Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

MTerek Ne Demek?

Müşterek kime denir?

Arapça kökenli bir kelime olarak müşterek günümüzde hala yaygın olarak kullanılan sözcüklerden biridir. Bu kelimenin gerçek anlamını öğrenebilir ve farklı yerlerde kullanabilirsiniz. Peki, müşterek ne demek? Müşterek nedir? Müşterek TDK kelime anlamı hakkında bilinmesi gerekenler.

Müşterek hem sözlü hem de yazılı olarak çok sık değerlendirilen kelimelerden biridir. Pek çok insan bu kelimenin anlamını tam olarak bilmiyor. Bu sebepten dolayı yanlış şekilde cümle içerisinde kullanılabilmektedir. Müşterek Ne Demek? Müşterek kelimesi Arapça kökenli bir sözcük olarak Türkçeye geçmiş ve ‘ortak’ anlamı üzerinden değerlendirilen bir kelimedir.

Aynı zamanda ‘birlikte’ anlamı da taşır. İki kişinin ya da cansız varlıkların ortak taşıdığı unsurları anlatan bir kelime olarak öne çıkar. Müşterek Nedir? Müşterek ‘ortak’ ya da ‘birlikte’ anlamı taşıyan bir sözcüktür. Bunlara birer örnek vermek gerekirse; ‘’ Müşterek bir hayat.” ‘’ Bu iş konusunda ikinizde müştereksiniz” Buradaki her iki anlamı da aynı şekilde bireylerin birbirleri ile ortak ele aldıkları durum ya da unsurları göstermektedir.

  • Müşterek TDK Kelime Anlamı Türk Dil Kurumuna bakıldığında müşterek kelimesi aynı şekilde ‘ortak’ anlamı taşımaktadır.
  • Yapılan bir işin içerisinde 2 kişinin yaşadığı ortaklık olarak da dile getirilebilir.
  • Örneğin ‘hayat müşterektir’ kelimesi içerisinde burada müşterek ortak bir yaşam içerisinde gitmesi gereken durumu anlatmaktadır.

Özellikle evli çiftler için çok sık kullanılan bir anlam olarak öne çıkıyor. Günlük yaşam içerisinde müşterek kelimesini bu anlamlar üzerinden değerlendirebilirsiniz.

1 müşterek ne demek?

Müşterek kelimesi birden fazla kişinin aynı amaçla bir araya gelmesi durumunda kullanılmaktadır.

Dualar müşterek ne demek?

Birden çok anlamı bulunan kelimeye müşterek denir. Bunun karşıtı olan müterâdifte ise iki veya daha fazla kelimenin aynı mânaya gelmesi söz konusudur. Müşterek lafzın bütün anlamlarının gerçek anlam olması gerekir.

Müşteri ne anlama geliyor?

Müşteri, sunulan bir ürün ya da hizmetin tüketicisidir.

Hisse tipi müşterek nedir?

Müşterek mülkiyette kişiler, bahsi geçen mülke belirli paylar ile sahip olur. Taşınmaz mala müşterek mülkiyet ile sahip olunması durumunda, tapu üzerinde tüm hissedarları gösterir şekilde tek bir tapu senedi verilir. Ancak hisseli tapu sahibi olan kişiler talep ederse her birine ayrı ayrı da tapu senedi de verilebilir.

Müşterek yaşamak ne demek?

Müşterek Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Hayat Müşterek Ne Anlama Gelir? MTerek Ne Demek Müşterek Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Müşterek kelimesinin dilimizde yer alan sıfatlar arasında bulunduğunu söylemek mümkündür. Müşterek kelimesinin sözlük anlamına bakıldığı zaman ise kelimenin anlamının ortak olarak bilindiği söylenebilir. Bu durumda müşterek kelimesi TDK’ye göre ortak anlamını taşımaktadır.

Müşterek kelimesi, Arapça kökenli bir kelime olarak bilinmektedir. Ancak dilimizde de sıklıkla kullanılmakta olan bir kelime olduğunu söylemek mümkündür. Müşterek kelimesinin, ortak anlamına geldiği söylenebilir. Birlikte ve beraber anlamının bulunduğu da bilinmektedir. Müşterek, ortaklaşa, el birliğiyle yapılan ve hazırlanan anlamlarına gelmekte olan bir kelime olarak bilinir.

Hayat Müşterek Ne Anlama Gelir? Hayat müşterek sözünün özellikle evli çiftler için kullanılan bir söz olduğu bilinmektedir. Hayat müşterek sözünde anlatılmak istenen ise ortak bir yaşam içerisinde gitmesi gereken durumun anlatılması olarak ifade edilebilir.2 kişinin ortak bir hayat içerisinde yaşadığını ifade ettiğini söylemek de mümkündür.

Hayat müşterek, ortaklaşa bir hayatın içerisinde bulunulduğunu ifade etmektedir. Osmanlıca Müşterek Ne Demek? Osmanlıca da müşterek kelimesinin, iştirak edilen anlamına geldiğini söylemek mümkündür. İştirak kelimesinin ise ortak olma anlamına sahip olan bir kelime olduğu bilinmektedir. Arapça bir kelime olan müşterek kelimesinin, sözlükte yer alan anlamının ise ortak olduğunu söylemek mümkün olmaktadır.

Birden fazla anlamı bulunan kelimelere de müşterek denildiğini söylemek mümkündür. Müteradifte kelimesi ise müşterek kelimesinin zıttı olarak bilinmektedir. Müteradifte kelimesi ise iki veya fazla kelimenin aynı anlama sahip olması şeklinde ifade edilebilir.

Müşterek olan tapu satılır mı?

Hisseli tapu sahipleri payını diğer kişilere dilediği şekilde satabilecek olsa da diğer pay sahipleri satış bedelini ödemek suretiyle payları iade alabilecektir. Bu sebeple gayrimenkul üzerinde sahip olunan payların satışı zorlaşmakta ve olduğundan daha düşük meblağlar karşılığında satılabilmektedir.

Toki ilk evim müşterek arsa ne demek?

DUYURU ” İlkevim Arsa Projesi ” kapsamında haksahipliği belirleme kuraları tamamlanmış olup, kura sonuçları e-devlet ‘te yayınlanmıştır. Asil ve yedek haksahibi olarak belirlenen vatandaşlar için Arsa Belirleme Kura Takvimi, web sayfamızda yayınlanacak ve kura tarihleri için SMS ile bilgilendirme yapılacaktır.

  1. Banka Sözleşmeleri ise arsa belirleme kuraları sonrasında proje bazlı olarak başlayacaktır.
  2. Vatandaşlarımızın bu konudaki duyuru ve ilanları takip etmesi ve mağduriyet yaşanmaması için iletişim bilgilerinin güncel tutulması rica olunur.
  3. Arsa Tahsis Duyuruları DİKKAT! • Ekte yer alan Aile Durumunu Gösterir Beyanname’nin banka sözleşmesi yapacak tüm hak sahipleri tarafından doldurulup, sözleşme imzalama esnasında bankaya ibraz etmesi zorunludur.

• Beyannamenin gerçeğe uygun olarak doldurulması gerekmektedir. • Beyanname doldurulurken gelir durumu ilk evim arsa projesi ilk başvuru yapıldığı tarih itibari ile ay/aylık olarak veya o yıla ilişkin yıllık gelir olarak beyan edilmesi gerekmektedir. Aile Durumu Gösterir Beyanname TANIM MÜSTAKİL ARSA : Yüzölçümü planlama durumuna göre yaklaşık 350 m² ile 500 m² arasında değişen, 1 adet en fazla Brüt 150,00 m² konut yapmaya müsait arsa.

MÜŞTEREK ARSA: Yüzölçümü değişiklik gösteren, plan yapılaşma koşullarına göre toplu yapı yapmaya müsait, birden fazla hissedarı olan arsa. PROJE LİSTESİ İLK EVİM ARSA PROJE LİSTESİ İlk Evim Arsa Projesinde; Projenin duyurulması aşamasında İdaremiz Web Adresinde yayınlanan ARSA SATIŞI BAŞVURU ŞARTLARI ile başvuru aşamasında gerek banka şubeleri gerekse e-devlet başvurularında tebliğ edilen ARSA BAŞVURU VE SATIN ALMA TAAHHÜTNAMESİ ‘nde bildirilen başvuru şartlarını sağlayan 722.698 başvuru arasından önümüzdeki günlerde Hak Sahipliliği Kurası çekilerek ilk evim arsa sahibi olan vatandaşlarımız belirlenecektir.

Ocak sonu itibariyle kura çekilişleri başlayacak olup kura takvimi web sayfamızda ilan edilecektir. BAŞVURU BİLGİLENDİRME

Müşterek mal ne demek?

Müşterek mülkiyet; bir taşınmaz üzerinde birden fazla kişinin hak sahibi olmasına ve bu taşınmazın fiilen bölüşülmemesi durumuna denilir. Hukuki işlemler ya da kanuni bir hak sonucu doğan müşterek mülkiyet, genellikle miras sonrasında ortaya çıkar.

Hangi Üç kişinin duası kabul olur?

‘Üç çeşit duanın müstecâb olduğu (kabul edildiği) hususunda şüphe yoktur: Mazlumun (haksızlığa uğrayan kimsenin) duası, yolcunun duası ve anne babanın çocuklarına duası.’ (Tirmizî, Birr ve Sıla, 7)

Neden dua ediyoruz?

Dua etmek en önemli ibadetlerden biridir. Müslümanlar oruçlarını açarken, namaz esnasında, Hac ibadetinde ve kurban keserken dua eder.5. Sınıflar için Niçin ve Nasıl Dua Edilir konusunu örnek dualarla anlattık. – Mümin kullar kaza ve belalardan korunmak, tövbe etmek, yardım istemek ve bağışlanmak için sık sık dua okur.

Dua etmenin zamanı ve mekanı yoktur. Her zaman her yerde dua edilebilir. ”Dua, ibadetin kendisidir” hadisi duanın dinimizde ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Nasıl ve Niçin Dua Edilir? 1- Besmele: Müslümanların gün içerisinde en sık okudukları dua besmeledir. Bir işe başlarken, evden çıkarken, abdest alırken ve oruca niyetlenirken besmele çekilir.

Besmele: Bismillahirrahmanirrahim Anlamı: Rahman ve Rahim olan adıyla Allah’ın Rahman ve Rahman sıfatları, yarattığı kullarını hem dünyada hem de ahirette esirgeyen ve bağışlayan demektir. Rabbimiz bize kazalardan, belalardan, gözümüzle görmediğimiz, haberimizin olmadığı nice kötülükten korur.

Peygamberler hariç her insan birçok kere günah işler. Allah’ın isimlerinden biri de Afüvv’tür. Afüvv, günahları bağışlayan, örten ve kuluna unutturan demektir. Büyük günahlardan ve haramdan kaçınan Müslümanların işlediği küçük günahlar Allah katında affedilir. Nisa Suresinin 48. ayetinde sadece şirk (Allah’a ortak koşma) günahının affedilmeyeceği yazılıdır.

Biz de sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimize yönelmeli, hayrın ve şerrin yalnızca ondan geldiğini bilmeliyiz. Bunun için de bol bol dua okuyarak hem şükretmeli hem de ondan bağışlanma dilemeliyiz.2- Niçin ve Ne Zaman Besmele Çekilir? – Bereket gelsin diye dükkan açarken.

– Kazalardan ve belalardan korunmak için evden çıkarken. – Sınava girerken – Bir işe başlarken ve bir şeye niyetlenirken. – Şeytanın verdiği vesveselerden kurtulmak için. – Korku ve kaygılardan arınmak için. – Yemek yemeğe başlamadan önce 3- Peygamberimizin Ettiği Dualar: Peygamberimiz günün büyük kısmını ibadetle geçirirdi.

Cennetle müjdelenmiş olmasına rağmen sık sık tövbe eder ve bağışlanma dilerdi. En sık ettiği dualardan biri ise şu idi: ”Allah’ım sen inanmış tüm kullarını cehennem azabından koru. Bize hem bu dünyada hem de ahirette güzellikler ver.” İslam dininde bu duanın anlamı ve kıymeti büyüktür.

  • Bir Müslüman sadece ahiret için değil dünya hayatı için de güzellik isteyebilir.
  • Mümin kullar helal lokma yemek, hayırlı bir yuva kurmak, çocuk sahibi olmak ve musibetlerden sakınmak için bu duayı sık sık okumalıdır.
  • Sırat-ı Müstakim – Allah’ın takdirini kazanmak ve sapmadan, dosdoğru bir yolda ilerlemek demektir.

Bu yolda ebedi hayata doğru ilerleyenler cehennem azabından korunurlar. Başka bir rivayete göre Hz Muhammed’in ettiği dualardan bir diğeri şudur: ”Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın. Fakirliğin ve zenginliğin şerrinden sana sığınırım.” Dinimize göre zenginlik, insanlara ahiret hayatını unutturduğu için tehlikelidir.

Zengin olup da malının zekatını vermemek ve muhtaç durumdaki insanlara yardım etmemek en büyük günahlardan biridir. Bakara Suresinin 219. ayetinde, herkese ihtiyacından fazlasını infak etmesi emredilir. İnfak etmek hem zekat vermek hem de birinin geçimini sağlamak anlamına geliyor. Bu nedenle dua ederken verdiği nimetler için Allah’a şükretmeli ve bilmeden işlediğimiz günahlar için ona sığınmalıyız.

”Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisini de hatırlayarak yakınımızdaki insanlara yardım etmeliyiz. Çünkü dinimiz kimsenin muhtaç durumuna düşmesini istemez. Bu nedenle sık yardımlaşma ve dayanışma içinde olmamızı ister. Peygamber efendimizin sıklıkla okuduğu dualardan biri de ”Allah’ım sen ilmimi arttır.” duasıdır.

Islam’a göre dua nedir?

İslâm’da Dua. Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi yerde geçen dua kelimesiyle birlikte bazı âyetlerde da‘vâ ve da‘vet kelimeleri de aynı anlamda kullanılmıştır; ayrıca pek çok âyette dua kökünden fiiller yer almıştır. Bu âyetlerde dua ve türevleri Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arzederek O’nun lutfunu dileme, çağırma, seslenme, davet etme, ibadet etme, yardıma çağırma, bir durumu arzetme, Allah’ın birliğini tanıma, isnat ve iddia etme anlamlarında kullanılmıştır (bk.M.F.

Abdülbâkī, el-Muʿcem, “dʿav” md.). Dua ve türevleri bu anlamlarıyla hadislerde de sık sık tekrar edilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “dʿav” md.). İbn Manzûr, dua etmenin başlıca üç şeklinin bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıralamıştır: 1. Allah’ın birliğini dile getirme ve O’nu övgüyle anma.2. Allah’tan af, merhamet gibi mânevî isteklerde bulunma.3.

Allah’tan dünyevî nimetler isteme ( Lisânü’l-ʿArab, “dʿav” md.). Aynı müellif, genellikle “Yâ Rabbi, Allahım” gibi hitap ve çağrı ifadeleriyle başlayan veya Allah’ı övgüyle anan her sözün -içinde bir dilek ve istek bulunmasa da- dua olduğuna işaret ederek buna Hz.

Peygamber’in arefe günüyle ilgili bir hadisinde geçen, “Arefede benim duam ve benden öncekilerin duası ‘Lâ ilâhe illallāhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ sözüdür” şeklindeki açıklamasını delil gösterir; bundan dolayı tehlîl (lâ ilâhe illallah), tahmîd (elhamdülillâh) gibi dinî ifadelere İslâmî gelenekte dua denildiğini hatırlatır.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de (Yûnus 10/10) müminlerin cennetteki dualarının Allah’ı tâzim ve tenzih sözleriyle (sübhânekellāhümme) başlayacağı, yine onların dualarının övgü sözleriyle (el-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn) biteceği bildirilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, sözlük anlamıyla dua kelimesinin nidâ ile anlam yakınlığı olmakla birlikte ıstılahî mânadaki duada daima tâzim ve tâzimle birlikte istekte bulunma anlamının mevcut olduğuna dikkat çeker ve buna müslümanların Hz.

  • Peygamber’i çağırırken (dua) saygılı bir ifade kullanmalarını emreden âyeti (en-Nûr 24/63) delil gösterir ( el-Müfredât, “dʿav” md.).
  • Esasen duanın aynı zamanda zikir sayılması, hatta İslâm literatüründe çoğunlukla “ezkâr ve ed‘iye” gibi ifadelerle bu iki kavramın birlikte kullanılması duanın içerdiği bu saygı unsurunun bir sonucudur.

Bu şekilde dua ifadelerinin biri zikir ve saygı, diğeri herhangi bir dilek olmak üzere iki unsuru bulunduğu görülmektedir. İbn Manzûr, “sübhânallah, elhamdülillâh, lâ ilâhe illallah” gibi Allah’a saygı ve övgü ifade eden sözlerde açıkça olmasa bile zımnen bir mükâfat ve sevap temennisi bulunması dolayısıyla bunların da dua sayıldığını belirtir.

Ancak İslâm âlimleri, genellikle duadaki dilek ve istek unsurunu ikinci derecede önemli görerek diğer dinî faaliyetler gibi duada da Allah’a saygıyı, Allah’ın üstün gücü, sonsuz zenginliği karşısında kulun kendi hiçliğini, yoksulluğunu ve Allah’ın inâyetine ihtiyaç hissetmesini ön plana çıkarmışlardır.

Duanın bu muhtevasından dolayı Hz. Peygamber’in, “Dua ibadetin özüdür” (Tirmizî, “Daʿavât”, 1) meâlindeki hadisi bütün ilgili kaynaklarda önemle zikredilir. Yine aynı sebeple bütün müfessirlerin yorumuna göre iki âyette (el-En‘âm 6/52; el-Kehf 18/28) İslâm’ın en önemli ibadeti olan namaz dua kavramıyla ifade edilmiştir.

See also:  Bilsem SNavı Ne Zaman?

Esasen İslâmî literatürde “namaz” anlamında kullanılan salât kelimesinin asıl mânası duadır; ayrıca birçok âyette genel olarak Allah’a ibadet için dua kökünden türemiş fiillerin kullanıldığı görülür. Dua insanın Allah’a kulluk faaliyetlerinin esas unsurudur ve İslâm literatüründe genel anlamda dua terimi, bu unsurun değişik kavramlarla anlatılan çeşitli görünüşlerini de ifade eden geniş bir muhteva kazanmıştır.

Dua fiiline beraber kullanıldığı mef‘ulleriyle bakıldığında bu kavramın dinî muhtevası açıkça görülür. Buna göre dua kulun Allah’tan bir şey dilemesi, Allah’ı istemesi, Allah’ı yardıma çağırması, anması demek olur. Başka bir ifadeyle kul, içinde bulunduğu şartların tesiriyle bir şey için veya Allah için Allah’a yönelmektedir.

  1. Bu durumda dua kavramı, İslâmî dönemde yeniden teşkil edilen semantik alan içinde dinî duygu ve yönelişin birbirine komşu olan zikir, tesbih, hamd, senâ, şükür, tövbe, istiğfar, istiâze vb.
  2. Görünüşlerinin genel çerçevesini oluşturmaktadır.
  3. İnsan içinde bulunduğu zor ve sıkıntılı durumlardan kurtulmak, kötü durumlara mâruz kalmamak için Allah’ı hatırlar, aczini, güçsüzlüğünü ve kusurlarını samimiyetle itiraf ederek O’ndan yardım ister (zikir, istiâze, istiâne).

Kötü durumdan kurtulma isteği, onu işlediği günah ve kusurlar sebebiyle pişmanlık duymaya ve kalbini temizlemeye, Allah’ı övüp yüceltmeye, af dilemeye sevkeder (zikir, tesbih, hamd, senâ, tövbe, istiğfar). Bazan sıkıntıdan kurtulduğu, nimet ve rahata kavuştuğu için memnuniyetini dile getirir (şükür, hamd, senâ).

  • Dua bazan tabiattaki nizam ve estetiği derinden müşahede eden, mutlak kemâl, güzellik ve gerçekliği sezen kişinin içinde meydana gelen hayranlık duygularının ifadesi olur (zikir, tesbih, tekbir, tehlîl).
  • Dar anlamıyla dua, niyaz, tövbe, istiğfar ve istiâze “istek”; tesbih, tehlîl, tenzih, hamd, senâ, şükür gibi kavramlar da “zikir” başlığı altına konabilir.

Psikolojik açıdan yapılan tahlillerde duanın, ilâhî yardımın celbi için başvurulan genel bir ruhî mekanizma olduğuna işaret edilmekle birlikte daha çok insanın yaratıcısına doğru fıtrî çekilişini, yakınlaşma isteğini ifade ettiği üzerinde durulmuştur.

Bu yönüyle dua zihnin maddî olmayan âleme doğru çekilmesi, bazan her şeyin değişmez ve üstün prensibinin huşû içinde bir temaşası, ruhun Allah’a doğru yükselişi, hayat denilen mûcizeyi yaratan varlığa karşı aşk ve tapınma ifadesi; her şeyi yaratan, en üstün kemâl, kudret, kuvvet ve güzellik kaynağı, herkesin kurtarıcısı ve hâmisi olan görülmez bir varlıkla ilişkiye geçmek için yapılan bir gayret (Carrel, s.6); Allah’ın durmadan taşan sevgi ve alâkasına kulun verdiği bir cevaptır (Douglas, s.12).

Duanın tarifi yapılmaya çalışılırken dua ile düşüncenin birbirinden farklı oluşu üzerinde durulmaktadır. Muhammed İkbal’e göre dua ve ibadet, kâinatın dehşet verici sessizliği içinde insanoğlunun kendisine bir cevap bulmak için hissettiği derin hasret ve iştiyakın ifadesidir.

  • Tabiatı ilmî olarak araştırmak bizi “mutlak hakikat”le temas haline getirir.
  • Bu da bir bakıma dua ve ibadettir; ancak dua ve ibadet bu zihnî faaliyet için zorunlu bir tamamlayıcı olarak kabul edilmelidir ( İslâm’da Dinî Tefekkürün Yeniden Teşekkülü, s.105-109).
  • Tabiatın, üzerinde araştırma yapanlarda dinî şuurun uyanmasına yol açacak ve araştırmacıyı sonunda yüce bir kudreti kabule, ona dua etmeye ve sığınmaya sevkedecek uyarıcılarla (âyât) dolu olduğu hususu Kur’an’da üzerinde durulan bir konudur.

Bir âyette, Allah’ın varlığını en iyi sezip O’nun kudretini en etkili şekilde hisseden ve dile getirenlerin âlimler olduğu şöyle ifade edilir: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için âyetler vardır.

  1. Onlar Allah’ı ayakta, otururken ve yatarken zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın; sen münezzehsin.
  2. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân 3/190-191; ayrıca bk.
  3. Fâtır 35/28).
  4. Duanın Önemi.
  5. İnsanda dinî temayülün fıtrî olduğu inancı bazı naslara dayandırılmaktadır.

Temelinde Allah inancının bulunduğu dinî hayat görüşünde bütün yaratıkların tabiatında Allah’a doğru bir yöneliş vardır. Birçok âyette canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiği belirtilmiştir. Bu âyetlerin birinde şöyle denilir: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder.

O’nu överek yüceltmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların bu tesbihini anlamazsınız” (el-İsrâ 17/44; benzer âyetler için bk. er-Ra‘d 13/13; el-Hadîd 57/1; el-Haşr 59/1; es-Saf 61/1; el-Cum‘a 62/1; et-Tegābün 64/1). Zâriyât sûresinde (51/56) insanın esas görevinin kulluk olduğu belirtilmiştir. Bu âyetten, insanın özü itibariyle yaratıcısına doğru bir çekiliş, sığınma, irtibat ve onu tanıma arayışı içinde yaratıldığı anlamını çıkarmak mümkündür.

İnsanın yaratılmasıyla ilgili âyetler, yaratılmadan önce ona Allah’ı rab olarak tanıma özelliğinin verilmiş olduğu şeklinde yorumlanmaktadır (el-A‘râf 7/172, 173; ayrıca bk. BEZM-i ELEST ). İslâmî kaynaklarda, bilhassa tasavvufta bu âyetler insanın dinî meylinin fıtrî oluşuna delil olarak kullanılmıştır.

Bu yorumda hayat, insanın esas yurdundan ayrılmış olmasının acılarını duyması, onu arama ve ona ulaşma çabası olarak anlaşılmaktadır. Böyle bir istekle yüklü insanın hali tasavvufî yazılarda eşini kaybeden güvercine, yerinden koparıldığı için inleyen neye, sahibinin ıslığına gelen şahine veya kafesteki kuşa benzetilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, insanın çaresizlik içinde ve zor şartlarda duaya başvurma şeklindeki genel psikolojik mekanizması üzerinde ısrarla durulmuştur. Bazı âyetlerde dinî yöneliş veya duanın belirgin veya zayıf hale geldiği durumlar açıklanırken aynı zamanda bu yönelişin insan tabiatında fıtrî ve küllî bir motif olarak bulunduğu da ortaya konmaktadır.

  1. Âyetlerin ifadesiyle, insan bir tehlike ve sıkıntıya düşünce bütün samimiyetiyle Allah’a yönelir; yatarken, otururken, ayakta dururken bıkmadan usanmadan dua edip iyilik ve başarı ister (Yûnus 10/12; el-İsrâ 17/11; er-Rûm 30/33; Lokmân 31/32; Fussılet 41/49).
  2. Yine yukarıda zikredilenlerle diğer bazı âyetlerde insanın ihtiyaç ve sıkıntılarının giderildiği, kendini emniyet içinde ve başarılı gördüğü durumlarda dua isteğinin zayıfladığı, Allah’tan yüz çevirdiği, kendi güç ve yeterliliğini gözünde büyütüp bencil ve nankör olduğu, zalimce hareket ettiği vurgulanmaktadır (el-İsrâ 17/67; Lokmân 31/32; ez-Zümer 39/8; Fussılet 41/51).

Bu olumsuz gelişmeyi önlemek amacıyla ilâhî dinler, insan şuurunda dinî inanç ve duygunun mümkün olduğu kadar canlı, etkili bir halde bulunmasını sağlamanın bazı çarelerini (bazı dua ve ibadetleri) insan için bir görev haline getirmiştir. Başa gelen sıkıntı ve zorluklardan kurtulmak için Allah’a dua edilmesinin istenmesi (el-Mü’min 40/60) yanında ilâhî dinler bilhassa refah ve rahatlık durumlarında insanın Allah’ı hatırlamasını, böylece bu inancın kontrolü altında bencil isteklerine kapılmamasını sağlamayı hedeflemiştir.

Dua ve zikir mânasına gelen salâtın (namaz) müminler için günün belli vakitlerinde yerine getirilecek bir görev olması (en-Nisâ 4/103), insan şuurunda Allah inancının devamlılığını gerçekleştirme gayesini güder. Din psikolojisi araştırmalarına göre insan tabiatının ahlâkî ve kutsal yönelişlerinin ihmal edilmesi onu mânen kör bir varlık haline getirmekte ve bu durum onun yapıcı bir toplum elemanı olmasını engellemektedir.

Bugünün şartlarında iç rahatlığı için gerekli ruhî ve bedenî hususları temin edecek dua yerlerine ihtiyaç vardır. Bu sığınakların sessizliğinde insanlar düşüncelerini Allah’a doğru yükselterek adale ve uzuvlarını dinlendirme, zihinlerinin gerginliğini giderme, fikirlerini billûrlaştırma ve medeniyetin ezici bir yük haline getirdiği çetin hayata tahammül kuvvetini kazanma imkânını bulabileceklerdir (Carrel, s.9).

Dua ve ibadet, yaratılışı gereği insanın Allah’a doğru olan bir yönelişi gibi görünürse de dinî metinlere göre dua ve ibadeti, Allah ile kul arasında Allah’ın rahmet ve şefkatinin kulları tarafından tanınma iradesinin galip geldiği canlı bir ilişki ve haberleşme olarak görmek lâzımdır (Kuşeyrî, s.380).

Bir yoruma göre duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeple dua kulluk makamlarının en önemlisidir (Fahreddin er-Râzî, X, 374, 375). Bir âyette, “De ki: Duanız olmasa rabbim size ne diye değer versin” (el-Furkān 25/77) denilmek suretiyle insanın ancak Allah’a olan bu yönelişiyle değer kazandığı belirtilmiştir.

  • Bazı hadislerde de Allah’ı güzel isimleriyle anan kimsenin günahlarının deniz köpükleri kadar çok olsa bile yine affedileceği bildirilmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 65; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 359).
  • Allah kuluna cevap vermek için onun her ne vesile ile olursa olsun kendisine başvurmasını istemektedir.
  • Bunun vesilesi, varlığın müşâhedesinden doğan bir hayranlık veya nimet içinde olmanın verdiği bir memnunluk duygusu olduğu kadar insanı sıkıştıran ihtiyaç ve korkular veya yapılan kötü bir işten dolayı duyulan pişmanlık da olabilir (el-Bakara 2/152, 186; Hûd 11/90; en-Nûr 24/31; ez-Zümer 39/53).

Hatta suçluluk duygusu, insanın Allah önünde kusurunu, zayıflık ve güçsüzlüğünü anlayıp iyi bir kul olmaya imkân verdiği için ayrıca önem kazanmaktadır (Müslim, “Tevbe”, 11). Bu durumda günah veya kötülük, insanın tövbe edip meşrû sınırlar içine dönmesini sağlayan bir vicdan azabına yol açmaktadır (Müslim, “Birr”, 14).

  1. Ulun yapısı gereği kaçınamadığı günahlar, onun derin pişmanlık duygularıyla Allah’a yönelmesini sağlayan birer vesile olarak görülmektedir.
  2. Bu sebeple kulun tekrar tekrar işlediği günahların affı için Allah’a yönelmesi, bir hadise göre her defasında afla sonuçlanacaktır (Müslim, “Tevbe”, 29).
  3. İslâmî hayat anlayışında insanın Allah’a doğru bir yöneliş halinde O’nun ilgi ve rahmetini çekecek bir başvuru içinde olması önem taşımaktadır.

Bir hadiste Allah’ın kendisine tövbe edilmesinden duyduğu sevinç, çölde devesini kaybedip sonra bulan kimsenin sevincine benzetilmiştir (Müslim, “Tevbe”, 2). Ancak bu ilâhî rahmet ve ilginin gerçekleşmesinde ilk adımın kul tarafından atılması gerekmektedir.

Allah ile kul arasındaki münasebet konusunda Hz. Peygamber’e yöneltilen soruya Kur’an şu cevabı vermiştir: “Ben yakınım; biri benden bir şey istediğinde onun duasına karşılık veririm” (el-Bakara 2/186). Bir hadîs-i kudsîde, kulun rabbine gösterdiği ilgi ve sevginin fazlasıyla karşılığını bulacağı anlatılmıştır (Müslim, “Tevbe”, 1; Tirmizî, “Daʿavât”, 132).

İbadet ve duanın, kulda Allah şuurunu daha canlı ve devamlı hale getirmek suretiyle ahlâkî bir hayat için gerekli duyarlık ve özgeciliğe ulaştırması; ayrıca problemleri akılcı bir şekilde çözmek ve hayatı daha mutlu kılmak için gerekli olan zihin duruluğu, moral güç, sağduyu ve ferâsetin gerçekleşmesine imkân vermesi beklenir.

Bu durumda dua gerçek bir tevekkül halini alır; yani bir problemi çözmenin veya önlemenin gerekli bütün yolları Allah’a dayanmanın sağladığı sükûnet ve güçle araştırılır ve sonucun hayırlı olması Allah’tan beklenir. Genellikle insan, gerekli tedbirleri aldığı halde akıl ve bilme gücünün karmaşık hayat olaylarını anlama ve düzenlemede yeterli olmadığı duygusuna kapıldığında dua eşliğinde beklentiye girer ve işin sonucunu Allah’a bırakır.

Ne var ki çok defa insanın aceleci ve kolaycı tabiatı, onu bazı dua klişelerini sadece okumak, tekrar etmek veya yanında bulundurmak, yani duayı bir çeşit sihir tekniği gibi kullanmak suretiyle isteklerinin gerçekleşmesini beklemeye sevketmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de duanın sadece Allah’a yöneltilmesi önemle belirtilmiştir.

  1. Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine mutlak nitelikler izâfe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmesi Kur’an’da kesinlikle yasaklanmıştır (meselâ bk.
  2. Eş-Şuarâ 26/213; el-Kasas 28/88).
  3. Ur’an’ın tasvirine göre Allah’tan başkasına dua edenler, ağzına su gelsin diye suya doğru ellerini açan, fakat elleri boş kalan kimselere benzerler (er-Ra‘d 13/14).

Halbuki Allah’ın dışında kendilerine dua edilenler de O’nun kulları ve yaratıklarıdır (el-A‘râf 7/194, 195; en-Nahl 16/20). Bu sebeple Allah’tan başkasına dua etmek “açık bir sapıklıktır” (el-Hâc 22/12, 13) ve “kâfirlerin yaptığı dua boşuna yapılmış bir duadır” (el-Mü’min 40/50).

Duanın Tesiri. Allah’ı anmanın ve O’na sığınmanın, Allah rızâsına ulaştırıcı olması yanında kul açısından O’na duyulan yakınlık sonucunda uzak veya yakın birçok fayda ve mükâfata vesile olacağına dair hayli belge vardır. Kur’an’a göre, dua edene Allah karşılık verir (el-Mü’min 40/60) ve Allah’ı anan kimseyi Allah da anar (el-Bakara 2/152).

Naslarda yer alan dualardaki isteklerin önemli bir kısmının hayat ve şahsiyetin korunması amacına yönelik oluşu, prensip olarak duanın fayda verdiğine inanmayı gerektirir. Bununla beraber Hz. Peygamber’in açıklamasına göre duanın kabulünde birkaç alternatif söz konusudur.

See also:  Qual O Valor Do Iphone 14?

Dua edene istediği şey ya bu dünyada hemen verilir veya âhirete saklanır yahut üzerinden istediği iyilik kadar bir kötülük giderilir ( Müsned, III, 18). Gerek ihtiyaçlar ve hatalar yüzünden Allah’a başvurmak, gerekse nimetleri sebebiyle O’nu hatırlamak ve anmak kişide psikolojik bakımdan bir rahatlık, huzur ve mutluluk doğurduğu gibi (er-Ra‘d 13/28; el-A‘lâ 87/15; İbn Mâce, “Edeb”, 53; Tirmizî, “Daʿavât”, 7) ahlâkî arınmaya ve yücelmeye de yol açmakta, gelişim safhalarındaki takılma ve sapmaların önlenmesinde ve şahsiyetin tamamlanmasında yapıcı bir fonksiyon icra etmektedir (Gazzâlî, I, 297, 302; Fırat, s.117; Yaparel, s.28-33, 145).

Bir hadîs-i kudsîye göre dua ve ibadetle meydana gelen yakınlaşma Allah’ın sevgisine, bu sevgi de kulda duyarlı bir vicdan ve sağduyunun doğmasına yol açar (Buhârî, “Riḳāḳ”, 38). Hz. Peygamber, “Allahım! Hatalarımı kar ve dolu suyu ile temizle; beyaz elbiseyi kirden arındırdığın gibi kalbimi günahlardan arındır” meâlindeki hadisiyle (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 3) duanın, işlenen hata ve günahların insan vicdanındaki izlerini gideren ve ruhî arınmaya vesile olan bu tesirini ifade etmiştir.

Bununla beraber dinde, yapılan iyi iş, dua ve ibadetlerin daha ziyade uhrevî neticeleri üzerinde durulmuştur. Aslolan ebedî hayattaki ecir, sevap ve mutluluktur. Fakat bir müslümanın davranışlarında uhrevî sonuçları gözetirken aynı zamanda bunların bu dünyadaki olumlu sonuçlarını da beklemesini tabii saymak gerekir.

Aslında Kur’an’da öğretilen bir duaya göre rabbimizden dünya için de âhiret için de iyilik ve güzellik istemek gerekir (el-Bakara 2/201; en-Nahl 16/122). Dualarının kabul edilmesinde, dua edilirken yaşanan dinî şuur yoğunluğunun önemine işaret edilmiştir.

  1. Böyle bir durumda Allah insan şuurunun yegâne konusu olur, başka ilgi ve istekler silinir, duygusal gerginlik insan vicdanını temizler ve Allah’a açık bir hale getirir.
  2. Ur’an’da bu durum, kişinin “dini Allah’a has kılması” olarak tanımlanmıştır (meselâ bk.
  3. El-Mü’min 40/14, 65).
  4. Bir hadiste, insanın mutlaka karşılık alacağına inandığı bir ruh hali içinde dua etmesi gerektiği, gafil bir kalpten gelen duanın kabule yakın olmayacağı belirtilmiştir (Tirmizî, “Daʿavât”, 66).

Dualarının kabul edileceği bildirilen kimselerde görülen ortak özellik, şuurun dinî bir renkle kaplanmış olmasıdır. Hadislerde bildirildiğine göre bir tehlike veya zulüm karşısında çaresiz kalan kimse, kalbi tamamen hasbî sevgiyle dolu anne baba, başkasının iyiliğini isteyen kişi, toplum için çalışan âdil başkan ve Allah için beden isteklerini frenleyen oruçlu duası geri çevrilmeyecek kimselerdendir (Buhârî, “Cihâd”, 180; İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 11; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 364; Tirmizî, “Daʿavât”, 129).

  1. Ayrıca duanın, bir günahın işlenmesine veya akrabalık ilişkilerinin kesilmesine yönelik olmaması ve kabulünde acele edilmemesi de gerekli şartlar arasında sayılmıştır (Tirmizî, “Daʿavât”, 9, 12).
  2. Gazzâlî olayların belli sebeplere bağlanmış olduğunu, meselâ kalkanın oktan korunma, suyun bitkilerin büyümesi için birer sebep olması gibi duanın da sıkıntı ve belâyı defetmek ve Allah’ın rahmetini çekmek için bir sebep olduğunu belirtmiştir.

Ancak dua sonucunda meydana gelecek bir değişiklik, Gazzâlî’nin izahına göre yine tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkar. Allah, “Savaş için gereken hazırlığı yapın” (en-Nisâ 4/71) derken silâh kuşanmamak ve Allah takdir ettiyse çıkar, etmediyse çıkmaz diyerek tohumu saçtıktan sonra toprağı sulamamak Allah’ın takdirine uymak değildir ( İḥyâʾ, I, 328, 329).

  • Şu halde bir şeyin olmasını sadece istemek, Allah’ın bu sonucu meydana getirmesi için yeter sebep teşkil etmez.
  • Bir hadise göre deveyi bağlamak, sonra Allah’a tevekkül etmek gerekir (Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 60).
  • Elinden gelen her şeyi yapan ve çaresiz kalan kişinin Allah’a olan samimi yönelişi bazan ona mûcizevî bir şifa, kurtuluş ve aydınlık sağlar.

Nitekim çaresiz kalmış bazı hastalarda duanın şifa verici tesirine şahit olunduğu bilinmektedir (Carrel, s.12, 13). Bir âyette, başa gelen sıkıntılı durumlarda hem sabır ve direnme göstermek, hem de namaz ve dua ile Allah’tan yardım istemek tavsiye edilmektedir (el-Bakara 2/45, 153).

  1. Zira zikir ve dua âyetin belirttiği gibi psikolojik bir rahatlık, güç ve moral verir (er-Ra‘d 13/28).
  2. Bir hadiste tasvir edildiği üzere Allah’ı ananları melekler kuşatır, üzerlerini rahmet ve sekînet kaplar (İbn Mâce, “Edeb”, 53).
  3. Duanın kabul edilmesi konusu âhiretteki sonuçları bakımından bir açıklama güçlüğü doğurmaz.

Dua, zikir, tesbih gibi fiillere sevap, günahların affı, çeşitli cennet nimetleri, azaptan kurtulma gibi karşılıklar verilecektir (Tirmizî, “Daʿavât”, 60; Gazzâlî, I, 297-302). Ancak duanın dünyadaki tesiri, özellikle de istek dualarının bir sonuç doğuracak sebep olarak görülmesi, konuyu ister istemez kaderle ilgili tartışmaların içine çekmiştir.

Tabiat olaylarının, Allah’ın iradesi veya ezelde belirlediği kadere (sünnet) uygun olarak meydana geldiği konusunda herhangi bir problem yoktur. İnsanın fiillerinin belli bir sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan ettiğinde de şüphe yoktur. Ancak burada dua açısından önemli bazı sorular ortaya çıkmaktadır.

a) Allah’ın ilim ve iradesi insan iradesini de bağlayıcı ve tayin edici midir? b) Dua nasıl tesir etmektedir; insanın duası, Allah’ın belirlediği kader veya sünnetin dışında bir sonuç almaya mı yöneliktir, yoksa Allah’tan sebep-sonuç ilişkisini iyi bir netice doğuracak şekilde yönlendirmesi mi istenmektedir, yani dua bir bakıma sonuç elde etmek için normal bir sebep mi sayılmalıdır? İlgili kaynaklarda bu tartışmaya geniş ölçüde yer verildiği görülür.

Fahreddin er-Râzî’nin belirttiğine göre bazı kişiler duanın faydasız olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunların iddiasına göre, dua ile talep edilen durumun vuku bulacağı Allah nezdinde biliniyorsa bunun için dua etmeye gerek yoktur, nasıl olsa vuku bulacaktır. Eğer vuku bulmayacağı Allah tarafından biliniyorsa bunun için dua etmek faydasızdır, çünkü vukuu imkânsızdır.

Allah’ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin vukuunu önlemek, takdir etmediğinin meydana gelmesini sağlamak mümkün değildir; şu halde dua takdiri değiştirmez. Allah nezdinde her şey mâlum olduğuna göre dua ile bir bakıma ihtiyaçlarımızı O’na hatırlatmak kulluğa yakışmaz.

Nitekim dinî bakımdan en yüksek makamda olan kişiler (sıddîklar) bu makama takdire rızâ ile ulaşmışlardır. Ayrıca dua, nefsin muradını Allah’ın muradına tercih etmek anlamına geldiğinden edebe aykırıdır. İslâm âlimlerinin ekserisi bu iddialara karşı çıkmışlardır. Onlara göre kadere dayanarak duayı reddetmek yerine duayı da takdirin bir parçası saymak daha mâkuldür.

Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile hâsıl olacaktır. Kaderin olaylara göre önceliği varsa Allah’ın da kazâ ve kadere önceliği vardır. Bunun aksini düşünmek, Allah’ı da kazâ ve kadere mahkûm farzetmek sonucuna götürür. Ayrıca duadan maksat, Allah’ın bilmediği bir şeyi O’na hatırlatmak değil kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah’a arzetmesidir; bundan dolayıdır ki dua büyük bir kulluk makamıdır.

Bütün bu aklî deliller yanında pek çok âyet ve hadisle de duanın gerekliliği, fayda ve tesirleri açıkça bildirilmiştir (Fahreddin er-Râzî, V, 97-101; Elmalılı, I, 664-667). Gazzâlî, “Allah’ın takdiri değişmeyeceğine göre duanın ne faydası vardır?” sorusuna şöyle cevap vermektedir: Olaylar önceden sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır.

Sebeplerin sonuçları doğurması zaman içinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden bunlar için bir sebep de takdir etmiştir. Dua kötülüğün giderilmesi veya iyiliğin sağlanması için bir sebeptir. Duanın bir faydası da kalpte Allah inancının kökleşmesini sağlamasıdır ki bu da ibadetin hedefidir ( İḥyâʾ, I, 328, 329).

Tasavvufî eserlerde duanın dünyevî dert ve ihtiyaçların giderilmesinde etkili olduğunu gösteren birçok örnek vardır. Bununla beraber bir sûfî için duanın istek ve ihtiyaçların giderilmesine yaraması önemli değildir. Onun için önemli olan, duanın Allah’a duyulan iştiyakın dili ve O’nunla doğrudan haberleşmenin bir vasıtası oluşudur.

Bazı tasavvuf erbabına göre ilâhî hüküm ve kaderin cereyanı karşısında susmak ve hiçbir arzu izhar etmemek en uygun tutumdur (Kuşeyrî, s.373-380). Her şeyin Allah’tan sudûr ettiğini ve böylece yukarıdan aşağıya doğru bir determinizmin varlığını kabul eden filozoflara göre dua insanı gökküreleriyle ilişki içine sokmaktan ibarettir.

  • İbn Sînâ’ya göre duanın etkisi, dünyevî eğilimlerle semavî sebeplerin birlikte çalıştığı bir sonuç olarak ortaya çıkar.
  • Dua esnasındaki yalvarış gökküreleri üzerine, tıpkı insanın hayal gücünün kendi vücudu üzerine tesir etmesi gibi büyük kâinatın kanunlarına göre fizikî bakımdan tesir eden ruhî bir etki olarak görülür.

Aslında insana dua etmesini telkin eden bu gökküreleridir; bu telkin sebeplerin evrensel ardarda gelişi içinde yer alır ( EI 2, II, 634). Dua Konuları. Dua kitaplarında bir kısmı âyetlere, büyük bir çoğunluğu da hadislere dayandırılmış, hayli uzun listeler teşkil eden duaların önemli bir kısmı insanın temel istek ve ihtiyaçlarıyla ilgilidir.

Beden ve ruh sağlığı, dünya ve âhiret mutluluğu, ferdî ve içtimaî güvenlik dilekleri yanında istenmeyen, gelmesinden korkulan durumlardan Allah’a sığınma duaları daha ayrıntılı olarak sıralanmıştır. Bunlarda insanın temel endişe ve korkuları neredeyse tek tek dile getirilmiştir. Hastalık, tabii âfet, fakirlik, saptırıcı zenginlik, nefis ve şeytan, sıkıntı ve üzüntü, zulüm ve düşman, borç, darlık, güçsüzlük, zillet, cehennem ve kabir azabı bu sakınılan kötülük ve fitnelerin başlıcalarını oluşturur.

Ayrıca hayatın doğum, ölüm ve yolculuk gibi önemli olayları; ibadet, yeme, içme, yatma, uyuma, rüya görme, uyanma, çarşıya çıkma, alışveriş gibi basit faaliyetler de birer dua konusu olmuştur. Genellikle hayatın korunması ve âhiret mutluluğunun sağlanmasıyla ilgili duaların yer aldığı pratik dua kitapları hemen her devirde rağbet görmüştür (aş.bk.).

Fizyolojik ve ferdî faydalarla ilgili duaların yanında dinî naslarda kişiyi hata ve günah işlemeye sevkeden nefsin basit istek ve kaprislerinden, kin ve hasetten, duyarsız bir kalpten, faydasız bilginin veya cahilliğin doğuracağı kötülüklerden korunmayı; kalpleri birleştirecek sevgi, merhamet, gönül ve ahlâk güzelliği kazanma isteğini ifade eden içtimaî, ahlâkî ve ideal hedeflerin de duaların konusunu teşkil ettiği görülür.

Hz. Âişe’ye göre Resûlullah’ın duaları özlü ve kapsamlı olup (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 358) çoğunlukla içtimaî ve ahlâkî hedeflere yöneliktir. Sosyal bünyede görülecek ayrılık ve anarşi, insanın şerefini düşüren cimrilik, korkaklık, tembellik gibi kötü huylar, fakirlik, zenginlik veya ihtiyarlığın yol açacağı ahlâkî çöküntü onun en çok sakındığı durumlardır (Müslim, “Ẕikir”, 73; Nesâî, “İstiʿâẕe”, 5, 6, 12).

Hz. Peygamber’in, çok meşhur bir duasında insanın ahlâk ve ruh sağlığının korunmasına ne kadar önem verdiği dikkati çeker: “Allahım! Ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen bilgiden ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım” (Tirmizî, “Daʿavât”, 69; Nesâî, “İstiʿâẕe”, 13). Hamd, tesbih, tehlîl gibi Allah’ın yüceliğini ifade eden dualar bazan sırf Allah’a yakınlığı, O’nunla irtibatı ve O’nun rızâsını amaçlayan bir sevgi ve saygıyı sunmaktan ibarettir.

Bazan da bunlara, uhrevî veya dünyevî isteklerin kabulünü kolaylaştıracak birer mukaddime olarak başvurulmaktadır. Duanın Âdâbı. İslâmî kaynaklarda diğer ibadetlerde olduğu gibi dua için de şeklî ve ahlâkî bazı şartlara riayet edilmesi istenmiştir. Buna göre dua eden kişinin konumuna uygun bir edep içinde olması gerekir.

  • Nitekim bir nevi dua olan namazda kulun nasıl hareket edeceği tarif edilmiştir.
  • Bu hareketler dış görünüşü bakımından insanın saygı ve sığınma tavrını belli bir disiplin içine almıştır ve özü itibariyle Allah’ın huzurunda güçsüzlüğünü, noksanını kabulü, hamd, şükür ve yardım isteklerini sunmayı ifade eder.

Namazda ve her türlü dua davranışında edebin esasını kulun kibir, gösteriş, kabalık ve gaflet gibi ahlâkî kusurlardan temizlenmesi teşkil eder. Bir âyete göre Allah’ın huzurunda olanlar büyüklenmezler, aksine O’nun büyüklüğünü anarak secde ederler. Yine Allah’ı anan kimsenin huşû içinde yalvarma vaziyeti alması, O’nu saygıyla ve sesini yükseltmeden anması gerekir; aksini yapmak ise gaflettir (el-A‘râf 7/205, 206).

Duanın gönülden ve gizlice yapılmasını isteyen başka bir âyette de bunun aksine bir hareket, Allah’ın hoşlanmadığı bir iş ve haddi aşmak olarak nitelendirilmiştir. Kul dua ederken Allah’a karşı korku ve saygı içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır (el-A‘râf 7/55, 56). Rivayete göre, yüksek sesle tekbir getirmeye başlayan bazı müslümanlara Hz.

See also:  FenerbahE Maçı Ne Zaman?

Peygamber engel olmuş ve, “Sizler sağır ve uzaktaki birine değil her şeyi duyan ve gören Allah’a dua ediyorsunuz” demiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 50; Tirmizî, “Daʿavât”, 58). Bu konuyla ilgili bir âyette Allah’ın insanlara yakın olduğu, O’nun dua edenin duasına karşılık verdiği belirtilmiştir (el-Bakara 2/186).

  1. Hz. Peygamber ayrıca kişinin duayı duyarlı bir kalple yapmasını, isteğini kesin ve sade bir dille belirtmesini, kabulü için acele etmeyip taleplerine ısrarla devam etmesini, yerine göre isteklerini üç defa tekrarlamasını tavsiye etmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 20-22; Tirmizî, “Daʿavât”, 12, 66).
  2. Allah huzurunda kulun nasıl bir edep içinde dua edeceği veya ettiği duanın hangi şartlarda kabul göreceği konusunda ilgili kitaplarda maddeler halinde bazı esaslara yer verilmiştir.

Buralarda duanın konusu, vakti, yeri, başlama ve bitirme şekli, duada vücudun alacağı durum üzerinde uzunca durulmuştur. Gazzâlî, duanın gönülden, gizlice ve alçak sesle yapılması esaslarını da içine alan on maddelik bir “âdâb” listesi vermektedir. Buna göre dua mübârek vakit ve yerlerde, kıbleye dönülerek ve Allah’ın adıyla başlanarak, günahlara pişmanlık duyularak yapılmalı, kabulü için acele edilmemeli, kabul edileceğine inanılarak dua ısrarla sürdürülmelidir ( İḥyâʾ, I, 304-309).

Diz çökerek elleri yukarı kaldırmanın ve içe kapanıp Allah’a övgü ve dualarını yöneltmenin genel ve tabii dua vaziyeti olduğu söylenebilir. Hz. Peygamber’i dua ederken görenler, bazan onun koltuk altları görülecek şekilde ellerini yukarıya kaldırdığını, duadan sonra ellerini yüzüne sürdüğünü (Buhârî, “Daʿavât”, 23; Tirmizî, “Daʿavât”, 11); bazan hamd, tekbir, tesbih ifade eden sözleri belli sayıda tekrar ettiğini ve bunu yaparken parmak boğumlarını kullandığını söylemişlerdir (Tirmizî, “Daʿavât”, 72).

Bununla beraber Resûlullah sayılı tesbih işinin çok vakit almasına taraftar olmamış, bunun yerine “yaratıklar sayısınca” veya “Allah’ın arşı ağırlığınca” gibi geniş kapsamlı ifadelerle üç kere tekrar etmenin kâfi geleceğini (Müslim, “Ẕikir”, 79; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 359; Tirmizî, “Daʿavât”, 89, 114, 121), ayrıca bir isteği arzetmeden önce Allah’a hamdüsenâ etmenin ve peygamberine salâtüselâm getirmenin uygun olacağını söylemiştir (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 358).

BİBLİYOGRAFYA Lisânü’l-ʿArab, “dʿav” md. Tâcü’l-ʿarûs, “dʿav” md. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “dʿav” md. et-Taʿrîfât, “ṣalât” md. Wensinck, el-Muʿcem, “dʿav” md.M.F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “dʿav” md. el-Muvaṭṭaʾ, “Ḥüsnü’l-ḫuluḳ”, 8. Müsned, III, 18. Buhârî, “Tevḥîd”, 15, “Daʿavât”, 20-23, 50, 65, “Riḳāḳ”, 38, “Cihâd”, 180.

Müslim, “Tevbe”, 1, 2, 11, 29, “Birr”, 14, “Ẕikir”, 73, 79. İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 1, 3, 11, “Edeb”, 53. Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 358, 359, 364. Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 60, “Daʿavât”, 1, 7, 9, 11, 12, 58, 60, 66, 69, 72, 79, 89, 102, 114, 115, 116, 121, 129, 132. Nesâî, “İstiʿâẕe”, 5, 6, 12, 13.

Uşeyrî, er-Risâle (Uludağ), s.373-381. Gazzâlî, İḥyâʾ, I, 293-329; IV, 2-60. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, V, 97-101; X, 374, 375. Süyûtî, el-İtḳān (Ebü’l-Fazl), I, 130-131. Taftazânî, İslâm Akâidi (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1980, s.359-360. İzmirli, Yeni İlm-i Kelâm, I, 107-114; II, 204-205.

Elmalılı, Hak Dini, I, 662-667.A. Carrel, Dua (trc. Nahid Tendar), İstanbul 1947. Muhammed İkbal, İslâm’da Dinî Tefekkürün Yeniden Teşekkülü (trc. Sofi Huri), İstanbul 1964, s.105-111. Ali Arslan Aydın, İslâm İnançları ve Felsefesi, Ankara 1964, s.198-204.L.

  1. Gardet, Dieu et la destinée de l’homme, Paris 1967, s.136-139.a.mlf., “Duʿāʾ”, EI 2 (Fr.), II, 632-634.
  2. Osman Pazarlı, Din Psikolojisi, İstanbul 1972, s.193-199.T.
  3. Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan (trc.
  4. Süleyman Ateş), Ankara 1975, s.182-186.
  5. Süleyman Ateş, Cüneyd-i Bağdâdî: Hayatı, Eserleri ve Mektupları, İstanbul 1980, s.131-144.

Erdoğan Fırat, Şahsiyet Gelişiminde Tevbenin Fonksiyonu (doçentlik tezi, 1982), AÜ İlâhiyat Fakültesi. Osman Cilâcı, Psiko-Sosyal Açıdan İlâhî Dinlerde Dualar, Konya 1982. Ali Şerîatî, Dua (trc. Kerim Güney), İstanbul 1983, s.15-50. Recep Yaparel, Yirmi-Kırk Yaşlar Arası Kişilerde Dinî Hayat ile Psiko-Sosyal Uyum Arasındaki İlişki Üzerine Bir Araştırma (doktora tezi, 1987), AÜ İlâhiyat Fakültesi. Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1994 yılında İstanbul’da basılan 9. cildinde, 530-535 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.

Müşteri yerine ne denir?

Bu nedenle müşteri eş anlamlısı kelimeleri kullanırken mutlaka kelimenin ve cümlenin anlamını kontrol etmemiz gerekir. Müşteri kelimesinin eş anlamı: Alıcı

Zor müşteri kimdir?

Satış sürecini sekteye uğratan, gerçekleşmemesine sebep olan, ikna olmada zorluk çıkaran müşteri tipine zor müşteri diyebiliriz.

Tapuda neden müşterek yazıyor?

Müşterek tapu; ortak mülkiyet hakkı olan taşınır ve taşınmaz malların tüm hak sahiplerine ortaklaşa verilmesi durumuna denir. Müşterek mülkiyet ise bir malı birden fazla kişinin satın alması veya miras yoluyla elde etmesi halinde ortaya çıkar.

Müşterek olan tapu nasıl ayrılır?

Müşterek Tapu Ayırma Nasıl Olur? – Müşterek tapunun ayrılması konusu nasıl olur sorusu, bu tapunun ayrılması için tarafların arasında anlaşma sağlanmalı cevabıyla yanıtlanabilmektedir. Özellikle bu konuda tapu sicil müdürlüğüne başvuru yapılmalıdır. Bu başvuruda payların ayrı tapular halinde düzenlenmesi talep edilmelidir.

Tapuda hisse 1 müşterek ne demek?

Müşterek tapu, birden fazla kişinin aynı taşınmaz üzerinde pay sahibi olduğunu gösteren bir tapu türüdür. Bu durumda, müşterek tapunun bölünmesi veya payların fiziksel olarak ayrılması söz konusu değildir.

Müşterek akıl ne demek?

Cicero’ya göre ortak akıl: ‘ doğaya uygun olarak bütün insanlar için geçerli olan, aynı kalan ve değişmeden sonsuza dek süren gerçek bir yasa vardır; bu doğru akıldır.

Müşterek çocuk ne anlama gelir?

Müşterek Çocuk İle Görüşme Hakkı – Müşterek çocuk ile görüşme hakkı kapsamında; toplumda önemli bir yeri olan aile kurumunun sona ermesi ile birlikte gerek maddi gerekse de manevi anlamda pek çok yükümlülük ortaya çıkmaktadır. Özellikle de müşterek çocuğun bulunduğu evliliklerin sona ermesi ile birlikte; velayet, çocuk bakımı, çocuğun eğitimi, sosyal çevresinin oluşturulması gibi konularda fikir ayrılıkları oluşabilmektedir.

Ankara Avukat Bu gibi durumlarda genel olarak, ebeveynler arasında çözülemeyen fikir ayrılıkları için Aile Mahkemeleri tarafından her iki ebeveynin sosyal şartları ve çocuğun üstün yararı göz önünde bulundurularak karar verilmektedir. Mahkeme tarafından önemli olan husus öncelikle çocuğun üstün yararıdır.

Bu kapsamda velayet paylaşımını yapan mahkeme çocuğun diğer üstün yarar koşullarını gözeterek bazı hususları belirlemektedir. Nitekim velayet hukukunun Türk Hukukunda düzenlenişine bakılacak olursa; evlilik birliğinin sona ermesiyle ortak velayet kurumu sona erecek ve hakim çocuğun velayetini eşlerden birine verecektir.

  1. Evlilik birliğinin hiç oluşmadığı hallerde Türk Medeni Kanunu 337.
  2. Maddesi uyarınca velayet annenin üzerinde olacaktır.
  3. Nitekim çocuğun velayeti bir ebeveyne verildikten sonra diğer ebeveynle görüşebilmesi hususunda da ayrıca bir düzenleme yapılması zorunludur.
  4. Bu düzenlemeler standart olmamakla birlikte her durumun şartlarına göre ayrıca düzenlenmesi gereken hususlar olarak yer almaktadır.

Ankara Avukat Sürekli değişen ve gelişen büyüme sürecinde anne ve babaların çocuğa olan yaklaşım tarzları, telkin ve yönlendirmeleri özellikle ayrı ailelerde yaşayan çocuklar açısından daha da dikkatli yaklaşılması gereken hususlardandır. Bu kapsamda tüm ülkelerde, Çocuk Hakları Hukuku alanında gelişmeler yaşanmış ve uluslararası boyutta çalışmalar ile birlikte çocukların korunması yoluna gidilmiştir.

  • Ülkemizin de taraf olduğu 2 Eylül 1990 tarihinde kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi bu konuda önemli bir sözleşmedir.
  • Uluslararası sözleşmelerin yanı sıra her ülke, kendi toplumunun geleceğini oluşturan çocukların korunması ve hayata uyumlu bir gelişme sağlayabilmeleri için gerekli hukuki düzenlemeleri yapmakla mükelleftir.

Ankara Avukat Bu kapsamda müşterek çocuk, TMK’ya göre boşanma sürecinde ve boşanma sonrasında her iki ebeveyni ile de görüşme hakkına sahiptir. Nitekim bu hususta velayet hakkına sahip ebeveynin olağan koşullar içerisinde, çocuğun diğer ebeveyn ile kişisel ilişki kurmasına engel olmamalıdır.

Lakin çocuğun kişisel ilişki kurma hakkı tek taraflı değil, “karşılıklı hak” olarak düzenlenmiştir. Mahkeme kararıyla da hüküm altına alınan kişisel ilişki kurma hakkının engellenmesi ya da engelleme yönünde davranışlarda bulunulması halinde diğer ebeveyn bu kararı icra vasıtasıyla kullanabilme ve bu süreçte yapılan masrafları da karşı tarafa yükleme hakkına sahiptir.

Ayrıca yine bu kapsamda İ.İ.K’nın 341. Maddesinde: ” Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir.

  1. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir.” Şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
  2. Yukarıda değinilmiş olan hususlar genel hatları ile kaleme alınmış olup; her somut olay birbirinden farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz.

: Müşterek Çocuk İle Görüşme Hakkı – Kartalhan Hukuk Bürosu Ostim

Müşterek hangi dil?

Müşterek – Nişanyan Sözlük. Arapça şrk kökünden gelen muştarak مشترك ‘iştirak edilen, ortaklaşa’ sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça şarika شَرِكَ ‘paylaştı, ortak oldu’ fiilinin muftaˁal vezninde VIII. edilgen fiil sıfatıdır.

Tapuda müşterek ne anlama gelir?

Emlakjet.com ailesi olarak, gayrimenkul ve diğer tüm emlak konularında aklınızda kalan soru işaretlerini gidermek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bu yazımızda Müşterek Mülkiyet Ne Demek? sorusunun cevabını bulabilirsiniz. Müşterek mülkiyet; bir taşınmaz üzerinde birden fazla kişinin hak sahibi olmasına ve bu taşınmazın fiilen bölüşülmemesi durumu olarak açıklanmaktadır.

Ülkemizde daha çok miras sonrasında ortaya çıkmaktadır. Hukuki işlemler ya da kanuni bir hak sonucu doğar. Yani müşterek mülkiyette tek bir mülkiyet hakkı vardır ve bu hak birden fazla kişiye aittir. Bu mal yönetimine yani gelir giderlerine, her paydaş kendi payı oranında katılabilir. Tapu kütüğünde her bir hissedarın hissesi isminin karşısında 1/3, ⅗ oranlarda gösterilmektedir.

Müşterek mülkiyette paydaşlar, paylarını devretme, rehnetme ve haciz ettirme hakkına da sahiptir. Müşterek mülkiyet ancak söz konusu mülkün bölünmesi veya müşterek mülkiyetin satılması durumunda sona erebilir. Medeni Kanunun 659. maddesine göre, payın devri halinde, diğer paydaşların önalım hakkı bulunuyor.

  1. Müşterek malın kiraya verilmesi durumunda, malın yarısından fazla payına sahip olan biri var ise o ve sayı olarakta çoğunluğu oluşturan paydaşların, kira kontratını birlikte imzalamaları gerekiyor.
  2. Ancak yalnızca iki paydaş varsa, biri kendi payını diğer paydaşa kiralayabilme hakkına sahiptir.
  3. Müşterek malın tamamının satılması, rehnedilmesi veya bahçesinden bir üçüncü kişiye geçit hakkı tanınması için bütün paydaşların onayı gerekiyor.

Müşterek arsa üzerine bina yapılması veya bir evin apartman haline dönüştürülmesi halinde cins tashihi talebini tek bir paydaş yapabiliyor.

Müşterek tapu neden alınır?

Müşterek tapu, genellikle birden fazla kişinin ortak bir mal varlığına sahip olduğu durumlarda kullanılır. Bu, örneğin evli çiftlerin ortak bir evi veya miras yoluyla paylaşılan bir taşınmazı içerebilir. Müşterek tapunun bir avantajı, mal varlığına ilişkin ortaklık payının ve hakların açık bir şekilde belirtilmesidir.

Müşterek mahal ne demek?

Kat Mülkiyeti Kanunu’ndaki ortak yerlerin kat mülkiyeti kütüğünde ayrı bir yazımı yoktur. Yalnızca oraya arsa payı verilmediğinden ve yönetim planında ve projede ortak yer olarak bırakıldığından bu adla anılmaktadır.

Müşterek tapu nasıl alınır?

Ortak Tapu Nasıl Alınır ve Satılır? – Öncelikle vurgulamak gerekir ki ortak tapunun alınması tapu dairesinde resmi şekilde gerçekleştirilen bir işlemdir. Söz konusu bu işlemin normal bir tapunun alınmasından farkı yoktur. Ortak tapu alım işlemi için söz konusu taşınmazda hisse sahibi olan ya da ona vekalet eden kişi ile birlikte tapu dairesine gidilir.

Eğer söz konusu hisse ya da pay üzerinde ipotek, haciz vb. gibi unsurlar varsa tapu memuru söz konusu bu durumu hisseli tapu alacak olan kişiye hatırlatır. Gerekli olan harç ve giderlerin ödenmesinin ardından imzaların atılması ile hisseli tapu alma işlemi tamamlanır. Ancak burada vurgulamak gerekir ki; taşınmaz üzerinde hak sahibi olan diğer hissedarların bu işleme itiraz etme hakkı, önalım hakkı kullanımı ile mevcuttur.

Ayrıca burada önemle altını çizmek gerekir ki hisseli tapu satıldığı zaman söz konusu tapunun belirli bir kısmı değil belirli bir oranı satılmış olur. Bu demektir ki söz konusu bu işlemle tüm taşınmaz üzerinde belirli bir oran satılmış olur. Hisseli tapusunu satışa çıkaran kişi bizzat tapu dairesine gitmeli ya da noter aracılığı ile yetki verdiği bir kişiyi göndermelidir.