Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

KaMer Ne Demek?

Kamer Kürt ismi mi?

Kamer İsminin Anlamı Nedir? Kamer Ne Demek, Hangi Anlama Gelir? kökeni Arapça olan ve uzun yıllardır Türkiye’de kullanılan bir erkek ismidir. Rengini mavi olması ile beraber tarihi ve anlam açısından güzel bir ifade sunar. Ayrıca okunuşu üzerinden de sevilen bir isim olması nedeniyle, dönemlerde yeniden ilgi çekmiş adlardan biridir.

Kamer Ne Demek? Farklı anlamlara gelen Kamer ismi hem dini hem de kelime anlamı üzerinden ele alınır. – Ay – Sadık hizmetkar – ‘an-ı Kerim’in 54. suresi

Bütün bu yönleri ile her açıdan güzel bir isim olarak kamer adı öne çıkıyor. Hem anlamları hem de güzel bir telaffuz sunması üzerinden, erkek çocukları için verilebilecek etkili isimlerden biridir. Kamer İsmi Kur’an’da Geçiyor mu? Kamer ismini erkek çocuğu için kullanmak isteyen anne ve babalar Kur’an’da geçip geçmediğini de öğrenmeye çalışıyor.

  • Amer ismi Kur’an-ı Kerim’de geçer.
  • Ur’an-ı Kerim’in 54.
  • Suresine bakıldığı vakit bu isim yine aynı anlama üzerinden ele alındığı görünür.
  • Her açıdan değerli ve önemli bir cisim olması ile beraber, en sevilen isimlerden biri olduğunu söylemek mümkün.
  • Tek başına kullanılabilir veya isteğe uygun başka isimlerle de bir araya getirilebilir.

: Kamer İsminin Anlamı Nedir? Kamer Ne Demek, Hangi Anlama Gelir?

Kamer ismi ne anlama gelir?

İsim Tavsiye Et 1. Avcı kuş.2. Donmuş, katılaşmış şey.

Kamer Arapça ne anlama gelir?

Kamer, ay demektir.

Kamer ne demek kökeni?

Arapça ḳmr kökünden gelen ḳamar قمر ‘ay’ sözcüğünden alıntıdır.

Kürtlerin ilk ismi nedir?

Etimoloji – Kürt veya Kürd sözcüğünün etimolojisi oldukça tartışmalı bir konudur ve tam olarak nasıl türediği kesin olarak bilinmemektedir. Kürt sözcüğünün belgeli tarihi milattan sonra 6-7. yüzyıllardan başlar. Kürt sözcüğü en az 17. yüzyıla kadar bir kolektif kimlik terimi haline gelmedi.

Sözcük, bundan ziyade Kürtçe konuşan nüfusa (muhtemelen Kürtçe konuşmayan gruplar da dahil), komşu popülasyonlarca verilen bir isimdi. Bölgede yaşayan kitle için bu kimliğin ana belirteci klan ve aşiretlerinin belirledikleri mensubiyetleri olmuştur. İslam fetihlerinde, İran’ın fethinden sonra bu terim Arapçaya aynı şekilde kabul edilmiş ve özellikle İranlı göçebe kabileler için kullanılmıştır.16.Yüzyılda Şerefhan-ı Bitlisi’ye göre Kürtler dört gruptan oluşmaktadır: Kurmanç, Lur, Kelhor ve Goran ayrıca her biri farklı bir lehçe veya dil varyasyonu konuşmaktadır.

Kürt dilinin Şerefhan tarafından kaydedildiği şekliyle 16. yüzyıl kullanımının dilsel gruplamaya bakılmaksızın, yine de Kurmanç, Lur, Kelhor ve Goran’ı birleştiren Kuzeybatı İran ” Kürt ” etnik kimliğini yansıtabileceğini belirtmektedir. Arapça’da ise bu isim Kur’an da belirtilen ve Kürtler’in yaşadığı coğrafyada bulunan Cudi dağıyla ilişkilendirilmiş ve Kardu’ların atalarına Guti denmesi itibari ile bu teori daha da güçlü bir hal almıştır.

  1. Lasik antik çağda ise Grek kaynaklarında ilk kez MÖ 4.
  2. Yüzyılda Ksenofon tarafından kaleme alınmış Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı eserde modern Cizre bölgesi içinde kalan Cudi dağlarında yaşayan savaşçı ” Karduchoi ” halkından bahsetmektedir.
  3. Bu bilgiler dahilinde, Corduene veya Karduya’yı proto- Kürt bölgesi ve Kürtlerin ataları olarak kabul görülmüş ve bu görüş bazı akademik bulgular ile desteklenmiştir.

Ayrıca V.Minorsky Romalılar ve Yunanlar İran’da yaşayan Kürtler için ” Cyrtiiler ” dediklerini ve söz konusu bölgenin ilk kez ” Kardu ” isminin kullanıldığı Zagros Dağları ‘nın batısındaki topraklar içindeki Kürtler’i kast ettiklerini ifade etmiştir.

Kürt aslen nerelidir?

Kürtler کورد (Kurd)

Kürt güneşi
Toplam nüfus
36,4 – 45,6 milyon ( Paris Kürt Enstitüsü, 2017 tahmini)
Önemli nüfusa sahip bölgeler
Türkiye 14-16 milyon (tahmini)
İran 4.1 – 8.2 milyon
Irak 4.3 – 6.5 milyon
Suriye 2.4 – 3.1 milyon
Afganistan 200.000
Azerbaycan 6.100
İsrail 100.000
Lübnan 75.000 – 100.000
Gürcistan 40.000
Ermenistan 45.000
Türkmenistan 50.000
Almanya 600.000 – 1.200.000
Fransa 100.000 – 120.000
İsveç 25.000 – 30.000
Hollanda 70.000 – 80.000
İsviçre 60.000 – 70.000
Avusturya 50.000 – 60.000
Birleşik Krallık 25.000 – 80.000
Danimarka 8.000 – 10.000
Yunanistan 20.000 – 25.000
ABD 15.000 – 20.000
Kanada 6.000
Japonya 2.000
Diller
Kürtçe ( Sorani, Kurmanci ) Bunun yanında Türkçe, Farsça ve Arapça geniş bir kesim tarafından konuşulur.
Din
Çoğunluk: İslam (Çoğunluk Şafii Sünnilik, azınlık Hanefi Sünnilik ve Şiilik ) Azınlık: Ezidilik, Hristiyanlık, Zerdüştlük, Yahudilik

Kürtler ( Kürtçe : کورد, Kurd ), doğuda Zagros Dağları ‘ndan batıda Toros Dağları ‘na ve güneyde Hemrin Dağları’ndan kuzeyde Kars–Erzurum platolarına kadar uzanan coğrafi bölgede yoğun yaşayan, 2017 yılı tahminlerine göre dünyada yaklaşık 36–45 milyon nüfusa sahip olan İranî bir halktır,

Bugün dünyadaki en büyük Kürt nüfusu, 15–20 milyon civarı ile Türkiye ‘de bulunurken; İran, Irak ve Suriye ‘de de sayıları 3–8 milyon arasında değişen önemli Kürt nüfusları bulunmaktadır. Gerek Orta Doğu ‘daki siyasi ve sosyal karmaşa ve sorunlar, gerekse diğer sebepler dolayısıyla özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında oluşan göçler sonucunda Batı Avrupa başta olmak üzere Kuzey Amerika ve Orta Asya gibi farklı bölgelere yerleşmiş bir Kürt diasporası da mevcuttur.

Kürt sözcüğü en az 17. yüzyıla kadar bir kolektif kimlik terimi haline gelmedi. Sözcük, bundan ziyade Kürtçe konuşan nüfusa (muhtemelen Kürtçe konuşmayan gruplar da dahil), komşu popülasyonlarca verilen bir isimdi. Bölgede yaşayan kitle için bu kimliğin ana belirteci klan ve aşiretlerinin belirledikleri mensubiyetleri olmuştur.

Kürt kültürü yüzyıllarca süren etkileşimin de sonucuyla diğer Orta Doğu kültürleriyle çeşitli benzerlikler barındırırken, Kürt dinî inancı oldukça senkretik bir biçimde gelişmiştir. Bugün Kürtlerin çoğunluğu Şafii mezhebine bağlı Sünni Müslümanken, birçok farklı din ve inancın da mensuplarına rastlanır.

Bunlara ek olarak Ezidilik ve Ehl-i Hakk gibi Kürtler arasında ortaya çıkan ve Kürt kültür ve dinî anlayışıyla karakterize çeşitli dinî mezhep, akım ve inançlar da mevcuttur.

Kamer ismi Kur’an’da geçiyor mu?

M Harfiyle başlayan ve Kur’an-ı Kerim’de Geçen Erkek İsimleri – İşte Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen ve M harfiyle başlayan bazı güzel erkek isimleri: 1. Muhammed Peygamberimizin ismi olan Muhammed, güzel huylara sahip olan kişi demektir.2. Musa Dört büyük Peygamberden biri olan Musa ismi, Kur’an’da birçok yerde geçmektedir.3.

  1. Malik Melek adı olan Malik, bir şeye sahip olan anlamındadır.4.
  2. Mümin Kur’ân’ın 40.
  3. Sûresi’nin adıdır.
  4. Erkek ismi olarak kullanılır.5.
  5. Mustafa Sad suresinde geçen Mustafa ismi, seçkin kişi demektir.6.
  6. Muttaki Çekinen, ittika eden Allah’tan korkan 7.
  7. Mesut Mutlu, sevinçli, bahtiyar anlamına gelir.8.
  8. Mavera Bakara, Nisa surelerinde geçen hem kız hem de erkek ismi olarak kullanılan Mavera ismi, bir şeyin arkasında olan demektir.9.

Muhsin Bağışta bulunan, İhsan eden, iyilikte bulunan anlamına gelmektedir.10. Muhlis Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan anlamına gelmektedir.11. Mikdad Demir kesen anlamına gelir.12. Mazlum Halim, selim, sakin, sessiz. Zulüm görmüş 13.

Murat (Murad) Erkek ismi olarak kullanılır. Anlamı: Erişilmek istenen, olması ve gerçekleşmesi arzu edilen şey, istek, dilek, amaç.14. Muammer Ömrü uzun olan, uzun ömür süren, yaşayan 15. Melik Kur’an’da birçok ayette geçen Melik, Allah’ın isimlerinden biridir. Hükümdar anlamına gelir.16. Memati İsra, Enam surelerinde geçen Memati ismi, ölüm demektir.17.

Mürselin Allah tarafından gönderilen elçiler anlamında olan Mürselin, Kur’an’da birçok ayette geçmektedir.18. Mücahid Nisa ve Muhammed surelerinde yer alan Mücahid ismi, din uğruna savaşan anlamındadır.19. Mürsel Kur’an’da birçok ayette geçmektedir. Gönderilmiş insan demektir.20.

  • Metin Zariyat Suresinin 56.
  • Ayetinde geçen Metin ismi, kararlı, dayanıklı ve sebatkar anlamına gelir.
  • Ülkemizde yaklaşık 170 bin kişi Metin ismini taşımaktadır.21.
  • Mikail Dört büyük melekten biri olan Mikail ismi, Kur’an’da Bakara suresinde geçmektedir.22.
  • Mehdi Allah tarafından hidayet verilmiş olan.
  • Endisine rehberlik edilen.

Doğru yolu tutan. Şiilere göre 12 imamın sonuncusudur.23. Mecid Allah’ın isimlerinden olup, Kuranın çeşitli ayetlerinde geçer. Yüce, büyük anlamına gelir.24. Mahmut Peygamber Efendimizin isilmlerinden biridir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Aymira ismi ne anlama gelir?

Aymira İsminin Anlamı Nedir? Aymira İsmi Ne Demek ve Ne Anlama Gelir? İsimlerin anlamı, dönem dönem çeşitli nedenlerden dolayı araştırılır. Anne ve baba adayları bebekleri için doğru isim arayışında olabileceği gibi, daha önce hiç duyulmamış bir ismin anlamı da internet üzerinden kolaylıkla öğrenilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur, her ismin çeşitli anlamları olabilir; ancak tek bir kökeni vardır. Aymira isminin anlamı ve kökeni de son zamanların popüler arama konularından birisi olarak öne çıkmaktadır. AYMİRA İSMİNİN ANLAMI NEDİR? Aymira ismi de tıpkı diğer isimler gibi bir anlama ve kökene sahiptir.

Aymira isminin anlamı, kimileri tarafından beğenilirken kimleri tarafından beğenilmemektedir. Eğer Aymira isminin anlamı hakkında bilgiye sahip değilseniz, bilgi edinmek için içeriğimizden faydalanabilirsiniz.

AYMİRA İSMİ NE DEMEK, HANGİ ANLAMA GELİR? TDK’da yer alan bilgiler eşliğinde, Aymira ismi ne demek ve anlama gelir sorularının cevabı şu şekildedir; AYMİRA İSMİ KURAN’DA VAR MI, GEÇİYOR MU? Aymira ismi Kur’an-ı Kerim’de geçmemektedir ve Aymira ismini koymak caizdir. AYMİRA İSMİNDE KAÇ KİŞİ VAR? AYMİRA İSMİNİN ÖZELLİKLERİ

Aymira ismindeki kişiler için aile ve arkadaşlık kavramları önemlidir. Genellikle iş hayatında başarılı olurlar. Para harcamayı severler, para onlar için önemli değildir. Arkadaşları ve aileleriyle vakit geçirmekten keyif alırlar. Onlar için stil sahibi olmak değerlidir.

Aden ismi ne anlama gelir?

Aden isminin anlamı nedir? Aden ne demek Aden ismi, anlam olarak; “cennet bahçesi” anlamına gelir. Ayrıca, terimsel anlamına göre, biyolojik açıdan; salgı yapan organ ve bez anlamında kullanılmaktadır. Aden, bunların yanında, Yemen’deki bir liman şehrinin de adıdır.

  1. Aden İsminin Anlamı Aden isminin kökeni, Arapçadır.
  2. Özellikle, birinci anlamı; “cennet bahçesi” anlamında olup, bu anlamda kullanılır.
  3. Aden isminin, farklı özellikleri bulunur.
  4. Liderlik vasfı vardır.
  5. Aden ismindekiler, doğal bir liderdir.
  6. Endisine has görüş ve de düşüncelere sahiptir.
  7. Ararlarını, insanların etkisinde kalarak vermez.

Sorumluluk almaktan kaçınmayan, cesur insanlardır. Fakat bazı durumlarda cesaretlerini kontrol edebilmeli; hemen karar vermemeli ve esnek olabilmelidir. Diğer insanların düşüncelerini dikkate almalıdır. Aden ismindeki kişilerin, çoğu zaman yere sağlam basan bir kişiliği vardır ve güçlü olmayı severler.

Gücünü nerede veya ne zaman kimlere karşı kullanacağını da iyi bilirler. Yanlış bir şey yaptığı zaman, hatasını anlamakta geç kalmaz. Baskı altında olmayı sevmez; ama baskı altındayken bile, oldukça başarılıdırlar. Düzenli ve sistemli olmak, onlar için oldukça önemlidir. Fakat bazı durumlarda inatçı bir insan hâline gelebilirler.

Aden ismi, Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Aden ismi, Hud Suresi ve Necm Suresi’nde yer almaktadır. : Aden isminin anlamı nedir? Aden ne demek

Kuranda geçen Kamer ne demek?

Kamer, ay demektir. Sûre de ana fikir olarak, Kur’an’ı yalanlayanlar, çeşitli azap ve helâk örnekleri de verilerek uyarılmaktadır.

Gökteki Kamer ne demek?

Kamer Suresi Mekke döneminde inmiştir.55 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “el-Kamer” kelimesinden almıştır. Kamer, ay demektir. Sûre de ana fikir olarak, Kur’an’ı yalanlayanlar, çeşitli azap ve helâk örnekleri de verilerek uyarılmaktadır. İşte, Diyanet Meali ile birlikte Kamer Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu – Kamer Suresi mushaftaki sıralamada elli dördüncü, iniş sırasına göre otuz yedinci sûredir.

  1. Târık sûresinden sonra, Sâd sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur.
  2. İlk âyetinde geçen ve ” ay” anlamına gelen kamer kelimesi sûreye ad olmuştur.
  3. İşte, Kamer Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu KAMER SURESİ ANLAMI Kıyametin yaklaştığı uyarısını takiben müşriklerin inkârcılıktaki inat ve taassupları eleştirilmekte, kıyamet koptuğunda içine düşecekleri perişan hal tasvir edilmekte, ardından hakikatleri yalan saymada ısrarcı davranan geçmiş toplumların başına gelen felâketlerden örnekler verilmekte, suçluların ve takvâ sahiplerinin âhirette karşılaşacakları muameleyle ilgili uyarı ve müjdelere yer verilmektedir.

KAMER SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
3. Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.
4. Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
5. Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
6, 7. O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
8. Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
9. Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
10. O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
11. Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
13. Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
14. Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh’a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
15. Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
17. Andolsun biz, Kur’anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
18. Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!
19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.
20. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
21. Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!
22. Andolsun biz, Kur’anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
23, 24. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: “İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.”
25. “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.”
26. Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
27. (Salih’e şöyle demiştik:) “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”
28. “Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.”
29. Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
30. Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!
31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
32. Andolsun, biz Kur’anı, düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
33. Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
34, 35. Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.
36. Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
37. Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
38. Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
39. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
40. Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
41. Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
42. Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.
43. (Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
44. Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz” mu diyorlar?
45. O topluluk yakında (Bedir’de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
46. Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.
47. Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.
48. Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek.
49. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.
50. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)
51. Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?
52. İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
53. Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.
54. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.
55. Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

KAMER SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU

1. Ikterabetis saatu venşakkal kamer
2. Ve iyyerav ayetey yu’ridu ve yekulu sıhrun mustemir.
3. Ve kezzebu vettebeu ehvaehum ve kullu emrin mustekirr
4. Ve le kad caehum minel embai ma fihi muzdecer
5. Hıkmetum baliğatun fema tuğnin nuzur
6. Fe tevelle anhum yevme yed’ud daı ila şey’in nukur
7. Huşşean ebsarıhum yahrucune minel ecdasi keennehum ceradum munteşir
8. Muhtıyne iled a’ yekulul kafirune haza yevmun azir
9. Kezzebet kablehum kavmu nuhın fekezzebu abdena ve kalu mecnunuv vezducir
10. Fe dea rabbehu enni mağlubun fentesır
11. Fe fetahna ebvabes semai bimaim munhemir
12. Ve feccernel erda uyunen feltekal mau ala emrin kad kudir
13. Ve hamelnahu ala zati elvahıv ve dusur
14. Tecri bi a’yunina cezael li men kane kufir
15. Ve le kad teraknaha ayeten fe hel mim muddekir
16. Fe keyfe kane azabi ve nuzur
17. Ve le kad yessernal kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
18. Kezzebet adun fe keyfe kane azabi ve nuzur
19. İnna erselna aleyhim rihan sarsaran fi yevmi nahsim mustemir
20. Zenziun nase ke ennehum a’cazu nahlim munkaır
21. Fe keyfe kane azabi ve nuzur
22. Ve le kad yessernel kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
23. Kezzebet semudu bin nuzur
24. Fe kalu ebeşeram minna vahıden nettebiuhu inna izel lefi dalaliv ve suur
25. Eulkıyez zikru aleyhi mim beynina bel huve kezzabun eşir
26. Seya’lemune ğadem menil kezzabul eşir
27. İnna murslun nakati fitnetel lehum fertekıbhum vastabir
28. Ve nebbi’hum ennel mae kısmetun beynehum kullu şirbim muhtedar
29. Fe nadev sahıbehum fe teata fe akar
30. Fe keyfe kane azabi ve nuzur
31. İnna erselna aleyhim sayhatev vahıdeten fe kanu ke heşimil muhtezir
32. Ve le kad yessernel kur’ane liz zikri fe hel min muddekir
33. Kezzebet kavmu lutım bin nuzur
34. İnna erselna aleyhim hasıben illa ale lutnecceynahum bi sehar
35. Nı’metem min ındina kezalike neczi men şeker
36. Ve le kad enzerahum batşetena fe temarav bin nuzur
37. Ve le kad raveduhu an dayfihi fe tamesna a’yunehum fe zuku azabi ve nuzur
38. Ve le kad sabbehahum bukraten azabum mustekirr
39. Fe zuku azabi ve nuzur
40. Ve le kad yessernel kur’ane liz zikri fe hel mim muddekir
41. Ve le kad cae ale fir’avnen nuzur
42. Kezzebu bi ayatina kulliha fe ehaznahum ahze azizim muktedir
43. E kuffarukum hayrun min ulaikum em lekum beraetun fiz zubur
44. Em yekulune nahnu cemium muntesır
45. Seyuhzemul cem’u ve yuvelluned dubur
46. Belis saatu mev’ıduhum ves saatu edha ve emerr
47. İnnel mucrimine fi dalaliv ve suur
48. Yevme yushabune fin nari ala vucuhihim zuku messe sekar
49. İnna kulle şey’in halaknahu bi kader
50. Ve ma emruna illa vahıdetun ke lemhım bil besar
51. Ve le kad ehlekna eşyaakum fe hel mim muddekir
52. Ve kullu şey’in fealuhu fiz zubur
53. Ve kullu sağıyriv ve kebirim mustetar
54. İnnel muttekıyne fi cennativ ve neher
55. Fi mak’adi sıdkın ınde melikim muktedir

img class=’aligncenter wp-image-189362 size-full’ src=’https://labcianorte.com.br/wp-content/uploads/2023/10/nigesinebeketome.jpg’ alt=’KaMer Ne Demek’ /> KAMER SURESİ ARAPÇA OKUNUŞUNUN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ KAMER SURESİ TEFSİRİ Mekke döneminin ilk yıllarında Târık sûresinden sonra nâzil olmuştur. İlk âyetinde ayın (kamer) iki parçaya bölünmesinden bahsedildiği için bu adı almıştır. “İkterabet” ve “İkterabetü’s-sâa” sûresi olarak da adlandırılır.

Elli beş âyet olup fâsılası ر harfidir. Bölümler arasındaki anlam bütünlüğü sûrenin bir defada nâzil olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Mekkî sûrelerin genel karakteristiğine paralel olarak Kamer sûresinde de bazı kıyamet sahneleri etkileyici bir üslûpla tasvir edilip âhiret inancına vurgu yapılmıştır.

Sûrede ayrıca müminlere güven ve huzur verici, inkârcıları ise korkutucu mesajlar yer almaktadır. Üç bölüm halinde ele alınabilen sûrenin ilk bölümü (âyet 1-8) kıyametin yaklaştığından ve ayın yarılmasından bahseden âyetle başlar. Bu âyetin, Mekkeli müşriklerin Hz.

Peygamber’den bir mûcize göstermesini istemeleri üzerine nâzil olduğu nakledilmektedir (Taberî, XXVII, 50). Âyetteki ayın yarılması ifadesi müfessirlerin çoğunluğu tarafından zâhirî mânada anlaşılmış ve Resûl-i Ekrem zamanında ayın gerçekten yarıldığı belirtilmiştir (bk. İNŞİKĀKU’l-KAMER). Ancak Kur’an’da pek çok örnekte görüldüğü üzere, bu âyetteki geçmiş zaman kipindeki fiillerin, aslında gelecekte vuku bulacak kıyamet olayı ile ayın ikiye bölünmesi şeklinde gerçekleşecek kozmik olayın kesinlikle vuku bulacağına işaret ettiğini söyleyenler bulunduğu gibi, “Ay ikiye bölündü” cümlesini mecazi bir ifade kabul eden ve bunu, “Durum açıklık kazandı” şeklinde açıklayanlar da olmuştur (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “şķķ” md.).

Bu bölümde ayrıca inkârcıların kıyamet günündeki sıkıntılı durumlarına temas edilir. İkinci bölümde (âyet 9-42) Nûh, Âd, Semûd, Lût ve Firavun kavimlerinin de peygamberlerini yalanladıkları belirtilerek bunların uğradıkları cezalar etkileyici bir üslûpla anlatılır.

Bu ifadeler arasında, “Andolsun ki biz bu Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık; ondan ders alan yok mudur?” meâlindeki cümle dört defa tekrar edilerek Kur’an üzerinde düşünmenin, ışığıyla aydınlanmanın herkes için gerekli olduğuna ve onun, her insanın yararlanabileceği ölçüde rahat anlaşılabilen bir ifade ve üslûp taşıdığından bu hususta herhangi bir mazeret ileri sürülemeyeceğine işaret edilmektedir.

Sûrenin üçüncü bölümünde (âyet 43-55) inkârcılara yönelik uyarılar tekrarlanır ve yenilmez zannettikleri topluluklarının hezimete uğrayacağı bildirilir. Burada müminlere Allah’ın yardımının geleceği belirtilmek suretiyle onlara güven verilmektedir. “O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacak” meâlindeki 45.

Âyetin, bu sûrenin inmesinden kısa bir süre sonra meydana gelen Bedir Gazvesi’nde Kureyş’in müslümanlar karşısında bozguna uğrayacağını müjdelediği kabul edilir. Hz. Ömer hangi topluluğun hezimete uğrayacağını merak ettiğini, ancak Bedir Gazvesi’nde Resûlullah’ın bu âyeti okuduğunu görünce âyette zikredilen topluluğun Kureyş ordusu olduğunu anladığını belirtmiştir (İbn Kesîr, IV, 266).

Âyetin Bedir Gazvesi günü Ebû Cehil hakkında nâzil olduğu da rivayet edilmektedir (Aynî, XVI, 52). Sûrenin bu bölümünde ayrıca her şeyin belirli bir plan ve düzen (kader) içinde yaratıldığı belirtilir (âyet 49). Müşriklerin Hz. Peygamber’e gelerek kader konusunda tartışmaya başlamaları üzerine bu âyetin nâzil olduğu nakledilir (Vâhidî, s.228).

Sûre, takvâ sahiplerinin cennette nâil olacakları nimetlerden bahseden âyetle sona erer. Resûl-i Ekrem’in önemli toplantılarda ve bayram namazlarında yeniden diriliş, tevhid ve peygamberliğin ispatı gibi önemli konuları ihtiva eden Kāf ve Kamer sûrelerini okuduğu rivayet edilir (Müslim, “Śalâtü’l-Ǿîdeyn”, 14, 15; Nesâî, “Śalâtü’l-Ǿîdeyn”, 12; İbn Kesîr, IV, 260).

Bazı tefsirlerde yer alan, “Kamer sûresini gün aşırı okuyan kimseyi Allah kıyamet gününde dolunaya benzer bir yüzle diriltir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 42) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, I, 1010). Kamer sûresi üzerine bazı çalışmalar yapılmıştır.

Kamer Olayı Nedir?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Muhammed bölünen Ay’ı işaret ederken.16. yüzyıldan kalma bir falnameden alınan bu anonim resimde Muhammed yüzü görünmeyecek şekilde resmedilmiştir. Kur’an’da muallakat şairlerinden İmruʾu’l-Kays ‘ın şiirinde de kullanılan “Kıyamet yaklaştı ve Ay yarıldı” ifadesi ve bağlantılı rivayetler Muhammed’in bir el işaretiyle Ay’ın gökyüzünde ikiye ayrılıp tekrar birleşerek en büyük mucizelerinden birisini gösterdiği inancının Müslümanlar arasında yerleşmesine yol açmıştır.

Kamer kelimesinin eş anlamlısı nedir?

Ay Eş Anlamlısı Nedir? Ay Kelimesinin Eş Enlamı Olan Sözcükler Ay sözcüğünün anlamıyla aynı anlama sahip olan kelimelerden biri de, kamer sözcüğüdür. Kamer ve ay birbirlerinin yerine aynı anlamı temsilen kullanılabilir. Ay Eş Anlamlısı Nedir? Eş anlamları hakkında merak edilen kelimelerden biri de ay sözcüğüdür.

  • Ay sözcüğü çok yaygın olarak tercih edilen kelimelerden biridir.
  • Elime bilgilerini geliştirmek isteyenler, ay sözcüğünün de sahip olduğu eş anlamları araştırabiliyor.
  • Ay sözcüğü yerine kamer sözcüğü de kullanılabilir.
  • Aynı anlamları taşıyan ay ve kamer sözcükleri birbirlerinin yerine kullanılabilir.
  • Ay Kelimesinin Eş Anlamı Olan Sözcükler Ay kelimesinin sahip olduğu eş anlamlar arasında, kamer sözcüğü de bulunuyor.

Kamer ve ay aynı anlamı ifaden eden kelimelerdir. Cümle içinde ay ve kamer aynı anlamı ifade ederek kullanılabilir. : Ay Eş Anlamlısı Nedir? Ay Kelimesinin Eş Enlamı Olan Sözcükler

Kamer ne demek tarih?

Sözlükte ‘yarılmak, bölünmek’ anlamındaki inşikāk ile ‘ay’ mânasına gelen kamer kelimelerinden oluşan bu tabir ‘ ayın iki parçaya bölünmesi ‘ demektir.

Ya kameri ne demek?

Kamerî Ne Demek? Kamerî TDK sözlük anlamı nedir? –

  • Kamerî kelimesinin TDK sözlüğe göre 1 farklı anlamı vardır.
  • Kamerî kelimesinin kökeni Arapça dilidir.
  • Kamerî kelimesinin Arapça dilindeki karşılığı ḳamerī şeklindedir.

Kamerî TDK sözlük anlamı şu şekildedir:

sıfat,eskimiş Ayla ilgili

Kürtlerin babası kim?

Tanzimat sonrası – En güçlü Osmanlı reformları olan Tanzimat ‘tan sonra, Nizip Muharebesi ‘nda Osmanlı’nın yanında yer alan eski bir Osmanlı müttefiki olan Bedirhan Bey, daha sonra özerkliğini yeniden sağlamak ve artan merkezileşme talebine karşı savaşmak için isyan etti.1847’de bağımsızlığını ilan edecekti.

  • Bedir Han Bey, Yezîdîler ve Süryaniler sert bir şekilde İslamlaştırdı ve zulmetti.
  • Hıristiyanlara yönelik artan zulüm, Avrupalı Güçlerin Osmanlılara Bedirhan Bey’i durdurması için baskı yapmasına yol açtı.1847’de Ömer Lütfi Paşa liderliğindeki 12.000 Osmanlı birliği Bohtan’ı işgal etti.
  • İntikam peşinde koşan Yezidiler, başlangıçta çatışmayı kazanan ancak üst düzey komutanlarından birinin Osmanlı İmparatorluğu’na firar etmesiyle kaybedecek olan Bedir Han Bey’e karşı Osmanlılarla ittifak kurdu.
See also:  Qual O Ddd Da Claro?

Bedir Han Bey, 4 Temmuz 1847’de Eruh ‘ta teslim oldu. Kürdistan Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1846-1867 yılları arasında yaklaşık 21 yıl süren bir eyaletti. Bedir Han Bey’in yenilgisinden sonra Osmanlı Kürt topraklarının büyük bir kısmı merkezi hükümetin kontrolü altına girdi.1876’da II.

Abdülhamid iktidara gelecekti. II. Abdülhamid döneminde Osmanlı ve Kürt ilişkileri bir süre düzeldi. II. Abdülhamid, Osmanlıcı bir düşünceden çok Ümmetçi bir düşünceyi benimsedi. Bu, Kürdistan’da pek çok şeyhin, özellikle de o sırada Kaçar Hanedanı ‘la bir çatışmayla uğraşan Şeyh Ubeydullah Nehri ‘nın yükselmesine izin verecektir.

Şeyh Ubeydullah, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ‘nda askerlerinin küçük bir kısmını Osmanlı Ordusu’na yardıma gönderdi.1879 yazında, Şeyh Ubeydullah’ın bazı Kürt aşiret reislerine “tüm Hıristiyanları topraktan silip süpüreceğine” söz verdiği söylentileri yayıldı.

Bir yıl sonra 1880’de Şeyh Ubeydullah’a “Ermenilerin Van’da bağımsız bir devlet kuracakları ve Nasturilerin (Süryanilerin) İngiliz bayrağını çekecekleri ve kendilerini İngiliz tebaası ilan edecekleri” söylendiği bildirildi. Şeyh Ubeydullah, “kadınları silahlandırmak” zorunda kalsa bile buna asla izin vermeyeceğini söyleyerek cevap verdi.

Şeyh Ubeydullah, Sultan II. Abdülhamid’e yazdığı bir mektupta, Müslümanların bir “Ermeni devleti” kurulmasına izin vermeyeceğini bildiriyor ve Tanizmat’ın Halife’nin gücünü iyice yıprattığını söylüyordu. Şeyh Ubeydullah’a göre Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Kürtlerin sayısı 500.000’den fazla aileydi.

  • Savaşın ardından, Osmanlı İmparatorluğu’na, özellikle de Kürtlerin yanı sıra bazı Anadolu Türkmenlerin yaşadığı Doğu bölgelerine büyük zarar verdi.
  • Itlığın bir sonucu olarak birçok Kürt, yardım için zengin bir İslam alimi olan Şeyh Ubeydullah’a döndü.
  • Itlıkla mücadelede verdikleri kötü karşılık nedeniyle Osmanlılara karşı isyana hazırlandı.

Şeyh Ubeydullah sonunda ayaklandı ve aynı anda Rus İmparatorluğu, Osmanlılar ve Kaçar İran’a karşı savaştı. Osmanlılara yenildi ve İstanbul ‘a götürüldü, ancak daha sonra başka bir isyan düzenlemek için memleketi Şemdinli ‘ye kaçtı, ancak bir kez daha yakalandı ve Hicaz ‘a sürüldü.

  1. II. Abdülhamid Kürt yanlısı bir politika izlemeye çalıştı.
  2. Ürtler tarafından o kadar sevildi ki, kendisine “Kürtlerin babası” anlamına gelen “Bavê Kurdan” lakabı takıldı. II.
  3. Abdülhamid, 1890’da Hamidiye Alayları birliğini kurdu.
  4. Hamidiye alaylarinde askerlerin çoğunluğunu Kürtler oluşturacaktı.
  5. Hamidiye alaylari, Hamidiye Katliamları sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun doğusunda yaşayan Ermenileri taciz etti ve katletti.

Hamidiye alaylari, 1895 Diyarbakır katliamlarında da Süryanileri katletmiştir.1908 yılı civarında laik olan Türk milliyetçiliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun yolunu tuttu ve II. Abdülhamid’in İslamcı ve Ümmetci politikalarına meydan okudu. Milliyetçi Jön Türkler ve İTC tarafından Temmuz 1908 Jön Türk Devrimi, II.

  1. Abdülhamid’i Osmanlı Meclisi ‘ni ve II.
  2. Abdülhamid’in parçalanan Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki mutlak egemenliğini sona erdiren Osmanlı Anayasasını yeniden kurmaya zorladı.
  3. Abdülhamid II’nin Kürt yanlısı politikası, onun İslamci-Ümmetci gündeminin bir parçasıydı.
  4. Ümmetcilik, çoğunluğu Sünni Müslümanlardan oluşan Kürtler de dahil olmak üzere tüm Müslümanları birleştirmeyi amaçlar.

Kürtler ikiye bölündü, bazıları II. Abdülhamid’i, bazıları da İttihat ve Terakki’yi destekledi. Mutlak güçle hüküm süren son Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in saltanatı 27 Nisan 1909’da sona erdi.1915’te Ermeni Kırımı sırasında bazı Kürt aşiretleri İttihat ve Terakki’ye yardım etti.

Bu sırada Kürtler, İttihat ve Terakki’nin eylemlerine karşı çıkanlar ve eylemleri destekleyenler ile bir kez daha bölündü. Şubat 1915’te Simko, Osmanlı Ordusu’nun kendisine yardım ettiği Haftevan’da Ermeni ve Süryani katliamı düzenledi. Yaklaşık 700-800 Ermeni ve Süryani öldürüldü.1913 Osmanlı darbesinden 3 yıl sonra, 1916’da Kürt tehciri başladı.

Talat Paşa, tehcirlere atıfta bulunarak şunları söyledi: “Kürt muhacirlerin tehcir edildikleri her yerde aşiret hayatlarını ve milliyetlerini devam ettirmelerini engellemek için, aşiret reislerinin halktan ve bütün etkili şahsiyet ve liderlerden kesinlikle ayrılması gerekir.

  • Onya ve Kastamonu illeri ile Niğde ve Kayseri ilçelerine ayrı ayrı gönderilmesi gerekiyor.
  • Gidemeyecek durumda olan hasta, yaşlı, kimsesiz ve yoksul kadın ve çocuklar Maden kasabası ve Ergani ‘ye yerleştirilerek destek sağlanacak ve Behremaz ilçeleri, Türk köylerinde ve Türkler arasında dağıtılacak.” Göçebe bir halk olan Kürtler, bu tehcirlerden sonra zorla yerleşik hale getirilmiş ve yerleşik hayata geçirilmiştir.

Diyarbakırlı Kürtler başka yerlere gönderilirken, Balkanlardan gelen göçmenler devlet tarafından oraya yerleştirildi. Kürtlerin Diyarbakır’a dönmek için izin almaları gerekiyordu.1916’da Rus imparatorluğunun Revandiz Katliamı ve Süryaniler ve Ermeniler 8.000 Müslüman Kürd’ü katletti.1916’da Bitlis, Erzurum, Palu ve Muş ‘tan yaklaşık 300.000 Kürt kış aylarında Konya ve Gaziantep ‘e gönderildi ve çoğu kıtlıkta öldü.

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından ve Türkiye’nin kurulmasından sonra bile sürgünler Kemal Atatürk döneminde devam etti.
  • Yine 1916’da Osmanlı’nın yıkılmasında büyük rol oynayan Arap Ayaklanması yaşandı.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve eski Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalı Güçler tarafından bölünmesinden sonra, Kürtler yeni oluşturulan Türkiye, Fransız Suriyesi ve İngiliz Irak’ı arasında bölündü.

Mahmud Berzenci liderliğindeki küçük bir krallık olan Kürdistan Krallığı, İngilizlerin çizdiği sınırlara karşıydı. Kürdistan Krallığı, 1921’den 1925’e kadar sürdü ve İngiliz Irak’ının geri kalanı tarafından emildi.

Kürtlerin en büyük atası kimdir?

Giriş: Kürtler in kökenlerine dair anlatımlar, 700’den sonra yazılan ilk dönem İslâmî kaynaklardan beri bulunmaktadır. Gerek tarihî şahsiyetler, gerekse ‘Dehhâk Efsânesî’ üzerinden oluşturulan bu kurgu, 1800’lerden sonra Batılı seyyah, diplomat ve akademisyenlerin dahiliyle yeni bir aşamaya evrilmiştir.

  1. İki yüz yıllık bu zaman zarfında ‘Kürd’ kelimesinin etimolojisine yönelik açıklamalarla da genişletilen bu literatüre, maalesef siyasî ve ideolojik nedenlerle çok çeşitli zeminsiz teoriler de eklenmiştir.
  2. Ürtlerin geçmişi şimdiye kadar ‘Karduckhi’, ‘Med’, ‘Gutî’, ‘Mitani’ gibi antik milletlerle ilişkilendirilerek dile getirilmeye çalışılmıştır.

Bu yazıda; Kürtlerle yakın temasta bulunan İslâmî (Arapça, Farsça, Osmanlıca, Çağatayca, Kürtçe), Hristiyan Doğu (Gürcü, Ermeni, Süryani, Rus) ve Hristiyan Batı (Grekçe, Latince, İngilizce, Fransızca, Almanca) kaynakları kullanılarak tarihsel süreçte Kürdlerin kökenlerine dair ifadeler bir araya getirilmiştir.

Ürtler tarihsel süreçte kendilerini hangi adlarla tanımladılar? Yine Kürtlerle iletişimde olan milletler Kürtlere hangi isimleri verdiler? Eldeki veriler bizlere bugünden en eski geçmişe kesintisiz bir süreklilik bağlamında açıklama olanağı veriyor mu? Öncelikle en sonda söylememiz gereken bilgiyi kısaca anlatalım: Çok çeşitli lehçelerin, dinlerin, inanç ve mezheplerin, aşiretlerin bulunduğu, geniş bir coğrafyaya yayıldığı kaynaklarla sabit olan bu ırka 800’den beri “Kurd/Kerd/Kert/Kord/K’urd” adı verilmektedir.

Günümüzde her dilin ses ve alfabesine göre farklılıkla yazılan ‘Kürd’lere; bu sözcük yayılmadan önce 600-1400 yılları arasındaki Ermeni-Süryani kaynakları ‘Maruc, Mar, Med’ denildiği; Herodotus’un (M.Ö. yaklaşık 484-425) “Historiai” isimli kitabına göre de bu kavramdan önce kendilerini “Aryan/Αριοι- Arioi'” olarak nitelendirdikleri görülmektedir.

Günümüzde ‘İran’ kelimesinde yaşayan ‘Êran/Aryan’ sözcüğünün gerçekten de Kürtlerle bir ilişkisi var mı? Birçok aşiretin altında kümelendiği “Kürd/Kurd” adı nereden gelmektedir? İtalyan gezgin Pitro Della Valle (1586-1652); İtalyanca, sonradan Fransızcaya da çevrilen ‘Seyahatname’ sinde Ksenophon’un bahsettiği “Karduklar” ı Kürtlerin ataları olarak tanımlamıştır.

Takip edebildiğimiz kadarıyla bu iddia Avrupa dillerinde yazılmış olan birçok kaynakta dile getirilmiştir. Ancak 1700’lerden itibaren arkeolojik buluşların gerçekleştirilmesi ve eski kaynakların yayımlanması ve çevrilmesine müteakip ‘Kürdlerin’ atalarına yönelik bir başka iddia da dile getirilmiştir.

  1. Birkaç yıl Kürtler arasında da bulunan ünlü Alman tarihçi B.G.
  2. Niebuhr (1776-1831) ise biraz farklı bir iddiayı dile getirerek ‘Aramiler’, ‘Medler’ ve ‘Persler’ in ortak ata olarak Kürtlerden geldiğini savunmuştur.1850’lerden beri süregelen modern araştırmalarda da Kürtlerin ataları olarak Medler gösterilmektedir.

Bu sadece Avrupalı gezgin/yazar/bürokrat kimlikli şahsiyetlerin tek görüşü değildir. Kürt aşiret ileri gelenleri ve okumuş kesimleri de aynı görüşü paylaşmaktadır. Hatta ilk Kürt gazetesi ‘Kürdistan’ ile 1908-22 yılları arasında yayınlanan ‘Jîn’, ‘Rojî Kürd’, ‘Kürd Teavün ve Terakki’, ‘Kürdistan’, ‘Şark ve Kürdistan’ gibi gazete ve dergilerde bu görüş doğrultusunda yazılar kaleme alınmış veya çeviriler yapılmıştır.

Ksenofon’un (m.ö.431-m.ö.354) “Anabasis” ini 2011 yılında Eski Yunanca’dan Türkçe’ye çeviren Oğuz Yarlıgaş, “Kardukhia (2014, ss:259)” sözcüğüne düşürdüğü 249’ncu dipnotta “Bazı araştırmacılar tarafından bugünkü Kürtlerin atası olarak görülen kavmin yaşadığı bölge. Söz konusu bölge Dicle (Tigres) nehrinin batısında kalmakta ve Armenia’dan Botan Çayı (Kentrites) ile ayrılmaktadır (2014, ss:644)” ifadesini kullanmıştır.

Van doğumlu bir Ermeni olan Arshak Safrastian (ö.1958); İngiltere hükümeti görevlisi olarak 1915-16 yılları arasında Kürtlerle kurmuş iletişimine dayanarak 1948 yılında yazmış olduğu “Kurds and Kurdistan” kitabında “Guti, Kassit, Lulu, Med” gibi milletleri Kürdlerinı atalar arasında saymıştır.

Vladimir Minorsky (1877-1966); 1938’de Doğu Bilimcileri Kongresi’nde Kürtlerin kökenini Medlere dayandıdığı tezini ortaya koymuştur. Ermeni tarihçi George A. Bournoutian (d.1943) ise “A Concise History of the Armenian People”; “From Ancient Times to the Present” isimli kitabında Kürdlerin kökenini hem Med’lere hem de Urartu’lara dayandırmıştır.

Peki, bu araştırmacıların dayanak noktası nelerdir? KaMer Ne Demek İngiltere Foreign Office tarafından 1920 yılında bastırılan “Armenia and Kurdistan” isimli kitapta Kürtlerin en eski ataları ‘Guti’ ve ‘Carduchi’ lerin gösterimi. ss:24. Yeryüzünün yedi ırkı: İslâmî inanca göre ilk yaratılan insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’dır.

İnsanoğlu bu iki şahsiyetten çoğalmış ancak öyle günaha bulaşmışlar ki, Hz. Nuh döneminde ‘Tufan’ yaratılarak sadece Hz. Nuh’un gemisine binenler kurtulmuştur. Ve insanoğlu yeniden Hz. Nuh’un zürriyetinden çoğalmıştır. Şu an yeryüzünde bulunan tüm ırklar; Hz. Nuh’un gemisinin Gutî/Cudî/Kürd(istan) Dağları’na inmesinden sonra burada Hz.

Nuh’un Sâm, Hâm ve Yafes isimli üç oğlundan türemiştir. Seyyid Mehmed Rıza’nın (ö.1783) 1737 yılında yazımını tamamladığı “Es-Sebʿü’s-Seyyâr Fî Ahbâr-ı Mülûki’t-Tatar” isimli eserinde bu üç şahsiyetten türeyen insanların hangi coğrafyalarda meskûn oldukları şu şekilde dile getirilmiştir: Şâlıh bin Erfahşed bin Sâm ve ‘Âd bin Erfahşed bin Semûd ve Cedîs ve Câsim ve Tasm ve Sahâr ve Okar ile arâzî-i bilâd ve kılâ’-i Hicâz ve Yemen ve Tihâme ve Necd ve ‘Arûz’a ‘ârız kezâlik ‘Irak bin ‘Aylam bin Sâm bilâd-ı Isfahân ve Rey ve Kazvîn ve Hemedân ve Lûristân ve Erdelân ve Deylem ve Gîl’an’a müte’ârız ve Horâsân bin ‘Aylam bilâd-ı Sicistân ve Zâbulistân ve Bedahşân ve Tohâristân ve Belh ve Herât ve Nişâbur ve Merv ve Mâzenderân ve Taberistân’a revân oldılar.

Ve Hevkel bin ‘Aylem bilâd-ı Mâverâü’n-nehr ve Hârezm’e ‘azm ve Ahvâz bin Bûruh bin Sâm bilâd-ı Hûzistân ve Fârs ve Kirmân’da tavattuna cezm idüp ve Armen bin Nevzd bin Sâm bilâd-ı Âzerbâycân ve Arrân ve Şirvân ve Gürcistân ve Ahlât ve Ercîs ve Teblîs ve Erzene’r-rûm’ı merzbûm ve ‘Amlık bin Lâvez bin Sâm mukaddemâ arz-ı ‘Amâlık’da ârâm itmişiken bi-hasebi’l-iktizâ vatar-ı kazâ içün bilâd-ı Anatolı ve Karamân ve Trabzon ve Sivâs’da tavattun ile rağbet-i diyâr-ı Rûm idüp Ken’ân bin Nefr bin Sâm bilâd-ı ‘Irâk-ı ‘Arab ve Cezîretü’l- ‘Arab ve Şâhid’de karâr ve Türk bin Yâfes dahi Çîn ve Kemârî ve Minsek ve Sicistân ve Hazez nâm birâderleri ile semt-i şark ve şimâlde bilâd-ı Türkistan ve Hıtây ve İbir ve Sibir ve Bulğâr ve Deşt-i Kıpçak’da istikrâr bulup Bâric dahi Saklâb ve Rûs nâm karındaşları ile bilâd-ı Rûmili ve Engürûs ve Leh ve Ukranya ve Kırım ve Moskov’a ‘âzim ve Kût bin Hâm birâderleri Berber ve Küş ve Zenc ve Habeş ile cânib-i ğarb u cenûbda bilâd-ı Cerîd ve Fâs ve Cezâyir ve Tûnus ve Trâblus ve Berka ve Mısr ve Sûdân’da ârâma câzim oldılar.

Ve Bure Frenk bin Kût bilâd-ı Engürûs ve Ağalya ve İtalya ve Cermanya ve İsfendiya’da Dornik ve ebnâ-yı Küş’den Sinev bilâd-ı Mekrân’da güzerân-ı vakt itmeğe âheng edüp Dîdeha ve Tûrân ve Hind nâm birâderler bilâd-ı Cüzerât ve Mînibâr ve Ma’ber’i makarr itdiler.

Mürûr-ı eyyâm ile evlâd-ı Sâm on dokuz ve Yâfesiyân otuz altı ve Hâmiyân on yedi fırka vü aksâm olup hübûtdan ol zamâna gelince yek-zebân elfâz-ı Süryânî iken tebdîl-i mekân ve şiddet-i bâd-ı tûfân-nişân-ı kahr-ı Yezdân mûceb-i tebelbül-i lisân olmağla ancak sükkân-ı arâzî-i Bâbil olan fırka-i Ken’âniyân misâl-i belâbil ü ‘anâdil-i hânegî lisân-ı Süryânî ile gûyân ve mâ’adâsı mürğ-i vahşî-vâr ağsân-ı şecere-i ‘âlemde terennümât-ı gûn-â-gûn ile nağme-sencân oldular (Yavuz Söylemez, 2016, ss:7-8).

Milâdî yedinci asırdan itibaren örnekleri verilmeye başlanan ilk dönem İslâmî kaynaklara göre mevcut olan bütün insanlar temelde şu yedi ana gruptan türemiştir: Hint, Çin, Keldânî/Süryânî, Arap, Fars, Yunan/Roma ve sonradan bunlara Türk’ler eklenmiştir.

Ebü’l-Kâsım Sâid b. Ahmed b. Abdurrahman b. Muhammed el-Endelüsî el-Kurtubî et-Tuleytılî’nin (ö.1070) on birinci asırda Arapça olarak kaleme aldığı “Tabakâti’l-Ümem/Milletlerin Bilim Tarihi” isimli eserinde bu sınıflandırmayı açıkça görmekteyiz (Ramazan Şeşen; 2019). Amasyalı Şükrullah’ın (ö.1460) 15. asırda telif ettiği Farsça “Behcetü’t-Tevârîh” isimli eserinde de bu sınıflandırma aynen sürdürülmüştür.

Şükrullah’a göre Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar olan zaman dilimine dair Mecûsiler’e göre 6172; İsrailoğulları’na göre 4340; Hristiyanlara göre 5972 ve Müslümanlardan Abdullah b. Abbâs b. Abdulmuttalib’e göre (en doğru rivayet olarak gösterilmiş) 6075 yıl geçmiştir. KaMer Ne Demek Adem ile Havva, Antoloji (GF L.A.161) Gülbenkyan Koleksiyonu, Lizbon. Londra British Museum’da yer alan Antoloji ise (BL Add.27261), 1410-11. Mehmet Zaîm Efendi’nin 1578 yılında tamamladığ ı “Câmi’ü’t-Tevârîh” inde coğrafi iklimlerin yedi olduğu gibi; Hz.

Âdem’den sonra insanlığın yedi fırkaya ayrıldığı belirtilmiştir: () her gürûhı bir memlekete mensûb olmağla ol diyâr ol nâmla zikr olındı. Bu fırkanun biri Çin ve biri Türk ve biri Rûm ve biri ‘Arab ve biri Fârs ve biri Hind ve biri Habeşe’dür (Ayşe Nur Sır, 2007, ss:34). Kürd b. İsfendiyâr Teorisi: Mes’ûdî lakabıyla bilinen Ebü’l-Hasan Ali b.

el-Hüseyin b. Ali’nin (ö.956) günümüze ulaşabilen “Mürûcü’z-Zeheb” ve “et-Tenbîh ve’l-İşrâf” isimli eserlerinde ‘Kürd’ lerin kökeni ve etnik adına yönelik bilgiler bulunmaktadır. Mes’ûdî; “et-Tenbîh ve’l-İşrâf” ında Fars Hükümdarları’nın ikinci kuşağı olan “Bel’an” lardan söz ederken 120 yıl hüküm sürdüğünü belirttiği Menûçehr’in Îrec b.

Ferîdun’un soyundan olduğunu ve Ferîdun’la arasında 13 nesil bulunduğunu belirtirken ‘Fars Halkları ile hükümdarlarının çoğunun’ Menûçehr’in 7 oğlunun soyundan olduğunu belirtmiş ve Farslara göre “Kürdler de Kürd b. İsfendiyâr b. Menûçehr’in çocuğudur” bilgisini, Kürt aşiretlerini ve yaşadıkları coğrafyaları paylaşmıştır.

(Çev: Mithat Eser, 2020, ss:108).D. Ahsen Batur’un eserin orijinaline ne kadar sadık kaldığını bilemediğimiz “Altın Bozkırlar” isimli Türkçe çevirisine baktığımızda Mes’ûdî; “Mürûcü’z-Zeheb” ında (2004) Kürtlerin kökenine dair farklı görüşleri bir arada vermiştir.

  • Imine göre Kürdler, Rebia b. Nizar b. Maad b. Adnan b. Bekr b.
  • Vail’in soyundan gelmektedirler” diyen Mes’ûdî; ayrıca Dehhak efsanesini de şu şekilde aktarır: Bir başka rivayete göre, daha önce bu kitapta hakkında çok bahsedilen, Arap ve Acemlerin hangi taraftan olduğu konusun da bir türlü mutabakata varamadığı Dahhak’ın omuzlarında iki yılan çıkar.

Bu yılanlar, insanların beyniyle beslendiği sürece Dahhak’a herhangi bir acı vermezler. Bu yüzden Dahhak, Farslar’dan birçok insanı ortadan kaldırdı. İnsanlar bir araya gelerek Efridun’un önderliğinde Dahhak’a karşı savaşmaya karar verdiler. Kendilerine deriden bir sancak yaptılar.

Buna Farslar ‘Direfş kaviyan’ derler. Efridun, Dahhak’ı ele geçirdi ve sözünü ettiğimiz Dünbavend dağına bağladı. Dahhak’ın veziri her gün bir koyun ve insan boğazlar, beyinlerini karıştırarak, Dahhak’ın omuzlarındaki iki yılanın karınlarını doyurur ve kurtulanları dağlara gönderirdi. İşte bu dağlara kaçanlar orada vahşileştiler ve çoğaldılar.

Kürdler bu şekilde türemiştir. Sonra soyları çeşitli gruplara ayrıldı. (2004, 191-2) Dahhâk Efsânesi: Eldeki yazılı kaynaklara olan bilgilerimize göre Kürtlerin kendi asılları ve tarihlerine yönelik yazdıkları ilk eser Ebû Hanife Dinewerî’nin (820-896) şimdiye kadar literatüre dahil edilmeyen ancak 19’ncu yüzyıla kadar varlığı kesin olarak bilinen “Ensabu’l-Ekrâd/Kürdlerin Soykötüğü” isimli eseridir. KaMer Ne Demek Abdülmelik bin Muhammed b. İsmâ’il Se’âlibî Nîşâbûrî’nin (961-1038) ilk iki cildi gönümüze ulaşabilen dört ciltlik “Gurretü’l-Ahbâr Mülûkü’l-Furs ve Sîyerihim” isimli eserinde Kürtlerin kökenine dair Dehhâk Efsânesi’nin yer aldığı sayfa.H. Zotenberg, 1900, ss:26.

Firdewsî’nin (ö.411/1021) 370-80/980-90 yılları arasında yazdığı ve son şeklini 1018 yılında aldığı düşünülen 60 bin beyitlik Farsça “Şehnâme” sinin Osmanlı padişahlarından II. Murad’ın emriyle “Fârisî’den (Pehlevîce dili) Türkîyye (Osmanlıca)” ye 854/1450-51 yılında yapılmış olan ve mütercimi ile müstensihi şimdiye kadar bilinmeyen 330 varaklı mensur tercümesinin (Birinci Kısım: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine, 1116; İkinci Kısım: TSMH, 1518) “Nişten Dahhâk Ber-taht-ı Cemşîd (8b, 9a-9b; 2020, ss:153-4)” alt başlığında Kürtlerle ilgili “Dehhâk Efsanesi” ne değinilmiş; Îran/Aryan’ın İslâm öncesi tarihinin dört önemli tabakasını oluşturan ‘Pîşdâdî’, ‘Keyânî’, ‘Eşkânî’ ve ‘Sâsânî’ lerin hükümdar ve komutanlarının/pehlivanlarının önemli bir kısmının isimlerinin önüne veya arkasına ‘Kürd(î)’ sıfatı getirilmiş; Sâsânîlerin kurucusu Erdeşêrê Babekân’ın göçebe Kürdlerle savaşına değinilmiştir.

Çeviride (İkinci Cild, TSMK, 1518), Pîşdâdîler hanedanının altıncı hükümdarından “Ferîdun”, “Ferîdûn-ê Kürd (2017; 14b, 17b, 33a)” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca Sâsânîlerin önce ordu komutanlığını, ardından da bir yıl hükümdarlığını yapmış olan “Behrâm-ı Kürdî/Behrâm-ı Çûbîn” ile kız kardeşi “Kürdiyye” ile erkek kardeş i “Kürdûy”; “Kürdevî” isimli kahraman ve “Harrâd-ı Kürd” adlı pehlivan (Mustafa Kuğu, 2017, ss:212, 483, 532, 692, 714, 740) için sıfat veya özel ad olarak kullanılmıştır,

Tercümenin birinci cildinde (TSMK, 1116) “Dehhâk Efsanesi” şu şekilde anlatılmıştır: âzâd êtdiler dediler ki olmasun ki şehre ve şenliğe ve êle ve vîlâyete giresin senün yêrün tağ ve mîşelerdür her gün bir yiğit beynisine bir koyun beynisini katup vêrürlerdi her ayda otuz yiğit anlarûn ‘inâyetiyle halâs bulup cân kurtıldı çün bir êki yüz kadar er derildi bir gizlü yerde cem’ êdüp bunlara birkaç keçi ve koyun vêrüp tağa salıverürdi belürsiz olup tağılurlardı Kürdün aslı andandur ki şimdi dahı şehre ve âbâdânlığa çendân gelmezler birer kara libâsdan evleri var ne Tanrı korkusın bilürler ve ne () (Fatih Budak, 2020, ss:154).

Hasan Esîrî’nin (1652-) 1720-1722 / 1730-1732 tarihli “Mi’yârü’d-Düvel ve Misbârü’l-Milel” isimli tarih-coğrafya eserinde Ermeni ve Gürcüler gibi “Kürd dahi Acem’den münşe’abdur dirler. Gerçi lisâları ve dinleri başkadur ammâ sîmâda ve sadâda ve harekât u sekenâtda ve libâsda ve ekser ahvâlde Acem’e müşâbehetlleri vardır (ss:771)” ifadeleriyle beraber Kürdlerin kökenine dair ‘Dehhâk Efsanesi’ ne göndermede bulunmuştur.

Ali Saib’in 1304/1886 tarihli “Coğrafya-yı Mufassal/Memâlik-i Devlet-i Osmâniye” isimli eserinde “Kürdlerin asabiyetinde ihtilaf vâki olup İbn Haldun’un yazdığı gibi sahih olan; Kürdler, Fars kavmindendir (ss:362)” diye yazılırken; Ebu Salih Bekir Sıdkı Piravâdi de 1332/1913 yılındaki “Millî, Ameli, Vatani, Osmanlı Coğrafyası” isimli kitabında “Bunlar Medya ve Acem torunlarıdır” bilgisini vermiştir.1328/1910 tarihli “Resimli ve Haritalı Coğrafya-yı Osmanî” de “Kürdler eski Carduqueslerden gelir” denilirken İbnü’l-Nüzhet Ceva’ın 1330/1913 tarihli “Haritalı Musavver Memâlik-i Osmânî’nin Coğrafyası” kitabında Kürtlerin “Medya-Acem ahfadı (torunları)” olduğu görüşü dile getirilmiştir.

Ahmet Refik Altınay (1880-1937) 1328/1913’te hazırladığı “Büyük Tarih-i Umumî” kitabında ‘Kissiler (Kassitler)’ i ‘yani şimdiki Kürdler’ diye tanımlamıştır. Diyarbakırlı Kürd Said Paşa; 1887-9 yılları arasında yayınladığı 10 ciltlik “Mir’atü’l-İber” isimli genel tarihinde Kürdlerin İran nesline mensup Kürd’ün evladından geldiği notu bulunmaktadır.

Mehmet Remzi ile Mehmed Vâsıf’ın beraber hazırladığı ve 1325/1908 yılında basılmış olan “Yeni Coğrafya-yı Osmânî” isimli eserde ise ‘Kürdlerin Aslı ve Menşei’ şu şekilde yazılmıştır: Kürtlerin ne vâkitten beri Kürdistan’da sâkin bulundukları tarihçe meçhul ise de eski zamanlarda Kürtlerin bulundukları havalide kurulmuş olan Asuriye ve Mediye hükümetleri mevcut olduğu vâkitte de Kürtlerin dağlarda gezindikleri tarihin cümle-i beyanatındandır.

Yunanlı meşhur yazar Ksenefon bundan 2400 sene evvel Elaziz ve Diyarbekir vilâyetlerinin bulunduğu yerleri Karduk isminde bir kavmin vatan ettiğini beyan ediyor ki bunların Kürt olduklarında şüphe yoktur. Kürtler Anadolu yarımadasının şarkındaki vilâyet ile Yukarı Cezire’de yaşamaktadırlar. KaMer Ne Demek 1450 yılında Osmanlıcaya yapılmış olan Mensur Şehnâme çevirisinde Kürtlerin kökenine dair anlatım (Fatih Budak, 2020, ss:788) Ardeşêrê Babekan: 9, 10’ncu asırdan itibaren oluşturulan İslâm/Arapça/Farsça tarih tasarımlarında geçmişte İran coğrafyasına hükmeden devletlere/hanedanlara yer verilirken Pîşdâdî, Keyanî, Eşkanî ve Sassânî’lerin beş bin yıl boyunca hükmettiklerinden söz edilir.

  • Muhammed b.
  • Cerîr Taberî’nin (ö.923) 903-16 yılları arasında yazdığı “Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk” isimli eserinde Sassânî devletinin kurucusu I.
  • Ardeşêrê Babekan’ın (h.224-240) “Kürd” olduğu belirtilmektedir (Cemalettin Saylık; 2019).
  • Bu arada ilerde üzerine duracağımız konuya yardımcı olması açısından şu bilgiyi de vermeliyiz ki, Taberî’nin Belamî tarafından çevrilmiş olan Farsça versiyonundan Özbek hükümdarlarından Köçkünçi Han’ın (ö.1531) kitâbdârı olan Vâhid-i Belhî’nin 1522 yılında yapmış olduğu Çağatayca tercümede ‘Kürd’ kelimesi ‘Kert’ olarak yazılmıştır.

Taberî’nin 17’nci. yüzyıl Osmanlı tarihçilerinden Hezarfen Hüseyin Efendi’nin (ö.1691) 1670-3 yılları arasında yazdığı “Tenkîhü’t-Tevârih-i Mülûk” isimli eserinde ise, Erdeşîr’in ‘Cesur Kürd’ ler sayesinde devletini güçlendirdiği bilgisi bulunmaktadır.

Şemdanîzâde Fındıklı Söleyman’ın (ö.1779); “Mür’i’t-Tevârîh” isimli eserinde de benzer bilgiler verilmektedir. Îranşâhr/Sassanî devleti hakkında o dönemde bilgi veren Roma/Bizans kaynakları ile Erdeşêr’in kaya yazıtları; Erdeşêr’in kendisini daha önceki (Achaemenid, Pers: Keyaniyan) devletlerin varisi olarak gördüklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Eğer Taberî’nin anlatımını doğru kabul edersek, Erdeşêr Kürd idiyse hangi dille konuştu/yazdı? KaMer Ne Demek Şemdanîzâde Fındıklı Söleyman’ın (ö.1779); “Mür’i’t-Tevârîh” isimli eserinde “Erdeşêrê Babekan’ın Kürdler’ i kendisine taibi kılmasıyla İran’a hakim olmasının anlatıldığı sayfa, 1919, ss:103.18 ve 19’ncu yüzyıllarda büyük Kürd mirliklerinin destekleriyle yazılan ve literatürde ‘Kürdî Tarih Kaynakları’ olarak yer edinmeye başlayan Farsça-Kürdçe kaynaklarda Kürd aşiretleri kökenlerini Erdeşêr’e bağladıkları görülmektedir.

  1. Ebû Saîd Abdülhay b.
  2. Ed-Dahhâk b.
  3. Mahmûd Gerdîzî (ö.1061) ; “Zeynü’l-Ahbâr” isimli eserinde ise Erdeşêrê Babekan’ın ‘Keyânîyân’ın ilk hükümdarı Melik Keykubâd b. Da’ b. Bûdkâ b. Malşu b. Nevder b.
  4. Manûçehr Melik oğullarından ‘Kîruş’un neslinden olduğunu söylemiştir (Öznur Alkan, 2014, ss: 25-6).
  5. Mirza Ali Ekber Vekayinigar’ın (1846-1899) 1869 tarihli “Bedayiu’l-Lugat” ve Mâh Şeref Hanım Kürdistânî’nin (1805-1847) “Târîh-i Erdelan” ında açıkça görülmektedir.

Bu eserlerde Erdeşêrê Babekan on birinci soydan Kürd’ê bağlanmıştır. Aynı şekilde ‘Ekrâd-ı Zaza/Dunbulî’ Kürdlerinin İran’da hazırladığı Farsça kaynaklarda İslâm öncesi İran padişahlarından ‘Ebuşirvan’ a kadar dayandırıldığı görülmektedir (Veysel Başçı; 2019, ss:68).

William Empson (1906-1984) 1928 tarihinde yayımladığı “The Culf of the Peacock Angel/A short account of the Yezîdî tribes of Kurdistân” isimli eserinde Êzdî Kürdlerin kendisine Sasani hanedanın Kürd olduğu ve Sasani krallığının da Kürdlere ait olduğunu söylediklerini yazmıştır. Muhammed Şerîf Qadi’nin (1739-1813) 1811-3 yılları arasında yazdığı “Tarih-i Kürd” isimli Farsça kitabında şu bilgiler verilmiştir: Bazı tarihçiler ve nakilciler Kürdlerin kökenlerini Zehak döneminde Zehhak/Dehhak’ın zalimliği yüzünden dağlara, dağların çevrelerine, vadilere saklanıp gizlenmiş birkaç adama dayandırmışlardır.

Onlardan birisinin adı Kürd idi. Bundan dolayı Kürdler onun soyundan kabul edilmektedirler. Onun soyundan gelenler dört kabileye taksim edilmiş, şöyle isimlendirilmişlerdir: Birincisi Baban, Kurmanc adıyla meşhurdurlar. İkincisi Kelhur taifesi, üçüncüsü Lor taifesi, dördüncüsü Goran taifesidir.

Mela Mehmûdê Bazidî’nin (1797-1863) 1858’de yazdığı “Tewarîxa Cedîdê Kurdîstan” isimli kayıp kitabının günümüze ulaşabilen önsöz kısmında “Kürdlerin varlığı İsa’dan önceye uzanır” bilgisi ile 1858’de tamamladığı “‘Adât û Rüsûmâtnâme-yi Ekrâdiye” eserinde yanlış olarak Kürdlerin kökeni arap aşiretlerine bağlanarak verilmiştir.

Muhammed b. Muhammed el-Hüseynî ez-Zebîdi (ö.1791) 18’nci yüzyılda yazdığı “Tâcu’l- ‘Arûs” isimli Arapça sözlüğünde ‘el-Kürd’ maddesinde ‘(Kef harfinin dammesi ile) müfrettir. Kürd bilinen bir nesil ve dağınık bazı kabilelerdir. Çoğulu Ekrad’dur.()’ dedikten sonra “Meşhur topluluk için kullanılan Kürd kelimesi ‘kovmak, müdafaa etmek anlamında olan Kard kelimesinden türetilmiştir” şeklinde bilgi vermiştir.

  • Ayrıca Kürtlerin aslı üzerine kendi dönemine kadar dile getirilmiş olan iddialara yer vermiştir.
  • Bu iddialar sıralanırken İbn Kuteybe’nin (ö.889) “Kitâbu’l-M’ârif” adlı eserinde Kürtlerin Acemlerin Bivrâsef’in/Dehhâk’ın yemeklerinin artıklarından kalan bir nesil olduğunu ifade ettiğini zikretmiştir.
  • Zebidî; Muhammed Efendî el-Kürdî’nin (ö.?) “Nesebu’l-Ekrâd” isimli kitabında dile getirmiş olduğu “Kürd b.

Ken’ân b. Kûş b. Hâm.b. Nûh’un çocukları olmaları” iddiasına da yer vermiştir. Ayrıca Farsların “Kürd b. İsfendiyâr b. Menûcehr’in neslinden olmaları” iddiasından sonra kendisinin de katılmış olduğu “Kürdlerin Sâm’ın neslinden olmaları” iddiasıyla sonlandırmıştır (M.

Edip Çağmar; 2017). Medler: Antiocheia Kilisesi başrahibi Süryani Mikhail’in (1126-1199) “Maktbanut Zabne/Dünya Tarihi” isimli kitabında Hz. Nuh’un oğullarından türemiş olan milletlere yer verilirken ‘Medler’ in ‘Japhet/Yasef’ in zürriyetinden ‘Medaï’ den türedikleri yazıldığı gibi, ‘Kürd’lere Mark’ ; diğer adıyla ‘Medler/Mages’ denildiği görülmektedir.

Ayrıca 636 (m.s.1187) yılında Medlere (Mark’) ve ‘Türkler (Türkmen)’ arasında gerçekleşmiş olan savaşlara değinilen başlığın içerisinde; Nisibis’te/Nusaybin’de ‘Kürdler’ ile ‘Türkler’ arasında savaşın cereyan ettiği yazılmıştır. Ermeni müverrih Korykoslu Hetum/Hayton (1240-1320) ise 1307’lerde Fransızca ve Latince yazdığı “Flos Historiarum Terre Orientis/Doğu Tarihinin Çiçeği” isimli eserinin ‘Med Krallığı’ bahsinde, kendi döneminde Med’lerin ‘Kürd(ler)’ olarak da adlandırıldıklarını söyledikten sonra Medlerin iki önemli merkez şehrini ‘Soraket (Şiraz)’ ve ‘Hewreman/Kirmanşah’ a işaret etmiştir.

Mikayel Çamçıyan (1738-1823) da 1784 yılında baskısı yapılan “Hayots Patmutyunı/Ermeni Tarihi” kitabında “Medler; ayrıca Kurd veya Keurd adıyla biliniyor” şeklinde yazmıştır. On üçüncü asırda Arapça Ebü’l-Ferac adıyla bilinen Bar Hebraeus’un (1225-1285) “Makhtebhanuth Zabhne” ismiyle Süryanice ve daha sonra “El-Muhtasaru fi Ed-Düvel/Hanedanların Muhtasar Tarihi” ismiyle Arapçaya aktardığı genel tarihinde “Medlerin Kıralları” bahsinde “Belshasar’dan sonra Medli Darius ki Napharhidas’tır (Nabonidus), Belteshazar’ı öldürdükten sonra bir yıl hüküm sürdür.

Kendisi bu sırada 16 yıldan beri hüküm sürdürmekte idi. Darisu bu yıl içinde Daniyal’ı bütün eşrafına üstün bir vaziyete getirdi. Bu yüzden Daniyal’e hassedildi ve ilk defa olarak aslanlar inine atıldı. Onun kurtulması ile kendisine hasededenler de helâk oldular.

  • Çev:Ömer Rıza Doğrul; 1945, ss:101)” ifadeleri kullanılmıştır.
  • İlginç bir şekilde Evliya Çelebî (1611-1682) de Kürdistan’daki seyahatlerine dayanarak “Seyahatnâme” isimli eserinde; M.Ö.605-562 yılları arasında Babil’de hüküm sürmüş olan ‘Nebukadnezzar/Buhrunnasr’ ı, “Buhtunnasır-ı Kurdî” olarak tanıtmıştır.

Kâtip Çelebi’nin (1609-1657) 1654-5 yılları arasında Johann Carion’un (1499-1537) 1531’de Almanca olarak kaleme aldığı “Chronica” sının Osmanlıca çevirisi olan “Târîh-i Frengi Tercümesi” nde “Zirâ Daryos Medya’lı ve Siros Fars idi. Yunanîyon ancak Fars pâdişâhların yazar ve Medya saltanatı Fars saltanatına ilhâk olunmağla, Medya’dan olan pâdişâhları yazmazlar” bilgisi mevcuttur.

See also:  15 Gram AltN Ne Kadar?

Ebü’l-Ferac; “İranlıların Kıralları” başlığında Medyeli Darius’dan sonra İranlı Kurus’un 31/33/39 yıl hüküm sürdüğünü; Babil’i merkez edinerek Keldanileirn, Asurluların ve Medlerin saltanatlarına son verip İranlıların saltanatını başlattığını, Kurus’tan sonra oğlu Kampiz’in 8 yıl hüküm sürdüğünü ve bu şahsın İbraniler tarafından Nebuchadnezzar adıyla bilindiğini not etmiştir.

Ferec; ayrıca ilerleyen sayfalarda İskender’in Darius’u öldürerek İranlıların hakimiyetine son vermesine kadar olan tarih kısaca anlatılmıştır. KaMer Ne Demek Ebü’l-Ferac adıyla bilinen Bar Hebraeus’un (1225-1285) Süryanice “Makhtebhanuth Zabhne” isimli genel tarihinde Med’li Darius’un anlatıldığı sayfa. Ebü’l-Ferac adıyla bilinen Bar Hebraeus’un (1225-1285) Süryanice “Makhtebhanuth Zabhne” isimli genel tarihinde Med’li Darius’un anlatıldığı sayfa.1301-1480 yılları arasında telif veya kopya edilen Ermenice yazma eserlerde “K’urd/K’ǝrd/K’urt (Kürd)'” ve “Mars/Marac'(Med)” kelimeleri aş anlamda kullanılmıştır. KaMer Ne Demek Joachim Vadianus’un (1484-1551) 1534 yılında Latince olarak yayınladığı “Epitome trium terrae partium, Asiae, Africae et Europæ ()” isimli coğrafya kitabında ‘Media (ss:338-9)’,803-1110 yılları arasındaki Kiev Knezliği’nin tarihi olan ve 1113 yılında yazılıp daha sonraki yıllarda eklemelerle genişletilmiş olan “POVEST VREMENNIH LET(Geçmiş Yılların Hikayesi)/Nestor Kroniği” isimli Rusça tarih kitabının girişinde; Tufan’dan sonra Nuh’un Sam, Ham ve Yafes isimli üç oğlunun yeryüzünü kendi aralarında paylaştığı kısma değinilirken Sam ve Yafes’in payına düşen bölgeler sayılırken, her ikisinde de ‘Midiya/Media’ sayılmıştır.

Ayrıca Kürtlerle ilişkilendirilmiş olan ‘Korduna’ da Sam’ın payı arasında gösterilmiştir. İlerleyen sayfalarda bu üç şahsiyetten çoğalan insanların ‘Nektan’ ve ‘Falek’ gününde Babil şehri civarındaki ‘Senaar’ topraklarında bir araya gelerek göğe kadar erişebilen başarısız kule çalışmalarına karşı çıkan Tanrı’nın dilleri karıştırıp 72 halka bölerek yeryüzüne dağıttığı anlatımına yer verilmiştir.

Tanrı’nın şiddetli rüzgarla yıktığı kule vakasından sonra Sam’ın oğulları doğu ülkelerini; Ham’ın oğulları güney ülkelerini; Yafes’in oğulları ise batı ve kuzey ülkelerini aldılar. (Ahmet Ulusan, 2016, ss:118-126). a) Med Coğrafyası: Kâtib Çelebi’nin (1609-1657); Flemenk coğrafyacı kartograf Gerardus Mercator (1512-1594) ve Jodocus Hondius (1563-1612)’un “Atlas Minor” kısa adıyla bilinen “Atlas Minor Gerardi Mercatoris à I.

Hondio Plurimis æneis Tabulis Auctus Et IIllustratus, (Arnheim, 1621)” isimli Latince eserinin muhtedi Şeyh Mehmed İhlasi yardımıyla “Levâmi’u’n-Nûr fî Zulmet-i Atlas Minor (Eserin müellif hattı Süleymaniye Kütüphanesi Nuruosmaniye 2998 numarada kayıtlıdır)” adıyla Osmanlı Türkçesindeki tercümesinde ‘Mediya’ şu şekilde açıklanır: Hâlâ Şervân dimekle ma’rûfdur.

Farsis ile Irkanum denizi arasında olup canib-i şarkîsinde Herakniya ve Partiya ve garbında büyük Arminiya ve Asurya ile mahdüddur. İki kısma taksim olınur. Kısm-ı cenûbî ki ana büyük Mediya dirler ve kısm-ı şimâli ki ana Atropatiya dirler bu kısm ziyâdece serd ü soğuk olmağla çokluk ma’mûr değüldür bunun şehrleri bunlardur. KaMer Ne Demek Batlamyus/Ptolemy’nin (M.S.108-168) ‘Geography’ isimli eserinin 1482 tarihli matbuu basımında Media coğrafyasının sınırları. KaMer Ne Demek Ahmet Refik Altınay’ın (1881-1937) 1328/1911 tarihli 6 ciltlik “Büyük Târîh-i Umûmî” isimli eserinde, Medya haritası, C:1, ss:369. b) Med İmparatorluğu Sınırları: Şimdiye kadar Med İmparatorluğunun gerçek sınırları tespit edilememiştir. Ancak Batı sınırlarının Kızılırmak olduğu kabul edilmektedir.

  • Arap ordularının Anadolu’ya yönelik akınlarından hemen kısa bir süre sonra Sivas, bölgesindeki Kürdlerden söz edilmesi dikkat çekicidir.
  • Özellikle de Rûmî Selçûkler ile Osmanlı hanedanlığının ilk yıllarında Batı Anadolu’da önemli Kürd şahsiyetlerden söz edilmesi; Osmanlı tahrir ve mühimme defterleri ile Şerîye sicillerinde Sivas, Konya, Sinop, İzmir gibi illerde ‘Kürd’ mahallelerine yönelik bilgilerin bulunması akla bazı sorular getirmektedir.

Doğu sınırına gelince; Çin kaynaklarının incelenmesi gerektiği ortadadır. Erken dönem İslâmî kaynaklarında özellikle de tarih ve coğrafya kitaplarında Xorasan, Afganistan Kürdlerine yer verilmesi araştırma konusu yapılmalıdır. KaMer Ne Demek M.Ö.560 yılında Assur İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra Med ve Yeni Babil imparatorluklarının sınırları.M.H. Messchert, 1887, pp:12. KaMer Ne Demek Herbert George Wells’in (1886-1946) “The Outline of History” isimli eserinin 1927 yılında “Cihan Tarihi’nin Umumi Hatları” adıyla yapılmış olan Osmanlıca çevirisinde Medya İmparatorluğu haritası. C:2, ss:44. Herodotus’un (M.Ö. yaklaşık 484-425) “Historiai” isimli eserinde ilk Med hükümdarı olarak tanımladığı Deiokes’in sadece şu Med kabilelerine hâkim olduğu belirtilmektedir: Bu kabileler arasında Buslar, Paretakenler, Strukhatlar, Arizantlar, Budiler ve Maglar yer almaktadır.

(ss:56) Kyros’un Astyages ile savaşmak için kimi Pers kabilelerini bir araya gelmelerini sağladığı anlatılırken, Pers kabilelerinin şu adları sayılmıştır: çiftçilik yapan Maraphlar, Maspialılar, Pasargadlar (Pasargadlardan doğan Akhaimenidler), Panthalialılar, Derusiailer, Germaniler ile ticaretle uğraşan Daolar, Mardiler, Dropikler ve Sagartlar (ss:66).1924 yılında İngiltere ve Türkiye’den delegelerin saha araştırmacına dayanarak yayınlanmış olan “Cemiyet-i Akvâm Türkiye-Irak Hudûdu Meselesi” raporunda “Haymenişin Kürd” aşiretine yeterince yer verilmektedir.

Bu aşiret adı ile ‘Akhamenid’ birbirine çok yakın görünmektedir. KaMer Ne Demek Ammianus Marcellinus’un (M.S.330-390) Latince olarak yazmış olduğu “Res Gestae” isimli tarih kitabının Charles Duke Yonge (1812-1891) tarafından yapılmış olan İngilizce çevirisinde ‘dağlı ve savaşçı’ olarak nitelendirdiği Medlere dair kullanmış olduğu ifadeler (London-1894; ss:335).

  • İlk dönem İslâm coğrafyacı ve tarihçilerinin Pers devletlerinin yönetim merkezlerinin bulunduğu ‘Fârs İklimi’ndeki Kürd ‘Zûm/zom/gom/xom’ larına alt başlık olarak yer verdiklerini biliyoruz.
  • Acaba ‘Achamenid’ hanedanlığı bu Kürd aşiretinin kökenleri miydi? Amaselia’lı Strabon (MÖ 64-MS 23/24) “Geographika” adlı eserinin on beşinci kitabında “Persia” dan söz ederken “Bu ülkede iskân eden kabileler Pateiskhoreis, Akhaimenides ve Maglar olarak anılan kabilelerdir.

Bu sonuncusu ağırbaşlı bir yaşam tarzında görünürler Kurtiiler ve Mardiler hırsızlardır geri kalanlar ise çiftçidirler (Özge Acar, 2016, ss:203)” açıklamasında bulunmuştur. Strabon, şu ifadeleri de kullanmıştır: Ayrıca Ariana ismi de Persia’nın bir kısmını Media’yı ve Baktria ve Sogdia’nın kuzeyini kapsayacak kadar geniştir; zira bu halklar neredeyse aynı dili konuşur (Özge Acar, 2016, ss:193) Nearkhos’a göre Karmania’nın sakinlerinin geleneklerinin pek çoğu ve dilleri Perslerin ve Medlerinkine çok benzer (Özge Acar, 2016, ss:201).

Heredotos’un Med kabilesi içerisinde gösterdiği ‘Mag’lar Strabon’a göre ‘Persia’ coğrafyasında yaşamaktaydılar. Peki Fârs/Fürs/Pars coğrafyasında Kürdler yaşıyor muydu? Fars coğrafyasında bulunan Kürdler hakkında 700-1500 yılları arasındaki ilk dönem İslâmî kaynaklarda bolca bilgi bulunmaktadır. Özellikle “Mesâlik/Memâlik” ile “Bilad/Büldan” ve “Acaibü’l-Mahlukât” kitaplarında Fars coğrafyasındaki büyük Kürd aşiretlerine ve onların ‘Zûm/Rûmum/Kom/Kon/Axûr’ larından ve sayıları binleri bulan askerî varlıklarından bahsedilmektedir.

Hatta Kürtler Fars bölgesinde h.448-688/m.1057-1290 yılları arasında 240 yıl hüküm sürmüş olan “Şebânkâre” devletini kurmuşlardır. ‘Fârs İklimi’ ne dair müstakil bir eser yazmış olan İbnü’l-Belhî (ö.12.yy), “Fârsnâm” isimli eserinde hem Sasaniler döneminde Kürtlerin ordudaki konumlarına hem de Fârs iklimindeki ‘zûm/kom/kon’ larına geniş bir şekilde yer vermiştir.

  • Farsça’dan çevirisi yapılarak Osmanlı Türkçesine 989/1580 yılında aktarılan “Tercüme-i Tevarih-i Yezdî” de; Hz.
  • Ömer’e Kürdler hakkında yapılan şikayetlerden bahsedilirken “Ahvâzdan ve Pars tarafından Kürdler vardur ki ()” denilerek konu edinilmiştir (Melek Külcü, 2013, ss:421-2).
  • Herodotus’un (M.Ö.
  • Yaklaşık 484-425) “Historiai” isimli eserinde ‘Pers’ ve ‘Media’ isimlerine dair açıklamalarına bakmak gerekiyor: Perslere eskiden Hellenler Kephen derlerdi.

Persler de kendilerine Artai ismini verirlerdi. Komşuları da aynı ismi kullanırlardı. Danae ve Zeus’un oğlu Perseus, Belos’un oğlu Kepheus’un yanına gelerek kızı Andromeda ile evlenmişti. Doğan çocuklarına Perseus ismini koymuşlardı. Perseus, erkek çocuğu olmayan Kepheus’un yerine geçecekti.

  1. İşte Persler de yeni isimlerini bu olaydan sonra almışlardır (Eski Yunanca’dan Çev: Furkan Akderin, Say Yayınları, 2017, ss:424)”, “Medler eskiden Arianlar diye bilinirlerdi.
  2. Ancak Kolhisli Medeia, Atina’dan kovulduktan sonra Arianlar ülkesine gelmiş ve Medler de daha sonradan bu ismi almışlar.
  3. Eski Yunanca’dan Çev: Furkan Akderin, Say Yayınları, 2017, ss:424) 1480’li yıllarda Thuróczy tarafından yazılması dolayısıyla ‘Thuróczy Kroniği’ olarak da bilinen ve János Horváth tarafından Latince’den Macarca’ya tercüme edilen “Chronica Hungarorum” da Hz.

Nuh’un ikinci oğlu Yefesin oğlu Madai’den dolayı Medlerin kendi adlarını aldıkları bilgisi bulunmaktadır (Mesude Şenol; 2018, ss:9). Hanyevî Mehmet Âtıf’ da 1289/1872 tarihinde Osmanlıca olarak yayınlanan “Hülâsatü’t-tevârih (İstanbul, Muhib Matbaası)” isimli kitabında Mad Devleti’nden söz ederken ‘Mad’ adına “Mad vilâyetî Yafes’in oğlu Mâdâyin zürriyetiyle meskûn ve me’mûr (ss:114)” olmasından dolayı bu adla anıldığını yazacaktır. KaMer Ne Demek Hanyevî Mehmet Âtıf’ın 1289/1872 tarihinde yayınlanan “Hülâsatü’t-tevârih (İstanbul, Muhib Matbaası)” isimli eserinde ‘Madi Devleti’ ile ilgili bilgilerin yer aldığı başlangıç sayfası, C:1. Pehlevilerin Ülkesi: İbn Hurdazbih (ö.912) 846 yılında ilk yazımını tamamladığı “Kitabu’l-Mesâlik ve’l-Memâlik” isimli eserinde “Pehlevîlerin Ülkesi” ini “Rey, İsfahan, Hemedan, Dinever, Nihâvend, Mihricânkuzak, Mâsebezân ve Kazvin (Murat Ağarı, 2008, ss:56)” olarak sınırlandırır.

Zekeriyyâ b.Muhammed Kazvînî’nin (ö.682/1283) Arapça olarak yazdığı “Acâ’ibü’l-Mahlûkât ve Garâ’ibü’l-Mevcûdât” adlı eseri, Farsça’ya ve Türkçe’nin Çağatayca ve Osmanlıca versiyonlarına çevrilmiştir.15’nci asır müelliflerinden Rükneddin Ahmed’in tercüme-telif karışımı “Acâibü’l-mahlûkat” isimli eserinde “Bilâd-ı Pehleviyye” şu açıklamalarla aktarılmıştır: Pehleviyye şehirleri çokdur.

Âzirbâyicân ser-haddinde tâ Fârs vilâyatınun âhirine değin ve tâ Sîstân’a değin Mâ-verâ’en-nehr’e değindir. Kutb-ı bilâd-ı Pehleviyye Kahistân’dur ve Hemedân’dur Qutup ve Fâris ve Istaxar’dur ki bu ekâbir yiridür () (Bekir Sarıkaya, 2010, ss:144) Rükneddin Ahmed ayrıca şu bilgileri verir: İklimler ırkların bulunduğu yere göre Arab, Habeş, Hind, Türk, Cinnîler, Ye’cûc ve Me’cûc olmak üzere; bölgelere göre ise Serendib, Serendib’ten Habeş’e kadar, Su’ud’dan Fars’a değin, Bâbil’den Afrika’ya kadar, Rûm Hazar Konstantiniyye, Efrenc ve Türkler olmak üzere yediye ayrılır.

  • Nûh peygamber yeryüzünü Hâm, Sâm ve Yâfes adlı üç oğluna taksim eder.
  • Efrîdûn adlı Îrân millî destanının kahramanı da yeri üç oğluna taksim eder.24 bin fersah olan âlemin yarısını tutan karaların 8 bin fersahını Rûmlar, 3 bin fersahını Farslar, bin fersahını da Araplar tutar.
  • Abdî-zâde Hüseyin Hüsameddin Efendi “Amasya Tarihi” isimli eserinde İbrahim Paşa’nın (Kürd es-Seyyid) biyografisinde, Kürdlerin Amasya’da bulunan Pehlivânlu aşiretine mensup olduğu belirtilmiştir (Latinize: Mesut Aydın-Güler Aydın, Amasya Belediyesi, 2004, C:6, ss:68).

Acaba bu aşiretin, Sâsânî hanedanlığına ‘Pehleviyye’ denilmesiyle bir alakası var mı? Kavramlar Arasında Buharlaşan Hakikat: Yunan/Litin kaynaklarında geçen ‘Medler’ ‘Persler’ açıkça ne anlama geliyordu? Bunlar etnik, coğrafî, hanedan, aşiret, aile veya devlet adları mıydı? Mesela M.Ö.472’de sahnelenmiş olan “Persler (Πέρσαι)” isimli tiyatronun yazarı Aiskhlos’un (M.Ö.525-456) kendisi ya da bir başkası tarafından yazılan mezar taşı epigramından öğrendiğimize göre (Marm.

  • Par. A48; Vit.
  • Aesch.4,11), Aiskhylos Marathōn’da ‘Medler’e karşı savaşmıştır.
  • ‘Medler’ e karşı savaşı çok sonradan Roma/Bizans müellifi Prokopius (500-565) “Anekdota” ve “Savaşlar Tarihi” nde ‘Sassaniler’ ile yapılmış olan savaşlarda da yazacak.
  • Türkiye Türkçesinde daha çok ‘Safevi (1501-1736)’ adıyla adlandırılan ‘Sofî’ devleti; aynı dönemde yazılmış olan Batılı kaynaklarda ‘Persia’, çok az kaynakta da ‘Media’ olarak adlandırılmıştır.

Erdebil merkezli tarikatın yönetici soyundan ve Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail’in ‘Kürd’ kökeninden geldiği “Sefwetu’s-Sefa” gibi kaynaklarla sabittir. Yine aynı şekilde Kürd olduğu bilinen ‘Zend’ ve Türkmen Kaçarlar aynı şekilde Batının yazılı ve görsel/harita-gravür kaynaklarında ‘Persia’ olarak tanımlanmıştır.

Oysa her üç hanedan/devlet adı kendi Farsça kaynaklarında “Memâlik-i Mahruse/Korunmuş Memleket” ; Osmanlı kaynaklarında ise “Memâlik-i Acem” veya “Memâlik-i Îran” olarak geçmektedir. İlginç olanı ise Selahaddin’in “Devletü’l-Ekrad/Eyyubiler (1171-1250)” ı ve onunla hemden olan “Rumî Selçûkîler” de kimi zaman Batılı kaynaklarda ‘Persia’ tanımlamasına maruzdur.

O zaman akla şu soru geliyor: En eski Yunan kaynaklarından başlayarak, Latin ve 8’nci yüzyıldan itibaren yazılı örnekleri verilmeye başlanan İngilizce, Fransızca, Almanca, Macarca, Polonca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca vb. Avrupa dillerinde ‘Persia’ kavramı ‘metinsel kurgu’ muydu yoksa İran coğrafyasında kurulmuş olan devletlerin genel adı mıydı? Daha da önemlisi 800’ncü yüzyıldan sonra İslamî literatürdeki ‘Pêşdadî’, ‘Keyanî’, ‘Eşkanî’ ve ‘Sassanî’ şeklinde sıralanmış olan İslam öncesi İran tarihi de kendine göre bir ‘metinsel kurgu’ mu oluşturmuştu? Peki bu şekilde sonradan adlandırılmış olan devletler/hanedanlar kendisini nasıl tanımlıyordu? 1700’den itibaren yapılan arkeolojik araştırmalardan ve eski kaynakların yeniden literatüre dahilinden elde edilen bilgiler ve bulgular acaba bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ‘metinsel kurgu’ya mı uyduruldu ve tahrifatlar mı yapıldı? Coğrafî ve siyasî ilişki açısından bu dört aşamayla da ilişki içerisinde bulunmuş olan ‘Sanskrit/Hind’ ve ‘Şîn/Çîn’ kaynakları neden kullanılmıyor ve Batı merkezli tarih tasarımından ‘İran Geçmişi’ oluşturuluyor? İran’da hiçbir devlet ne kendi kaynaklarında, ne de dış kaynaklarda, kendisini kuran etnik grubun adıyla tanımlanmamıştır.

  • Oysa bugünkü İran devletinin asli unsuru olarak kendisini gören ve ‘Fars’ olarak tanımlayan bir etnik grup İran’da kurulmuş olan bütün devletlere kendisini varis göstererek ‘geçmiş’ i yeniden dizayn etmektedir.
  • Bu dizaynda ise 150 yıldır ‘Kürd’ler ‘tarihsiz’ bırakılmakta, bütün maddî ve manevî unsurlar ‘Acem’ ırkına hasredilmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Türkiye’deki Kürtler nereden geldi?

Merhaba, ben Tebriz kökenli bir İran Kürdüyüm. Antropoloji ve Tarih ile ilgileniyorum. Sizlere tarihimizi ve kültürümüzü kısaca açıklamaya çalışacağım. Öncelikle kültürel tarihe alternatif olarak genetik üzerinden de tarihi anlamaya çalışmak bizi daha doğru kılacaktır. İrani halkların genetik yapılarını anlatan şablon. Arkeolog Nezih Seven Yukarıda ki şablonda İrani halkların genetik yapılarının büyük ölçüde Zagros bölgesine dayandığını az da olsa Kafkasya ve Orta Asya genlerini de taşıdıklarını görüyoruz. Öncelikle Kürtler antik İran(Aryan) kültürünün bir parçasıdırlar.

İran Kürtleri beyaz tenli,kumral ve kısmen renkli gözlüdür. Doğduklarında sarışındırlar fakat zamanla saç renkleri kumrala doğru kayar. Ektomorfik vucut yapısına sahiptirler ve seyrek kıllıdırlar. Kürtler esasında göçebe bir topluluktur, çadırda yaşarlar çobanlık yaparlar. İran’ın Kirman bölgesinden Hemedan(Kuzey Batı İran) ve Horasan’a(Kuzey Doğu İran) doğru göç etmişlerdir.

Göç ettikleri bölgelerde Kürt kültürünü komşu bölgelere de yayılmıştırlar. Örneğin Soraniler, Kuzey Irak’ta yaşayan farklı bir etnik grup olmasına rağmen yüzlerce yıldır Kürttürler. Anadolu’ya yayılmalarında ise Türkmenler’in büyük bir önemi vardır. Mezopotamya ve Anadolu Kürtleri beyaz tenli, kılları siyah ve düzdür, gözleri koyu renklidir, vücut tipleri genelde Mezomorfiktir.

Benim Sarışın ve Esmer olarak 2 ye ayırdığım Kürt toplumunun tarihte bahsedildiği eserler vardır. Örneğin; 1- Anabasis, Ksenofon tarafından M.Ö.400 de yazılan kitapta Karduklar ve yaşadıkları coğrafya anlatılmaktadır.2- “Gordionoros” Ünlü Coğrafyacı Batlamyus M.S.200 yıllarında yayınladığı atlasında Kürt dağlarından bahseder.

İran Kürtleri, Farslılar ve Azerilerle genetik benzerlik gösterirken, Irak Kürtleri Sami topluluklarla(Arap,Yahudi,Arami,Süryani), Anadolu Kürtleri ise Rumlar ve Türkmenlerle genetik benzerlik göstermektedir. Modern Kürtleri anlayabilmeniz için İran göçebelerini ve Kuzey Mezopotamya yerlilerini bilmemiz gerekiyor.

Proto Kürtlere de kısaca değineyim. Kuzey Mezopotamyalılar -Lulubiler(M.Ö.2300), Hurri-Mitanniler(M.Ö.1600), Gutiler(M.Ö 2300). Kasitler (M.Ö.2000) Batı İranlılar -Medler(M.Ö.670),Karduklar(M.Ö.400) Kürt Kökenli İranlı Kavimler -Talışlar(Azerbaycan),Bahtiyariler(Batı İran),Lurlar(Batı İran),Mazenderanlar(Kuzey İran),Goraniler(Batı İran) Kürt Lehçeleri -Soranice(Irak),Goranice(Batı İran),Kirmançca(Doğu Anadolu),Zazaca(Doğu Anadolu),Lurca(Batı İran),Kelhurice(Batı İran) Kürt dinlerinden bahsedecek olursak İslamiyete geçişten önce Kürtler, Azeriler, Zazalar ve Farslılar Zerdüşt inancına sahipti ancak Zerdüşt Rahipler(Mecusiler) büyük ölçüde Azeriler ve Kürtlerden oluşmaktaydı.

Mecusilik aynı zamanda seçkin askerlerinde içinde bulunduğu büyük ölçüde Med soylularından oluşmaktaydı. Kürtlerin demografik yapısına da değineyim. Bizler yaklaşık olarak 60 milyonluk bir nüfusa sahip ancak dağınık bir şekilde yaşamaktayız. Nüfusun 35 milyona yakını Anadolu’da diğerleri ise İran, Irak ve çevresinde yaşamaktadırlar.

İran Kürtleri Felsefe ve Bilim odaklıdırlar(İbni Sina), Anadolu Kürtleri daha çok zanaat ve ticarette iyidirler(Chobani Yogurt, Nusret)ve Irak Kürtleri ise siyaset ve bürokraside iyidirler(Mustafa Barzani). Kürtler tarihte 27 Emirlik, 5 Cumhuriyet, 3 Devlet kurmuş ve yönetmişlerdir. Günümüzde ise Suriye, Irak ve İran’da özerk biçimde yaşamaktadırlar.

Sanırım benden bu kadar okuyan tüm dostlara teşekkürler.2,560 görüntülenme

Ilk Kürt Devleti nerede kuruldu?

Erbil (Rûdaw) – Mahabad Cumhuriyeti, 74 yıl önce bugün, 22 Ocak 1946’da Rojhılat’ın Mahabad kentindeki Çarçıra Meydanı’nda yapılan açıklama ile ilan edildi. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurucusu Qazi Muhammed ve arkadaşları 22 Ocak 1946 yılında ilk Kürt Cumhuriyetinin kuruluşunu ilan etti.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti hükümeti 13 bakanın bulunduğu bir yönetim kurulundan oluşuyordu. Qazi Muhammed de Cumhurbaşkanı seçildi. Bu cumhuriyet Sine, Şino ve Miyandoab şehirlerini kapsadığı gibi başkenti Mahabad’dı. Cumhurbaşkanı Qazi Muhammed, Çarçıra Meydanı’ndaki ilan sırasında “Mahabad Kürt Cumhuriyeti”nin altı maddeden oluşan manifestosunu şöyle açıkladı: 1- İran devleti içinde, İran Kürtlerine otonom bir yapı sağlanması, 2 – Kürtçenin yönetimde ve eğitim kurumlarında kullanılması, 3 – Kürdistan’da devlet işlerinin ve sosyal konuların yürütülmesine nezaret edecek bir yerel konseyin kurulması, 4 -Bütün devlet görevlilerinin, yerel şahsiyetlerden seçilmesi, 5 – Azerbaycan halkıyla birliktelik ve beraberlik, 6 – Sıradan insanları da seçkinleri de kapsayacak tek bir hukuk sisteminin oluşturulması.

Qazi Muhammed halka hitabında günün önemini anlatarak Kürtlerin birliğine vurgu yaptı. Mahabad Cumhuriyeti’nin kurulması, bölgedeki Kürtler arasında büyük bir heyecan dalgasına sebep oldu. Mahabad Kürt Cumhriyeti, Kasım 1945’te Sovyetler’in desteğiyle kurulan Azerbaycan Milli Hükûmeti ile iyi ilişkiler içerisinde oldu ve 3 Mayıs 1946’da taraflar arasında bir anlaşma imzalandı.

  1. Bu anlaşmaya göre, Kürtlerin çoğunlukta olduğu Azerbaycan topraklarında Kürt yönetimi temsilcileri, Azerilerin çoğunlukta olduğu Kürt topraklarında ise Azeriler arasında temsilciler bulunduracaktı.
  2. Yine iki hükumet, ekonomik sorunlarla uğraşacak olan bir Birleşik Ekonomi Komitesi oluşturacak, gerekli olduğu zaman karşılıklı askerî yardım yapılacak ve İran hükumetiyle her türlü görüşmeler, iki hükumetin onayı alındıktan sonra yürütülecekti.

Azerbaycan hükumeti, kendi topraklarında yaşayan Kürtler için eğitim alanında girişimler örgütlemek amacıyla gerekli olan önlemleri almayı üstlendi. Kürt hükumeti de kendi tarafından, İran Kürdistan topraklarında yaşayan Azerbaycanlılar için aynı girişimleri gerçekleştirme vaadinde bulundu.

Ancak Sovyetler ordusu 9 Mayıs’ta İran topraklarından çekilince İran ordusu, Azerbaycan’a saldırıp hükümeti düşürdü, yöneticileri öldürdü ve Mahabad’a yöneldi. Bunun üzerine Qazi Mıhemmed, şehri işgale gelen İran ordusu ve aşiretlerin niyetinin şehri talan etmek ve halka zarar vermek olduğunu bilmesinden dolayı askerlerin geri döndürülmesi karşılığında kendisinin teslim olacağını belirtti.

Askerlerin geri gönderilmesi ve Qazi’nin teslim olması ile İran ordusu 17 Ocak 1946 günü Mahabad’ı işgal etti. Qazi Muhammed, yaklaşık üç aylık bir tutukluluk sürecinin ardından, 31 Mart 1947 günü, Başbakan Hacı Baba Şeyh ve Savunma Bakanı Muhammed Hüseyin Han Seyfi ile birlikte cumhuriyetin kurulduğu yer olan Çarçıra Meydanı’nda asılarak idam edildi.

Kısa tarihe önemli gelişmeler sığdırıldı Yalnızca 11 ay sürmesine rağmen Mahabad Kürt Cumhuriyeti bu süre zarfında kurumsallaşma adına küçümsenmeyecek başarılar elde etti. Cumhuriyete bağlı modern ordu çekirdeklerinin oluşturulması, idari yönetsel örgütlenmelere gidilmesi, mahkemeler kurulması, vergi toplanması, hazine oluşturulması, sağlık ve eğitim sorunlarının çözülmesi bunlardan bazılarıdır.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nde Kürdistan Bayrağı parlamento binasına asılıp milli bayrak seçti ve Kürd şair Dildar’ın 1938’de Bağdat’ta hapisteyken yazdığı “Ey Reqîb” şiiri bestelenerek milli marş ilan edildi. Gazete ve dergiler, radyo ile birlikte Kürt dili ve kültürünün güçlenip yayılmasında önemli rol oynadılar.

Türkiye’de kaç milyon Kürt var 2023?

Popülasyon – Türkiye’deki İranî grup Kürt ve Zazaların nüfusu Devlet İstatistik Enstitüsü (2005’ten sonra ‘Türkiye İstatistik Kurumu’) tarafından 1965’te yapılan Genel Nüfus Sayımına göre ‘te 31.391.421 olan Türkiye nüfusunun 2.370.233’ünün anadilinin Kürtçe olduğunu, ikinci dili dahil Kürtçe bilen toplam kişi sayısının ise 2.820.231 olduğu belirlenmiştir.

Hanefi Kürt olur mu?

İslamiyet – Kürtler’in İslam dini ile tanışmaları Muhammed döneminde Müslüman olan Kürt sahabeler Caban el-Kurdi ve Meymun el-Kurdi ‘nin varliği sayesinde islam dini ile tanıştıkları anlaşılıyor. Ancak Kürtler’in kitleler halinde İslamiyet ile tanışması, Ömer ‘in, Zerdüşt Kürtler ile Zerdüşt Sasaniler’ e karşı Şehrizor ovasında Sasaniler ‘i resmî olarak yıktığı 642 yılı savaşı ile karşılaşmışlardır.

  1. Ürtlerin çoğunluğu Sünni Müslüman olup çoğunlukla Şafii mezhebine bağlı olmakla beraber Kürtler içerisinde kayda değer sayıda Şii nüfus vardır ve daha az sayıda Hanefi ‘de bulunmaktadır.
  2. Horasan bölgesinde (Özellikle Kuzey Horasan Eyaleti ) 1 ila 1,5 milyon dolaylarında Şii Kürtler yaşamaktadır ve Kürtler’in %5 ila %7’sini oluşturmaktadırlar.12 İmamlar akımını benimseyenler de mevcuttur ve özellikle İran ‘da Doğu ve Güney Kürdistan ‘ın Kirmanşah, Kengevar, Hemedan, Kurva ve Bicar şehirleri çevresinde, çok daha az sayıda Türkiye ‘de, Batı Kürdistan ‘ın sınırındaki Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş şehirleri ve çevresinde yerleşiktirler.

Şafii Kürtler’in neredeyse tamamını Kurmanç Kürtler’i oluşturmaktadır ve tam tarihi bilinmemekle birlikte Sünnet ‘e uymakta olan imamlardan biri olan İmam Şafi mezhebini benimsemişlerdir. Bu gün her ne kadar Müslüman Kürtlerin çoğunluğu Sünnilik, Alevilik ve Şiilik gibi mezheplere bağlıysalar da, hiçbir mezhebe bağlı olmayan ve Kur’an ‘ı tek ve ana kaynak olarak kabul eden Müslümanlar da mevcuttur.

İslam dinine geçişle beraber Kürt halkı büyük şahsiyetler yetiştirdi İslam’ın Altın Çağı ‘ında İbrahim el-Mavsili ve Ziryab gibi müzikologlar, Cezeri, Dineverî, Ebu’l Fida, Kemaleddin ibn Yunus ve Fahreddin Ahlatî gibi bilim insanları, Abdussamed Babek, Ali Hariri, gibi Kürt edebiyatçılar, Macid el-Kurdi, Şemseddin Şehrezuri, Ömer Sühreverdî, İbn-i Salah el-Kurdî, Ali İbnü’l-Esîr ve İbn-i Hallikân gibi çok sayıda İslam alimleri, filozoflar, tarihçiler ve yazarlar yetişti.

Ayrıca bu dönemde çok sayıda camii, hastane, çeşme ve medreseler inşa ettiler. Kürt medreseleri aynı zamanda Kürtlüğün sürdürüldüğü, geleneğinin yaşandığı, ulusal kişiliğin korunduğu bir alandı. Günümüzde Türkiye sınırları içerisindeki ilk camii olan Ebul Manucehr Camii Şeddadiler emiri olan Menücehr ibn Şavur tarafından inşa edilmiştir.

Kürt adı ilk nerede geçer?

Page 2 – Öyle günlerde yaşıyoruz ki, hakikaten sinirlerimizin çok iyi test edildiği bir dönemdeyiz. Her gün televizyonlara çıkan birileri kendisinin Kürt olduğunu, Kürtlerin varlığının inkâr edildiğini, anayasada Kürt kimliğinin tanınması gerektiğini, yetmedi Türk kelimesinin de çıkarılmasını ve Kürtçenin de ana dil olarak tanınmasını istiyor.

Bu hikâye dinleyenlere öyle masum geliyor ki, sade vatandaşlarımız değil, gazete haberleri ile dünyayı tanıyan sözde bazı aydınlarımız, onlara yaranmayı fırsat bilen sanatçılarımız bu taleplere az ya da çok hak veriyor. Hatta korkusundan sonradan tornistan yapanlar, kendisinden tiksinenler bile oluyor.

Öte yandan son yıllarda devlet destekli hale gelen Kürtçülük hareketi karşısında gerçekleri bilen aydınlarımız ise gene kişisel korkular nedeni ile selameti susmakta buluyor. Önceki yazılarımdan birinde size Washington merkezli Bipartisan Policy Center düşünce kuruluşunun, Ekim 2013’de yayınlanan “Retorikten Gerçekliğe” başlığıyla ABD’nin Türkiye politikası üzerine bir raporundan bahsetmiştim.

Eski ABD Ankara Büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman’ın başkanlığında, Henry Barkey ve Michael Makovsky gibi isimlerin yazdığı bu raporda ABD’nin Türkiye ve başbakan Erdoğan’a bakışı yanında Kürt sorununa yaklaşımı da anlatılıyordu. O raporda bir şey dikkatimi çekti. Raporun sonunda yer alan sözlük (glossary) bölümünde Kürtlerle ilgili şöyle bir açıklama yapılmıştı; İran kökenli bir halk (Iranian people).

İşin aslı Kürtlerin geçmişi ile ilgili hemen hemen tüm çalışmalar, hatta Kürt milliyetçilerinin çalışmaları bile Kürtlerin geçmişi ve tarihi ile ilgili bir sonuca varamamıştır. Neden varamamıştır? Kürt dediğimiz insanların kökleri nedir? Kürt tanımlaması gerçekte nereden gelmektedir? Bu konuyu “Kürtler Neden Devlet Kuramaz” isimli kitabımda uzun uzun anlatmıştım.

  1. Devlet olmak için ‘millet’ olmak lazımdır.
  2. Endilerini Kürt olarak ifade eden bu kişilerin talepleri ne kadar mesnetlidir.
  3. İşte bu makalede bunları bir kez daha sorgulayacağız.
  4. Ürt Tarihi Tezi Kürtler, tarihte hiçbir zaman bağımsız bir devlet olamamış, daima, o çevreye hâkim devletlerin yönetiminde kalmışlar, her dönemde bağımsız olmak için çeşitli güçlerin tahrik ve teşvikleri ile başkaldırmışlardır.

Bugün Kürt adını alan topluluklar, tarihi gelişiminin bir sonucu olarak ağırlıkla Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere dört devlet arasında bölünmüş bulunmaktadır. Bazıları birkaç Kürt köyü nedeni ile bu ülkelere Ermenistan’ı da ilave etmektedir.

  • Ürtlerin kökeni ve Kürtçenin ne kadar ayrı bir dil olduğu ile ilgili tartışmalar hala ucu açık ve tahminlere dayalıdır.
  • Ürtlerin kökeni konusunda dil’e bakmak bir fayda sağlamamaktadır; Kürtçe’de biraz Arapça, biraz Farsça ve Türkçe dışında pek az sözcüğe rastlanmıştır.
  • Ürtlerin farklı din ve mezheplere mensup olmaları (Sünni, Şii, Alevi, Nasturi, Yezidi, Keldani, Yakubi, Süryani, Yahudi, Yezidi, Hıristiyan gibi), farklı dil, lehçeler ve alt lehçeler konuşmaları onların bir arada yaşamasını ya da bir devlet olması için gerekli alt yapıyı sağlamamaktadır.

Ortadoğu’da kendilerine Kürt adı verilen bir topluluk bulunduğu gerçek ise de, bu insanlar dil bakımından homojen bir durum arz etmemektedir. Kürtçe diye tanımlanabilecek ve tüm Kürtlerin ortak olarak anlayabileceği tek bir dil mevcut olmayıp, dört ana grupta çeşitli lehçeleri kullanmaktadırlar.

  • Ürt tarihi yaratmaya çalışanlar romantik hayal gücü geniş olan bazı tarihçiler ve destan üretenlerdir.
  • Ürtlerin tarihi ve bir ulus oldukları ile ilgili iddialar temel olarak bir kaç kaynak referans gösterilerek yapılmaktadır.
  • Bunlardan en önemlisi Şeref Han adıyla bilinen Bitlis beyinin “Şerefname” adlı elyazısının orijinali olduğu iddiası ile Rus ordusu için çalışan Fransız oryantalist François B.

Charmoy tarafından çevrilen ve Saint Petersburg’da basılan kitaptır. Şerefname’yi Rus subayları sözde İran’daki el yazması eserler içinde bulmuş, Çarın hizmetinde olan Charmoy ise şekillendirmiştir. Kitabının pek çok bölümünde Charmoy, Kürtleri de bu kitaba dâhil etmek için bazı uydurmalar yapmış hatta intihalde bulunmuştur.

  • Şerefname’yi çevirenler konar-geçer anlamındaki ‘Ekrad Taifesi’ ifadesini “Kürt Ulusu’ olarak tahrif etmişlerdir.
  • Isaca Batı, Ekrad’tan bir Kürt ulusu yaratmaya çalışmıştır.
  • Rus ordusu içinde Ermeniler ile ilgili propaganda çalışmaları yapan ve daha sonra Kürt tarihi yazmakla görevlendirilen iki bilim adamı gerçekte ise Rus subayı olan Vladimir Minorsky ve Basili Nikitine tarafından yazılan kitaplar ise 1940 yılından sonra basılmıştır.

Şerefname’den sonra en çok ilgi gören kaynaklardır. Doğu bilimcileri olan Minorsky ve Nikitine, Birinci Dünya Savaşı esnasında Rusların Basra’ya inme hedefleri için Kürtleri ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Siyasi Kürtçülük hareketinin ideolojik bir boyut olarak ortaya çıktığı 1898 yılından itibaren ‘Kürt Tarihi’ yaratma gayretleri de görülmeye başlanmıştır.

  • Ancak, tarihte Kürtler ile ilgili en küçük bilimsel bir işaretin olmayışı yukarıda da ifade edildiği gibi V.Minorsky, Basile Nikitine, Mehrdad R.
  • İzady, Cemşid Bender, Bilal Aksoy, Gürdal Aksoy gibi yerli ve yabancı araştırmacıları bir takım teoriler üretmeye sevk etmiştir.
  • Bu nedenle Kürt tarihi çalışmaları bilimsel temelsizlik nedeni ile daha çok Kürtlerin yaşadığı kabul edilen coğrafyalarda yaşayan önceki ırklar ile bağlantı kurma arayışına yönelmiştir.
See also:  KarN AğRıSıNa Ne Iyi Gelir?

Sonuç olarak, ortada herhangi bir geçerli kaynağa dayanmayan Kürt tarihi kurgusu vardır. Ancak, hiçbir Kürdolog henüz Kürtlerin kökenini bilimsel olarak kanıtlarıyla bulamamış, bu konuda sadece çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Kürtlerin kökeni ile ilgili ortak kanaat şu şekilde özetlenebilir.

  • Ürtlerin atalarının Turanî kavimler olarak Zağros Dağları bölgesinden gelmesi M.Ö.2.
  • Yüzyılda İskitler ile başlamış, M.S.3. ve 4.
  • Yüzyılda Hunlar ile birlikte sürmüştür.M.S.226’da güçlü Sasani İmparatorluğu’nun kurulması ile Orta Asya’dan gelen Turanî kavimlerin akınları kesilmiş ve Zağros Dağlarındaki Turanî kavimler burada bulunan İrani kavimleri ile karışmaya başlamıştır.

Zağros Dağlarında yerleşik bulunan İrani kavimler Lor ve Lekler ile karışarak büyük ölçüde ırk ve dil değişimine uğramışlardır. Böylece günümüzün Kürt halkının ilk tohumları atılmıştır. Zağros Dağları Mezopotamya’nın doğu sınırı olması nedeni ile çok sayıda Bizans-Sasani savaşına sahne olmuş ve bu savaşlar Kürtlerin dağlarda yerleşmesine yol açmıştır.

  • Ürt, Kürdistan ve Kürt Edebiyatı Yaratma Gayretleri Tarihte Kürt sözcüğünün geçtiği ilk eser Arap gezgin Mesudi’nin seyahatnamesidir(M.S.943).
  • Mesudi, ilgili bölümde şunları yazar: ” Kürtlere gelince, insanlar onların kökeni konusunda ihtilafa düşmüşlerdir,” Mesudi’den 650 yıl sonra Şerefname’de de aynı soy tartışmasına girilecek ancak Kürtlerin soyu bulunamayacaktır.

Şerefname’de hiçbir şekilde ‘Kürdistan’ ve ‘Kürt’ kelimeleri geçmez. Hitit döneminden Türk fethine kadar Kürdistan terimi olmadığı gibi Selçuklu döneminde de Anadolu coğrafyası üzerinde böyle bir tespit ve terim mevcut değildir. İlhanlılar döneminde İran-Irak sınırındaki Cibal denen dağlık bölge Kürdistan olarak anılmakta idi.

  • Osmanlı döneminde ise Tanzimat sonrası idari değişikliğe kadar 500 yıllık bir evrede resmi kayıtlarda Kürdistan diye anılan bir bölge söz konusu değildir.
  • Osmanlı fermanlarında yer alan Kürdistan ifadesi bir coğrafya olmaktan çok eyalet, sancak, kaza gibi idari birimler içinde yer almış izafi bir terimdir.

Bugünkü adlandırma tamamen 19. yüzyılın bir kurgusudur. Kürdistan, Selçuklu Sultanı Sancar tarafından kullanılmış, bugünkü İran ve Irak bölgesinde bulunan Zağros’ta doğrudan merkeze bağlı bir eyalettir. Bu eyaletin valisi de Türk’tür, Kürt değildir. Kürdistan terimi.

“Kürdistan” yine “ekrad”dan türetilmiş, dağda yaşayan, konar-göçer kabilelerin mekânı anlamında kullanılmıştır. Bunun böyle olduğunu Evliya Çelebi’nin seyahat notlarını okurken daha iyi anlamaktayız. Kürtler için tarih yaratma çabası onlara ayrı bir dil yaratma çabası ile paralel olarak yürümüştür. Tarihsel olarak “Kürt” adı yoktur, yani Kürtçede Kürt’ün anlamı bulunmamaktadır, bu tür gayretler son iki yüzyılın ürünüdür.

Bugün konuşulan Kürtçenin, Farsçanın bir lehçesi olduğu kanıtlanmıştır, Kürtçe, bağımsız bir dil değil, Fars dilinin bir şubesidir. Kürtler, yaşadıkları ülkeye göre Latin, Arap ve Kiril harfleri kullanmakta, ortak bir alfabeleri bulunmamaktadır. Anadolu’daki Kurmançi dışında İran, Irak, Suriye gibi ülkelerde Gorani, Badinani ve Sorani lehçeleri kullanılmaktadır.

Zazalar ve Aleviler Kürt değildir. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt nüfusu esasen Şah İsmail’in Anadolu’ya yönelik çabalarını engellemek için Yavuz tarafında sınır boylarına yerleştirilmek üzere Irak’tan getirilen Kürt gruplardır. Bu dönemden sonra pek çok Türk beyliği Kürtlere karışmıştır. Diyarbakır, bir Kürt şehri değildir.

Diyarbakır (Diyar-ı Bekir) ismi şehri işgal eden Arap aşireti lideri Bekir bin Vali’den gelmektedir. Yakın zamana kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türk nüfusu daha fazla idi. Doğu Anadolu’daki pek çok Türkmen ve Ermeni köyü etrafındaki Kürt aşiretlerinin etkisi ile zamanla Kürtçe lehçelerini kullanmaya başlamış ve kendini Kürt sanmaya başlamışlardır.

Ürtlerin dili ve edebiyatı diye tanıtılan eserler de çalıntı ya da tahrifat yapılarak günümüze gelmiştir. Çünkü ellerinde, Kürtçe dedikleri dil veya lehçe ile yazılmış metinler yoktur. En eski denilen metinler bile 1700’lü yıllara kadar geri gider. Kaldı ki 1700 ile 1900 arasında Kürtçe eser sayısı 50’yi, yazar sayısı 10’u bulmaz.

Kürtçülerin tek övünç kaynağı olan en ünlü eser Mem-u Zin (Mem o Zin) adı verilen destandır. Ahmede Hani tarafından 1968 yılında yazılan eserin orijinal metin yoktur. Ancak, Mem-u Zin’in, Türk Destanı Mem-i Alan’dan bir derleme olduğu ortaya çıktı. Şerefname’de anlatılan hikâyeleri ve efsaneleri de daha sonra Kürtçüler, Kürt efsaneleri olarak adlandırmışlardır.

  • Bu efsaneler Türk, Fars ve Arapların kendi ulusal efsaneleridir.
  • Ürtçülerin diğer bir büyük tahrifatı tarihte Büğdüz Aman olarak geçen Oğuz beyinin adının Boğdaz Ermene olarak değiştirilmesidir.
  • Böylelikle Aman yerine Ermene kelimesi geçirilmiş ve Ermeni bağlantısı kurulmuştur.
  • Ürtçülerin diğer bir gayreti ise Selahaddin Eyyubi’yi Kürt gibi göstermektir.

Eyyubilerin kökeni olarak gösterilen Divin, bir Türk kentidir. Kentin halkı Arşaklı Türkleridir. Oğuz Türklerinin Kınık Boyu’ndan Selçuklular Doğu Anadolu’ya ve Azerbaycan’a geldiklerinde, bölge zaten diğer Kıpçak ve Oğuz boyları tarafından Türkleştirilmişti.

  • Ürtçülük Faaliyetleri 11. ve 12.
  • Yüzyıllar, Selçuklular ile birlikte Azerbaycan, Anadolu, Suriye, Mezopotamya gibi bölgelerin birer Türk yurdu olmasına tanıklık etmiştir.
  • Özellikle Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun bir bölümü bu yüzyıllarda Türkmen boylarının toplanma sahası görünümündeydi.11.
  • Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren başlayan büyük Oğuz göçü ve Türk hâkimiyeti siyasi istikrarı sağlamış ve bu coğrafyaya yeni bir kimlik kazandırmıştır.

Bu yeni kimlik “Türk Kimliği”dir.11. yüzyıldan itibaren bölgedeki Türk kimliği ve Türk damgası Küçük Asya’nın etnik, siyasi, kültürel ve ekonomik yapısını şekillendirmiş ve bu yapı günümüze kadar gelişerek, özünden bir şey kaybetmeden devam edip gelmiştir.

Anadolu’nun, Kafkasya’nın, Mezopotamya’nın velhasıl Orta Doğu’nun bu siyasi yapısı içinde “Kürt” adı altında toplanan unsurlar tamamen Türk tarihinin tabii seyri içinde yer almışlardır.1826-1828 yıllarındaki İran-Rus Savaşı sonunda yapılan Türkmençay anlaşmasıyla İran’da Kürt nüfusunun bulunduğu topraklar Rus egemenliği altına girdi.

Hemen akabinde Ruslar, Kars ve Ardahan’ı da işgal ettiler. Böylece Avrupa o dönemki müttefiki olan Osmanlı dolayısıyla Kürt nüfusu ile karşılaştı. Rus yetkililer İran ve Osmanlı’ya karşı Kürt kartını kullanabilmek için tarihin ilk Kürdoloji çalışmalarını başlattılar.20.

yüzyılın başlarına gelindiğinde Türkler ve Kürtler kendilerini Sünni Müslüman olarak görüyor, etnik milliyetçiliğe pek rağbet etmiyorlardı. Başkent İstanbul’da yaşayan bazı Kürtlerin ayrılıkçı düşünceleri 20. yüzyıl ile başladı.2. Meşrutiyet’in getirmiş olduğu özgürlük ortamında Kürtçülük akımının temellerini kökünden değiştirip emperyalist güçlerle dirsek temasına sokacak olan dernekler ve fikir kulüpleri ortaya çıktı.

Kürtler, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na sadık kalmışlardı. Savaşın hemen ardından bir grup Kürt, kendilerini Anadolu’daki direniş hareketiyle özdeşleştirdi ve onu destekledi. Musul Sorunu döneminde birbiri ardınca ortaya çıkan ve tamamen emperyalizmin bir oyunu olan Kürt hareketlerinin, Anadolu’da 1938’den sonra büyük çapta durduğu ve sakinleştiği görülür.1961 Anayasası’nın getirdiği hak ve özgürlükler ise sadece sol düşüncenin değil önce sol düşünce içinde olmak üzere Kürtçü hak ve tanınma taleplerinin dile getirildiği kanallar ortaya çıkardı.1971 yılında Devrimci Doğu Kültür Ocakları, Kürtçü faaliyetleri nedeni ile kapatıldı.1975-1980 yıları arasında Türkiye’de solun aşırı derecede bölünmesi Kürt solunu da etkiledi.

Böylece, Özgürlük Yolu (Sovyetik), Kawa (Maoist), Rızgari (Sovyet-Çin bölünmesinden bağımsız) gibi örgütler ortaya çıktı. PKK da, Marksist-Leninist bir örgüt olarak aynı dönemde kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde günümüze kadar devam eden Kürtçü bölücülük faaliyeti, kuruluşu aslında 1973 yılına kadar geri giden ancak eyleme geçtiğini 1978 yılında açıklayan PKK terör örgütü faaliyetleri ile başladı.

Kürtlerin yaşadığı sorunlar ve acılarda özellikle Kürt aydınının sorumluluğu büyüktür. Çünkü bu aydınlar, yanlış bilgilendirmeler ve propagandaların etkisi ile kendi soydaşlarına, içindeki yaşadıkları hükümetlerine ihanet etmenin acı sonuçlarını hala toplumumuza yaşatmaktadırlar.

Kürt kardeşlerimiz, son dönemde Kürtlerin ayrı bir millet olarak inkâr politikası ile karşı karşıya olduğu, Cumhuriyetin kurulmasında Kürtlerin payı ve haklarının verilmediği, Kürtlere temel haklarının (kimlik, ana dilde eğitim vb.) olmadığı gibi savlarla kendi ülkelerine düşman edilmeye, ayaklanmaya teşvik edildi.

Ortadoğu bölgesinde ağırlıklı olarak dört devletin sınırları içinde yaşayan ve çeşitli din, mezhep, dil ve kültüre sahip Kürtler, 1800’lü yıllardan bu yana maalesef bölge ile ilgili çeşitli menfaatleri olan birçok devlet tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılmışlardır.

  • Bunların gerçekliği, ilgili devletlerin bugün tamamen açılan devlet arşivlerinde açıkça görülmüştür.
  • Ürtlerin bu devletlerde genelde feodal bir yapı, aşiret ve kabile benzeri içe kapalı toplum yaşantısı içinde bulunmaları da, reislerinin kendi menfaatleri doğrultusunda aşiret mensuplarının ve masum insanları kullanılmasına ve sonuçta büyük zararlar görmelerine neden olmuştur.

Yaşadıkları bölgeler ve devletler itibariyle genelde nispeten sarp ve dağlık arazi kesimlerinin seçilmesi, o bölgelerdeki diğer etnik yapılara ilave olarak Kürtlerin de sosyal, ekonomik ve eğitim alanlarında gelişimlerini engellemiş, bu bölgelere devletlerin siyasi nedenlerle veya coğrafi şartların dikte ettirdiği zorluklar nedeniyle yaptığı yatırımlar yeterli seviyeye ulaşmamıştır.

Bu hususlar, Kürtlerin içinde yaşadıkları devletlere ve hükümetlerine duyduğu güvenin azalmasında, başka devletler tarafından istismar edilip kullanılmalarının başlıca malzemesi olmuştur. Sonuç Yerine Bugün Anadolu topraklarında yaşayan Kürt kardeşlerimizin büyük çoğunluğu bağımsız bir devlet peşinde değildir.

Bu ülkenin bir ferdi olarak birlikte yaşamaktan mutlu ve devletine bağlı kişilerdir. Onların sorunları daha çok ekonomik ve sosyaldir. Bunun için de öncelikle güvenlik sorunu halledilmelidir. Güvenlik sorunu ise onları kalkan yaparak sözde bağımsız bir Kürt devleti kurma peşinde, kendi siyasi emelleri peşinde koşan terör örgütü ve siyasi uzantılarından kaynaklanmaktadır.

Ürtlerin bağımsız bir devlet kurma hayali, gerçekleşmesi mümkün olmayan ancak bu coğrafyada yaşayan herkese bugüne kadar olduğu gibi acılar çektirmeye devam edecek bir gayrettir. Bunun nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz; – En başta da söylediğimiz gibi devlet olmak için millet olmak lazımdır.

Farklı ülkelerde yaşayan Kürtler için ayrı bir ırk, ortak bir dil ve hatta din ve tarihten bahsetmek mümkün değildir. Irak, Suriye, İran ve Türkiye Kürtlerinin bir arada yaşaması ve ortak bir kültürü paylaşması mümkün değildir. Irak’ın kuzeyindeki Barzani örneğinde görüldüğü gibi diğer ülkelerdeki Kürtler ile iletişim kurma zorluğunun da ötesinde biri diğerini kendi bölgesinde istememektedir.

  • Uluslararası konjonktür dört devletin sınırlarının arasında ayrı bir Kürt devletine hiçbir zaman müsaade etmeyecek, böyle bir boşluk her zaman baskın olan komşu devletlerden biri tarafından doldurulacaktır.
  • Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesi ABD’nin bölgesel çıkarları ve bölgedeki petrolü çekmek için suni olarak oluşturulmuş, geçici bir Amerikan adasından başka bir şey değildir.

Batılı güçlerin bir Kürt devleti kurma illüzyonu, bu çıkarlar denkleminin geçmişte olduğu gibi tuzağıdır. – Bugün Türkiye’deki Kürt vatandaşlarımızı bağımsız bir Kürt devleti hayali ile etkilemeye çalışan PKK ve siyasi uzantılarının tasfiye olması daha önce de yapıldığı gibi çok zor değildir.

  1. Terörle mücadeleye dönülmesi halinde, Irak’ın kuzeyine yapılacak orta ölçekli bir harekât bile 1990 öncesi ve 1994-1995 yıllarında olduğu gibi PKK’nın kısa sürede bir kez daha tasfiyesini sağlayacaktır.
  2. CK operasyonlarında görüldüğü gibi devleti istihbaratı uyumamakta, PKK’ya siyasi yollardan destek olanları da aynı akıbet beklemektedir.

– Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı olduğu ve zamanı gelince bu hakkı kullanacakları yönündeki uluslararası hukuka yönelik beklentiler de boştur. Bu hak 1970’li yıllara kadar sadece sömürge durumuna düşmüş ülkelere tanınmıştır. BM düzenlemeleri her şeyden önce devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı esasına göre yapılmıştır.

Bunun istisnası devletin ancak söz konusu insan grubuna farklı muamele yapmasıdır ki, Türkiye için bu hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.1920’li yıllardan itibaren Kürtlerin yaşadığı dört ülkeden demokrasi ve insan hakları açısından en gelişmiş devlet olan Türkiye’de, etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarımızın gerek anayasada yer alan temel hak ve özgürlükler ve gerekse insan hakları konusunda tanınan haklar ve esaslar nedeniyle ekonomik, siyasi ve sosyal haklar anlamında en gelişmiş Kürt nüfus oldukları görülmektedir.

Kürt etnik kökenli vatandaşlarımız Türkiye’de azınlık veya ayrı bir yerli halk değil, bu devletin kurucu asli unsurlarından birisi olarak Türk Milleti’nin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Kürtlerin en fazla özgür olduğu, en iyi eğitim aldığı, en rahat ettiği ve ülke yönetiminin her kademesinde görev aldığı tek ülke Türkiye’dir.

Hepimiz, Türkiye Cumhuriyetinin eşit haklara sahip vatandaşları olarak, kimsenin ırkını, dinini, inancını hor görmeden ve onu ötekileştirmeden, kendi kültürlerini de muhafaza ederek, ortak bir gelecek ve karşılıklı hoşgörü ve barış anlayışı içinde bu devletin geleceği için birlikte neler yapabiliriz, bunun için çalışmalıyız.

Bu, takip edilecek tek rasyonel ve demokratik yoldur. Biz, Türkler ve Kürtler, et ve tırnak gibi bin yıldır birlikte yaşamız aynı tarih ve kültürü paylaşmış bir milletiz. Ziya Gökalp’in 1922 yılında dediği gibi; “Hangi Türk Kürtleri sevmiyorsa Türk değildir, hangi Kürt Türkleri sevmiyorsa Kürt değildir.” : Kürtlerin Kökeni ve Kürtçülük

Kürdistan ismi nereden gelir?

Kürtler in yaşadığı yer anlamına gelen ” Kürdistan ” terimi, tarihi kaynaklara göre resmi olarak ilk kez 1000-1100 tarihlerinde Büyük Selçuklu Sultanı Sancar Bey tarafından kullanıldı. “Kürdistan” coğrafi bir terim olarak Kanuni Sultan Süleyman ve I. Ahmet gibi birçok Osmanlı padişahının fermanlarında da geçiyor.17.

Yüzyılın en büyük seyyahlardan Evliya Çelebi, “Seyahatname” adlı eserinde Osmanlı’da Kürtlerin yaşadığı topraklar için bazen “Kürdistan” bazen de “Diyar-ı Kürdistan” tabirini kullanıyor. “Kürdistan” için “Büyük memleket” ifadesini kullanan Çelebi, Kürt ve Kürdistan bölgesini ayrıntılarıyla ele alıyor.

Türk edebiyatının bilinen isimlerinden Şemseddin Sami de “Kamusul-alam” adlı özel isimler odaklı ansiklopedik eserinde Kürtler ve Kürdistan’a detaylı yer veriyor. Hatta Milli Mücadele’nin ilk dönemlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda, Sovyet Birliği Dışişleri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektuplarda, bazı Meclis konuşmalarında “Kürdistan” dediğini, I.

  1. Meclis’in Doğu’dan gelen üyelerine “Kürdistan Milletvekili” dendiği biliniyor.
  2. Ancak 1925’ten sonra Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgelere “Şark”, 1950’lerde “Doğu ve Güneydoğu Anadolu”, 1960’larda “Kalkınmada Öncelikli Yöreler” ve 1984 ile 2002’ye kadar da “OHAL Bölgesi” ifadeleri kullanıldı.
  3. Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir.

(Related Nodes field) Sadece Türk kaynaklarında değil, Batılı gezginlerin seyahatnamelerinde de Kürdistan ismi geçiyor ve genişçe işleniyor. Erdoğan: Kürdistan bir gerçeklik 2002-2015 döneminde “Kürdistan” ifadesi yaygın bir şekilde kamusal alanda tekrar kullanılmaya başlandı.

  • Defalarca “Kürdistan” ifadesini kullanan dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürdistan’ın bir gerçeklik olduğunu ve devletin bundan korkmaması gerektiğini belirtti.
  • Ama “çözüm süreci”nin bitiminden sonra Kürdistan adını telaffuz etmek adeta tabu haline geldi.
  • Başından beri Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Kürdistan” ismine karşı çıktığı bilinen bir gerçek.

Çözüm sürecinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kürt sorununu çözdüklerini ve Kürdistan diye bir yerin olmadığını savundu. Kılıçdaroğlu: Kürdistan lafından rahatsız oluyorum Türkiye’de Kürdistan ifadesi hep tartışma konusu oldu. Son olarak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ‘nun Ankara Elmadağ’da Kürdistan’a ilişkin bir soru üzerine verdiği cevap tartışmayı tekrar gündeme taşıdı. KaMer Ne Demek Abdullah Kıran / Fotoğraf: Independent Türkçe “Sorun bizzat Kürtlerden kaynaklanıyor” Muş Alparslan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Kıran, söz konusu olumsuzluğun Kürtlerin gevşekliğinden kaynaklandığı görüşünde.

Türkiye’nin en az üçte birini oluşturan Kürtlerin bir örgütlerinin olmadığını kaydeden Prof. Dr. Kıran, “Bugün Kürt siyaseti, Kürt coğrafyası ve tarihinin reddiyesi üzerine inşa edilmiş “demokratik cumhuriyetçi” bir ekip tarafından esir alınmıştır. Kürtler aşağılanmayı hak ediyor” dedi. Dünyanın hiçbir yerinde bir ülke nüfusunun üçte birini oluşturan bir halkın bu denli aşağılanıp hor görülmediğini aktaran Kıran, “Kanımca sorun bizzat Kürtlerden kaynaklanıyor.

Kürtler kadim bir millet ama pek çok hususta, modern anlamda bir halk veya ulus olmanın refleksleriyle hareket edemiyor. Onun için aşağılanıyorlar. Dolayısıyla sorunun Kürtlerde olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. “Kürdistan tarihi ve sosyolojik bir gerçeklik” Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun, öncelikle Kürdistan’ın tarihi ve sosyolojik bir gerçeklik olduğunun net bir şekilde ortaya koymak gerektiğini söyledi. KaMer Ne Demek Vahap Coşkun / Fotoğraf: Twitter Çözüm sürecinin bitmesinden sonraki süreçte Kürt meselesinin yine askeri ve asayiş meselesi olarak kodlandığını, Kürt kimliği ve Kürdistan ifadesine yönelik negatif bir alındığını kaydeden Coşkun, “Bu siyasi atmosferde politikacıların Kürdistan ifadesinden kaçınmasına nede oluyor.

Bahçeli’nin ki biraz daha ideolojik bir tutum ve baştan beri biliniyor. Ama daha önce pek çok kez Kürdistan ifadesini kullanan Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun takıldığı tavır tamamen siyasi atmosfer ile ilgili bir durumdur. Yoksa kendileri de Kürdistan’ın bir gerçeklik olduğunu çok net bir şekilde biliyorlar” tespitinde bulundu.

“Trakya, Ege veya Karadeniz’den rahatsızlık duyuyor mu?” Söz konusu tutumun toplumsal barışa hizmet etmeyeceğini ve Türkiye’deki siyasi aktörlerin Kürdistan ifadesiyle barışması gerektiğine değinen Coşkun, “İfadenin normalleşmesi gerekir. Bunun coğrafik, sosyolojik ve tarihi bir gerçeklik olduğunu, içselleştirilerek son derece doğal bir kullanım haline getirilmesi gerekir” dedi ve ekledi: “Onların ‘yoktur’ veya ‘rahatsızlık duyuyorum’ dedikleri Kürdistan ifadesinden Kürtler, vazgeçmez.

Aksine Kürtlerde rahatsızlık yaratıyor. Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının bütün Kürtlerde ciddi manada bir rahatsızlığa sebebiyet verdiğini biliyorum. Mesela Kılıçdaroğlu Trakya, Ege ya da Karadeniz’den rahatsız oluyor mu? Elbette rahatsız olmuyor. Bunlar da coğrafik isimler. Ne zaman Kürtler veya Kürdistan söz konusu olduğunda rahatsızlık ifadesi kullanılıyor.

Bunun Türkiye’nin Kürt vatandaşlarına ve kimliklerine yönelik ciddi bir haksızlık olduğunu, tüm siyasi aktörlerin Kürdistan’ı inkar eden tavrından vazgeçmesi gerektiğini düşünüyorum.” “Kürdistan terimi sadece coğrafik ve tarihi bir adlandırma değil” Tarihçi yazar Ayşe Hür ise Kürdistan teriminin bazılarının iddia ettiği gibi sadece coğrafik ve tarihi bir adlandırma olmadığını görüşünde.

Kürdistan demekle Trakya ya da Karadeniz demek arasında fark olduğunu belirten Hür, “Kürdistan, siyasi bir projeyi, siyasi bir ‘mefkureyi’ de ima eden, yüklü bir bagajı olan bir adlandırma. Bu siyasi proje, siyaset bilimi açısından son derece anlaşılır, son derece meşru bir talebi içeriyor. Bu talep evrensel pek çok belgede tanımlanmış olan ‘halkların kendi kaderlerini tayin hakkı (KKTH)’ bağlamında Kürtlerin de bu hakkı kullanma talebi.

Kendini Türk olarak tanımlayan siyasiler, Kürdistan terimine itiraz ederken aslında bu talebe itiraz ediyorlar” değerlendirmesinde bulundu. KaMer Ne Demek Ayşe Hür / Fotoğraf: Independent Türkçe Türkiye’nin siyasi tarihi incelendiğinde kurucu kadrolardan başlayarak tek ve çok parti dönemindeki tüm siyasi aktörlerin ‘tek dil, tek din, tek millet, tek devlet’ söylemine bağlı olduğunu dile getiren Hür, “Aktörlerin merkezi ceberut devleti kutsadığını, buna karşılık demokrasi, insan hakları, yerinden yönetim, muhtariyet, özerklik gibi kavramlardan paranoya derecesinde rahatsız olduklarını, bunlar kapıyı birazcık aralarlarsa dahi Türkiye’nin mutlaka bölüneceğini, parçalanacağını düşündüklerini görürsünüz” şeklinde konuştu.

“Yakın zamana kadar ‘kart kurt, Kürtçe diye bir dil yok’ gibi zırvalar dinliyorduk” Söz konusu çevrelerin Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını mutlaka Türklerden, Türkiye’den ayrılma şeklinde kullanacakları şeklinde bir önyargının esiri olduğunu ifade eden Hür, “Bunun için de en ufak bir itirazı bile daha doğar doğmaz en sert şekilde bastırmaya çalışırlar.

Kürt, Kürdistan, Kürtçe gibi terimlere alerji bununla ilgilidir. Hatırlarsanız yakın zamana kadar Kürt yoktur, karda yürürken kart kurt sesi çıkardıkları için dağ Türklerine Kürt denmiştir veya Kürtçe diye bir dil yoktur gibi zırva teoriler dinliyorduk” dedi ve ekledi: “Bu teorilerin en çok dillendirildiği, dahası devlet söylemi haline geldiği dönem Kürt ayrılıkçılığının da en şiddetlendiği dönemdi.

Yani bir çeşit etki-tepki ilişkisi vardı. Halbuki Türkiye tarihi, Kürtlerin 1990’lara kadar hep Türklerle birlikte Türkiye’nin içinde kalma yönünde tavır aldığını gösteriyor. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak Kürtlerin, Kürtçenin, Kürdistan’ın varlığının tanınması, Kürtlerin evrensel belgelerde tanınan insan haklarının olduğunun tanınması ilişkileri son derece olumlu etkileyecek ve zorunlu değil gönüllü bir birlikteliğin gerçekleşmesinde anahtar rolü oynayacaktır.

Merkezi devletin fonksiyonlarının bir bölümünün yerele aktarımı hem idari mekanizmayı rahatlatacak hem katılımcı demokrasiyi güçlendirecektir. Kimliğinin tanındığını, saygı gördüğünü, anadilini konuşabileceğini, onunla eğitim görebileceğini gören birinin ülkeye bağlılığı artacağı için ayrılma, kopma duyguları sönecektir. KaMer Ne Demek Müfid Yüksel / Fotoğraf: Independent Türkçe Derin devletin tüm siyasi aktörlere baskı uyguladığını ve bu yapının son 5-6 yılda ulusalcı damarın ön plana çıktığını ifade eden Yüksel, “Bunlar devlete hakim oldular. Etkili olan yapı baskı ve mobing uyguluyor.

Bir de CHP’nin içerisinde ‘beyaz Türk’ denen omurga değişime direniyor. Bu omurganın aynı zamanda diğer ulusalcı güçlerle ciddi bağı var” yorumunda bulundu. “Bu dayatma faşizme yol açar” “Bu omurganın ciddi baskısı var. Kılıçdaroğlu direnmeye çalışıyor, belki onlarla ters düşebiliyor ama belli noktadan sonra direnci kırılıyor ve baskılara maruz kalıyor” diyen Yüksel, sözlerine şöyle devam etti: “Bu 2-3 taraflı bir baskıdır.

Baskılar nedeniyle siyaseten böyle bir şey demiş olabilir. Kendisinin Zaza kökeni ve Kureyşan dede ocağına mensup olması da işin başka bir yönü. Meselenin nasıl bir hal alacağını zaman gösterecek ancak ciddi manada ulusalcı odaklar Türkiye’de bir hakimiyet teşkil etmişler ve etkilerini daha da genişletiyorlar.” “Kürdistan” ifadesinden rahatsızlık duymanın gerçekçi olmadığını dile getiren Yüksel, amacın korku yaymak olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha doğrusu ‘Kürdistan ifadesi kullanılırsa ülke parçalanacak’ korkusu yayılmak isteniyor.

‘Osmanlı’da kullanılıyordu ama şimdi kullanamazsınız, şimdiki gerçeklik bambaşka’ diyerek yanılsama yapıyorlar. Aslında bu ciddi bir yanılsama. Bu aynı zamanda tarihi bir gerçeklik ve 1925-26’ya kadar kullanılan Kürdistan ismini tedavülden kaldırmak istiyorlar. ‘Tarihi ve coğrafik yer adı olarak da kullanamazsın’ deniliyor.

‘Bugünkü konjonktürde tehdit var’ tarzında çok ciddi bir dayatma var. Ancak bu dayatma faşizme yol açar.” “Kürdistan tarih sahnesine çıkmanın sancılarını yaşıyor” Yazar Fuat Önen ise rahatsızlık söylemini çok normal karşıladığını, çünkü Kılıçdaroğlu’nun beyanına şaşıranların devlete şaşı bakanlar olduğunu söyledi. KaMer Ne Demek Fuat Önen / Fotoğraf: Arşiv CHP’nin devletin kurucu partisi olduğunu hatırlatan Önen, Türkiye’nin Kürt halkının ulus ülke hakikatini ortadan kaldırmaya odaklanmış bir devlet olduğunu ileri sürdü. Kürdistan ve hakikatinin Türkiye Cumhuriyeti projesinin gerçekleşmesinin önündeki tek engel olduğunu savunan Önen, “Bu olduğu için de Türkiye’deki bütün egemen siyasal partiler Kürdistan adını duymaktan rahatsız oluyorlar.

Çünkü Kürdistan tarih sahnesine çıkmanın sancılarını yaşıyor. Kürdistan tarih sahnesine çıktığı zaman bu projenin sonu olacaktır. Onların esas rahatsızlıkları Kürdistan hakikatidir. Dolayısıyla benzer siyasal partilerden başka türlü açıklamalar beklemek yanlıştır” diye konuştu. Yaklaşık son 6 aydır İYİ Parti, MHP, CHP ve AK Parti’nin Kürdistan’ın yokluğu üzerinden gündemini sürdürdüğünü söyleyen Önen, “Oysa Kürt siyasetinin Kürdistan’ın varlığı üzerinden politika dayatmaları gerekirdi.

Maalesef bugün bu noktadan uzak bir yerdeyiz. Egemen Kürt siyaseti zaten böyle bir tutumdan uzaktır. Diğer irili ufaklı Kürt partileri de temsil kabiliyetinden yoksunlar. Dolayısıyla görev bize düşüyor. Bizim Kürdistan gerçekliğini dayatıp, Kürdistan gerçekliği üzerinden siyasal gündemi tayin etmemiz gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

Aden ismi ne anlama gelir?

Aden isminin anlamı nedir? Aden ne demek Aden ismi, anlam olarak; “cennet bahçesi” anlamına gelir. Ayrıca, terimsel anlamına göre, biyolojik açıdan; salgı yapan organ ve bez anlamında kullanılmaktadır. Aden, bunların yanında, Yemen’deki bir liman şehrinin de adıdır.

  1. Aden İsminin Anlamı Aden isminin kökeni, Arapçadır.
  2. Özellikle, birinci anlamı; “cennet bahçesi” anlamında olup, bu anlamda kullanılır.
  3. Aden isminin, farklı özellikleri bulunur.
  4. Liderlik vasfı vardır.
  5. Aden ismindekiler, doğal bir liderdir.
  6. Endisine has görüş ve de düşüncelere sahiptir.
  7. Ararlarını, insanların etkisinde kalarak vermez.

Sorumluluk almaktan kaçınmayan, cesur insanlardır. Fakat bazı durumlarda cesaretlerini kontrol edebilmeli; hemen karar vermemeli ve esnek olabilmelidir. Diğer insanların düşüncelerini dikkate almalıdır. Aden ismindeki kişilerin, çoğu zaman yere sağlam basan bir kişiliği vardır ve güçlü olmayı severler.

  • Gücünü nerede veya ne zaman kimlere karşı kullanacağını da iyi bilirler.
  • Yanlış bir şey yaptığı zaman, hatasını anlamakta geç kalmaz.
  • Baskı altında olmayı sevmez; ama baskı altındayken bile, oldukça başarılıdırlar.
  • Düzenli ve sistemli olmak, onlar için oldukça önemlidir.
  • Fakat bazı durumlarda inatçı bir insan hâline gelebilirler.

Aden ismi, Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Aden ismi, Hud Suresi ve Necm Suresi’nde yer almaktadır. : Aden isminin anlamı nedir? Aden ne demek

Kürt kelimesi nereden gelir?

Kürt dilleri
Kurdî, كوردی, Kurdí
Ana dili olanlar Irak, İran, Suriye, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Romanya, Bulgaristan, Rusya, Azerbaycan
Bölge Kürdistan, Anadolu, Horasan
Konuşan sayısı Yaklaşık 30 milyon (2007)
Dil ailesi Hint-Avrupa dil ailesi

  • Hint–İran dilleri
    • İran dilleri
      • Batı İran
        • Kuzeybatı İran

          Kürt dilleri

Önceki formlar Proto Kürtçe

Kürt dilleri

Yazı sistemi Latin, Arap, Fars, Kiril
Resmî durumu
Resmî dil Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Rojava Özerk Yönetimi
Tanınmış azınlık dili Ermenistan
Dil kodları
ISO 639-1 ku
ISO 639-2 kur
ISO 639-3 kur
Kürt dillerinin İran dilleri içindeki dağılımı

Kürt dilleri veya Kürtçe (Kürtçe: Kurdî, کوردی ), Hint-Avrupa dil ailesine bağlı Hint-İran dillerinin Kuzeybatı İran koluna giren ve Türkiye ‘nin doğu ve güneydoğusu, Suriye ‘nin kuzeyi, Irak ‘ın kuzeyi ve kuzeydoğusu ile İran ‘ın batısında yaşayan Kürtler tarafından konuşulan bir dil koludur.

  1. Ürtçe Irak ‘ta, Irak’a bağlı Kürdistan Bölgesel Yönetimi ‘nde ve de facto özerk olan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nde resmî dil statüsüne sahiptir.
  2. Ürt dillerinin yukarıda belirtilenler haricinde Ermenistan, Gürcistan, Türkmenistan, Lübnan, Afganistan, Rusya gibi ülkelerde az sayıda konuşanı bulunmaktadır.

Kürt dilleri Kurmançça, Soranice ve Kelhurice ‘dir, ancak Türkiye ‘de Kürtçe ile kastedilen büyük oranda bu dil grubunun ülkede en çok konuşulan kolu olan Kurmanççadır, Lekçe de birçok dil bilimci tarafından Kürt dilleri arasında kabul edilir.