise de, davacı taraf feragatin hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu aynı davada ileri sürebilir ( Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, Cilt V, s.3646 vd ) Bu gibi durumlarda yapılması gereken, feragatin geçersizliği iddiasının hadise olarak aynı mahkemede görülüp, sonuçlandırılmasıdır.

Feragatin iptali davasının başka bir mahkemede açıldığı durumda ise, asıl davayla birleştirilerek görülmesi gerekmektedir. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Temyiz edilen ve fakat henüz Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca görüşülmeyen bir direnme kararı, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş olmadığından, bu aşamada davadan feragat mümkündür.

Böyle bir durumda, direnme kararı Hukuk Genel Kurulu’nca temyizen incelenemez.11.04.1940 gün ve 1939/15 Esas, 1940/70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, hükümden sonra ortaya çıkan ve temyiz incelenmesine usulen engel oluşturan bu durumun yerel mahkemece değerlendirilip karara bağlanması gerekmektedir.

  • Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2012 gün ve 2012/17-429 E.2012/679 K.
  • Ile 29.04.2009 gün ve 2009/13-76 E., 2009/120 K.
  • Sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
  • Somut olayda, davacı vekili 26.06.2014 havale tarihli dilekçe ile müvekkilin sigorta başlangıç tarihinin Alman sigortasına giriş tarihi olan 01.02.1994 olduğu talebinden feragat ettiğini bildirmiştir.

Bu durumda, mahkemece; ortaya çıkan yeni durum değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiğinden, direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda açıklanan değişik nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.

maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 21.01.2015 gününde oybirliği ile karar verildi. UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır.

Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere [email protected] adresine gönderebilirler.

Feragat etmek ne demek hukuk?

– Dava, hakkı ihlal edilen veya tehlikeye düşen kişinin “talep hakkı” olarak adlandırılan ve hakkını ihlal eden ya da tehdit oluşturan kişiden ihlal veya tehdidi durdurması, eğer varsa zararlarının giderilmesi yönündeki talebi üzerine sonuç alamaması durumunda hakkının korunmasını devletin yargı organları (mahkemeler) eliyle, kesin sonuç doğuracak şekilde sağlamasını mümkün kılan bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Davadan feragat ve davadan vazgeçme kavramları ise çok karıştırılan fakat doğurdukları sonuçlar açısından büyük farklılıklara sahip olmaları nedeniyle de içeriklerinin çok iyi bilinip, farklılıklarının bilincinde olunarak hareket edilmesi gereken çok önemli kurumlardır. Davadan vazgeçme, (HMK m.123) davanın geri alınması olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Burada davacı, davaya konu olan hakkından vazgeçmemekle birlikte söz konusu hakkını saklı tutarak davasını takip etmeme kararı almaktadır. Davadan Vazgeçmenin (Davayı Geri Alma) Sonuçları:

Davadan vazgeçme, davacıya ileride hala var olan hakkına dayanarak tekrar dava açma imkanını vermektedir. Önemli olan bir diğer nokta ise davanın geri alınmasının mümkün olabilmesi için davalının da buna açık rızasının bulunması şarttır. Davalının rızası olması şartıyla hüküm kesinleşinceye kadar dava her zaman geri alınabilmektedir. Davadan vazgeçme halinde, dava hiç açılmamış gibi sayılır ve ortaya çıkan tüm sonuçları geriye dönük olarak ortadan kalkar. Fakat yukarıda belirttiğimiz gibi kişi hala davaya konu olmuş olan hakka sahip olduğundan ileride tekrardan bu davayı aynı hakka dayanarak açabilecektir. Davadan vazgeçilmesi halinde, “dosyanın açılmamış sayılmasına” karar verilir. Bu halde, davacı aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerine hükmolunur.

Davadan ve temyizden feragat ne demek?

Feragat, kelime anlamı itibariyle vazgeçme olup, temyizden feragat ise, temyiz kanun yoluna başvurma hakkından vazgeçme anlamına gelmektedir. Hak sahipleri, dava açmış olsalar dahi, söz konusu davadan feragat etme hakkına sahiptirler.

Feragat edilince ne olur?

Davadan Feragat Nedir? – Davadan feragat, davacının açmış olduğu davadaki talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. (307. madde) Davadan feragat edilmesi halinde; dava konusu talep ve sonuçtan tümüyle ve geri dönülemez şekilde vazgeçilmesi anlamına gelir.

Feragat beyanı üzerine dava koşulları ve feragat edenin ehliyeti mevcutsa, dava esastan incelenmeden ve bir hüküm verilmeksizin karar verilir. Feragatin konusu davacının ileri sürdüğü talep sonucudur. Feragat beyanı üzerine dava koşulları ve feragat edenin ehliyeti mevcutsa, dava esastan incelenmeden ve bir hüküm verilmeksizin karar verilir.

Özel hukuka ilişkin feragatten farklı olarak usul hukukunda feragat tek taraflıdır ve bunun için karşı tarafın veya mahkemenin iznine gerek yoktur. (m.309/2) Karşılık dava açılmışsa, asıl davada davalı ve fakat karşılık davada davacı olan taraf, karşılık davadan feragat edebilir. Feragat Ne Demek davadan feragat nasil yapilir

Feragat ediyor musun ne demek?

Feragat; bireyin herhangi bir şeyden kendi rızası ile vazgeçmesine denir. Hukuk literatüründe sıkça kullanılan bu sözcük; bir bireyin tek taraflı beyanı ile meydana gelir. İbra ise tarafların karşılıklı olarak anlaşarak haklarından vazgeçmesini ifade eder. Feragatte, ibradan farklı olarak anlaşma şartı aranmaz.

Feragat kim edebilir?

Kural olarak, feragat hakkı yalnızca davacıya tanınmıştır. Ancak bir karşı dava açılmış ise davalının da karşı davasından feragat etmesi mümkün olmaktadır. Davadan feragat dilekçesi nereye verilir diye bakılır ise davanın derdest olduğu mahkemeye verilmesi gerekmektedir.

Kimler davadan feragat edebilir?

HMK Madde 307 Gerekçesi – Davadan feragate ilişkin 1086 sayılı Kanunun 91 inci madde hükmü korunurken, maddeye kısmen feragati de ifade edebilecek biçimde, talep sonucundan kısmen vazgeçmenin de mümkün olduğu hususu dahil edilmiştir. Kural olarak, davacı her davadan hiçbir kayda tâbi olmaksızın feragat edebilir.

Feragat hangi aşamaya kadar yapılır?

Hukuk Davalarında Sulhun Etkisi – Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Sulh halinde, mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre karar verir. Sulh halinde, mahkeme, eğer taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.

Karara çıkan dosyadan feragat edilir mi?

HMK 311 (Feragat ve Kabulün Sonuçları) Emsal Yargıtay Kararları – YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/3718 Karar : 2018/8069 Tarih : 5.09.2018

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; davacı vekili 19.07.2018 tarihli dilekçesi ile davadan ve temyizden feragat ettiğini bildirmiştir. Davadan feragat, HMK’nun 307. maddesinde; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmıştır.

Aynı yasanın 311. maddesinde ise, feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı açıklanmıştır. Davadan feragatin, temyiz isteğinden feragat yanında daha geniş kapsamlı olduğu aşikardır. Zira, temyiz isteğinden feragat halinde temyiz dilekçesinin reddine karar vermekle yetinilecek, diğerinde ise davadan feragatin yukarıda açıklanan hukuki niteliği gereği, bu konuda karar verilmek üzere mahkeme kararı bozulacaktır.

Aynı zamanda verilen bu iki dilekçenin birbirinin devamı niteliğinde olduğu ve davadan feragatin, bir yerde temyizden feragat isteğini de içereceği, dolayısı ile temyiz incelemesinde davadan feragat isteği esas alınarak çözüme ulaşılması gerekmektedir.

(Aynı ilke, HGK’nun 19.12.2012 günlü ve 2012/13-1369 E.2012/1221 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.).SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece davadan feragat hakkında bir karar verilmek üzere hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440.

maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/09/2018 gününde oy birliği ile karar verildi. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/5440 Karar : 2018/15115 Tarih : 4.09.2018

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalılar avukatları istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi davalılar avukatlarının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi`nin kararı süresi içinde davalılardan avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi davalıların istinaf isteminin esastan reddine karar vermiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, davacı temyiz aşamasında davadan feragat ettiğine dair dilekçe vermiştir.

  1. Feragat HMK`nun 311.
  2. Maddesi uyarınca davayı sonuçlandıran usulü bir işlemdir.
  3. Arar kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir.
  4. Davacının anılan feragati uyarınca davanın reddi gerekmiş olup 4857 sayılı İş Yasasının 20/3.
  5. Maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
  6. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Feragat nedeni ile davanın REDDİNE, 3.Davacıdan harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5.Davalıdan peşin alınan temyiz harcının isteği halinde iadesine, 6.696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 127.

maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici 3. maddesi gereği davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi`ne gönderilmesine, Kesin olarak 04.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı- karşı davacı kadının tüm, davacı- karşı davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.2- Davalı- karşı davacı kadın 18.06.2015 tarihli duruşmada boşanma ve ferileri ile ziynet talebini de içeren karşı davasından feragat etmiş 26.02.2016 tarihli duruşmada tekrar boşanmayı istediğini beyanla feragattan dönmek istemiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 311. maddesi uyarınca feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Feragatten feragat mümkün değildir. Davalı- karşı davacı kadının davasından feragat beyanı erkeğin kusurlarını da affettiği anlamına gelir ve affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.

Gerçekleşen bu durum karşısında, davalı-karşı davacı kadının boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olduğunun kabulü gerekirken tarafların eşit kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olaylarda davalı- karşı davacı kadın tam kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar erkeğin kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir.

  1. Türk Medeni Kanununun 174/1-2.
  2. Maddesi koşulları erkek yararına oluşmuştur.
  3. Bu duruma göre davacı- karşı davalı erkek yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucunda erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.4-Yukarıda 2.

bentte açıklandığı üzere tam kusurlu eş yararına yoksulluk nafakası verilemeyeceği (TMK m.175) nazara alınmadan, davalı- karşı davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3.

  1. Ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l.
  2. Bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Tuğba’ya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 143.50 TL.
  3. Temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Murat’a geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.17.04.2018 YARGITAY 8.

HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/14444 Karar : 2018/1616 Tarih : 5.02.2018

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2016/760 Esas 2017/506 Karar sayılı kararı davalı borçlu vekili tarafından temyiz edildikten sonra, 23.06.2017 tarihinde davacı alacaklı vekili tarafından davadan feragat dilekçesi verildiği, dilekçenin aslının dosyasında olduğu, vekilin usulüne uygun olarak düzenlenmiş vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin mevcut olduğu tespit edilmiştir.

  • Davadan feragat geniş kapsamlı bir beyan olup HMK`nun 309.
  • Maddesi gereği kati bir hükmün neticelerini doğurur.
  • Feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatına da bağlı değildir.
  • Feragat beyanı etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile gösterir.
  • HMK’nun 310.
  • Maddesine göre davadan feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.311.
See also:  Qual A FunO Da VesíCula Biliar?

maddesinde feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragatin mümkün olduğuna, Mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra, temyiz aşamasında vekaletnamesinde feragate yetkili bulunduğu anlaşılan davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile usulüne uygun şekilde davadan ve temyizden feragat edildiğine ve bu aşamada davadan feragat hakkında karar verme yetkisi Yerel Mahkemesi’ne ait bulunduğuna göre, davadan feragat hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir.

  1. HGK`nun 20.09.1995 tarih, 1995/12-661 Esas, 763 Karar) SONUÇ: Davacı alacaklı vekilinin davadan feragati hakkında bir karar verilmek üzere Mahkeme kararının İİK’nın 366.
  2. Ve 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3.
  3. Maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.
  4. Maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı borçlu vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK`nın 366/3.

maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4780 Karar : 2018/407 Tarih : 31.01.2018

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Uygulama kadastrosu sırasında Mahallesi çalışma alanında bulunan ve tapuda,, adına kayıtlı bulunan eski 2002 parsel sayılı 354.991,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 156 ada 2 parsel numarasıyla ve 350.052,77 metrekare yüzölçümlü olarak; aynı kişiler adına tapuda kayıtlı bulunan eski 2004 parsel sayılı 61.331,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 156 ada 10 parsel numarasıyla ve 57.789,04 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.

Davacılar,,, uygulama kadastrosu sırasında kendilerine ait taşınmazların yüzölçümünün eksildiği iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, çekişmeli 156 ada 10 parsel sayılı taşınmazın yenileme kadastro tutanağında belirtilen miktarınca tapuya kayıt ve tesciline, 156 ada 2 nolu parsel yönünden ise ekli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.060,66 metrekarelik kısmın yoldan tefriki ile bu parsele eklenmesi gerektiği belirtilmiş olduğundan bu parsel yönünden mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştikten sonra dosyanın görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi`ne gönderilmesine karar verildikten sonra 18.01.2016 tarihli ek karar ile davanın reddine; çekişmeli eski 2002 parsel, yeni 156 ada 2 parsel sayılı taşınmazda ekli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 2.060,66 metrekarelik kısım yönünden davanın açılmamış sayılmasına ve tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; ek karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar,, vekili Av. tarafından karar tarihinden sonra dosyaya sunulan 17.01.2018 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşılmaktadır. Hüküm kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğuna ve feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağına göre (6100 sayılı HMK’nın 310 ve 311.

maddeleri ve 1086 sayılı HUMK`nın 95. maddesi) yerel mahkemece davacılar vekilinin feragate ilişkin beyanı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Açıklanan nedenle davacı vekilinin feragati ile ilgili karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacılara iadesine, 31.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/7035 Karar : 2017/18222 Tarih : 26.12.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Davacı, uzun yıllardan beri davalı tarafın kiracısı olduğunu, dava konusu taşınmazın davacı ile yapılan sözlü ve yazılı akitlerle 08/01/2012 tarihine kadar davacıya aylık 3.000 Euro’ya kiraya verildiğini, sözleşme süresinin sona ermesiyle davalının ihtarname ile taşınmazın kira bedelinin ilk yıl için aylık 18.000 TL olarak ödenmesinin talep ve ihtar edildiğini, ancak ilinde yaşanan doğal felaket nedeni ile şehir nüfusunun 3/4`lük kısmının şehir dışına çıktığını, davacının bu dönemde zarar ettiğini ve nerdeyse bazı günler satış bile yapmadığını, deprem nedeniyle taşınmazda hasar meydana geldiğini, bu nedenle davacının mağduriyetinin daha da arttığını, bu dönem içinde tüm yakın iş yerlerinde kira bedelinin düşürüldüğünü belirterek 09/01/2012 tarihinden itibaren kiralananın aylık kira bedelinin 4.000 TL olarak tespitine karar verilmesini istemiştir.

Asıl davanın davalısı-birleşen davanın davacısı olan kiralayan, davaya cevabında ve birleşen dava dilekçesinde; davacının sözleşme ile belirlenen kira bedelinin yasal çerçeveler içinde artırılması gerektiğini beyan ve kabul ettiğini, dava konusu taşınmazın halen değerini koruduğunu, ilinde meydana gelen depremin insanları evinden ve canından ettiği, büyük zarar ve ziyanlara neden olduğunun açık bir gerçek olduğunu, ancak bahar ayları ile birlikte insanların şehre geri döndüğü, ticari hayatın kaldığı yerden devam ettiğinin aşikar olduğunu, endeksin altında kira bedeli tespit edilemeyeceğini, belirterek davanın reddini dilemiş ve aradan geçen zamanda kira bedelinin çok düşük kaldığını, belirterek 3.000 € olan aylık net kira bedelinin 18.000 TL net, 22.500 TL brüt olarak tespitini istemiştir.

Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile 08/01/2012-07/01/2013 kira dönemine ilişkin olarak kiralanın kira bedelinin brüt 7.758 TL olduğunun tespitine karar verilmiştir. Davalı-birleşen dosya davacı vekili, 03.06.2016 tarihli dilekçesi ile kira bedelinin tespitine ilişkin birleşen davadan feragat ettiğini bildirmiştir.

  • Ayrıca asıl dava yönünden, vekalet ücretine hasren kararı temyiz etmiştir.1- Birleşen dosyaya ilişkin temyiz incelemesinde; Davadan feragat, HMK`nun 307.
  • Maddesinde; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmıştır.
  • Aynı yasanın 311.
  • Maddesinde ise, feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı açıklanmıştır.

Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Ancak, hükümden sonra ortaya çıkan ve temyiz incelemesine usulen engel oluşturan feragat hakkında bir karar verme yetkisi ise hükmü veren mahkemeye aittir. Bu nedenle, mahkemece feragat hakkında karar verilmesi için birleşen dosya yönünden davanın bozulması gerekmiştir.2- Asıl dava yönünden temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili dava dilekçesinde halen aylık 3.000 € olan kira bedelinin aylık 4.000 TL olarak uyarlanmasını istemiştir.

Dava değeri yönünden dava dilekçesinde yıllık fark olan 38.400 TL üzerinden harç yatırılmıştır. Dava red edildiğinden davalı yararına dava dilekçesinde belirtilen yıllık 38.400 TL üzerinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle, mahkemece birleşen davadan feragat hakkında bir karar verilmek üzere ve asıl davanın da, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK`nun 440.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, tacirler arası haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılardan İletişim Hizmetleri A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamından, davacı vekilinin hükümden sonra, UYAP sisteminden alınan 17.02.2016 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiklerini bildirdiği anlaşılmaktadır.

  1. Feragat, davaya son veren taraf işlemlerinden olup, davacı tarafın dava konusu haktan feragat etmesidir.
  2. Feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada gözetilir ve kesin hüküm gibi sonuç doğurur (6100 sayılı HMK`nın 311.maddesi).
  3. Davacı vekilinin davadan feragat etme yetkisine sahip olduğu anlaşıldığından, bu aşamada feragat hakkında karar verme yetkisi yerel mahkemeye ait bulunduğuna göre, davacı vekilinin davadan feragat beyanı hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 20/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemidir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Davacı vekili,,04.2017 havale tarihli dilekçesinde davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.

Dosya kapsamında bulunan 49. Noterliği’nce düzenlenen,09.2007 tarihli, 18816 yevmiye nolu vekaletnamede davacı vekilinin davadan feragate yetkili olduğu anlaşılmıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 311. maddesindeki düzenlemede, feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı, 310. maddesinde ise hüküm kesinleşinceye kadar her zaman davadan feragat edilebileceği düzenlenmiştir.

Hal böyle olunca, hükümden sonra temyiz aşamasında davacı vekilince yapılan feragat beyanının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı davasından feragat ettiğinden, feragat yönünden mahkemesince karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin ve başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 05.05.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kaydının iptaline ve davacı adına tesciline karar verilmiştir.

  1. Davacı vekili, karardan sonra UYAP ortamında gönderdiği elektronik imzalı 13.11.2014 havale tarihli dilekçesi ile davadan feragat etmiştir.
  2. Dosya arasında bulunan vekaletnamede feragat yetkisinin olduğu anlaşılmaktadır.
  3. Davalı vekili de süresinde sunduğu 21.01.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile feragat nedeniyle kararın bozulmasını istemiştir.

Feragat, 6100 sayılı HMK’nın 311. madde hükmü uyarınca, kesin hüküm sonuçlarını doğurduğu gibi, aynı Kanun`un 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı Kanun`un 310. maddesi uyarınca davadan feragat, karar kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür.

  1. Bu itibarla, davadan feragat nedeniyle mahkemece bir karar verilmesi gerektiğinden, bunun sağlanabilmesi için hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
  2. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/14286 Karar : 2017/3121 Tarih : 11.04.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Kadastro sırasında, köyü, 295 ada 15, 17 ve 18 parsel sayılı taşınmazlar, kesinleşen 2/B madde uygulaması nedeniyle tutanağın beyanlar hanesinde “15 sayılı parselin, 17 parselin ‘ın ve 18 parselin, vd. zilyetliğinde olduğu” şerhi de verilerek tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir.

Davacı, taşınmazların kendi zilyetliğinde olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Orman Yönetimi dava konusu 295 ada 17 ve 18 sayılı parsellerin eylemli orman olduğunu ileri sürerek, davaya müdahil olmuştur, ayrıca Orman Yönetiminin 295 ada 17 parsel hakkında açmış olduğu dava dosyası işbu temyize konu dosya ile birleştirilmiştir.

Davacı, davadan feragat etmiştir. Mahkemece, ‘nın davasının feragat nedeniyle reddine, Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmiş, hüküm Hazine, Orman Yönetimi ve davalılar tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13.01.2014 tarih 2013/4616- 2014/307 sayılı kararı ile bozulmuştur.

Hükmüne uyulan bozma ilamında: ‘‘Mahkemece, dava konusu 295 ada 17 ve 18 sayılı parsellerin eylemli orman olduğu gerekçesiyle müdahil Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmiş ise de, davacı ; 24.11.2011 tarihinde davadan feragat etmiş, Orman Yönetimi ise feragattan sonra 7.3.2012 tarihinde davaya müdahil olmuştur.

HMK’nın 307. maddesine göre, “Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.” 311. maddesine göre de; “Feragat ve kabul, kati bir hükmün hukukî neticelerini hasıl eder” denilmektedir. Bu düzenlemelere göre dava konusu taşınmazlar hakkındaki dava, davacının feragati ile sona ermiştir.

Davaya müdahale ise, ancak, devam eden davalar için mümkündür. Feragattan sonra davaya müdahale mümkün değildir. Bu nedenle, mahkemenin feragat nedeniyle davanın reddine karar vermesi gerekirken, geçerli bir müdahalesi olmayan Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Kabule göre de, kadastro hâkiminin doğru sicil oluşturma görevi bulunmasına rağmen, taşınmazlar hakkında sicil oluşturulmaması da doğru görülmemiştir” şeklinde gereğine değinilmiştir.

-2- 2015/14286-2017/3121 Mahkemece, davacı ‘nın davasının feragat nedeniyle reddine, 295 ada 15-18 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tescillerine, birleşen dosya davacısı Orman Yönetiminin davasının kabulü ile 295 ada 17 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile çekişmeli taşınmazın eylemli biçimde orman olduğu anlaşıldığından, orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, tutanağın beyanlar hanesindeki şerhlerinin silinmesine karar verilmiş hüküm, 295 ada 17 parsel nolu taşınmaz yönünden davalılardan Hazine ve vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

  1. Dava, 2/B madde uygulaması nedeniyle Hazine adına tesbiti yapılan taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhe itiraza ilişkindir.
  2. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
  3. Daha sonra 1981 yılında yapılıp 1982 yılında kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2.

madde uygulaması, 1989 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır. Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna ve 17 sayılı parselin eylemli orman olduğu, Anayasanın 169.

  • Maddesi dikkate alındığında ormanlarda şerh olamayacağı belirtilerek hüküm kurulduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16.
  • Maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi gereğince davalı ‘dan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 11/04/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.

YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/160 Karar : 2017/1648 Tarih : 10.04.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. Dairemizin 26.09.2016 gün ve 2016/395 Esas ve 2016/4035 Karar sayılı onama ilamı ile mahkeme kararının onanmasına verilmiştir.

Bu onama ilamına karşı davacı ve davalı tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Dairemizin onama ilamından sonra, davacı, Kumaş Boya Konf. San. ve Tic. Turz. Ltd. Şti. temsilcileri 27.03.2017 tarihli müşterek dilekçeleri ile davadan feragat etmiştir. Feragat eden temsilciler ve ‘ın,27. Noterliği’nin 02.03.2016 günlü imza sirkülerine göre 02.03.2016 tarihinden itibaren şirket unvanı veya kaşesi altında müştereken temsile yetkili oldukları görülmüştür.

Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 311. maddesindeki düzenlemede, feragatın kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı, 307. maddesinde ise hüküm kesinleşinceye kadar her zaman davadan feragat edilebileceği düzenlenmiştir. Hal böyle olunca, hükümden sonra karar düzeltme aşamasında davacı şirket temsilcileri tarafından yapılan feragat beyanının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 26.09.2016 gün ve 2016/395 Esas ve 2016/4035 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, hükmün davadan feragat konusunda karar verilmek üzere BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer karar düzeltme itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz ve karar düzeltme peşin harçlarının istek halinde karar düzeltme isteyen davacıya geri verilmesine, 10.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/7654 Karar : 2017/4766 Tarih : 30.03.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Mahkemece, davacı tarafından açılan tanıma ve tenfiz isteğine ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı mahkemeye sunmuş olduğu 22.02.2017 tarihli dilekçesiyle davadan feragat ettiğini beyan etmiştir.

Davadan feragat, HMK’nun 311. maddesi gereğince kesin hüküm sonuçlarını doğurur ve karşı tarafın kabulüne de bağlı değildir. Karar kesinleşinceye kadar her aşamada feragat mümkündür. Bu durum karşısında karar ortada durdukça mahkemenin davayı yeniden ele alıp feragat nedeniyle bir karar vermesi mümkün değildir.

Bu itibarla, mahkemenin feragat hakkında hüküm verebilmesi için kararın bozulması gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması da bu şekildedir (11.04.1940 gün ve 70 sayılı İBK., HGK.21.11.1981 ve 1981/2-551). Bu durumda, Mahkemenin davacının davadan feragatiyle ilgili bir hüküm vermesi için kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davadan feragat konusunda bir karar verilmek üzere, 6100 sayılı HMK’nın geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/17888 Karar : 2017/2145 Tarih : 14.03.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, 10.08.2007-01.02.2012 tarihleri arasında davalı işveren yanında profosyonel futbolcu olarak çalıştığının tespitini istemiş olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinden sonra, davacı vekili tarafından, davadan feragat edildiğine ilişkin 20.01.2017 havale tarihli dilekçe verildiği görülmüştür.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123.

maddesinde, davacının hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabileceği belirtilmiş, 150. maddesinde, yöntemince davet edilmiş olan tarafların, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceği, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davaların, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılacağı ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kaydın kapatılacağı, hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki istemin de vaki olmamış sayılacağı açıklanmıştır.

  • Anılan Kanunun davaya son veren taraf işlemlerinin düzenlendiği 307.
  • Maddesinde, feragatin, davacının istem sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu, 309.
  • Maddesinde, feragatin hüküm ifade etmesinin karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı olmadığı, 310.
  • Maddesinde, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, 311.

maddesinde, feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı öngörülmüştür. Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde, çalıştırılanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağı, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönünde düzenleme yapılmış olmakla, buna göre sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir ve kişiler ile sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü de, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir.

Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından 6100 sayılı Kanun hükümleri kapsamında feragat olanaksız olduğu gibi sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan da feragat edilemez. Ancak, anılan Kanunun 123. maddesinde düzenlenen hak kullanılabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkı saklı tutularak, davalının açık rızası ile dava geri alınabilir veya 150.

maddede öngörülen hak ve olanaktan yararlanılarak dava takip edilmeyip yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucu elde edilebilir. Bu bakımdan; davacı veya davacı vekili tarafından 307. madde hükmüne göre davadan feragat edilmesi durumunda, bu işleme yasal olanak tanınmadığından, feragat beyanının Kanunun 123.

  1. Veya 150. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
  2. Yukarıda açıklanan ve hükümden sonra ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda, mahkemece verilen kararın; usul ve yasaya aykırı olduğu belirgin olup, bozulması gerekmektedir.

O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. YARGITAY 21.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Davacı, Türkiye’deki sigortalılık başlangıç tarihinin Almanya’da sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarih olarak belirlenmesi ve yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

  • Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
  • Davacı vekili 09/01/2016 tarihli dilekçe ile davacının davadan feragat ettiğini bildirmiştir.

Feragat, HMK’nın 307. maddesinde; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış, HMK 311. maddede ise; feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı açıklanmıştır. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir.

Ancak, hükümden sonra ortaya çıkan ve temyiz incelemesine usulen engel oluşturan feragat hakkında bir karar verme yetkisi ise hükmü veren mahkemeye aittir. ( Aynı yöndeki Hukuk Genel Kurulu’nun 19.12.2012 tarih ve 2012/13-1369 esas, 2012/1221 karar sayılı kararı ) Bu itibarla mahkemece davadan feragat hakkında bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA, 21/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/9669 Karar : 2017/1370 Tarih : 14.02.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Davacı, mahkemece tevsik edilen 31.2016 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Feragat, HMK`nun 307. maddesinde; davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı yasanın 311.maddesinde ise, feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı açıklanmıştır.

  1. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir.
  2. Ancak, hükümden sonra ortaya çıkan ve temyiz incelemesine usulen engel oluşturan feragat hakkında bir karar verme yetkisi ise hükmü veren mahkemeye aittir.
  3. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece davadan feragat hakkında bir karar verilmek üzere hükmün HUMK`nun 428.

maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,,02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1114 Karar : 2017/2064 Tarih : 13.02.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Davaya son veren taraf işlemlerinden olan davadan feragate ilişkin hükümler 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307., 309., 310., 311. ve 312. maddelerinde düzenlenmiş olup, 307. maddede “Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.”, 311.

  • Maddenin 1.
  • Cümlesinde ise, “Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.” hükmü yer almaktadır.
  • Dosyanın incelenmesinde somut olayda; vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunan davacı vekili tarafından 08.04.2016 havale tarihli dilekçeyle davadan feragat ettiklerinin mahkemeye bildirilmiş olduğu, Mahkemece 14.04.2016 tarih ve 2016/131 E.-2016/148 K.

sayılı karar ile feragat sebebiyle davanın reddine karar verildiği, davacı vekiline 18.04.2016, davalı vekiline 27.04.2016 tarihinde tebliğ edilerek Mahkeme ilamının 06.05.2016 tarihinde kesinleştiğinin belirtildiği görülmektedir. Davacı asil tarafından 31.08.2016 havale tarihli temyiz dilekçesiyle karar temyiz edilmiştir.

Mahkemece, 01.09.2016 tarihli ek karar ile davacı asil tarafından verilen 31.08.2016 havale tarihli temyiz başvuru dilekçesinin süresinde verilmediği, dosyanın 06.05.2016 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davacı asilin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Ek karara karşı davacı asil tarafından 26.09.2016 havale tarihli dilekçe ile Bölge Adliye Mahkemesine başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesi 15.

Hukuk Dairesinin 17.10.2016 tarih ve 2016/20 E.-2016/10 K. sayılı kararı ile kararın verilmesi ve kesinleşmesi 20.07.2016 tarihinden önceki döneme ilişkin olduğundan, bu döneme ilişkin incelemenin Yargıtay ilgili dairesince yapılacağından bahisle dosyanın ilgili Yargıtay Dairesine gönderilmek üzere Karşıyaka 2.

İş Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği görülmektedir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararında belirtilen gerekçeler göz önünde bulundurularak davacı asilin söz konusu dilekçesinin temyiz dilekçesi mahiyetinde olduğunun kabulü ile yapılan temyiz incelemesi neticesinde; Mahkemenin, temyiz talebinin reddine ilişkin 01.09.2016 tarihli ek kararı, usul ve kanuna uygun olduğundan, davacının yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile ek kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 13.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1107 Karar : 2017/708 Tarih : 23.01.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, bağlı il ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları işyerlerinde yetkili olduğuna dair, Güvenlik Bakanlığının 02.07.2015 tarihli yetki tespitinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili ile vekili davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

  1. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
  2. Temyiz: Kararı, davalılar temyiz etmiştir.
  3. Gerekçe: Dava, tarafından yapılan olumlu yetki tespitinin iptali istemine ilişkindir.
  4. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalılarca temyizi sonrasında, davacı sendika vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden elektronik imzalı olarak gönderilen dilekçe ile davadan feragat edildiği ve buna göre işlem yapılması gerektiği bildirilmiştir.

Dosya kapsamında yer alan vekaletnamede de, davacı vekilinin davadan feragat yetkisinin bulunduğu görülmüştür.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307. maddesine göre “Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.” 6100 sayılı Kanun’un 310.

  • Maddesinde de, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, aynı Kanun’un 311.
  • Maddesinde ise feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı belirtilmiştir.
  • Belirtilen nedenlerle, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 43.
  • Maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve feragat sebebiyle davanın reddi yönünde aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle; -Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2-Feragat sebebiyle davanın REDDİNE, 3-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 31,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 27,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 3,70 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 9,30 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre,980,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak 23.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dosya karar düzeltme aşamasında iken davacı vekili,09.2016 tarihli dilekçesi ile davadan feragat etmiştir. Dosyaya ibraz edilen 06.02.2012 tarihli davacı vekilinin vekaletnamesi kapsamından davadan feragat yetkisinin olduğu anlaşılmaktadır.6100 sayılı HMK’nın 310.

  • Maddesinde hükmün kesinleşmesine kadar her zaman davadan feragat edilebileceği, 311.
  • Maddesinde ise feragatın kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı, hükümleri düzenlenmiştir.
  • HMK yönetmeliğinin 57.
  • Maddesinde; “Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat edilmesi halinde kararın temyiz edilmiş olması halinde dahi sırf bu nedenle temyiz incelemesine gönderilmez” hükmü düzenlenmiştir.

Bu itibarla, Dairemizin onama ilamının davadan feragat nedeniyle ortadan kaldırılarak, davadan feragat hakkında mahkemece bir karar verilebilmesi için hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, Dairemizin,03.2015 tarih ve 2014/5676 E., 2015/1566 K.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup davacı asil temyiz aşamasında davadan feragat ettiğine dair dilekçe vermiştir.

Feragat HMK`nun 311. maddesi uyarınca davayı sonuçlandıran usulü bir işlemdir. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir. Davacının anılan feragati uyarınca davanın reddi gerekmiş olup 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Feragat nedeni ile davanın REDDİNE, 3.Davacıdan harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.800.00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6.Davalıdan peşin alınan temyiz harcının istekleri halinde iadesine, Kesin olarak 13.12.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/18337 Karar : 2016/19072 Tarih : 1.11.2016

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup davacı asil temyiz aşamasında davadan feragat ettiğine dair dilekçe vermiştir.

Feragat HMK`nun 311. maddesi uyarınca davayı sonuçlandıran usulü bir işlemdir. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir. Davacının anılan feragati uyarınca davanın reddi gerekmiş olup 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Feragat nedeni ile davanın REDDİNE, 3.Davacıdan harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.800,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6.Davalıdan peşin alınan temyiz harcının istekleri halinde iadesine, Kesin olarak 01.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/523 Karar : 2016/4537 Tarih : 13.10.2016

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

1- Dosya temyiz aşamasında iken asıl ve birleşen davada davacı şirket temsilcisi 04.08.2016 tarihli ve asıl ve birleşen davada asli müdahil İnş. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili 04.08.2016 tarihli e-imzalı dilekçe ile davadan feragat etmiştir. Hüküm verildikten sonra davadan feragat edilmesi halinde yerel mahkemenin davadan feragat hakkında bir karar verebilmesi uygulaması hakkında 1086 sayılı HUMK’ta bir düzenleme bulunmamakta olup, 11.04.1940 gün ve 1939/15-70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde hükümden sonra ortaya çıkan ve esas hükmün temyiz yoluyla incelenmesine engel bir durum karşısında, feragatin mahkemesince incelemesinin ve bu konuda bir karar verilebilmesinin sağlanabilmesi için kararın bozulması yoluna gidilmiş, uygulama bu şekilde yerleşmiştir.

(YHGK`nın 16.11.1966 gün ve 1438 E., 290 K.; 27.05.1992 gün ve 2-250 E., 364 K.; 29.09.1993 gün ve 2-49 E., 543 K. sayılı ilamları bu yöndedir.) 6100 sayılı HMK’da bu konuda açık bir düzenleme yapılmamış, ancak bu kanuna dayanılarak çıkarılan ve yeni yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 06.08.2015 tarihine kadar yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin “Karar verilmiş dosyalara ilişkin işlemler” başlıklı 57.

maddesinde “Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh halinde, hâkim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu nedenlerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez.” düzenlemesi getirilmiştir.

  1. Aynı hükme, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliği`nin 215.
  2. Maddesinde de yer verilmiştir.
  3. HMK’nın 5. kısım 3.
  4. Bölümünde yer alan ve davaya son veren taraf işlemlerinden olan feragat, 6100 sayılı HMK’nın 311/1.

maddesi hükmü uyarınca, kesin hüküm sonuçlarını doğurduğu gibi, aynı Kanun’un 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı Kanun’un 310/1. maddesi uyarınca davadan feragat karar kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür.

  • Mahkeme davadan el çektiğinden, karar ortada durduğu müddetçe, davayı yeniden ele alıp, feragat nedeniyle bir karar veremez.
  • 11.04.1940 gün ve 1939/15-70 sayılı İBK ile YHGK’nın 21.11.1981 gün ve 2 E., 551 K.
  • Sayılı ilamı bu yöndedir.) YHGK’nın 19.12.2012 gün ve 13-1369 E., 1221 K.
  • Sayılı ilamı ile Dairemizin 06.12.2013 tarih ve 5603 E., 7763 K; 29.09.2014 tarih ve 2028 E; 6027 K.

sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK`da açık bir hüküm bulunmayan ve İçtihadı Birleştirme Kararı ile yöntemi belirlenmiş bir konuda, yönetmelik hükmüne dayalı olarak, hükümden sonra davanın ele alınması suretiyle ek karar tesis edilmesi doğru değildir.

Bu itibarla, davadan feragat nedeniyle mahkemece bir karar verilmesi gerektiğinden, bunun sağlanabilmesi için hükmün öncelikle bu nedenle bozulması gerekmiştir.2-Bozma nedenine göre, asıl ve birleşen davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada asli müdahil İrem İnşaat Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada asli müdahil İnşaat Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

6100 sayılı HMK’nun 308. maddesi gereğince; kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Aynı maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre; kabul, ancak, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.

  1. Davayı kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK`nun 311/1).
  2. Davalının davayı kabul etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer.
  3. İhalenin feshi istemi HMK`nun 308/2.
  4. Maddesinde belirtilen tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olmadığına göre, ihalenin feshi davalarında davayı kabul mümkün olup, kabulün sonuç doğurması için borçlu tarafından yapılan şikayette hem alacaklı hem de ihale alıcısının davayı kabul etmesi gerekir.

Somut olayda, aynı zamanda ihale alıcısı olan alacaklının, vekili aracılığıyla 11.9.2015 tarihinde mahkemeye sunduğu dilekçe ile davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği görülmektedir. Hal böyle olunca, mahkemece, alacaklı vekilinin kabul beyanı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi için mahkeme kararının bozulması gerekmiştir (HGK` nun 20.09.1995 tarih, 1995/12-661 E.-1995/763 K.

Sayılı kararı). SONUÇ : Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.09.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/7780 Karar : 2016/5245 Tarih : 19.09.2016

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Dava, kesinleşen takip nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. Mahkemece kiralanın tahliyesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, davacı vekili tarafından 28.07.2016 tarihli dilekçe ile açılan davadan feragat edildiği görülmekle: Dosya ve ekleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: HMK.nun 310.maddesi hükmüne göre feragat hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğinden, HMK.nun 311.maddesine göre de feragat kesin hükmün sonuçlarını doğuracağından, davalı vekilinin temyiz talebinden önce davadan feragata değer verilmesi gerekir.

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiği belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı,A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiş olup davacı vekili temyiz aşamasında davadan feragat ettiğine dair dilekçe vermiştir.

Feragat HMK`nun 311. maddesi uyarınca davayı sonuçlandıran usulü bir işlemdir. Karar kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir. Davacının anılan feragati uyarınca davanın reddi gerekmiş olup 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Feragat nedeni ile davanın REDDİNE, 3.Davacıdan harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.800 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6.Davalıdan peşin alınan temyiz harcının istekleri halinde iadesine, Kesin olarak 30/06/2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2017/4-1358 Karar: 2017/1193 Tarih: 14.06.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.03.2012 gün ve 2008/31 E.2012/128 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı K İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 4.

Hukuk Dairesi’nin 18.11.2013 gün ve 2013/15247 E., 2013/17991 K. sayılı kararı ile; ( 1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılardan İnş.A.Ş.’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.2- ) Davalılardan İnş.A.Ş.’nin diğer temyiz itirazlarına gelince; dava haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalılardan İnş.A.Ş yönünden davanın kısmen kabulüne, davalılardan yönünden yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hüküm davalılardan İnş.A.Ş tarafından temyiz edilmiştir. Davalılardan, bir kamu kurumudur ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlıdır.

  • Davalı kamu kurumu olup kamu hizmeti niteliğindeki çalışmalarını özel hukuk kuralları altında yapmaktadır.
  • TTK’nın 18.
  • Maddesinde ( 6102 s.m.16 ) kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında, davalılardan İSKİ’nin bir kamu kurumu olduğu ve kamu hizmeti yaptığı; ancak, çalışmalarının özel hukuk hükümlerine bağlı bulunduğu ve tacir sıfatını taşıdığı benimsenmelidir. Haksız eylem niteliğindeki tutumundan kaynaklanan uyuşmazlığın da, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.

Bu yönde yargısal uygulamalar yerleşiktir. ( HGK’ nun 21.09.1983 gün ve 1980/11-2721; 1983/823 ile 29.11.1995 gün ve 1995/11-647; 1995/1043 Sayılı kararları ). Şu durumda mahkemece, davalılardan İSKİ yönünden de işin esasının incelenmesi gerekirken, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş olması doğru görülmediği ), Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

See also:  Qual Investimento Rende Mais?

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava; haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili davalılardan İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Tavukçu Deresi ıslah çalışmalarını yürütürken Ataköy Öğretmenevi bitişiğindeki köprü menfezinin kapatılması, bu dereye bağlanan kanalizasyon rögarlarının bakımsız ve tıkalı olması ayrıca çalışmalar esnasında dere yatağında biriken ve bırakılan hafriyat ve molozların hem dere yatağının akışını hem de yol geçiş menfezlerini kapatması sebebiyle 13.10.2007-14.10.2007 günlerinde meydana gelen yağışta derenin taşması üzerine tüm ev eşyalarının zarar gördüğünü ileri sürerek 6.000TL maddi tazminat ile olay sebebiyle yaşamış olduğu ruhsal buhrana karşılık 4.000TL manevi tazminat olmak üzere şimdilik toplam 10.000 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı İnşaat Sanayi ve Tiç A.Ş vekili müvekkili şirketin Tavukçu Deresi ıslahı ile ilgili işi İSKİ ‘nin ihalesi sonucunda üstlendiğini, derede meydana gelen taşmada müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, aşırı yağış sebebiyle derenin taştığını, olayın akabinde yapılan tespit ve alınan raporlara göre müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili olayda imara kapalı olması gereken yerde imar izni veren veya inşaat yapılmasına müsaade eden ilgili Belediye Başkanlığının sorumlu olduğunu, kanunen dere ıslahının DSİ Genel Müdürlüğüne ait olduğu ve İSKİ’ye yöneltilecek bir kusur bulunmadığını kaldı ki İSKİ hakkındaki davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece davalı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemli davaya dair olarak; davanın mahiyeti itibariyle idari yargı alanına girdiğinden yargı yolu itirazının kabulüyle mahkemenin görevsizliğine; davalı İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş aleyhine açılan manevi tazminat istemli davanın feragat sebebiyle reddine, maddi tazminat isteminin ise kısmen kabulüyle 6.000 TL’nin haksız eylem tarihi olan 14.10.2007 tarihinden itibaren, 17.664 TL’nin ıslah tarihi olan 10.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve zincirleme sorumluluk hükümlerine istinaden davalı İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’den tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazlaya dair maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Hüküm davalı İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçe ile karar oyçokluğu ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Davacı vekili 29.04.2014 tarihli dilekçesi ile davalı hakkındaki davadan feragat ettiğine dair beyanda bulunulması üzerine Yerel Mahkeme 29.04.2014 tarihli Ek Kararı ile davalı hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine karar vermiştir.

Davalı İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık meydana gelen su baskını sebebiyle davalı hakkında açılan maddi ve manevi tazminat istemli davanın adli yargı yerinde mi yoksa idari yargı yerinde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Davalı AŞ vekilinin direnme kararını temyiz istemlerine yönelik yapılan incelemede; Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus önsorun olarak ele alınmıştır. I- ) Bu önsorunlardan ilki; ilk hükmü temyiz eden ancak Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen davalı İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ’nin direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususudur.

  1. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
  2. Yukarıda belirtildiği üzere hükmü temyiz etmiş ancak temyiz itirazları reddedilmiş olan davalı bakımından hüküm kesinleşmiştir.
  3. Bu durumda eldeki davada davalının direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.

O halde, davalı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Yapılan görüşmeler sırasında direnme kararında hüküm tekrarı yapılması sebebiyle davalının direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunduğu belirtilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

II- ) İkinci önsorun ise Yerel Mahkemece verilen 29.03.2013 tarihli hükmün AŞ vekili tarafında temyizi üzerine Özel Dairece sair temyiz itirazlarının reddi ile İSKİ hakkındaki davanın yargı yolu sebebiyle reddinin doğru olmadığına dair bozma kararına Yerel Mahkemece direnilmesinden sonra 29.04.2014 tarihinde davacı vekilinin hakkındaki davadan feragati üzerine Yerel Mahkemece hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine dair ek karar verilip verilemeyeceği hususudur.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda bu konuda açık bir düzenleme getirilmemiş, ancak Kanuna dayanılarak çıkarılan Resmi Gazete’nin 06.08.2015 gün ve 29437 Sayılı nüshasında yayımlanan ) Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin “Karar verilmiş dosyalara dair işlemler” başlıklı 215/1.

maddesinde “Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh hâlinde, hâkim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu sebeplerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez” düzenlemesi getirilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununda belirtildiği gibi yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karara “hüküm” denilir ( HMK.m.294/1 ) ve hükmü veren mahkeme artık o davadan elini çekmiş olur. Davadan elini çekmiş olan hakim hükmü değiştirmesi ve ondan dönmesi mümkün değildir. Yargıtay’ca temyizen incelenip bozulmadan, hakimin el çektiği davaya tekrar bakması mümkün değildir ( Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, İstanbul 2001, s.3004 vd.

ve s.3164 vd.). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir ( HGK., 12.12.1984 gün ve 1982/7-864 E., 1984/1051 K.). Diğer taraftan normlar hiyerarşisi dikkate alındığında daha alt basamakta yer alan ve tamamen idarenin düzenleyici tasarrufu niteliğinde olan yönetmelikle, daha üst basamakta bulunan ve yasama organı tarafından objektif, soyut ve genel nitelikte bir yasama tasarrufu niteliğinde bulunan kanuna aykırı düzenleme getirilmesi mümkün değildir.

  1. Yönetmelik kaynağını kanundan alır ve ancak kanunun uygulanmasını gösterir.
  2. Anunda bulunmayan bir düzenlemenin, yönetmelikle ihdası ve bu yolla kanunun önüne geçen bir uygulamanın benimsenmesi hukukun genel teorisine de aykırıdır.
  3. Taraflar arasında daha önce görülen maddi tazminat istemli davada, davalı hakkında verilen karar nihai bir karardır.

Bu karar usulen temyiz edilip bozulmadan, mahkemece ortadan kaldırılarak başka bir karar verilemeyeceğine göre; temyiz süresi içinde davanın feragat dilekçesi vermesi üzerine, davanın yargı yolu sebebiyle reddine dair direnme kararının ortadan kaldırılması ile davanın reddine dair verilen 29.05.2014 tarihli ek karar yok hükmündedir ( HGK, 24.06.2009 gün ve 2009/2-231 E., 2009/286 K.), Yukarıda açıklanan sebeplerle hükme bağlanıp hakimce el çekilen davaya, bir yönetmelik hükmüne istinaden hakimin tekrar bakabileceğinin kabulü mümkün değildir.

Hal böyle olunca davalı hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine dair 29.04.2014 tarihli ek kararın kaldırılmasına oybirliği ile karar verilerek ikinci ön sorun da böylece aşılmıştır III- ) İşin esasına dair temyiz incelemesine gelince; Davacı vekili ise 29.04.2014 tarihli dilekçesi ile davalı hakkındaki davadan feragat ettiğini açıkça ve koşulsuz olarak bildirmiş, yapılan incelemede vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin bulunduğu saptanmıştır.

Feragat, 307. maddesinde davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 311. maddede ise feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı açıklanmıştır. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir.

Temyiz edilen ve fakat henüz Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca görüşülmeyen bir direnme kararı, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş olmadığından, bu aşamada davadan feragat mümkündür. Somut olayda, davacı vekili maddi tazminat istemli davalar sebebiyle İSKİ hakkındaki davadan feragat ettiğini açıkça ve koşulsuz olarak bildirdiğinden, bu beyan çerçevesinde işlem yapılması zorunludur.

Böyle bir durumda direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca temyizen incelenemez. Direnme kararının davacının davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekir. Bu sebeple direnme kararı yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda ( I ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle Davalı AŞ vekilinin direnme kararını temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oyçokluğu ile, ( II ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle Yerel Mahkemenin 29.04.2014 tarihli Ek Kararının KALDIRILMASINA oybirliği ile, ( III ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle direnme kararının davacı vekili tarafından verilen dilekçenin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi için bu değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY : Davacı tarafından İnş. San. Tic.A.Ş. ve İSKİ Gen. Müd’ne karşı açılan haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat davasında, İnş. San. Tic.A.Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, İSKİ Gen. Müd. yönünden yargı yolu bakımından görevsizliğe dair verilen karar davalı İnş.

San. Tic.A.Ş. tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire’nin 2013/15247 Esas 2013/17991 Karar sayılı ilamının 1. bendinde İnş. San. Tic.A.Ş’nin kendisi bakımından diğer temyiz itirazları reddedilmiş, 2. bentte yanlız İSKİ yönünden temyizi kabul edilerek, verilen yargı yolu bakımından ret kararı bozulmuştur. Bozma sonrası Mahkemece verilen direnme kararında İnş.

San. Tic.A.Ş. yönünden maddi manevi tazminat talepleri bakımından tekrar aynı karar verilmiş, İSKİ yönünden de yargı yolu itirazının kabulüyle görevsizliğe karar verilmiştir. Direnme kararını davalı İnş. San. Tic.A.Ş. temyiz etmiştir. Sayın çoğunluk, direnmeden önceki kararın bu davalı bakımından kesinleştiği gerekçesiyle İnş.

  • San. Tic.A.Ş’nin kendisi yönünden verilen kararı temyiz etmekte hukuki yararı olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği sonucuna varmış ise de bu görüşe katılmıyorum.
  • Davalı İnş. San.
  • Tic.A.Ş, kendisi aleyhine verilen ilk kararı temyiz etmiş, kendisiyle ilgili temyiz itirazları, karar usul ve yasaya uygun bulunarak reddedilmiş, yanlız İSKİ yönünden bozma kararı verilmiştir.

İnş. San. Tic.A.Ş. aleyhindeki ilk karar kesinleşmiştir. Ancak mahkemece, İSKİ yönünden verilen bozma ilamına direnilirken, hükmün tümüne direnilmiş ve İnş. San. Tic.A.Ş. aleyhindeki kesinleşen hüküm tekrarlanmış, ayrıca bu davalı aleyhine önceki kararda olduğundan daha fazla harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Bu durumda hakkında ilk karar kesinleşen davalı İnş. San. Tic.A.Ş’nin kendisi yönünden verilen direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı vardır. Bu davalı hakkındaki kesinleşen hükme rağmen verilen direnme hükmü “ilk karar İnş. San. Tic.A.Ş. yönünden kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmalıdır.

Bu sebeple davalı İnş. San. Tic.A.Ş’nin, temyizde hukuki yararı olmadığından temyiz isteminin reddine dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyor, direnme kararının İnş. San. Tic.A.Ş. yönünden bu gerekçelerle bozulması gerektiğini düşünüyorum. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2017/3-990 Karar: 2017/954 Tarih: 10.05.2017

HMK 311. Madde Feragat ve Kabulün Sonuçları

Taraflar arasındaki ” alacak ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.05.2013 gün ve 2012/470 E., 2013/248 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 3.

Hukuk Dairesinin 31.10.2013 gün ve 2013/16245 E., 2013/14934 K. sayılı ilamı ile; ( Davacı dilekçesinde; davalılardan Engin’in eşi, diğer davalı ‘ın ise kayınpederi olduğunu, sonradan kayınpederinin olduğunu öğrendiği eve, birlikte oturduğu zamanlarda kalıcı masraflar yaptığını, bunlara dair bir kısım faturaların bulunduğunu ileri sürerek masraflar için 20.000 TL’nin faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının taşınmazda 11.500 TL masraf ettiği anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün davalılar tarafından temyizi üzerine Dairemizin 03.10.2012 tarih ve 2012/14934 E-20521 K sayılı kararı ile özetle “Davacının meskenden tahliye olmadıkça yaptığı masrafları isteyemeyeceği, mahkemece bu yönde araştırma yapılmadığı, boşanma dosyasındaki beyanlarda taşınmazı davacının kullandığının anlaşıldığı, bu sebeple davacının ancak taşınmazı davalının açacağı dava sonucunda ya da rızası ile boşalttığında faydalı masraf bedelini isteyebileceği, bu yön araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek ayrıca, davacının tahliyesi var ise faydalı ve zorunlu masrafların keşifte bilirkişi aracılığı ile belirlenmesi faturalarla denetlenmesi, tapu kaydına göre malikin kim olduğu açıklığa kavuşturularak, kimin sebepsiz zenginleştiğinin tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği”, Belirtilerek bozulmuştur.

Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyularak; yapılan zorunlu ve faydalı masrafların 11.500 TL olduğu, dosyaya sunulan “tutanaktır” başlıklı belgeye göre 11.04.2011 tarihinde taşınmazın boşaltıldığının anlaşıldığı gerekçe gösterilerek, davacının davalı ‘ın taşınmazı üzerinde 11.500 TL masraf ettiği anlaşıldığından yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline hükmedilmiştir.

Hükmü davalılar vekili temyiz etmektedir. Mahkemece, uyulan bozma ilamı uyarınca taşınmazın tapu kaydı getirtilmeden; kararın hüküm kısmında “davalı ‘ın taşınmazı” üzerinde masraf yapıldığı belirtildikten sonra “davalılardan tahsiline” şeklinde kendi içinde çelişki yaratacak biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Bundan ayrı olarak; bozmadan sonra davalı tarafından ibraz edilen 11.04.2011 tarihli tutanakta; “Engin’in boşanmak için mahkemeye başvurduğu ve eşinin tutanak tarihinden yaklaşık 1 ay önce evi terk ettiğini apartman yöneticisinden öğrendiği, şahitler huzurunda eşyaların tespitinin yapıldığı” hususları mevcuttur.

Mahkemece, bu tutanak tarihinde davacının taşınmazı tahliye ettiği kabul edilmiştir. Ancak, iş bu dava tarihi “16.05.2011” olup; davacının dava dilekçesinde, ayrıca 28.06.2011 tarihli delil dilekçesinde belirttiği adreslerin ve duruşma gününü bildirir 27.05.2011 tarihli tebligatın yapıldığı adresin, faydalı masrafların yapıldığı iddia edilen davaya konu mesken olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, tutanak tarihinden sonra davacının meskende oturup oturmadığı açıklığa kavuşturulmak suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir. Ayrıca; bilirkişi raporunda belirtilen, holdeki portmanto dolap ile mermer tezgahlı banyo dolabının davacı tarafından yapıldığı iddia ve ispat edilmediği halde, bunlara dair bedeller dahil olacak şekilde hüküm kurulması da doğru değildir), Gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava, başkasına ait taşınmaza yapılan giderlerin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, davalılardan Enginle evli olduğunu ve aralarında derdest boşanma davası bulunduğunu, diğer davalı ‘ın ise kayınpederi olduğunu, sonradan davalı kayınpederine ait olduğunu öğrendiği eve, Engin ile birlikte oturdukları dönemde kendi parası ile kalıcı masraflar yaptığını, bu masraflara dair olarak bir kısım faturaları ile şahitlerinin bulunduğunu ileri sürerek, yaptığı masraflar için 20.000,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar davaya cevap vermemiş, yerel mahkemece; davacının davaya konu taşınmaza 11.500,00 TL’lik masraf yaptığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne ve belirtilen bu miktarın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Davalıların temyiz isteminde bulunması üzerine karar Özel Dairece bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre davacının yaptığı faydalı masraflar tutarının dava tarihi itibariyle 11.500,00 TL olarak belirlendiği, dosyaya sunulan tutanaktır başlıklı belgeye göre de 11.04.2011 tarihinde davaya konu taşınmazın boşaltılmış olduğu gerekçesi ile 11.500,00 TL alacağın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

  • Davalılar vekilince temyiz isteminde bulunulmuş, bu defa da karar Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuştur.
  • Mahkemece, davalıların evin tahliye edildiğini beyan ettikleri gibi tahliyeye dair tutanak da ibraz ettikleri gerekçesi ile önceki hükümde direnilmiştir.
  • Direnme kararı davalılar vekilince temyize getirilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 31.01.2013 tarihli duruşmada bizzat davalı tarafından mahkemeye ibraz edilen 11.04.2011 tarihli “tutanaktır” başlıklı belge içeriği ile aynı davalının evin Ocak 2012 tarihinde davacı tarafından boşaltıldığına dair beyanı karşısında, bozma kararında değinildiği gibi tutanak tarihinden sonra davacının meskende oturup oturmadığı yönünden mahkemece araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği, ayrıca; holdeki portmanto dolap ile mermer tezgahlı banyo dolabının davacı tarafından yaptırıldığının iddia ve ispat edilip edilmediği, varılacak sonuca göre bunlara dair bedellerin de mahkemece hüküm altına alınmasının isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

  1. I-) Davalı hakkındaki temyiz istemi bakımından; Davacı vekili 03.03.2014 tarihinde sunduğu dilekçeyle davalı hakkındaki davadan feragat ettiğini açıkça ve koşulsuz olarak bildirmiştir.
  2. Feragat, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307.
  3. Maddesinde davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 311.

maddesinde ise feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı açıklanmıştır. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. O halde, davalı yönünden davacı vekilince sunulan feragat dilekçesi değerlendirilerek mahkemece bir karar verilmesi için direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

II- Davalı hakkındaki temyiz istemi bakımından ise; Bilindiği üzere “sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri” 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 77 vd. (818 Sayılı Borçlar Kanununun 61 vd) maddelerinde düzenlenmiş olup, Türk Borçlar Kanununun 77. madde hükmüne göre “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” Görüleceği üzere, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekmektedir.

Sebepsiz zenginleşme halinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu malvarlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşme sebebiyle iade borcunun kapsamı ve yapılmış olan giderlerden hangilerinin geri istenebileceği zenginleşen kimsenin iyiniyetli ya da kötüniyetli oluşuna göre farklılık göstermekte ise de geri alma hak ve borcunun doğumu için öncelikle malvarlıklarında birinin yararına diğerinin ise zararına olmak üzere karşılıklı zenginleşme ve fakirleşme olgusunun gerçekleşmesi aranır.

Geri alma hakkı, bu zenginleşme ve fakirleşme sonucu doğmakta olup, bu olgu gerçekleşmeden geri alma söz konusu edilemeyeceği gibi iade borcunun kapsamı da anılan hak ve borcun doğduğu tarihten önce belirlenemez. Özellikle, uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi dava tarihinden çok önce yapılan ve davacı tarafından kullanılmak suretiyle istifade edilen giderler sebebiyle sebepsiz zenginleşme borçlusunun giderlerin yapıldığı tarihte zenginleştiği, giderleri yapan kişinin de o anda fakirleştiğinden söz edilemez.

  1. Malvarlıklarındaki azalma ve çoğalmanın, diğer bir deyişle sebepsiz zenginleşme olgusunun davaya konu taşınmazın karşı tarafa teslim edildiği tarihte gerçekleşeceği açıktır.
  2. Dolayısıyla, giderlerin yapıldığı taşınmaz davalıya teslim edilmediği sürece iade borcunun doğduğundan da bahsedilemez.
  3. Diğer taraftan, dava ve cevap dilekçelerinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir.

İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından dava açılan güne kadar gerçekleşmiş olayları kapsar. Aksinin kabulü tarafların dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın son aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır.

Nitekim 28.11.1956 tarih ve 15/15 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, “her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine” gerekçesine yer verilerek, davanın açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında, davacının faydalı giderler yaptığını ileri sürdüğü mesken niteliğindeki taşınmazın davalı ‘a ait olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak eldeki dava 16.05.2011 tarihinde açılmış olup, davanın açıldığı tarihte davacının çekişme konusu meskende oturmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.

Keza, dava dilekçesinde ve 28.06.2011 tarihli delil listesinde davacı adresi olarak gösterilen adres çekişme konusu taşınmaza ait adres olduğu gibi duruşma günü tebliğinin de aynı adreste yapıldığı, davacının adres değişikliğini yargılamanın devamı sırasında 15.08.2012 tarihinde mahkemeye bildirdiği görülmektedir.

Bu durumda, giderlerin yapıldığı belirtilen taşınmaz dava tarihi itibariyle davacı kullanımında olup, davalıya iade edilmediğinden dava tarihi itibariyle sebepsiz zenginleşme olgusu henüz gerçekleşmemiş, davalı ‘ın da iade borcu doğmamıştır. Hal böyle olunca, mahkemece adı geçen davalı hakkındaki davanın yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

O halde, direnme kararı davalı yönünden de açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır. SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının davalı hakkında yukarıda (I) numaralı bette, davalı hakkında ise (II) numaralı bentte açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.

Davadan feragat nasıl yapılır?

BOŞANMA DAVASINDAN VAZGEÇMENİN FERAGATTEN FARKLARI NELERDİR? – Davadan feragat yukarıda da ayrıntılı olarak açıklamış olduğumuz üzere kişinin tamamen kendi inisiyatifinde alabileceği bir karardır ve feragatin beraberinde getireceği sonuçlara kişi kendisi katlanır.

  • Ancak davadan vazgeçme feragatten farklılık arz etmektedir.
  • Davadan vazgeçme için feragatin aksine karşı tarafın muvafakatinin alınmış olması şarttır.
  • Davadan vazgeçmeye muvafakat veren taraf aynı dava ile yeniden karşılaşabilecektir.
  • Davadan bu şekilde vazgeçilmesi sonucunda o dava hiç açılmamış sayılacaktır.

Yani karşı tarafın vazgeçmeye ilişkin onayının olması şartı ile harç yatırmak suretiyle aynı dava tekrar açılabilecektir. Ancak burada davadan vazgeçme için bildirilecek olan sebepler çok dikkatli bir şekilde belirlenmelidir. Vazgeçme sebeplerinin affetme şeklinde yoruma açık olmaları halinde bu aynı nedenlerle boşanma davası açılabilmesi önünde bir engel teşkil edebilecektir.

Davadan feragat ne zaman kesinleşir?

Davadan Feragat Zamanı – Burada işlemin zamanına ilişkin düzenleme HMK madde 310’da yer alır. Madde düzenlemesine göre feragatin davanın açılmasından hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreçte yapılması mümkündür. Hükmün verilmesinden sonra feragat edilmesi halinde, taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması durumunda bile, dosya kanun yolu incelemesi için gönderilmez.

Bu aşamada ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından feragat edildiğine ilişkin karar verilir. Dosya temyiz incelemesi için gönderilmiş ve bu aşamada davacı feragat talebinde bulunmuş ise Yargıtay tarafından temyiz incelemesi yapılmadan dosya hükmü veren mahkemeye gönderilir. Hükmü veren mahkeme davacının feragat talebi doğrultusunda ek karar verir.

Görüldüğü üzere feragat beyanının hüküm kesinleşmeden önce her aşamada yapılması mümkündür. Ancak hükmün kesinleşmesinin ardından feragat talebinde bulunmak mümkün olmayacaktır. Bu nedenle dava dikkatle takip edilmeli, feragatte bulunma talebi hüküm keisnleşmeden beyan edilmelidir.

Istinaftan feragat edince ne olur?

Dolayısıyla feragat iradesi mahkemeye ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur. İstinaftan feragat herhangi bir süreye bağlı değildir. Ancak süresi içinde istinaf başvurusu yapılmadığı takdirde istinaf kanun yoluna başvurudan zımni olarak feragat edildiği kabul edilmektedir.

Hangi davadan feragat edilemez?

Davadan Feragat Nasıl Gerçekleştirilir? – Feragat, tek taraflıdır ve bunun için karşı tarafın veya mahkemenin iznine gerek yoktur (HMK, m.309/2). Feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir (HMK, m.310/1). Davacı, vereceği bir dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak beyanıyla davadan feragat edebilir.

  • Davacının bu feragat beyanı tutanağa yazılır ve okunarak davacıya imza ettirilir.
  • Hükmün verilmesinden sonra davadan feragat edilmişse, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat doğrultusunda ek karar verilir (HMK, m.310/2).

Dava açılmadan evvel davadan feragat edilemez. Davadan feragatin, davanın açılmasından itibaren hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilmesi mümkün olduğu için, ilk derece mahkemesi yargılamasında, istinaf aşamasında veya temyiz aşamasında davadan feragat edilmesi mümkündür.

  • Avukatın davadan feragatte bulunabilmesi için, vekâletnamesinde açıkça bu konuda yetki sahibi olması gerekir.
  • Zira HMK, m.74/1 gereği, “Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; davadan veya kanun yollarından feragat edemez” Her türlü davadan feragat edilebilmesi kural olarak mümkündür.
  • Ancak bazı davalardan feragat edilmesi mümkün değildir.

Bu davalarda davacı, davadan feragat ettiğini bildirse bile hâkim davanın mahiyeti gereği davaya devam etmekle yükümlüdür. Hâkimin hukuki sorumluluğuna ilişkin davalardan feragat edilemez. Yargıtay geçmiş yıllardaki bir kararında hâkimlere karşı açılan tazminat davalarının artık kamuya mal olduğu ve kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle bu davalardan feragat edilse bile davaya devam edilmesinde davacının feragatinden daha üstün gördüğü kamu yararı nedeniyle hâkimin davaya bakmaya devam etmesi gerektiğine karar vermiştir.

Ortaklığın giderilmesi davalarından da feragat edilmesi mümkün değildir. Bunun sebebi bu davaların çift taraflı dava olmasıdır. Bunun sebebi bu tür davalarda yargılama sonucu hem davalı hem davacı lehine hüküm verilmesidir. Dolayısıyla taraf rollerinde bir karışma meydana gelmekte, yani karşılıklı taraflar hem davacı hem davalı sayılmaktadır.

Dolayısıyla bu tür davalardan feragat edilebilmesi için davacının tek taraflı feragat beyanı yetmemektedir. Davacı davasından tamamen feragat edebileceği gibi, kısmen de feragat edebilir. Kısmen feragat halinde, feragat edilen kısım (talep sonucu) için dava sona ererken, feragat edilmeyen kısım için davaya devam edilir.

HMK, m.307’de düzenlenen ve inceleme konumuz olan davadan feragat, davacının talep sonucundan tamamen veya kısmen vazgeçmesini düzenlemiştir. Talep sonucundan feragat, herhangi bir usul işleminden (mesela, istinaf talebinden feragat) feragatten farklıdır. Feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur ve davacı feragatten dönemez.

Feragat sebebiyle verilen karara karşı, sadece usul hukuku kurallarına aykırılık sebebiyle kanun yoluna başvurulabilir (Örneğin, davadan kısmen feragat edilmesine karşın hâkimin tam feragat edilmiş gibi karar vermesi, feragat sonucu hükmedilen yargılama giderlerinin istinaf edilmesi).

Davadan feragat ne kadar sürer?

Davadan feragat işlemi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresi bulunmamakla birlikte mahkeme tarafından hüküm verilinceye kadar kişi davadan feragat edip dava konusu taleplerinden vazgeçebilir. Dava açıldığı andan, davaya ilişkin hükmün mahkeme tarafından şekli anlamda kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir.

Feragat edilen mal geri alınır mı?

Feragat Ne Demek Feragat Sözleşmesi’ndeki İrade Beyanını Miras Bırakan Geri Alabilir mi? – Aslında feragat sözleşmesi iki taraflı bir hukuki işlem olduğu için ilk bakışta miras bırakanın geri alamayacağı düşünülebilir. Ancak diğer taraftan feragat sözleşmesinde sadece miras bırakan ölüme bağlı tasarruf yapmaktadır.

  1. Şu halde feragat sözleşmesinin içinde tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruf vardır.
  2. Olumlu miras sözleşmesi de söz konusu değildir.
  3. Olumlu miras sözleşmesi tek tarafın irade açıklamasıyla geri alınamaz ancak kanundaki sebeplerle dönülebilir.
  4. Oysa feragat sözleşmesinde saklı payından feragat eden mirasçının lehine olarak irade beyanını geri almak mümkün olmalıdır.

Miras sözleşmelerinin tek taraflı içeriklerinde geri almanın mümkün olduğu kabul edilmektedir. Feragat işlemi de zorunlu olarak iki taraflı işlem olan feragat sözleşmesi içinde yapılmasına rağmen tek taraflı maddi anlamda ölüme bağlı işlem olduğuna göre tek taraflı olarak miras bırakanın geri alması mümkün olmalıdır.

  1. Feragat eden bu durumda miras bırakanın iradesiyle sonradan mirasçı atanan bir kimse gibi olur.
  2. Abul edip etmemesi miras bırakanın ölümünden sonra onura onun yetkisi dahilindedir.
  3. Nasıl ölüme bağlı kazandırmalarda ölümle birlikte kabul aranmaksızın vasiyet alacaklısı veya atanmış mirasçı kazandırmayı elde etmiş olup bundan sonra kazandırmayı veya mirasçılığı reddedebilirse miras bırakan ölüme bırakan tasarrufuyla feragatte kabul beyanını geri almış ise diğer mirasçıların söyleyebileceği bir şeyi olmamak gerekir.

İvazsız feragat sözleşmelerinde bu husus mutlaktır. İvazlı feragat sözleşmelerinde diğer mirasçılar feragati kabul beyanını geri alınamayacağını ileri sürerek itiraz edemeyip ancak feragat karşılığında miras bırakanın verdiği ivaz saklı paylarına ihlal ediyorsa ivazı alan mirasçıya karşı TMK m.565/2 gereğince tenkis davası açabilirler.

Feragat ücreti ne kadar?

Davasından feragat eden davacı, davada aleyhine hüküm verilmiş (davayı kaybetmiş) gibi yargılama giderlerini ödemek zorundadır (HMK.m.312). Feragat kısmı ise, yargılama giderlerine mahkûmiyet ona göre belirlenir. Davadan feragat eden davacı karar ve ilam harcının üçte ikisini ödemeye mahkûm edilir (Harçlar K.M.22).

Feragat borcu sona erdirir mi?

Bir hak sahibi tek taraflı beyanla hakkından feragat eder, yani hakkından vazgeçer. Bu nedenle feragatte tıpkı ibra gibi borcu sona erdiren ve yenilik doğuran bir haktır.

Açılan dava geri çekilir mi?

Davadan Vazgeçme (Geri Alma) HMK 123 – Davadan vazgeçme yani geri alma ; Hukuk Muhakemeleri Kanunu 123. madde de yer almaktadır. İlgili maddeye göre dava kesinleşinceye kadar davalının açık rızası ile dava geri alınabilmektedir. Davanın geri alınmasına davadan vazgeçme denmektedir.

Bugün ki yazımızda Davadan Vazgeçme (Geri Alma) Dilekçesi örneği paylaşacağız. Davadan vazgeçme ile davadan feragatin karıştırılmaması gerekmektedir. Davadan feragat tek taraflı olarak yapılabilirken, davadan vazgeçme karşı tarafın açık onayına bağlıdır. Davadan feragat edildiği halde aynı husustan tekrardan dava açılamayacaktır.

Fakat davadan vazgeçilmesi halinde tekrardan dava açmak mümkündür. Davadan vazgeçilmesi halinde ” Dosyanın açılmamış sayılasına” karar verilir. Davadan vazgeçilmesi, sulh olunması yada feragat edilmesi halinde aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerine hükmolunur.

Fakat vekalet ücretinde durum farklıdır. Ön incelemeye kadar vazgeçilirse kanuni vekalet ücretinin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra vazgeçilirse tamamına hükmolunur. Bu kanuni vekalet ücreti için olup sözleşmeler vekalet ücreti için geçerli değildir. Yargılama giderleri konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu 312.

madde, vekalet ücreti konusunda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Genel Hükümler 6. maddesi uygulanır. MERSİN 6 AİLE MAHKEMESİNE Dosya No : 2022/514 Davadan Vazgeçen Davacı : Vekili : Av. Tunç Sudi TOL Davalı : Vekili : Konu : Yukarıda esas numarası yazılı dosyadan HMK 123 uyarınca geri aldığımızı yani vazgeçtiğimizi bildirir dilekçedir.

  1. Müvekkil ile davalı açılan davayı geri almak istemektedir.
  2. Yani davadan vazgeçmiştir.
  3. Bu sebeple yukarıda esas numarası yazılı açtığımız dava dosyasından HMK 123 uyarınca vazgeçiyoruz.
  4. Vazgeçen taraf olarak herhangi bir yargılama gideri talebimiz yoktur, fakat vekalet ücreti talebimiz vardır.
  5. Vazgeçme uyarınca karşı tarafın açık onayının alınmasını ve dosyanın açılmamış sayılması şeklinde kapatılmasını, akabinde kararın kesinleştirilmesini saygıyla ve vekaleten arz ve talep ederiz.16.06.2022 Davacı Vekili Av.

Tunç Sudi TOL

Feragat sahibi olmak ne demek?

Feragat sahibi DEYİMİ AÇIKLAMASI – : Gönlü tok, özveri gösterebilen, fedakârlık yapabilen.

Feragat ettikten sonra tekrar dava açılabilir mi?

Boşanma Davasından Feragat Eden Yeniden Dava Açabilir mi? – Avukat Dilber Çiftçi Feragat Ne Demek Boşanma davası açan davacı, davanın devamı sırasında eşiyle barışmış olabileceği gibi, mevcut şartlar eşiyle boşanmama kararı almasını gerektiriyor olabilir. Bu gibi durumlarda boşanma davasını açan eş, boşanma davasından feragat edebilir. Boşanma davasından feragat, yargılamanın her aşamasında, dava kesinleşene kadar ileri sürülebilir.

  • Boşanma davasından feragat eden yeniden dava açabilir mi? Boşanma davasından feragat eden yeni boşanma davası açabilir, ancak bunun için özel bazı şartlar bulunmaktadır.
  • Boşanma Davasından Feragat Eden Yeniden Dava Açabilir mi? Uygulamada genel olarak boşanma davasından vazgeçme değil, FERAGAT yapılmaktadır.

Boşanma davasından feragat etmenin, davacı için pek tabi sonuçları vardır. Boşanma davasından feragat eden davacı, yeniden dava açabilir. Ancak yeniden açılan davada, boşanma sebepleri olarak yeni sebepler gerçekleşmesi gerekmektedir. Örneğin, davacı boşanma davasını Ocak ayında açmış Şubat ayında feragat etmişse, davadan feragat olarak değerlendirileceği için, Şubat ayından sonra, davalı tarafa isnat edilebilecek yeni bir boşanma sebebi gerçekleşmesi lazımdır.

Önceki boşanma davasında öne sürülen sebeplere dayanarak yeniden boşanma davası açıldığı takdirde, mahkeme davayı esastan reddedecektir. Bu durum hem maddi hem zaman hem de hak kaybına sebebiyet verir. Bu sebeple davadan feragat ederken, ya da boşanma davası açarken mutlaka bu konular ile ilgilenen bir avukattan hukuki yardım alınmalı, avukat aracılığıyla dosya takip edilmelidir.

Boşanma Davasından Feragat ve Boşanma Davasından Vazgeçmenin Farkları Boşanma davasından feragat için karşı tarafın onayına gerek yoktur, ancak boşanma davasından vazgeçme için diğer tarafın onayı gerekmektedir. Bunun sebebi, feragat kesin hüküm sonucu doğurmakta olduğu için, feragat eden yeniden aynı sebeplerle boşanma davası açamaz.

Ancak boşanma davasından vazgeçme halinde, davacı yeniden aynı sebeplere dayanarak dava açabilir. Boşanma davasından vazgeçme halinde davalı için, yeniden dava açılması rizikosu vardır, bu sebeple onaya da ihtiyaç vardır. Boşanma davasından vazgeçme halinde dava hiç açılmamış gibi kabul edilir. Büromuz Aile Hukuku ve Boşanma Davaları ile ilgili Gaziantep ve çevre illerde avukatlık hizmeti vermektedir.

Detaylı bilgi için randevu alabilirsiniz.

Aşağıdaki yazılarımızı da okuyabilirsiniz:

: Boşanma Davasından Feragat Eden Yeniden Dava Açabilir mi? – Avukat Dilber Çiftçi

Mirastan feragat etmek ne demek?

Mirastan feragat sözleşmesi, mirasbırakan ile gelecekte muhtemel mirasçı olan kişi arasında ivaz karşılığında veya karşılıksız olarak miras hakkından tamamen veya kısmen vazgeçmesini içeren bir sözleşmedir. Mirastan tam feragat halinde, kişi mirasçılık sıfatından tamamen vazgeçmektedir.

Feragat nasıl yapılır?

3. Mirastan Feragatin Şekli Sözleşme yapanlar ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmalı ve kısıtlı olmamalıdır. Miras sözleşmesi Noter huzurunda, yazılı olarak yapılabilecektir. Adi yazılı şekilde mirastan feragat sözleşmesi yapılması mümkün olmadığı gibi, sözlü olarak yapılan feragat sözleşmeleri de geçersizdir.

Borçtan feragat etmek ne demek?

İCRA TAKİBİNDEN VAZGEÇME (FERAGAT) İCRA TAKİBİNDEN VAZGEÇME (FERAGAT) HAKKINDA -HUKUK BÜLTENİ- BÜLTEN TARİHİ: 28.04.2020 Açılmış bulunan icra takip dosyasından alacaklı olarak vazgeçmek (feragat etmek) mümkündür. Borcun ödenmiş olması, borçlu ile anlaşma sağlanması gibi sebeplerle icra takibinden feragat edilebilecektir.

  1. Alacaklının icra takibinden feragat etmesi, asıl alacağından feragat etmesi anlamına gelmez.
  2. Alacaklı icra takip dosyasına, icra takibinden feragat ettiğini belirten bir dilekçe sunarak takipten feragat etmiş olacaktır.
  3. İcra takip dosyasına sunulan dilekçede açıkça alacaktan feragat edildiğine ilişkin bir beyanda bulunmadıkça icra takibinden feragat edilmiş olacaktır.

İcra takibinden feragat eden alacaklı daha sonra alacağını bir dava konusu olarak ileri sürebilecektir. Takipten vazgeçen alacaklının aynı alacaktan dolayı yeniden icra takibi yapması da mümkündür. İcra dosyasına verilecek dilekçede bir zorunluluk olmamasına rağmen yeniden takip açma hakkının saklı tutulduğunun belirtilmesinde fayda vardır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2011 yılında vermiş olduğu bir kararda; “ÖZET: Mahkemece, ‘davalı hakkında daha önce başlatılan takipten feragat edilmiş olması’ davanın reddini gerektiren bir diğer gerekçe olarak gösterilmiş ise de, davacı vekili icra Müdürlüğünde ‘takibimizden feragat ediyoruz, senet aslının tarafımıza tevdiini talep ederiz.’ şeklinde beyanda bulunmuş olup, söz konusu bu beyan, hakkın özünden feragat niteliğinde değildir.

Esas haktan feragatin açık bir şekilde yapılması gerekli olduğundan, hakkın özünden değil, sadece takipten feragat edildiği anlaşılmaktadır. Takipten feragate rağmen esas hak, hukuki varlığını korumaya devam ettiğinden, alacaklı, alacağının tahsili için dava veya yeniden icra takibi yoluna başvurabilir.” alacaklının, icra takibinden feragat etmesi halinde alacağını dava yoluyla veya yeniden takip yoluyla talep edilebileceğine karar vermiştir.

Takipten feragat, alacaktan feragat anlamına gelmemektedir. Alacağın feragati ile de icra takibi sona erdirebilir. Ancak Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, alacaklı alacağından feragat ettiğini açıkça belirtmek zorundadır. Senetle açılan takiplerde de takipten feragat halinde senet alacaklıya verilecektir.

Alacaklı almış olduğu senedi tekrar takibe koyabileceği gibi 3. bir kişiye ciro da yapabilecektir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bir kararında; takipten feragat sonrasında söz konusu senedin 3. kişilerce yeniden takibe konulabileceğini düzenlemiştir. Alacaklının icra takibinden feragat etmesi için icra takip dosyasına bir dilekçe ile başvurması gerekmektedir.

Alacaklının feragat başvurusundan sonra dosyanın feragat sebebiyle işlemden kaldırılması için İcra Müdürlüğüne Harçlar Kanunu’nda belirtilen oranlarda harç ödemesi gerekmektedir. Harçlar Kanunu 1 sayılı tarifesinde feragat harcının alınması, ödeme emri veya icra emrinin tebliği şartına bağlanmıştır. Dolayısıyla borçluya ödeme emri tebliğ edilmeden önce icra takibinden feragat edilmesi halinde feragat harcı ödenmeyecektir.

Harçlar Kanunu’nda yer alan bu düzenleme icra işlemlerinde sehven yapılan işlem ve açılan takiplerden ilk aşamada kolayca feragat edilmesini sağlaması yönüyle yerindedir. Zira icra dairelerinin iş yükü düşünüldüğünde sehven işlemler yapılabilmektedir.

  1. Harçlar Kanunu 23.
  2. Maddesinde, “Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır.
  3. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır.” icra takibinden vazgeçilmesi halinde alınacak harç miktarı belirtilmiştir.

Alacaklının icra takibini açarken yatırmış olduğu peşin harç, Harçlar Kanunu m.29’da belirtildiği üzere icra takibinden feragat halinde ödenecek harçtan mahsup edilecektir. Sonuç olarak; alacaklının icra takibinden feragat ettiği durumlarda asıl alacak halen varlığını sürdürmekte olup alacaklı yeniden takip başlatabileceği gibi alacağı için dava yoluna da başvurabilecektir.

Alacaklı başvurusunu icra takip dosyasına sunacağı bir dilekçe ile yapacaktır. İcra takibinden feragat işleminin tamamlanarak sonuç doğurması için İcra Müdürlüğüne, Harçlar Kanunu’nda belirtilen oranlardaki feragat harcının yatırılması gerekmektedir. Saygılarımızla Forensis Hukuk Bürosu Not: Bültenimizde yer verilen açıklamalar, ilgili mevzuat çerçevesinde konuyu genel hatlarıyla ele alır tarzda hazırlanmıştır.

Size özel detaylı bilgi için bir hukuk bürosu ile bağlantıya geçmenizi tavsiye ederiz. : İCRA TAKİBİNDEN VAZGEÇME (FERAGAT)

Feragat ne zaman yapılabilir?

Hukuk Davalarında Sulhun Etkisi – Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Sulh halinde, mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre karar verir. Sulh halinde, mahkeme, eğer taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.