Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Sofi Ne Demek?

Sofi ne demek TDK?

Tasavvufta Sufilik – Tasavvuf alanında sufi kelimesi çok fazla kullanılır. Bu alanda kullanılan sufi kelimesi kendini ibadete bağlayan dünya hallerinden uzaklaşan kişi olarak tanımlanır. Sufililk kelimesi de tasavvuf kelimesi ile eşdeğerdedir. Tasavvuf ise İslam dinin bilinmeyen mistik yanları olarak kabul edilir.

Bayan Sofiye ne denir?

Bu yolda yol alan bireye sofi/sufi denilmekte. Bu nedenle Sofi/sufi sadece tarikat mensupları için söylenmez. Bu gibilere aynı zamanda, Allah dostu anlamında bir tasavvuf terimi olan veli denir. Bu terimin çoğul kullanımı ise evliyadır.

Sofuya ne demek?

Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya Sophia üretken bir tohum. Bu tohumdan çıkan derin anlamlı terimler var; bazıları bütün dünyada kullanılıyor. Bunların en önemlisi elbette “felsefe”. Eski Yunanca philo, “sevme”, sophia, “bilgi, bilgelik” birimlerinden kurulu olan philosophia bilgiyi, bilgeliği sevme, bilgiye erişme, bilgeliği arama, araştırma; buradan türeyen philosophos, yani filozof da bilgiyi, bilgeliği seven, arayan kişi demek.

Bu terimin ilk bakışta aynı anlama geldiği fikrini uyandıran iki damarı var: biri bilgi, öbürü bilgelik. Bilgi kitap bilgisini, soyut, kuru bilgiyi akla getirebilir. Oysa bilgelik sözünün daha geniş, daha derin bir anlamı var. Bilge kişi kuru bilginin ötesinde, hayat üstüne derin görüşleri olan, hayatın anlamını keşfetmeye çalışan, öğrendiklerini özümseyip yaşayış biçimine mal eden, ahlaklı, erdemli, ölçülü, dengeli bir insandır.

Bir hakikat arayıcısıdır. Filozofun amacı da sadece bilgi edinmek, edindiği bilgileri öğretmek değil, bilgiyi işlemek, bilgi ile ahlak, erdem, daha genel olarak insan mutluluğu arasında sıkı bir bağ kurmaktır. Filozofça bilginin hedefi insan mutluluğudur.

Bilgi ile bilgelik arasındaki bu bağlılaşma felsefenin temel özelliğidir. Felsefe tarihi kitapları Miletli Thales’i ilk filozof olarak gösterir. Buna göre, evrenin ana maddesi sudur diyen Thales’in bu önermesi ilk felsefi görüştür. Fakat “filozof” terimini ilk kez kullanan, kendini filozof olarak tanımlayan düşünürün de İÖ.

VI. yüzyılda yaşayan Pythagoras olduğu söylenir. Bunun özel bir anlamı var. Bu düşünür kendini sophos, yani bilgili, bilge kişi olarak tanımlamıyor, bilgiyi arayan, bilgeliği seven bir insan olduğunu söylemek istiyordu. Ama filozof kavramının açık seçik bir biçimde işlendiği ilk metin Platon’un Şölen ( Symposium ) diyalogudur.

  1. Sokrates burada öğretmeni, bilge kadın Diotima aracılığıyla kendini bilgi arayıcısı, bilgelik tutkunu, âşıkı olarak tanımlıyor.
  2. Metnin kısa bir bölümünü analım.
  3. Sokrates konuşuyor: — Peki, Diotima, dedim; bilgeler de, bilgisizler de düşmezse bilginin peşine, kimler düşer? — Artık bunu çocuk da bilir: ikisi ortasında olanlara düşer.

Tabii Sevgi (Eros) de her güzelin sevgisi olduğuna göre, ister istemez bilgelik dostu, filozof oluyor. Filozof olunca da, bilgelerle bilgisizler arasında yer alıyor.” (204 b) Felsefe İÖ altıncı yüzyılın başlarında Eski Yunanistan’da doğmuştur. Eski Yunanların insanlığa en büyük katkısıdır felsefe.

Eski Çin, Hint, İran’da da hayat üstüne derin görüşleri olan düşünürler çıkmıştır. Ne var ki, felsefe tarihçileri bu düşünceleri ne kadar derin olursa olsun “felsefe” kapsamına sokamıyor. Çünkü bu düşünürlerin dünya görüşleri dinden, mitoslardan, menkıbelerden kopmamıştır. Oysa asıl felsefe akla dayalı, bağımsız bir bilim dalıdır.

Sorgulayıcı, eleştireldir. Verilmiş, tamamlanmış, bilinen bir dünya üstüne konuşmaz. Filozof bilinmeyeni bilmek ister. Varlığın, gerçekliğin ne olduğunu bilmek ister. Gerçeklik üstüne öğrendiklerini işler, kavramlaştırır, eski kavramlardan yeni kavramlar üretir.

  • Felsefenin nesnesi kavramlardır zaten.
  • Dinden, inançlardan, mitoslardan sıyrılamamış olan mistik öğretilere felsefe değil, topluca theosophia deniyor.
  • Yunancada theos “tanrı” demek olduğuna göre, “theosophy” tanrı üstüne bilgiler anlamına geliyor.
  • Hint mistisizmi ile İslam tasavvufu bu kapsamdadır.
  • İlk Çağda felsefe-bilim ayrımı yoktu.

Felsefe, sonradan bilim sınıfına sokulan bütün bilgi dallarını içine alıyordu. Sophia terimi de o çağda her türden bilgiyi kapsıyordu: din, matematik, doğa, eğitim-öğretim, siyaset, musıki. Bu dallardan biri olan matematik-geometri de felsefenin konusuydu.

  1. Nitekim, matematik de Eski Yunanistan’da doğmuştur.
  2. Matematik bilgisi Eski Mısır’da da vardı.
  3. Ama bu, parmak hesabına dayanan bir aritmetikti.
  4. Bu alandaki çalışmalar da Nil ırmağının yılın belirli dönemlerinde taşmasını önlemek için kanallar açma ihtiyacından doğmuştu.
  5. Genel önermelere dayalı tümdengelimli akıl yürütme yine Yunan dünyasının getirdiği bir yeniliktir.

Felsefe gibi matematiğin nesnesi de dış dünya değil, kavramlardır. Türkçede felsefe, eski Türkçede feylesof (çoğulu felâsife ) terimlerinin kaynağı Arapça falsafa, Arapçaya Yunancadan geçmiştir. Filozof ise Fransızcadan geliyor, kelimenin bu yazımı Türkçede yirminci yüzyıl başlarında yaygınlaşıyor.

  • Yunanca sophia’ nın Arapçadaki karşılığı, yine bilgelik anlamına gelen hikmet,
  • Osmanlı Türkçesinde felsefeyle eşanlamlı olarak kullanılmıştır.
  • Bununla birlikte, felsefeden daha geniş bir anlamı da var.
  • Bir şeyin oluşundaki akıl erdirilemeyen sebep, gizli sebep”, “ahlak hakkında anlamlı, özlü söz” anlamına da gelir.

“Hikmet”in türevi olan hakîm ( uzun î ile, çoğulu hükemâ ) hayatın sırlarını bilen kişi anlamına da geliyordu. Osmanlı abecesinde hakîm ile hekîm (daha sonra ” tıp doktoru”) aynı harflerle yazıldığı için bu ikinci kelime de bilge anlamındaydı. Sophokles : Yunan sanatının büyük tragedya şairinin adı, “bilgisiyle, bilgeliğiyle, aklıyla tanınmış” anlamına geliyor.

Sophos kelimesine eklenen – kles, Yunanca özel isimlerde yaygın bir biçimde kullanılan, “ünlü, tanınmış” anlamımdaki bir sonek. Sofist (Yunancada sophistes ): “bilgili kişi, bir bilen” demek. Hem isim, hem sıfat olan sophos da “akıllı, zeki, ihtiyatlı, tedbirli, günlük işlerde becerikli, yetenekli, usta” anlamlarına geliyor.

Sokrates öncesi dönemde topluca “sofistler” diye anılan düşünürler vardı. Hitabet ustalarıydı bunlar. Şehir şehir dolaşıp para karşılığında güzel, etkili konuşma dersi verirlerdi. O dönemde Yunanistan’da demokrasi fikri toplumda gelişmeye başlamıştı. Şehir meclisinde söz alıp konuşarak toplum hayatında sivrilebilmek, siyaset alanında başarılı olmak için iyi bir hatip olmak çok işe yarar bir beceriydi.

  • Mahkemelerde de iyi konuşabilmek çok önemliydi.
  • Avukatlık mesleğinin bulunmadığı bir toplumda mahkemelerde davacı da, davalı da duruşmalara girerdi; davayı kazanabilmek, büyük ölçüde, hitabet hünerine bağlıydı.
  • Bu hitabet ustalarının bir felsefesi vardı.
  • Felsefeye şüphecilik kavramını soktular.
  • Şüpheciliğin ( scepticism ) Aydınlanma çağında nasıl büyük bir değer kazandığını biliyoruz.

Sofistlere göre, herkesin üzerinde birleşebileceği mutlak doğrular olamazdı. Doğru denilen şey kişiden kişiye değişen bir şeydi. Böylece doğrunun görece olduğu görüşünü getirdiler. Bu da değerli bir önermeydi. Göreciliğin de yakın bir geçmişin düşünce akımlarında yeniden önem kazandığını gördük.

Fakat her insanın kendi doğrusu olabileceği gibi, bütün insanlar için geçerli değerlere de ulaşılabileceğini göstermek gerekiyordu. Her şeyin görece olduğu görüşü çok ileri götürülünce görecelik fikri bir felsefe kavramı olmaktan çıktı. Sofistler mantığın, gramerin henüz gelişmediği, kavramlar temelinde akıl yürütmek ile belirli bir görüşü mutlaka kabul ettirme amaçlı tartışma becerisinin ayırt edilemediği bir dönemde ortaya çıktıkları için, kelime oyunlarıyla dilin ustaca kullanılmasına öncelik verdiler.

Görecelik fikri gündelik çıkarlara hizmet eder hale geldi. Sonuçta sofistler gözden düştü. Tartışmaların bu şekilde yanlış bir biçimde yürütülmesi daha sonra, sofizmin yanıltmaca, mugalata, safsata anlamına gelmesine yol açtı. İngilizce sophistry, Fransızca sophisterie bu anlamdadır.

Türkçe safsata da bu anlama denk düşer. Biz bu kelimeyi Arapçadan almışız, ama kelimenin kaynağı Yunanca sophistia, Aynı anlam damarından türeyen “sofistike” yakın bir geçmişte TDK sözlüğüne girmiş; kaynağı Fransızca sophistiqué, Burada bize şaşırtıcı gelebilecek nokta, bu kelimenin “safsata, mugalata” anlam çemberinden çıkıp olumlu bir anlam kazanmış olmasıdır.

“Sofistike” bir insan karmaşık sorunları yorumlayabilen kültürle incelmiş biridir, ama yapmacıktır, dünyanın kaç bucak olduğunu bilir, dahası pişkindir; naive olanın (saf, çocuksu) tersidir. Gördüğümüz gibi, kelimenin yapmacıklık yönü eski sofizmi hâlâ barındırıyor.

Sufism, sufi, sufic : Bu terimlerin kökeni kesin olarak bilinmiyor. Kökeni hakkında birçok şey ileri sürülmüşse de, bunlardan ikisi ağır basar. Birincisi, bu terimin Yunanca sophos’ tan türediği yönünde. Buna göre, aslı Yunanca olan kelime Arapçaya, oradan da batı dillerine geçmiştir. İkinci görüşe göre, köken, Arapçada yün, yapağı, yün elbise, yün elbise giyme anlamına gelen “sûf” kelimesidir.

Söylendiğine göre, peygamberlerin, evliyaların, temiz kalpli, saf, yoksul insanların alçakgönüllülüğü simgeleyen yün elbiseler giymiş olmalarından kaynaklanmıştır. Şemsettin Sami her iki açıklamasına da yer vermiş, ama aslının Yunanca olduğunu, Arapçadaki tasavvuf (dolayısıyla mutasavvıf ) teriminin de buradan türediğini yazmış.

  • Sufism batı dillerinde tasavvuf karşılığında kullanılıyor.
  • Son yıllarda “sufizm” Türkçede de kullanılmaya başladı.
  • Türkçede sôfi, sûfî (iki şekilde de okunmuştur): tasavvuf öğretisine bağlı olan, mutasavvıf.
  • Eski edebiyatımızda da bol bol geçer: Sûfîlere sohbet gerek / Ahilere ahret gerek / Mecnunlara Leyla gerek/ Bana seni gerek, seni — Yunus Emre.

Sûfiye : tasavvuf. Sufiyyûn da tasavvuf öğretisine bağlı olanlar, bütün sûfîler. Sôfi, küçük bir anlam kaymasıyla sofu ‘ya dönüşmüş. İbadete dinin öbür yönlerine göre daha çok önem veren, dinin buyruklarına bütünüyle uyan kimselere sofu denir. Softa, aslında medrese öğrencisi demek.

  • Fakat sonraları, herhalde medrese sisteminin yozlaşmasıyla “dar kafalı, mutaassıp, yobaz” anlamında kullanılmaya başladı.
  • Softa kelimesi “sûfî”den geliyor, ama “sûhte”den geldiğini söyleyenler de var.
  • Elime anlamıyla “yanmış, tutuşmuş, yanık” demek olan sûhte de geçer eski metinlerde.
  • Bu da sonradan kaba sofu, mutaassıp” anlamında kullanılmış.

Şemsettin Sami, ” ‘sûfî’den galat olan ‘softa’yı ‘sûhte’ yazmak abestir,” diyor. Reşat Nuri Güntekin Yeşil Gece adlı romanında bir Anadolu kasabasındaki medrese çevresini anlatırken bu çevredeki mutaassıp kişileri, yeniliklere kayıtsız şartsız karşı çıkanları “softalar” diye nitelendirirken terimin hem ilk, asıl anlamını, hem de sonradan kazandığı ikincil anlamı birleştirmiş oluyordu.

  1. Hıristiyanlık çağında sophia din diline giriyor.
  2. Yeni Ahit’in çeşitli yerlerinde, önünde “hagia” sıfatı bulunmadan kullanıldığını görüyoruz.
  3. Sıfatsız kullanılmış olsa da, bundan sonra “Tanrı’nın, İsa’nın sophia sı” anlamını kazanıyor.
  4. Bu terim Kutsal Kitap’ın İngilizcesinde “wisdom”, Türkçesinde de “bilgelik” (eski çevirisinde “hikmet”) diye çevrilmiş.

Ayasofya : Türkiye’nin en tanınmış mimari yapısı. Yunancası Hagia Sophia. Ortodokslar hıristiyan ermişlerini adlarının başına “hagia” unvanı ekleyerek anarlar. Ortodoks kiliselerinin çoğu ermişlerden birine adanmıştır; Aya İrini (Azize İrini, Hagia Eirene) kilisesi, Istanbul’da Büyükada’nın tepesindeki Aya (Hagia) Yorgi manastırı gibi.

  1. Bazen de hıristiyanlık kavramlarından biriyle adlandırılır kilise, manastır gibi kutsal yerler; Hagia Sophia gibi.
  2. Hagia Sophia, “kutsal bilgelik, ilahî hikmet” demek.
  3. En genel anlamıyla kusursuz bilgeliğin sadece Tanrı’ya özgü olduğu fikrini dile getirir.
  4. Özellikle ortodoks öğretisine göre, İsa’nın logos ‘u (sözü, kelâmı) Tanrı’nın sophia ‘sıyla (bilgisi, hikmetiyle) özdeştir.

Hagia Sophia’nın hıristiyanlık üçlemesinin (Baba-Oğul-Kutsal Rûh) üçüncü öğesine de (İngilizcede Holy Ghost, Holy Spirit ) denk düşen bir anlamı var. Kısacası, Aya Sofya bir hıristiyanlık terimidir. Öyleyse, Istanbul’u fetheden müslüman Türkler 1453’te Aya Sofya’yı camiye çevirirken neden bu kilisenin adını değiştirmek ihtiyacını duymadılar diye sorulabilir.

Bu sorunun cevabı açık. Osmanlıların kendilerinden önceki uygarlıklar, kültürler hakkında hiçbir kompleksleri yoktu. Kendi sistemlerini kurarlarken bütün bir Akdeniz geleneklerinden, uygulamalarından faydalanmışlardır. Birçok tarihçi Osmanlı imparatorluğunun Roma imparatorluğunun mirasçısı olduğunu söyler, yazar.

Şunu da belirtmek gerek: Aya Sofya mimarisiyle eşi benzeri bulunmayan bir yapı olarak da Osmanlıların hayranlığını kazanmıştı; özellikle Osmanlı mimarlarının. Dolayısıyla Aya Sofya’ya büyük bir saygı duyuluyordu. Bu saygının bir sonucu olarak da bu şaheseri restorasyonlarla koruyup günümüze ulaştırdılar.

İznik’te, Trabzon’da da Aya Sofya kiliseleri var. Istanbul’un Kadırga semtindeki Hagia Sergios – Hagia Bakhos kilisesine sonradan Küçük Ayasofya adı yakıştırılmış.1502’ye kadar kilise olarak kullanılan bu yapı, o yıl camiye çevrilmiş. Bulgaristan’ın başşehri Sofya (Sofia) adını bu şehirde bulunan, şehrin ikinci eski kilisesi olan Hagia Sophia’dan alır.

Başka ülkelerde bu adı taşıyan daha birçok kilise, katedral var. Sophia / Sophie Batı dillerinde yaygın bir kadın adıdır. Ayasofya’nın ne anlama geldiğini bilmeyenlerin kilisenin adının belki de bu yüzden “Azize Sophia” sandıklarına birçok kez tanık olmuşumdur.

Yunanca “hagia”nın Latin dillerindeki karşılığı “saint”. Katolik, protestan dünyasında ermişler bu unvanla anılır. Batılılılar Aya Sofya’yı Saint Sophia diye de anarlar. “Hagia”lı bir kelime daha var: ayiasma, yani “ayazma”. Kelimedeki /s/ ünsüzü /z/ olmuş Türkçede, başka bir ses değişikliğine uğramamış.

Ayazma kutsal, şifalı su, kaynak, çeşme demek. Istanbul’da sadece Rum ortodoks kiliselerinde, manastırlarında bulunur. Bazı Ermeni kiliselerinde de ayazmalara rastlanır. Ama bu, başlangıçta Rum kilisesi olduğu halde, o semtte Ermeni kilisesi bulunmadığı için padişahın emriyle Rumlardan alınıp Ermenilere verilmesindendir.

Ayazmaların her birinin birer menkıbesi vardır. Anadolu’da da bazı ayazmalar bulunmakla olmakla birlikte, daha çok Istanbul’a özgüdür. Suyunun şifalı olduğuna inanıldığı için ayazmalı kiliseleri her dinden, her mezhepten insanlar ziyaret eder, suyunu içer. “Hagia, hagios”, Istanbul’un bir köyünün eski adında da kullanılmıştır.

Bugünkü Yeşilköy semtinin eski adı olan Ayastefanos, Ermiş Stephanos’un adını taşıyordu. Bu semtteki büyük bir Latin katolik kilisesinin adı köyün adından dolayı Ayios Stefanos’tur, yine aynı köydeki bir Ermeni kilisesinin de Surp Stefanos (Ermenicede “surp” aziz, ermiş, kutsal anlamına gelir).

Sofi ismi caiz mi?

Sofia İsminin Anlamı Nedir? Sofia Ne Demek, Ne Anlama Gelir? Sofia ismi yabancı isimler kategorisinde en çok beğenilen kız bebek isimleri arasında yer alıyor. Bu yabancı kökenli olmasına rağmen bakımından tercih edilme oranı oldukça yüksek. Aynı zamanda popüler bir isim arayışında olan aileler için de derece bir isim olarak öne çıkıyor.

  1. Sofia yunanca kökenli ve bilgelik anlamına gelen bir kelimedir.
  2. Sofia Ne Demek? Sofia ismi eski yunanca kökenli olan Sophia kelimesinden gelmektedir.
  3. Anlamı ise bilgelik olarak bilinmektedir.
  4. Slav dillerinde Sofia olarak kullanılmaktadır.
  5. Sofia İsmi Kur’an’da Geçiyor mu? Sofia ismi ‘an’ı Kerim’de geçmemektedir.

Ancak anlam bakımından çocuklara bu ismin verilmesinde herhangi bir sakında yoktur. : Sofia İsminin Anlamı Nedir? Sofia Ne Demek, Ne Anlama Gelir?

Dinde Sofi kime denir?

Allah dostu anlamında bir tasavvuf terimi. Müridlere rehberlik yapan ve onları irşad eden kişi anlamında tasavvuf terimi.

Sofiler nasıl giyinir?

Gündem Tarikat kreasyonları istihbarat raporunda Barkın Şık 13.11.2003 – 00:00 | Son Güncellenme: 13.11.2003 – 00:00 Türbanın “siyasi simge” olup olmadığı tartışması canlılığını korurken, istihbarat birimleri tarikat ve cemaat üyelerinin birbirini kılık – kıyafet tarzları ile tanıdıkları tespitine ilişkin bir rapor hazırladı. Milliyet’in ele geçirdiği çalışmada, tarikat ve cemaat mensuplarının tipik giyim tarzlarıyla ilgili şu bilgiler verildi: MİLLİ GÖRÜŞ: ERKEKLER: Takım elbiseli, yeşil / mavi kravatlı olurlar.

  1. Yaşlılar sakal bırakır.
  2. Bıyıklarını üst dudak görünecek şekilde tıraş ederler.
  3. Ucaklaşarak selamlaşırlar.
  4. ADINLAR: Ağırlıklı olarak mavi tesettür kıyafeti giyerler.
  5. Siyah türban takarlar.
  6. Türbanı ense etrafında dolaştırarak, ikinci tekrarda uç kısmını çene hizasından geçirerek kulak seviyesinde iğne ile tuttururlar.

Ellerini göğüslerine koyarak selamlaşırlar. NAKŞİBENDİ TARİKATI: ERKEKLER: Takım elbise giydiklerinde siyah rengi tercih ederler. Fes takıp etrafına sarık sararlar ve sarığın uç kısmını arkaya doğru bir iki karış uzatırlar. Ayakkabı yerine lastiğin içine sarı mest giyer, bellerine sarı kuşak bağlarlar.

  1. Taşlı gümüş yüzük kullanırlar ve 99’luk tespih taşırlar.
  2. ADINLAR: Türban da takarlar, çarşaf da giyerler.
  3. Eşleri hariç hiçbir erkekle konuşmazlar.
  4. NUR CEMAATİ: ERKEKLER: Sakal bırakmazlar.
  5. Giysilerinde düğmelerinin tümünü ilikli tutarlar.
  6. Cüppeliler içlerine beyaz gömlek giyer.
  7. Evlenmezler.
  8. Ceketlerinin sol üst cebine namaz takkesi takarlar.

KADINLAR: Başörtüsü ve manto / pardösü giyerler. Yeşil çarşaflı ve peçenin düğümüne kancalı iğne takarlar. Kırsal kesimde oturan orta yaş ve yukarısı kişiler özellikle “ihram” denilen dokuma türü örtü giyerler. Karadeniz bölgesindeki kadınlar çarşaf giymezler, uzun manto giyerler ve başörtülü olurlar.

FETHULLAH HOCA GRUBU: ERKEKLER: Cüppe giydikleri zaman içine “imam yaka” denilen beyaz yakasız gömlek giyerler. Takke takmazlar. Bazı mensupları kravat takar, sakal bırakmazlar. Bıyık bırakırlarsa ince, kısa ve sivri uçlu olur. Birbirlerine “abi” diye hitap ederler. KADINLAR: Uzun pardösü giyerler. Devlet memuru olan ve üst makamda bulunan kamu personelinin eşleri türban takmaz.

Okul içinde başları açık, okul dışında ise başları kapalı olur. Açık renkte eşarp kullanırlar. Sol kollarına siyah çanta takarlar. SÜLEYMANCILAR: ERKEKLER: Ceket giyer, kravat takmazlar. Sakal bırakmazlar, bırakanlar ise göğüs hizasına kadar uzatır. Bıyıklarını dudak görünecek şekilde dudak üstünden ve yanlarından keserler.

Ayrıca beyaz, lacivert veya kahverengi takkelerini giysilerin yaka ceplerine üçgen şekilde katlayarak koyarlar, ucunu görünür hale getirirler. KADINLAR: Pardösü giyerler. Başlarına bağladıkları koyu renk örtünün sol ucunu kısa, sağ ucunu uzun tutarak Süleymancı olduklarını anlatmaya çalışırlar. Gözlerine koyu renkli gözlük takarlar.

Birbirlerine “üstat” şeklinde hitap ederler. İSKENDER PAŞA CEMAATİ: ERKEKLER: Beyaz fes ve ortası yeşil sarık takarlar. Mest ve şalvar giyer, uzun sakal bırakırlar. KADINLAR: Beyaz ağırlıklı tülbent ve başörtüsü takarlar. ADIYAMAN MENZİL DERGÂHI: ERKEKLER: Uzun ve yuvarlak sakallı olurlar.

  1. Hâkim yaka gömlek ve bol pantolon giyerler.
  2. Aralarında “sofi” lakabıyla konuşurlar.
  3. N KADINLAR: Yaşlılar çarşaf ve eldiven, gençler ise beyaz tesettür ve türbanı tercih eder.
  4. ACZİMENDİ GRUBU ÜYELERİ: ERKEKLER: Mensupları, ellerinden bırakmadıkları ve iğde ağacından yapılan sopaları ile dolaşır.
  5. Sarık, şalvar ve cüppe giyerler.

Bellerinde mutlaka kuşak bulunur. Sakallarını hiç kesmezler. KADINLAR: Türbanı, baş ekseni etrafında ve burun hizasında yüzünü kapatacak şekilde baş üzerine iğne ile tuttururlar. Siyah eldiven ve renkli gözlük takarlar. İSMAİLAĞA CEMAATİ: KADINLAR: Siyah çarşaf giyerler.

  • Yaşlı olanlar sadece gözleri açık kalacak şekilde peçe kullanır.
  • Gençler peçe takmaz.
  • İslam tarihinden ilginç ve önemli bir olay anlatıldığında “Allahuekber veya Allah” diye bağırıp bilek güreşi şeklinde ellerini tutarak selamlaşırlar.
  • ERKEKLER: Yeşil veya beyaz cüppe, siyah şalvar giyerler.
  • İstanbul Fatih’te yoğun olarak yaşayan cemaat üyeleri diğer Nakşi gruplardan farklılık göstermeye çalışırlar.

Elektronik cihazlarla ezan okunmasına karşılar. İSLAMİ TEBLİĞ CEMAATİ: KADINLAR: Çarşaf giyerler. Erkeklerin arkalarında yürürler. Erkek, cemaat mensupları kadınlara karşı tebliğ görevini perde arkasından konuşarak yapar. ERKEKLER: Cemaat mensupları pazarcı, seyyar satıcı ve tablacı gibi kişilerden oluşur.

Sofiler birbirine ne der?

Kurban – Polat S. Alpman Sofi Ne Demek 15 Eylül 2016 Perşembe Sami dillerinden bir kelime olan kurban “yaklaşma, yakınlık” anlamlarına gelir. Türkçedeki akraba (yakın) kelimesi ile aynı kökten olan bu kelime, ıstılahî olarak bir buyruk ya da adağı yerine getirmek üzere boğazlanan hayvanlar için kullanılır.

İslam mezhepleri içerisinde Hanefilik kurban ritüelini vacip, yani imkanı olan herkesin yapmakla yükümlü olduğu bir ibadet olarak görürken, diğer Sünni mezhepler bu ibadeti sünnet olarak kabul eder. Türkçede kurban kelimesinin kullanımlarından biri de kişinin kendisini feda etmesiyle ilgilidir. Kurban olmak, kişinin inandığı dava ya da değer uğruna kendi canından vazgeçmesi anlamında kullanılır.

Burada kurban olmak, bir irade içeriyor gibi gözükse de -dilin gösterdiği gibi- kişinin başka bir çaresinin olmadığını, kendini buna mecbur hissettiğini ya da iradesinin bir biçimde rehin alındığını gösterir. Kurban, kurban olmaya gönüllü bile olsa buna neden olan koşulları değiştirmeye yönelik hiçbir etkili girişimde bulunamamış kişidir.

  1. Endini feda edip davasına kurban olacak kişi kendini büyük bir ciddiyetle motive etmelidir.
  2. Böyle bir motivasyon kuşkuya, eleştiriye ya da alternatif önerilere kapalı olmayı zorunlu hale getirir.
  3. Özellikle kuşku.
  4. Inandığı şeyden kuşku duymamak ve sadece kendisi gibi inanan, hiçbir şüpheye sahip olmayanlarla birlikte hareket etmek, hakkıyla kurban olabilmek için önkoşuldur.

Kurban kelimesinin Türkçedeki kullanımlarından biri de hiç beklenmedik bir olay neticesinde yaşamını yitirenlerdir. Mesela bir kazaya, bir cinayete kurban gidilebilir. Yolda yürürken, sıra beklerken ya da işten çıkarken bir terör saldırısına ya da deprem gibi bir doğa olayına kurban verilebilir.

Bir kere kurban haline geldikten sonra kişiyi kurbanlaştıran süreçlerin hepsi mukadderat olarak kabul edilecektir. İster bir maden ocağı olsun, ister bir otobüs durağı kurbanlar, her an kurban olabileceklerine alışarak yaşamlarını sürdürmelidir. Kurban, bir hitap, sesleniş şekli olarak da kullanılmaktadır.

Türkiye’nin bazı yörelerinde ve bildiğim kadarıyla bazı tarikatların jargonunda kurban kelimesi bir çeşit seslenme, hitap etme ve bir yakınlık göstergesi olarak dile getirilir. Birbirlerine “kurban” diye hitap eden kişiler için bu ifade hem yakınlık ve yerellik, hem de sofiler örneğinde görülebileceği gibi, sosyal mensubiyetlerin ya da tarikat-cemaat bağlarının dil üzerinden de kurulmasını sağlayan bir şablon oluşturur.

Urban Bayramı, Türkiye’deki sosyal eşitsizliğin hatırlandığı bir diğer bayramdır. Bu hatırlamaya neden olan sebep ise genellikle Allah’a iyi kulluk yapmak maksadıyla hayvanların boğazlanmasına karşı olan kişilere mevcut eşitsizliği göstererek ibadeti rasyonelleştirmektir. Türkiye’deki sosyal ve ekonomik eşitsizliğin garip gureba, fakir fukaraya et dağıtılarak bir nebze olsun giderildiğini öne sürenler açısından Kurban Bayramı’nın işlevsel boyutunu vurgulaması anlaşılabilir.

See also:  Qual Exame Detecta Veia Entupida No CoraO?

Ancak Türkiye’de Kurban Bayramı’nın genellikle senelik eti toptan almak gibi bir işleve sahip olduğu bir sır değil. Yoksul ve muhtaçların Kurban Bayramı vesilesiyle et yediğini söylemenin yüz kızartıcı bir tarafı daha var. Yoksullara, muhtaçlara, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi yüceltmek ve buradan bir hayır-hasenat söylemi geliştirmek hayırseverlik gibi görünse de eşitsizliği, muhtaçlığı, yoksulluğu kader haline getiren bir dili de barındırıyor.

Yoksulluğun ve yoksunluğun normalleşmesine hizmet eden bu söylem, eşitsizliğin neden olduğu gerçek duruma üzülmeyi tavsiye edip hayırsever olmayı öne çıkarırken eşitsizliğin sebebini de Allah’a havale ediyor. Böylece gerçek sorun, eşitsizlik sorunu ortada durmasına rağmen kimse sorunun kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmıyor.

Kurban ibadetini dini gerekçelerle ciddiye alanlar arasında “yahu bu yoksulluk belası neden var”, ya da “bu insanlar et yemek için neden Kurban Bayramını beklemek zorundalar” diye soran bir elin parmak sayısını geçmeyen aykırı tipleri saymazsak, kurulu düzenden şikayetçi olan pek kimse yok.

  • Veren el, alan elden üstündür”, diye bir atasözü var.
  • Urban Bayramı gibi günler, bu üstünlük ilişkisinin hayır-sevap düsturlarıyla dengelenmek istendiği günlerdir.
  • Yine de vermek ve almak arasındaki ilişki pek değişmez.
  • Bayram da olsa veren el, alan elden üstün olmaya devam eder.
  • Hayırsever, iyi, merhametli insanlar kurban ettikleri hayvanların etlerinin bir kısmını dağıtılırken bu eşitsizlik ortada durmakta ve gerçeği olduğu gibi haykırmaktadır; ancak egemen ideolojinin bu kadar güçlü olduğu bir coğrafyada bu sesin duyulması çok kolay değil.

Bu yüzden bizim gibi memleketlerde kurban etmek kadar kurban olmak da çok kolay. : Kurban – Polat S. Alpman

Sofiler hangi tarikat?

Fethullaçılar’ın boşluğunu “sofiler” dolduruyor: Menzil devleti ele geçiriyor! Fethullahçıların boşluğunu Menzil dolduruyor. Devlet içerisinde hızla örgütlenen yapı milyonlarca lirayı yönetiyor. Kadınlar ve öğrenciler arasında da örgütlenmeye başlayan cemaat yurtdışı faaliyetlerine de ağırlık veriyor.

  1. İsmail ARI Fethullahçıların ülke içindeki ve dışındaki boşluğunu son yıllarda Menzil Cemaati doldurdu.
  2. İktidarın birlikte yürüdüğü Fethullahçıları tasfiye etmesinin ardından Menzil de stratejisini değiştirdi.
  3. Neredeyse kadınların sokağa çıkmasına bile karşı olan cemaat kamuda kadınlar eliyle de örgütlenmeye başladı.

Aynı şekilde üniversiteli kadınlar üzerine de örgütlenmek için çalışmalara başlayan cemaat, Fethullaçıların izlediği yolu izlemeye başladı. GAVS’IN SOFİLERİ Menzil Cemaati’nin lideri olan ve “Gavs” olarak nitelendirdiği Abdulbaki Erol, cemaati ailesiyle birlikte yönetiyor.

  • Menzil mensupları da “sofi” olarak adlandırılıyor.
  • Milyonlarca ve hatta belki de milyarlarca liralık bir sermayeyi yöneten ve her geçen gün daha da güçlenen cemaatin en güçlü olduğu kamu kurumlarının başında Sağlık Bakanlığı geliyor.
  • Cemaatin emniyet ve jandarma teşkilatı içerisinde de hızla örgütlendiği, emniyet içerisinde çok sayıda polis memuru ile jandarma içerisinde özellikle uzman çavuş ve astsubayların da “sofi” olduğu belirtiliyor.

Adalet Bakanlığı içerisinde de yine çok sayıda hâkim ve savcının cemaat mensubu olduğu, bazı başsavcıların, üniversite rektörlerinin ve hatta il jandarma komutanlarının dahi cemaatten olduğu ifade ediliyor. Bir kamu kurumuna Menzil mensubu bir kişi yönetici yapıldığında hızla kurumu ele geçirmek için faaliyete başlıyor.

  • Önce kurumun müdürleri Menzil mensubu kişiler arasından seçiliyor, ardından söz konusu kamu kurumuna alınan personeller de cemaat üyeleri arasından belirleniyor.
  • Böylece kamu kurumu baştan aşağı ele geçiriliyor.
  • Depremlerin ardından çok sayıda skandala imza atan Kızılay içerisinde de benzer bir durum yaşanıyor.

Menzil mensubu Fatma Meriç Yılmaz, uzun bir süredir Kızılay’ın ikinci ismiydi. Yılmaz’ın, Kızılay yönetimine girip Kızılay Genel Başkan Yardımcısı olmasıyla birlikte kuruma alınan yöneticilerin Menzil mensupları arasından seçildiği, daha sonra afet depolarındaki özel güvenlik personeli kadrolarının daha “sofiler” tarafından doldurulduğu iddia ediliyor.

  1. AHBAP’a çadır satan Kızılay’da Kerem Kınık’ın görevden alınmasının ardından ise Yılmaz başkanvekilliğine getirildi.
  2. ERZAK VE SABUN SATTILAR Cemaatin en önemli ticari yapılarından biri Nakış Gıda isimli şirket 6 Şubat depremlerinin ardından Menzil, Nakış Gıda aracılığıyla Kızılay’a yardım kolisi sattı.

Bu şirket aracılığı ile cemaat 9 Aralık 2016 tarihinde yönetimi AKP’deyken İBB iştiraki İSPARK’a 84 bin 807 TL bedelle kalıp sabun sattı. Aynı şirket 19 Temmuz 2013 tarihinde de yine İSPARK’a 130 bin 542 TL bedelle ramazan erzağı sattı. Öte yandan Kızılay, Menzil Cemaati’ne mensup olan Ferhat Danışman’ın Techno Health isimli şirketine 2019’da 120 milyon Avro’luk ihale vermişti.20 Mart 2019’da onaylandı.

Yine bu şirkete İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü milyonlarca liralık Covid-19 testi ihalesi verdi. Uzun bir süre Megakent’te Covid-19 testlerini Menzilciler yaptı. Kızılay’dan ihale alan ve Covid-19 testlerini yapan Techno Health Şirketi’nin sahibi Ferhat Danışman’ın ise Menzil Cemaati’ne mensup olduğu biliniyordu.

Danışman, aynı zamanda cemaate ait olan Emsey Hastanesi’nin de yöneticisiydi. Sofi Ne Demek Menzil’in hastanesinin açılışını da Erdoğan yapmıştı. (Fotoğraf: İHA) BİRÇOK ÜLKEDE VARLAR Menzil’in cemaat içerisinde paylaştığı bir videoda ise tartışma yaratacak ayrıntılar yer aldı. Cemaat söz konusu video ile ülke içerisinde ve yurtdışındaki birçok ülkede milyonlarca liralık devasa külliyeler ve binalar inşa ettiğini anlatıyor. Sofi Ne Demek Cemaatin faaliyet yürüttüğü ülkelerden biri de Malezya. (Fotoğraf: BirGün) ENKAZDA TÖVBE SEANSI Depremden büyük oranda etkilenen Adıyaman’da Menzil Cemaati “mürid devşirmek” için yoğun bir çalışma başlattı. Adıyaman’da bir binanın enkazının hemen yanında Menzil şeyhinin vekilinin depremzedeleri “tövbe ettirdiği” görüntüler gündem oldu.

Görüntülerde, Menzil şeyhinin depremzedelere “Bütün yapmış olduğum günahlardan pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha yapmayacağım. Gavs (Menzil şeyhi) hazretlerini kendime şeyh kabul ettim” sözlerini tekrarlatarak “tövbe ettirdiği” anlaşılıyor. Çevredekilerin ise tövbe seansının ardından “Allah kabul etsin” dediği duyuluyor.

Ayrıca Menzil şeyhine cemaat içerisinde “gavs” dendiği de biliniyor. Cemaat içerisinde deprem bölgesinde 25 bin depremzededen “tövbe alındığı” da konuşuluyor. *** 0001 KODLU MENZİL Menzil cemaatinin Sağlık Bakanlığı içinde kadrolaştığı iddiaları sürerken ilk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi de Menzil cemaatinin hastanesine verildi.

  1. Sağlık Bakanlığı iştiraki olan Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.’nin (USHAŞ) açıkladığı Sağlık Turizmi Yetki Belgesi Almaya Hak Kazanan Özel Sağlık Tesisleri listesinde dikkat çeken bir ayrıntı yer aldı.
  2. İlk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi’nin 2017 yılında “ST-0001” sertifika kodu ile İstanbul’un Pendik ilçesinde bulunan Özel Emsey Hastanesi’ne verildiği belirtildi.

Yetki belgesi almak için Özel Keşan Hastanesi 2 Ekim 2017 tarihinde başvurmasına rağmen ilk yetki belgesi 6 Ekim 2017 tarihinde başvuran Özel Emsey Hastanesi’ne verildi. Bu detayın ortaya çıkmasının ardından söz konusu liste USHAŞ’ın internet sitesinden kaldırıldı.

  • GAVS İLAHİ KONUMDA” Diyanet tarafından hazırlanan tarikatlar raporunda, cemaatin yapısı anlatılmıştı.
  • Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki Menzil köyüne yerleşen Abdülhakim Erol tarafından kurulan cemaatin, tarikat yapılanmasına sahip olduğu belirtildi.
  • Mürted ve münafık gibi dini terimleri kolayca diğer Müslümanlar için kullandığı” kaydedilen cemaate ilişkin şu tespitler yapıldı: “Mürşid yani tarikatın lideri olağanüstü, hatta bir anlamda yarı ilahi bir konumdadır.

Grubun sıralanan görüşleri, sahih İslam anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu sakıncalı telakkiler, Menzil cemaatinde daha çok vurgulanmakta ve etki sahası daha çok sade halk tabakası olduğu için daha çok yaygınlaşmaktadır. Son zamanlarda Menzil grubunun bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırdığı yönünde kamuoyunda bir kanaat dillendirilmeye başlanmıştır.

Doğru olması halinde bu tezahürün ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.” MİLYONLUK OYUNCAKLAR! Cemaatin lideri Abdulbaki Erol’un kullandığı lüks aracın piyasa değerinin de 10 milyon TL olduğu ama aracın zırhlı olması nedeniyle değerinin 20 milyon TL’yi bulduğu ifade ediliyor.

Plakadaki “GH” harflerinin “Gavs hazretleri” anlamına geldiği belirtilirken plakanın sonundaki “2515” rakamlarının da cemaat içerisinde bir sembol olduğu öğrenildi. Abdulbaki Erol’un oğlu Seyyid Muhammet Emin Erol yeni bir cip aldı. Lüks cipin piyasa değerinin en az 10 milyon TL olduğu tahmin ediliyor.

  • Lüks aracın plakası ise Seyyid Muhammet Emin Erol’un isimlerinin baş harflerinden oluşan “SME”den oluşuyor.
  • Ayrıca Abdulbaki Erol’un kardeşi Seyyid Abdulhalim Erol’un sahibi olduğu lüks aracın da piyasa değerinin en az 4 milyon TL olduğu bildirilirken plakasının da “Gavs” kelimesini temsilen “GVS” harflerinden oluştuğu görüldü.

Ayrıca diğer aile üyelerinin de çok sayıda lüks aracı olduğu belirtiliyor. Menzil, yurtiçi ve yurtdışındaki milyonlarca liralık projelerini cemaat mensuplarına bu video ile tanıttı. : Fethullaçılar’ın boşluğunu “sofiler” dolduruyor: Menzil devleti ele geçiriyor!

Fukuku anlamı nedir?

Kökeni yabancı olan fukukum kelimesi Türk Dil Kurumu üzerinden böğürtlen anlamına sahiptir. Günümüzde tüketilen belli bir meyve kaynağını anlatır. Eş anlamlı olarak fukukum kelimesi böğürtlen karşılığı ile tek bir cevaba sahiptir.

Sofu Müslüman ne demek?

TDV İslâm Ansiklopedisi ‘nden rastgele bir madde görmek için tıklayınız.” data-width=”200″> bk. SÛFÎ Tasavvufî hayat tarzını benimseyerek Hakk’ın yakınlığını kazanmaya çalışan kimse. TDV İslâm Ansiklopedisi Madde Bildirim Formu Bu form aracılığıyla, sadece OSMANLILAR//8-mali-yapi maddesi ile alakalı mesajların iletilmesi rica olunur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin elektronik sürümü hakkındaki diğer hususların ise İletişim Formu aracılığıyla iletilmesi rica olunur. Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’ nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi ( TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir.

Sofu hangi dil?

Dilimize Arapçadan geçmiş olan sofu kelimesi, sufi sözcüğünden türetilmiştir.

Cocuk ismi Azrail olur mu?

‘Bu isimleri çocuğunuza vermeyin’ – Son Dakika Türkiye Haberleri | NTV Haber Samsun Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti. Pek çok ailenin Kur’an-ı Kerim’de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur’an’da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını ifade etti.

  1. Uran’da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur’an’dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.
  2. ‘SANEM İSMİ ÇOCUĞA VERİLMEMELİ’ Kuran’dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesi gerektiğini şu sözlerle ifade etti: ”Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir.

Kur’an-ı Kerim’de geçen her kelime çocuklara isim olarak verilmemelidir. Kezban ismi Kur’an’da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, ‘yalancı, yalancı’ diye çağırmak zorunda kalırsınız. Aleyna ‘üstümüze bela sıkıntı aksın’, Bekir, ‘deve yavrusu’ demektir.

Hz. Ebubekir’in ismi Abdullah’tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır. Rumeysa ‘gözü çapaklı kadın’ demektir. Hüreyre, ‘kedicik’ demektir. Kayra eski Türk mitolojisinde ‘tanrı’ demektir; Melis, Yunan mitolojisinde ‘tanrıça’ demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.” ‘DİNEN MEKRUH SAYILAN İSİMLER DE VAR’ Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulayan Öztürk, ” Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimleri çocuklara verilmemeli, hoş değil.

Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır. Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah’ın gazabına uğrayan sahte cennettir. Bade ismi içki demektir. Hannas ismi şeytanın ismi. Alara, Rosa, İleyda gayrimüslim isimleridir.

3 isim konur mu?

Sıkça Sorulan Sorular | İlçe Nüfus Müdürlüğü İle İlgili Sık Sorulan Sorular 1- Yeni doğan çocukları nüfus kütüğüne kimler kayıt ettirebilir? Doğumları ana, baba, vasi veya kayyım, bunların bulunmaması halinde, çocuğun büyük ana, büyük baba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar bildirerek nüfus kütüğüne kaydettirmekle yükümlüdür.2- Çocuk yazdırmak için hangi belgeler gerekir? Doğum olayı nüfus memuruna sözlü olarak bildirilir.

Bildirim sırasında çocuğun baba ve anasının nüfus cüzdanı ile varsa doğuma ait resmi belge ve raporlar memura verilir.3- Çocuk doğum tarihinden itibaren ne kadar sürede kütüklere kayıt ettirilmelidir? Her doğum olayının, doğumun olduğu tarihten başlayarak yurt içinde otuzgün içinde nüfus memuruna, yurt dışında atmış gün içinde başkonsolosluklara bildirilmesi zorunludur.4- Çocuğum evde doğdu ve doğum raporu yok.

Ne yapmam gerekiyor? Sözlü olarak bildirimde bulunulması gerekir.5- Çocuğuma isim verirken, ailemde olan başka birisinin ismini verebilir miyim? Verilebilir.6- Çocuğumun dini alanı boş olmasını istiyorum. Ne yapmam gerekiyor? 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 341 inci maddesi gereğince çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya ait olduğundan, anne ve babanın bu yönde tasarrufta bulunmaları halinde çocuğun dini sütunu boş bırakılır.7- Yeni doğan çocuğum kimlik numarasını ne zaman alacak? Yeni doğan çocuklara aile kütüklerine tescil edilir edilmez Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası verilmektedir.8- Yeni doğan çocuğumun nüfus cüzdanını ne zaman alacağım? Yeni doğan çocuk aile kütüklerine tescil edilir edilmez nüfus cüzdanı tanzim edilir.9- Yurtdışında doğan çocuğumu nüfus kütüklerine tescil ettirmek için ne yapmam gerekiyor? Yurt dışında en yakın Türk Başkonsolosluklarına, yurt içinde nüfus idarelerine başvurmaları gerekir.10- 7 yaşını geçen çocuğumu nüfus kütüklerine nasıl tescil ettirebilirim? Altı yaşından büyük (72 ay + 1 gün) ve on sekiz yaşından küçük (216 ay) çocuklara ait bildirim yapılırken yaş tespiti için çocuğun bildirim yapılan nüfus idaresine getirilmesi zorunludur.11-Doğum yeri olarak nereler yazılır? Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 29 uncu maddesi gereğince, doğum bildirimi için müracaat edenlerin köyde ve ilçede doğan çocuklarının doğum yeri olarak doğum tutanağına sadece ilçe adı yazılır.

  • İlin merkez ilçesine bağlı köy ve mahallelerde doğmuş olanların doğum yeri il adı, büyükşehir statüsünde olan illerde merkez ilçe bulunmaması halinde doğum olayının olduğu ilçe adı, merkez ilçe var ise il adı, doğum yeri köy adı olarak yazılmış olanların kayıtları olduğu gibi muhafaza edilir.
  • Ancak ilgilinin talebi halinde doğum yeri ilçe adı yazılmak suretiyle tamamlanır.12-Yabancı ülkede doğum yapılması durumunda doğum yeri olarak neresi yazılır? Yurt dışında doğanların ise doğdukları yer adı ile birlikte ülke adı yazılır ve aile kütüklerine bu şekilde tescil edilir.13-Çocuğuma isim koyarken isim sınırlaması var mıdır? Soyadı Nizamnamesinin 2 nci maddesi ve 5901 sayılı Türk vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 74 üncü maddesinde de kişiye en fazla iki isim verilmesi gerektiği belirtilmektedir.14-Çocuğuma vermiş olduğum ismi değiştirmek istiyorum, ne yapmalıyım? 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 27 nci maddesi gereğince isim düzeltme yetkisi mahkemenin takdirindedir.15-Çocuğuma isim verirken çok fazla sayıda isim verdiğimde isim kısaltması yapabilir miyim? Çocuklara konulacak adın, onu toplum içinde tanıtacak ve diğer bireylerden ayırmaya yarayacak şekilde bir sözcükten oluşması gerektiğinden, herhangi bir harfin tek başına çocuklara ad olarak verilmesi mümkün değildir.

Konulan adlarda herhangi bir kısaltma yapılmadan doğum tutanaklarına geçirilmektedir. Nüfus kayıt örneği kişinin aile kütüğündeki nüfus kaydının çıkarılarak aslına uygunluğu onaylanmış ve aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan resmi bir belgedir. Bu belgeler üzerinde silinti ve kazıntı yapılamaz.

1- Hastanede ölen birisinin ölümü nüfus kayıtlarına nasıl tescil edilir? Hastanelerde ölen kişilere ait ölüm tutanakları o kurumlarda görevli memurlarca düzenlenerek hastanenin bulunduğu yerdeki nüfus idaresine gönderilmek suretiyle ölüm aile kütüklerine işlenir.

2- Ölüm evrağı bende ve nüfus kütüklerine tescil edilmesini istiyorum,ne yapmam gerekiyor? Ölüm belgesi ile birlikte yerleşim yerindeki nüfus idaresine başvurulması gerekir.3- Çok eski tarihte ölmüş bir kişi nüfus kütüklerinde sağ görünüyor ölümü nüfus kütüklerine tescil ettirmek için ne yapmak gerekiyor? Ölmüş olduğu halde aile kütüklerinde sağ görülenlere ait ölüm tutanakları, ölüm olayını gösterir belge ile başvurulması halinde nüfus müdürlüklerince düzenlenir ve gerekli işlem yapılır.

  • Herhangi bir belge ibraz edilememesi durumunda ölüm beyanının doğruluğu nüfus müdürlüklerince tahkik ettirildikten sonra düzenlenecek ölüm tutanağı, mülkî idare amirinin emri ile işleme konulur.
  • Evlilik İşlemleri İle İlgili Sık Sorulan Sorular 1- Evlenme dosyasında bulunması zorunlu belgeler nelerdir? Evlendirme Yönetmeliğinin 20 nci maddesi gereğince evlenme dosyasında; iki örnek olarak düzenlenen evlenme beyannamesi, fotoğraflı nüfus cüzdanı örneği, resmî veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak sağlık raporu/resmi sağlık kurulu raporu, rıza belgesi, vesikalık fotoğraf, nüfus kayıt örneği ve evlenme ehliyet belgesinin bulunması zorunludur.2- Evlenme müracaatı nerelere yapılır? Birbiri ile evlenmeye karar vermiş olan kadın ve erkeğin, oturdukları yer evlendirme memurluğuna müracaatları esastır.

Ancak, evleneceklerin ayrı illerde bulunması veya birinin yurt dışında olması gibi hallerde ayrı ayrı müracaat da mümkündür 3- Evlenme için sağlık raporu nerelerden alınır? Evlenmeye engel hastalık bulunmadığına dair sağlık raporları, sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinden alınmalıdır.4- Evlendikten sonra bekar nüfus cüzdanlarımız ne kadar geçerlidir ? Evlenme nüfus kütüklerine tescil edilir edilmez, nüfus cüzdanlarının değiştirilmesi gerekmektedir.5-Yurtdışında yabancı veya türk ile evlendiğim zaman, Türkiye’deki kayıtlarıma nasıl ve nezaman tescil ettirmem gerekiyor? Yurt dışında yabancı yetkili makam önünde yapılan evlenme, o yerdeki Türkiye Cumhuriyeti Dıştemsilciliklerine eşlerden biri tarafından bildirilir.

  1. Bildirimevlenmeyi yapan yetkili makamlardan alınacak evlenme belgesinin o yerdeki konsolosluğa verilmesiyle yapılır.
  2. Evlenmenin yapıldığı yerde Türkiye CumhuriyetiTemsilciliği bulunmadığı takdirde yabancı makamlardan alınan belge, yurt içinde her hangi bir ilçe nüfus müdürlüğüne verilmek suretiyle de evlenme bildirimi yapılabilir.

Bu belgeye dayanılarak evlenme bildirimi düzenlenmek suretiyle evlenme aile kütüklerine tescil edilir.6- Yurt dışında yabancı birisi ile evleneceğim, benden evlenme ehliyet belgesi istiyorlar. Nasıl alabilirim? Nüfusta kayıtlı olduğu nüfus idaresinden yada bulunduğu yerdeki nüfus idaresinden evlenme ehliyet belgesi alınabilir.7- Evlenme belgeleri ne kadar süre geçerlidir? Evlenme yapılmasına ilişkin olarak tanzim edilen belgelerin Ülkemizde altı ay süre ile geçerlidir.

Yabancı ülkelerdeki geçerlilik süresi o ülkenin milli kanunlarını ilgilendirmektedir 8- 15 yaşında birisi evlenebilir mi? Evlenme yaşını kim neye göre tayin eder? Medeni Kanunun 124 üncü maddesine göre; onbeş yaşındaki küçüğün evlenmesi mümkün değildir.9- Evlenme cüzdanı sadece evlenme sırasında mı verilir? Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memurluğunca verilmesi gerekmekte ise de, evlenmenin nüfus kütüklerine tescilinden sonra da ilgililerin müracaatları halinde nüfus müdürlüğünce de verilmektedir.10- Çocuklarımı evlenme cüzdanıma kayıt ettirmek istiyorum.

Bunun için neler gereklidir? Eşlerin çocukları olması veya eş ve çocukların bilgilerinde değişiklik olması halinde; nüfus müdürlüğüne yapılan müracaat üzerine uluslararası aile cüzdanında gerekli düzeltmeler ve eklemeler yapılır.11-Yabancı uyruklu bir kişi ile evlenmek için gerekli belgeler nelerdir? Evlendirme Yönetmeliğinin 20 nci maddesi gereğince evlenme dosyasında; iki örnek olarak düzenlenen evlenme beyannamesi, fotoğraflı nüfus cüzdanı örneği, resmî veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak sağlık raporu/resmi sağlık kurulu raporu, rıza belgesi, vesikalık fotoğraf, nüfus kayıt örneği ve evlenme ehliyet belgesinin bulunması zorunludur.

Ayrıca, yabancı ülke vatandaşı ile Türkiye’ de yapacağı evlenme için yabancı ülke vatandaşının uyruğu bulunduğu ülke makamlarından alacağı evlenme ehliyet belgesinde, kişinin evlenmesinde sakınca olmadığı hususunun yanı sıra ‘bekâr, boşanmış, dul’ gibi medeni durumunu gösterir ‘Evlenme Ehliyet Belgesi’ ibraz etmesi gerekmektedir.12-Kızlık soyadımı kullanmak istiyorum? Nereye müracaat etmem gerekli? 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 187 nci maddesi ‘Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır, ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir.

Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.’hükmünde olup, uygulamada bu istikamette sürdürülmektedir.13-Yabancı uyruklu bir kişiyle evlenmek istiyorum. Evlilik işlemlerinde diğer belgelerin yanı sıra ‘Vatandaşlık Belgesi’nin de gerekli olduğunu söylediler.

  1. Bu belgeyi nereden alabilirim? ‘Vatandaşlık Belgesi’ Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonunun (C.I.E.C.) 28 nolu “Vatandaşlık Belgesi Verilmesine İlişkin Sözleşme”sinin ekidir.
  2. Bu Sözleşme ülkemiz tarafından onaylanmasına rağmen ikinci bir ülke tarafından onaylanmamıştır.
  3. Anılan Sözleşmenin yürürlük kazanabilmesi için 17 nci maddesi gereği en az iki devlet tarafından onaylanması ve İsviçre Federal Konseyi tarafından Sözleşmenin yürürlüğüne ilişkin tebliğ yayınlanması gerekmektedir.

Dolayısıyla herhangi bir ülke için düzenlenmesi mümkün değildir. Sözleşme eki bu belge yerine iç mevzuatımız gereği nüfus kayıt örneği, aynı Komisyonun 16 nolu Sözleşmesi eki çok dilli doğum kayıt örneği (Formül-A) ve 20 nolu Sözleşmesi eki ‘Evlenme Ehliyet Belgesi” temin edilebilir.

  • Diğer taraftan, Sözleşmelere ilişkin tüm bilgi ve belge örneklerine Genel Müdürlüğümüz web sitesi olanadresinden de ulaşılabilmektedir.14-Yabancı bir ülkede evlendim.
  • Evlilik belgemi nereden apostille ettirebilirim? Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansınca hazırlanan 12 nolu ‘Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi’nin eki olan apostille tasdik şerhi; La Haye’e üye devletlerin yerel makamları tarafından bizzat belgenin aslına veya buna eklenecek bir kağıdın üzerine konur.
See also:  Gm Ne Demek?

Apostille tasdik şerhinin ayrı bir belgede yer alması halinde ise, şerh, tasdik edilen belge ile birleştirilerek, tasdik eden makamın mührü, birleşme yerine basılacaktır.Apostille tasdikli belge, noter onaylı Türkçe tercümesi ile birlikte kabul edilip işleme alınır.15-Yabancı bir ülkede evlendim.

Söz konusu ülke Apostille Sözleşmesine üye midir? Üyeolan ve sonradan katılan ülkelerin listesine La Haye’in resmi sitesi olanadresinden ulaşılabilmektedir. Boşanma İşlemleri İle İlgili Sık Sorulan Sorular 1-Boşanma için hangi mahkemeye müracaat edeceğim? Aile mahkemesine, aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesine müracaat edilmesi gerekir.2- Boşanma kararımı elden aldım.

Nüfusa tescil ettirmek için neler yapmalıyım? Boşanma kararının verildiği yerdeki nüfus müdürlüğüne müracaat edilmesi gerekir.3- Boşandıktan sonra eşimin soyadını kullanmak istiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Boşanan kadın boşandığı kocasının soyadını kullanabilmesi için bu konuda hâkimden karar alması gerekir.4- Boşandıktan sonra evlenmek istiyorum.

Ne yapmam gerekiyor? Boşanan erkek boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hemen evlenebilir, kadın ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 132 nci maddesinde belirtilen 300 günlük bekleme süresini doldurmadan evlenemez. Ancak, kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbirleriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.5- Türk Vatandaşlığımı kaybettim ama boşanmamın Türkiye’de ki kayıtlarıma tescil edilmesini istiyorum.

Ne yapmam gerekiyor? Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden sonraki nüfus olayları aile kütüklerine işlenmemektedir.6- Türk vatandaşlığını sonradan kazanan bayan, eşinden ayrıldıktan sonra nüfus kütüklerine tescili nasıl yapılır? Türk vatandaşlığını sonradan kazanan kadının boşanması halinde; kayıtlı bulunduğu idari birimdeki aile kütüğüne bağımsız bir kütük sıra numarası altında, evlenmeden önceki soyadıyla tescil edilir.7- Dul olarak evlenen bayan boşandıktan sonra hangi haneye döner? Dul olarak evlenen kadının boşanması halinde; evlenmeden önceki kayıtlı bulunduğu haneye, evlenmeden önceki soyadıyla döner.

  1. Bekârlık soyadını taşıyabilmesi için hâkimden izin alması gerekmektedir.
  2. Ayıt Düzeltme İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular 1 -Nüfus bilgilerimde (Örneğin ad, soyad, doğum tarihi) değişiklik yapmak istiyorum.
  3. Ne yapmam gerekiyor? Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.

Bu nedenle; nüfus kayıtlarında değişiklik yaptırmak isteyen kişilerin kayıt düzeltme davası açmak üzere bulundukları yerdeki Asliye Hukuk Mahkemelerine müracaat etmeleri gerekmektedir. : Sıkça Sorulan Sorular | İlçe Nüfus Müdürlüğü

Bade ismini koymak caiz mi?

Bade İsminin Anlamı Nedir? Bade İsmi Kur’an’da Geçer Mi, Tdk Sözlük Anlamı Ne Demek? Sofi Ne Demek Bade İsminin Anlamı Nedir? Farsça kökenli olan ve Türkçemize de Farsça dilinden geçen Bade ismi şarap ya da aşk şarabı anlamlarına gelir. Sıklıkla kız bebeklerde tercih edilmesinden dolayı Bade ismi araştırılan isimler arasındadır. Aynı zamanda Bade isminin aşk iksiri ya da aşk şerbeti anlamları da mevcuttur.

Bade İsmi Kur’an’da Geçer mi, TDK Sözlük Anlamı Ne Demek? Bade İsminin Özellikleri Bade İsminin Analizi E: İsminde E harfi olan kişiler genelde içe dönük kişilerdir ve bu kişilerin güven problemleri olduğu bilinmektedir.

Bade isminin Kur’an’da geçip geçmediği ülkemizde birçok anne baba tarafından araştırılmaktadır. Bazı anne babalar çocuklarına Kur’an’da geçen bir isim koymak istediklerinden bu isimlere internetten bakmaktadır. Bade ismi Kur’an’da geçmez fakat anlamının güzel olmasından dolayı dinen konulmasında herhangi bir sorun yoktur.

  1. Bade isminin konulması dinen caizdir ve bu nedenle de kız bebeklere konulmaktadır.
  2. Bade, TDK sözlük anlamı olarak şarap, aşk şarabı anlamlarına gelen bir isimdir.
  3. Ayrıca aşk şerbeti ya da aşk iksiri anlamlarına da gelir.
  4. Bade isminin özellikleri nelerdir merak edilen konulardan biridir.
  5. İsimlerin kişilikleri etkilediğine inanıldığından isimler ne anlamlara gelir ya da özellikleri nelerdir araştırılan konular arasındadır.

Bade ismindeki kişiler enerjik ve hayat dolu kişilerdir. Bu kişiler hayat enerjileri ile etrafındaki kişilere de enerji vermektedir. Yeni yerler ve yeni şeyler keşfetmeyi seven bu kişiler seyahat etmeyi çok sever. Popüler ve sevilen biri olmalarından dolayı sosyal hayatları çoktur ve etraflarında çok fazla insan vardır.

  • İş başarısı onlar için önemli olduğundan ekip çalışmasına çok önem verirler.
  • Liderlik yeteneği gelişmiş olan bu kişiler iş hayatlarında yönetici olabilecek potansiyelde olurlar.
  • Bade ismindeki kişiler mantıklarından daha çok duygularıyla hareket ederler ve bundan dolayı da hassas ve kırılgan bir yapıya sahiplerdir.

B: Naif ve duygusal olan bu kişiler çabuk kırılır ve her şey için üzülürler. A: Lider ve yönetici olma vasfına sahip olan bu kişiler hayatlarının her alanında gururlu bir yapıya sahiplerdir. D: Hırslı ve girişimci olan bu kişiler eğitim ve iş hayatında her zaman başarılı olmak için çalışan kişilerdir.

Sufilerin özellikleri nelerdir?

İSLAM TASAVVUFU İSLAM TASAVVUFU (EL-LÜMA) Yazar : Ebu Nasr Serrac Tusi Yayınevi : Altınoluk Yayınları TASAVVUF İLMİ VE SUFİLER Sufiler inanç konusunda hadisçiler ve fakihlerle aynı görüşü paylaşan, onların ilimlerini benimseyerek onların esaslarına karşı çıkmayan kimselerdir.

  1. Çünkü sufiler, bid’atlerden ve nefsin kölesi olmaktan kaçınan, güzel örneğe bağlı ve ona uymaya hazır, her türlü bilgide fakih ve muhaddislerle ortak görüşlere sahiptirler.
  2. Sufilerden bilgi ve anlayışta muhaddis ve fakihlerin derecesine ulaşamamış olanlar, ahkam-ı şer’iyye ve hudud-u islamiyye konusunda karşılaştıkları müşkillerin halli için mutlaka muhaddis ve fakihlere başvururlar.

Alimlerin icma ettikleri konuda sufilerde icma ederler. Ulemanın ihtilaf ettiği konularda ise sufiler, ihtiyatlı olmak için en güzel, en evla ve en mükemmel olanı seçerler ki böylece Allah’ın kullarına emrettiği şeyi yüceltmiş, nehyettiğinden de sakınmış olurlar.

SUFİ” ADI NEREDEN GELİYOR? Sufilerin diğer ilim erbabından farklı ilk özellikleri, farzları yerine getirmekten ve haramlardan kaçınmaktan başka malayani denilen boş ve anlamsız meşguliyetleri terk etmek, maksadları ile aralarına giren her türlü alakadan sakınmaktır. Onların Allah’dan başka gaye ve maksadları yoktur.

Sufilerin bundan başka muhtelif adabları vardır. İşte bunlardan bazıları: “Dünya nimetinin azına kanaat etmek; zaruri olan yani olmazsa olmaz ölçüsündeki bir azıkla yetinmek, zaruri olan giyim-kuşam, yiyecek ve istirahat imkanını sağlayacak bir şeyle iktifa etmek, iradi olarak fakirliği zenginliğe tercih etmek, aza koşup çoktan kaçmak, açlığı tokluğa tercih, üstünlük ve büyüklüğe rağbet etmemek, itibar ve makamda feragat gösterebilmek, yaratıklara şefkat ve merhamet, büyük-küçük herkese tevazu, ihtiyaç anında bile başkalarını kendine tercih etmek (isar), dünyaya dalanlara aldırış etmemek, Allah hakkında daima hüsn-ü zan sahibi olmak, taate koşarken ve hayırda yarışırken daima ihlas üzere bulunmak, her şeyden kesilip Allah’a yönelmek, O’nun kazasına rıza, belasına sabır göstererek nefsindir.” Buyurmuştur.

Hz. Peygamberimiz (sav) tasavvufla alakalı başka bir takım hadislerinde de şöyle buyurmaktadır: 1-“Ümmetimin içinde ilham ve keşfe mazhar (mükellem-muhaddes) bazı insanlar vardır. Ömer’de bunlardan biridir.” 2-“Nice yüzü gözü tozlu, saçları dağınık, kılık kıyafeti eski kimseler vardır ki, Allah adına yemin ederler, Allah onların yeminlerini kabul eder.

Bera b. Aziz onlardandır.” 3-“Ümmetiminden bir zata vardır ki onun şefaati sayesinde Rebia ve Mudar kabilesi kadar insan cennete girecek tir.” Bu zat Üveys Karani’dir.4-“Ümmetimden Kur’an okuduğunda huşu duyan kimseler görürsün. Talk b. Habib bunlardan biridir.” 5-“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesap görmeden cennete girecektir.” Ashab sordu: “Onlar kimlerdir Ya Rasulullah ?” Cevaben buyurdular: “Afsun ve dağlama gibi işlerle meşgul olmadan Rablarına dayanıp güvenenlerdir.” Tasavvuf Allah’ın dostlarının gönlüne kelam-ı ilahisini anlamak, hitab-ı ilahisinden hüküm çıkarmak üzere açtığı bir keşf ve ilham ilimidir.

  1. SUFİ” ADI NEREDEN GELİYOR? Sufiler sadece bir ilimde teferrüd etmiş, sadece bir makam ve hale bürünmüş kimseler değildir.
  2. Aksine onlar bütün manevi ilimlerin kaynağı, halleri barınağı, eskilerin ahlakının mazharıdırlar.
  3. Onlar mahiyet-i ilahiyye sayesinde bir halden bir hale intikal etmede ve daima daha iyi ve güzele koşmadadırlar.

Halleri böyle değişken olan ve devamlı ilerleyen kimselerin bu hallerden sadece birinin adıyla anılması uygun olmaz. Onları sadece bir hal ve makamla kayıtlamamak için bu hallerden biriyle isimlendirmekten kaçınmalıyız. Şayet onları içinde bulundukları en etkili hal, makam ilim ve ahlaka izafe ederek isimlendirecek olursak, her zaman ayrı bir isimle adlandırmamız gerekirdi.

Bu olmayacağına göre onları giydikleri şeye izafe ederek sufiyye adıyla adlandırıyoruz. Çünkü suf (yün) giymek nebilerin adeti, peygamberlerin ve asfiyanın şiarıdır. Allah Teala hazretleri İsa(as.)‘ın ashabını giydikleri beyaz elbiseye nisbetle “Havariler” diye yad etmiştir. Allah Teala onları sahip oldukları ilim, davranış ya da hal ile anmak yerine bu adla anmayı tercih etmiştir.

Sufilerin durumu da aynıdır. Sufiler zahir libasına nisbetle bu adı almış, büründükleri bir hal ve ilimle anılmamışlardır. BAZI TASAVVUF TARİFLERİ Muhammed b. Ali Kessab: “Tasavvuf, seçkin bir toplulukla birlikte seçkin bir adamdan güzel bir zamanda zuhur eden güzel ahlaktır.” Semnun: “Tasavvuf hiçbir şeyin sana, seninde hiçbir şeye malik olmamandır”.Amr b.

  • Osman Mekki: ” Tasavvuf kulun içinde bulunduğu vaktin gereğine göre, o an ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktır.” SUFİ KELİMESİNİN ANLAMI Abdulvahid b.
  • Zeyd: “Üzüntü ve tasalarını akılları ile çözen, kalpleri ile onlardan uzaklaşan, nefislerinin şerrinden Efendilerine sığınanlardır.” Zünnun Mısri’sen: “Onlar o kimselerdir ki Allah’ı herşeye tercih ederler.

Allah da onları herşeye tercih eder.” Sufi kelimesinin aslı “Safevi”dir. Telaffuz zorluğu sebebiyle safevi, sufi olmuştur. Bir de bunlardan başka tasavvufun şu tarifleri yapılabilir. İlmi Tarif: Tasavvuf kalplerin kirlerden temizlenmesi, yaratıklara karşı güzel muamele, şer’i meselelerde Allah Resulu’ne tabi olmaktır.

  • Hakikat Lisanıyla Tarif: Mülkiyet ve varlık iddiasından uzaklaşmak, göklerin yaratıcısına bağlanarak beşeri sıfatların esaretinde kurtulmaktır.
  • Marifet aslında bir Hakk vergisidir.
  • Ma’rifet nardır, iman nurdur.
  • Ma’rifet vecddir, iman ihsan-ı ilahidir.
  • Mü’min ile arif arasındaki fark şudur: Mü’min Allah’ın nuruyla bakar, arif ise Allah ile nazar eder.

Mü’minin kalbi vardır. Arifin yoktur. Mü’minin kalbi zikr-i ilahi ile mutmain olur. Arif ise Allah’dan başkasından itminan duymaz. Ma’rifet üç çeşittir.

  • 1-Ma’rifet-i ikrar (söylenen ma’rifet)
  • 2-Ma’rifet-i hakikat (gerçek ma’rifet)
  • 3-Ma’rifet-i müşahede
  • Zahidler üç tabakadır:
  • 1-Mübtediler: Elinde avucunda bir malı olmayan elinde bulunmayan malın sevgisi gönlünde yer tutmayanlar.

2-Tahkik Ehli: Dünyanın tamamından nefsen ait hazları tektir. İşte bu tahkik ehlinin zühdüdür.3-İstiğna Ehli: Bu grupta yer alanlar, “dünyanın tamamı kendi mülkleri olsa, bundan dolayı ahirette herhangi bir sualle karşılaşmayacak ve Allah nezdinde kendilerine ayrılan ecirden de bir eksilme olmayacak” olsa bile yine zühd içinde yaşarlar.

  • Tevekkül üç çeşittir: 1-Mü’minlerin Tevekkülü: Tevekkül, ubudiyette bedeni devreden çıkarıp kalbi rububiyete bağlamak mikdar-ı kafi şeyle yetinmektedir.
  • Böyleleri verilince şükreder, verilmeyince kadere olan rızaları sebebiyle sabreder.2-Havasın Tevekkülü: Allah’a bir sebep ve vasıta ile tevekkül eden kimse, tevekkülünü Allah’a, Allah ile ve Allah için yapıp sebeplere bağlanmadan mütevekkil olmadıkça gerçek tevekkül ehli sayılmaz.3-Havassü’l-havasın Tevekkülü: Tevekkül, olmadan (keynuyet) önceki gibi, senin varlığının Allah’a aid olmasıdır.

Bu taktirde Allah Teala da daima senin için olur. “Onların yüzlerinde sevinç ve mutluluğun sevincini görürsün.” Yani ehli cennet, cennet nimetleri sebebiyle yüzlerinde meydana gelen sevinç hanesinden tanınır. Bu ehli cennet arasında kendilerine has kılınan nimetlerden dolayı ebrar için böylesine bir şerbetin sunulacağı anlaşılmaktadır.

  1. Kitap ve sünnete uyma konusunda insanlar üç kısımdır:
  2. 1-Ruhsat, mübah, tevil ve genişlik yolunu tutanlar.
  3. 2-Farz, sünnet, dini had ve ahkam bilgisine bağlananlar.
  4. 3-Farz ve sünnet konusunu sağlamlaştırdıktan sonra, dini ahkamda hiçbir cehaleti kalmayan, bunlara ilaveten hal, amal, ahlak ve yüce duygulara gönlünü bağlayan, hukukun gerçeklerini araştıran sıdk ve tahkik ehli kimseler.
  5. TASAVVUFTA ADAB

Allah Teala buyurur. ” Ey iman edenler, canlarınızı ve ehlinizi (çoluk-çocuğunuzu) cehennem azabından koruyunuz.” İbn Abbas bu ayete şöyle der: “Çoluk-çocuğunuzu eğiterek; edeple yetiştirerek onlara cehennemden kurtulmayı öğretin.” Efendimiz (sav) “Hiçbir baba evladına edepten daha değerli bir armağan veremez.” “Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi güzel yaptı.” Buyurmuştur.

  • YEMEK, TOPLANTI VE ZİYAFET ADABI
  • Ebu’l-Kasım Cüneyd şöyle der: “Dervişler üzerine üç yerde rahmet-i ilahiye iner:
  • A-Yemek yerken, çünkü onlar tam ihtiyaç duymadıkça yemek yemezler.
  • B-İlmi toplantılarda, çünkü onlar böyle yerlerde sıddık ve evliyanın halinden başka birşey konuşmazlar.
  • C-Sema (güzel sesle okunan bir ilahi vs.) anında, çünkü onlar, dinlediklerini
  • ancak Hakk’tan dinlerler ayağa kalkacak olurlarsa da vecd tesiriyle kalkarlar.
  • SEMA’A DAİR MESELELER

Allah Teala buyurur: “O yaratmada (halk) dilediği arttırmayı yapar.” Müfessirler ayette geçen “Halk ” ın güzel huy ve güzel sese demek olduğunu belirtmişleridir. Nitekim Hadis-i Şerif’lerde şöyle buyurulmuştur:

  1. 1-Allah’ın gönderdiği nebilerin her biri güzel seslidir.
  2. 2-Allah, güzel sesli nebisini dinlediği gibi hiçbir şeyi dinlememiştir.
  3. 3-Allah güzel sesle okuyan kimseyi, sahibinin şarkıcı bir cariyeyi dinlemesinden daha güzel dinler.

4-Hz. Peygamber (sav) fetih gününde Kur’an okudu ve sanki şarkı söylüyor gibi uzatarak okudu.

  • İKİNCİ KISIM
  • * Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?
  • a-Ehli sünnet ve ve’l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç.
  • b-Kitap ve sünnete uygun derin bir ibadet hayatı.
  • c-Düzgün bir muamelat,
  • d-Muhammedi bir ahlak.
  • * Tasavvuf hangi ölçüleri içinde taşır?
  • a-Tasavvuf manevi tecrübe ile anlaşılan hal ilmidir.
  • b-Tasavvufi bilginin konusu Marifetullah’tır.
  • c-Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtası ile öğrenilir.
  • d-Tasavvuf tecrübi olduğu için kitaptan öğrenilmez.

e-Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı kabul edilir.

  1. f-Tasavvufi eğitim tarikat denilen özel yollarla katedilir.
  2. * İslam’ı tasavvuf, cihad ve nur gibi ekol ve fırkalara ayırmak acz ifadesi değil midir?
  3. Farklı yapıdaki bu cemaatle, birbirleri ile uğraşmadığı ve önündeki hizmet planına göre birşeyler yaptığı sürece faydalıdırlar.
  4. * Günümüzün bozuk şartlarında, herşeyin nefse ve şehvete hitab ittiği bir zamanda sadece tasavvuf yeterli olur mu?

Günümüzde tasavvufa belki her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Fakat islami ilimleri birbirine alternatif görmek yanlıştır. Herşeyden tecrid edilmiş sırf tasavvuf diye birşeyden söz edilmez. * İlmiye sınıfı tarikatlara itiraz ediyor veya soğuk bakıyor avam hemen teslim oluyor ve mesafe katediyor.

Sebep ve hikmeti ne olabilir? İlmiye sınıfının tamamen karşı çıktığını söylemek yanlış olur. Bazıları kişisel hataları genelleştiriyor. Bazıları ise enaniyetin altında kalıp eziliyor. * Bugün tasavvufi cemaatlerde görülen sarığın hizmete engel olduğunu söyleyenler var. Düşünceleriniz nelerdir? Tasavvuf grupları arasında sosyal olaylara ve kılık-kıyafete bakış farkı vardır.

Sakalın, cübbenin ve sarığın sünnet olduğu unutulmamalıdır. Kılık-kıyafetle nefse bir pay çıkarılmamalı. Sakalsızlarla da “bunların bu hali müslümanlara zarar veriyor” diye uğraşılmamalıdır. * Bediüzzaman hazretleri “üveysi” olarak yaşamıştır. O’nun gerçek şakirtleri de bilerek ve bilmeyerek “üveysi-meşreb” midirler? Üveysilik: Bir mürşidle görüşmeden manevi yolla, rüya tarikıyla yol almaktır.

  • Üveys Karani’ye nisbetle ortaya çıkmıştır.
  • Bediüzzaman’ın bazı tarikat şeyhlerinden ders aldığı bilinmektedir.
  • Bütün Risale-i Nur şakirtlerini üveysi saymak doğru değildir.
  • Bediüzzaman Risalelerinde tasavvufu bir meyve; tasavvuf ehli ise Ankara’dan İstanbul’a gitmek için bir vasıta olarak tanımlıyor ve bu zamanda kişinin mutlaka bir yere bağlanması gerektiğini savunuyor.

Ne dersiniz? İkisi çelişkili değildir. Bakış açılarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Tasavvufun iki boyutu vardır; biri tahalluk (eğitim ve terbiye) diğeri tahakkuk ‘(ma’rifet ve bilgi)’tur. Bediüzzaman tahakkuk tarafına bakmıştır. * Bir cemaat: “Zaman; tarikat zamanı değildir, imanı kurtarma zamanıdır.” diyerek tarikat ve tasavvufa karşı çıkıyor.

  • * Şeyhin sahtesi ile gerçeği nasıl ayırt edilir?
  • En önemli ölçü şeriata riayet ve İslami esaslara bağlılıktaki hassasiyettir.
  • * “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözünü izah eder misiniz?

Bu söz Beyazıd-ı Bestami’ye atfedilir. Bir üstadın yanında tasavvufi eğitim görmeden kendi kendine sufilik yapmaya kalkışan bir kimse mutlaka yanılır ve şeytanın oyuncağı olur. * Kadınlar da intisab etmeli midir? Kur’an da kadınların İslam, iman, taat, sıdk, sabır, huşu, tasadduk, oruç, namusu koruma ve zikir konusunda erkeklerle aynı olduğu vurgulanmaktadır.

  1. * Salik ve meczub kime denir?
  2. Salik: Seyr-u süluk’a girmiş, riyazat, mücahede ve muamele ile nefsini arıtıp ruhunu yüceltmeye ve müşahedeye eremeye çalışan kimse.
  3. Meczub: Hakk’ın tecellileri kendisine seyr-u süluksuz olarak zuhur eden kimsedir.

* “Peygamber dururken mürşide rabıta yapılmaz, biz peygambere rabıta yapıyoruz” diyenler var. Bunların durumu nedir? Zaten Peygambere rabıta yapacak seviyeye gelmiş bir kimsenin şeyhe rabıta yapmada ısrar etmesi şirk sayılır. Esas olan peygambere yapılan rabıtadır. : İSLAM TASAVVUFU

Sûfîler Sünni mi?

Vikipedi, özgür ansiklopedi Emevî Camii, Şam Suriye’de İslam ‘ın çeşitli mezhep ve tarikatları uygulanmakta olup, bunlar toplu olarak nüfusun yaklaşık %87’sini oluşturmakta ve ülkenin çoğu bölgesinde çoğunluğu teşkil etmektedir. Ülkede büyük çoğunluğu Sünni Müslümanlar oluşturmaktadır.

Nusayriler azınlık grubudur (ülke nüfusunun %10’u) ve onları Şii İsmaililer takip etmektedir. Hristiyanlar ülkedeki başlıca gayrimüslim gruptur ve nüfusun %10’unu oluştururlar. Sünniler çoğunlukla Hanefi ve Şafii mezhebine mensuptur. Ülkede Nakşibendilik, Kadirilik ve Şazelilik gibi bazı tasavvuf tarikatları da faaliyet göstermektedir.

Sufi sayısı yüzyılın başından bu yana önemli ölçüde azalmıştır, çoğu sufi kendini Sünni olarak tanımlamaktadır. Geleneksel olarak Müslüman sayılmamalarına rağmen Dürziler toplam nüfusun %3’ünü oluşturmaktadırlar.

Sûfî kimlere denir?

Hakiki Sûfîler ve Sözde Sûfîler –

Risalesinin geri kalan satırlarında Allâme Süyûtî (Rahimehullâh) sûfîleri ikiye ayırır:1- Cüneyd-i Bağdâdî (Kuddise Sirruhû) gibi ömrünü Rasûl-i Ekrem (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) in izini adım adım takip etmekle geçiren, Allah Te‘âlâ’nın kullarının arasından seçtiği sünnet-i seniyye sûfîleri.2- Asılları Yunan kâfirleri olan, felsefe ve akıl ehli olup sûfî geçinen (sûfîlerin sadece sözleriyle yetinip amele yanaşmayan) felsefeciler.

Allah Te‘âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm) ı onların zamanında peygamber olarak gönderdi. Onları şeriatına çağırdı. Onlar da imtina edip yüz çevirdiler, “Sendeki bilgilere ihtiyacımız yok, senin dediklerini biz de diyoruz, getirdiğin şeylerden fazlasını biliyoruz, hayvanları kurban etmekte bir şefkat görmüyoruz.

Hâlbuki sen bunu şefkat olarak kabul ediyorsun” dediler ve ona tâbî olmayı ar olarak kabul ettiler. Allah (Celle Celâluhû) onları saptırdı ve şeytan onlara hâkim oldu. Onları bu riyazetlerinde bozuk itikadlara çekti. Rûhun, bu âlemin ve heyulanın kadim olduğuna ve vahdet-i vücutla hüküm verdiler. Ne zaman ki İslâm geldi, samimi sûfiyye fırkası doğdu.

Bunlardan bazısı sûfî geçinen bu felsefecilere benzemek istedi. Hadîs-i şerîfleri ve eserleri tek tek araştırıp tâbî olmak nefislerine meşakkatli geldi. Sünnet-i seniyyeyi muhafaza etmek ve sünnetleri yerine getirmeye devam etmeye göğüs germekten ağırlandılar.

Peygamber Efendimiz hangi rengi sever?

Efendimizin en sevdiği renk beyazdı.Beyaz giymeyi. severdi.Ayrıca sadece kırmızı giymeyi men etmiştir.

Sofilik Mezhep mi?

Sünniler günümüzde inanç açısından Maturidilik ve Eşarilik, fıkhi açıdan da Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbelî ve bazen ise Caferi mezheplerine bağlıdırlar.

Şalvar giymek sünnet mi?

Selamun aleyküm, bazıları şalvarın sunnet olmadığını onun hadislerde iç donu olarak geçtiğine ısrar ediyor. Bizim delilimiz nedir şalvarın sunnet olduğuna? Gerek ulema kitaplarından gerek hadislerden delil verebilirseniz çok makbule geçer hocam Allah razı olsun hizmetleriniz icin.

Iyafetin; avreti örtecek, sıcak ve soğuğa karşı koruyacak kadarı farzdır. Bu zaruret miktarını aşıp, bir müslüman olarak görünümünü güzelleştirecek şekilde şalvar, cübbe, fistan ve sarıkla takımı tamamlaması müstehaptır. Giyim kuşamda, sadelik ve tabîilik tavsiye edilmiş, elbisenin vücudun hatlarını belli etmemesi ve içini göstermemesi üzerinde durulmuş, cinsler arası farklılık ve diğer din mensuplarına benzememe kural olarak benimsenmiştir.

Avret olan bölgelerin rengini gösterecek ölçüde şeffaf olan, hiç giyilmemiş sayılır, haramdır. Kalın olmakla beraber yine avret mahallerinin şeklini belli edecek ölçüde dar olan elbise giymek tahrimen mekruhtur, bu kıyafetlerin giyilmesi ve ticareti caiz değildir.

Gerekli örtünmeyi ve cinsler arası farklılığı sağlayan, gayrimüslimlerin şiar’ı olmayan elbiselerin giyilmesi ve ticareti caiz olur. Buhari’de geçen bir rivayette Peygamberimiz’in (s.a.v): İhramlı kişi hakkında; “Giyecek izar bulamayan kimse (normal zamanda olduğu gibi) seravil (şalvar) giysin.” buyurdukları kaydedilir.

Rivayette geçen kelime “seravil” dir. Bu kelime sirval kelimesinin çoğuludur. Bazı kaynaklarda verilen bilgilere göre, sirval;, genellikle ağı çok bol olan, bele bir uçkurla bağlanan geniş bir tür kıyafettir. Bu tarif bizlere sirval kelimesinin şalvar anlamına geldiğini göstermektedir.

Sirval ile başka bir hadis rivayeti ise şöyledir: Süveyd İbnu Kays anlatıyor: “Ben ve Mahrefetu’l-Abdî, Hacer’den bez alıp, Mekke’ye getirdik. Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gelip bizimle bir şalvar pazarlık etti ve satın aldı. Fiyatını bize tartıp ödedi. Tartan kimseye de: “Tart (ve ibreyi lehine) kaydır!” emretti.” Bazı rivayetlre göre, Peygamber (s.a.v) şalvarı satın almış fakat giymemiştir.

Diğer bazı rivayetelere göre ise satın alıp giymiştir. Şalvarı giydiği yönündeki rivayet fiili bir sünnet olduğu, diğer rivayet ise satın almış olması sebebiyle takriri bir sünnet olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Kaynakça: El-Camiu’s Sahih VII, 38 Ebu Davud, Büyû 7, (3336); Tirmizî, Büyû 66, (1305); Nesaî, Büyû 54, (7, 284).

See also:  Haarp Ne Demek?

Sufi ne demek TDK?

Sufi Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Sufi Kime Denir? Sofi Ne Demek Buna göre Sufi sözcüğünün bir inanç olduğunu görmek mümkündür. Yani Sufilik kavramı dikkat çekici bir yaşam tarzını niteler.

Sufi Ne Demek, TDK Sözlük Anlamı Nedir? Sufi, inancı sağlam olan ve Allah yolunda ilerleyen kişiler için tercih edilen bir kelimedir. Bu kelimeyi TDK ile açıklamak gerekirse şu ifade karşımıza çıkar;- Yoğun şekilde ibadet eden kimseler, – Mutasavvıf. Sufi Kime Denir?

Sufi olarak nitelenen kişiler ibadetlerini daha inançlı bir şekilde yaparlar. Ayrıca bu kelime mutasavvıf olarak da bilinmektedir. Yani Sufiler yoğun bir şekilde ibadet yapmaları ile tanınırlar. Buda sağlam inançları olduğunu gösterir. Sufi Bakış Açısı ve Özellikleri Nelerdir? Sufiler manevi inancın tatmininden büyük bir mutluluk duyarlar.

Bunun için bu kişiler için manevi huzur her şeyden önce gelir. Ayrıca Sufiler için hayatın daha anlamlı geçtiğini söylemek mümkündür. Yani bu inanca sahip olanlar hatalarını ve günahlarını kolayca fark etme yetisine sahiptirler. Amaçları ise daha çok amel işlemek ve hayırlı bir insan olmaktır. En bilinen Sufiler ise Yunus Emre ve Mevlana şeklindedir.

Zaten onların yaşayış tarzlarına bakıldığında Sufilik hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Bu kişiler çevreleri içinde iyilik yapmayı ve hayırlı birer insan olmayı arzu ederler. Bundan dolayı Sufilik inancı son derece yaygın olarak sürmüştür. Sufi Sözcüğünün Kökeni Sufi sözcüğü köken olarak Arapça olarak bilinir.

Sofiler hangi tarikat?

Fethullaçılar’ın boşluğunu “sofiler” dolduruyor: Menzil devleti ele geçiriyor! Fethullahçıların boşluğunu Menzil dolduruyor. Devlet içerisinde hızla örgütlenen yapı milyonlarca lirayı yönetiyor. Kadınlar ve öğrenciler arasında da örgütlenmeye başlayan cemaat yurtdışı faaliyetlerine de ağırlık veriyor.

İsmail ARI Fethullahçıların ülke içindeki ve dışındaki boşluğunu son yıllarda Menzil Cemaati doldurdu. İktidarın birlikte yürüdüğü Fethullahçıları tasfiye etmesinin ardından Menzil de stratejisini değiştirdi. Neredeyse kadınların sokağa çıkmasına bile karşı olan cemaat kamuda kadınlar eliyle de örgütlenmeye başladı.

Aynı şekilde üniversiteli kadınlar üzerine de örgütlenmek için çalışmalara başlayan cemaat, Fethullaçıların izlediği yolu izlemeye başladı. GAVS’IN SOFİLERİ Menzil Cemaati’nin lideri olan ve “Gavs” olarak nitelendirdiği Abdulbaki Erol, cemaati ailesiyle birlikte yönetiyor.

  1. Menzil mensupları da “sofi” olarak adlandırılıyor.
  2. Milyonlarca ve hatta belki de milyarlarca liralık bir sermayeyi yöneten ve her geçen gün daha da güçlenen cemaatin en güçlü olduğu kamu kurumlarının başında Sağlık Bakanlığı geliyor.
  3. Cemaatin emniyet ve jandarma teşkilatı içerisinde de hızla örgütlendiği, emniyet içerisinde çok sayıda polis memuru ile jandarma içerisinde özellikle uzman çavuş ve astsubayların da “sofi” olduğu belirtiliyor.

Adalet Bakanlığı içerisinde de yine çok sayıda hâkim ve savcının cemaat mensubu olduğu, bazı başsavcıların, üniversite rektörlerinin ve hatta il jandarma komutanlarının dahi cemaatten olduğu ifade ediliyor. Bir kamu kurumuna Menzil mensubu bir kişi yönetici yapıldığında hızla kurumu ele geçirmek için faaliyete başlıyor.

Önce kurumun müdürleri Menzil mensubu kişiler arasından seçiliyor, ardından söz konusu kamu kurumuna alınan personeller de cemaat üyeleri arasından belirleniyor. Böylece kamu kurumu baştan aşağı ele geçiriliyor. Depremlerin ardından çok sayıda skandala imza atan Kızılay içerisinde de benzer bir durum yaşanıyor.

Menzil mensubu Fatma Meriç Yılmaz, uzun bir süredir Kızılay’ın ikinci ismiydi. Yılmaz’ın, Kızılay yönetimine girip Kızılay Genel Başkan Yardımcısı olmasıyla birlikte kuruma alınan yöneticilerin Menzil mensupları arasından seçildiği, daha sonra afet depolarındaki özel güvenlik personeli kadrolarının daha “sofiler” tarafından doldurulduğu iddia ediliyor.

  • AHBAP’a çadır satan Kızılay’da Kerem Kınık’ın görevden alınmasının ardından ise Yılmaz başkanvekilliğine getirildi.
  • ERZAK VE SABUN SATTILAR Cemaatin en önemli ticari yapılarından biri Nakış Gıda isimli şirket 6 Şubat depremlerinin ardından Menzil, Nakış Gıda aracılığıyla Kızılay’a yardım kolisi sattı.

Bu şirket aracılığı ile cemaat 9 Aralık 2016 tarihinde yönetimi AKP’deyken İBB iştiraki İSPARK’a 84 bin 807 TL bedelle kalıp sabun sattı. Aynı şirket 19 Temmuz 2013 tarihinde de yine İSPARK’a 130 bin 542 TL bedelle ramazan erzağı sattı. Öte yandan Kızılay, Menzil Cemaati’ne mensup olan Ferhat Danışman’ın Techno Health isimli şirketine 2019’da 120 milyon Avro’luk ihale vermişti.20 Mart 2019’da onaylandı.

  1. Yine bu şirkete İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü milyonlarca liralık Covid-19 testi ihalesi verdi.
  2. Uzun bir süre Megakent’te Covid-19 testlerini Menzilciler yaptı.
  3. Izılay’dan ihale alan ve Covid-19 testlerini yapan Techno Health Şirketi’nin sahibi Ferhat Danışman’ın ise Menzil Cemaati’ne mensup olduğu biliniyordu.

Danışman, aynı zamanda cemaate ait olan Emsey Hastanesi’nin de yöneticisiydi. Sofi Ne Demek Menzil’in hastanesinin açılışını da Erdoğan yapmıştı. (Fotoğraf: İHA) BİRÇOK ÜLKEDE VARLAR Menzil’in cemaat içerisinde paylaştığı bir videoda ise tartışma yaratacak ayrıntılar yer aldı. Cemaat söz konusu video ile ülke içerisinde ve yurtdışındaki birçok ülkede milyonlarca liralık devasa külliyeler ve binalar inşa ettiğini anlatıyor. Sofi Ne Demek Cemaatin faaliyet yürüttüğü ülkelerden biri de Malezya. (Fotoğraf: BirGün) ENKAZDA TÖVBE SEANSI Depremden büyük oranda etkilenen Adıyaman’da Menzil Cemaati “mürid devşirmek” için yoğun bir çalışma başlattı. Adıyaman’da bir binanın enkazının hemen yanında Menzil şeyhinin vekilinin depremzedeleri “tövbe ettirdiği” görüntüler gündem oldu.

Görüntülerde, Menzil şeyhinin depremzedelere “Bütün yapmış olduğum günahlardan pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha yapmayacağım. Gavs (Menzil şeyhi) hazretlerini kendime şeyh kabul ettim” sözlerini tekrarlatarak “tövbe ettirdiği” anlaşılıyor. Çevredekilerin ise tövbe seansının ardından “Allah kabul etsin” dediği duyuluyor.

Ayrıca Menzil şeyhine cemaat içerisinde “gavs” dendiği de biliniyor. Cemaat içerisinde deprem bölgesinde 25 bin depremzededen “tövbe alındığı” da konuşuluyor. *** 0001 KODLU MENZİL Menzil cemaatinin Sağlık Bakanlığı içinde kadrolaştığı iddiaları sürerken ilk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi de Menzil cemaatinin hastanesine verildi.

  • Sağlık Bakanlığı iştiraki olan Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.’nin (USHAŞ) açıkladığı Sağlık Turizmi Yetki Belgesi Almaya Hak Kazanan Özel Sağlık Tesisleri listesinde dikkat çeken bir ayrıntı yer aldı.
  • İlk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi’nin 2017 yılında “ST-0001” sertifika kodu ile İstanbul’un Pendik ilçesinde bulunan Özel Emsey Hastanesi’ne verildiği belirtildi.

Yetki belgesi almak için Özel Keşan Hastanesi 2 Ekim 2017 tarihinde başvurmasına rağmen ilk yetki belgesi 6 Ekim 2017 tarihinde başvuran Özel Emsey Hastanesi’ne verildi. Bu detayın ortaya çıkmasının ardından söz konusu liste USHAŞ’ın internet sitesinden kaldırıldı.

“GAVS İLAHİ KONUMDA” Diyanet tarafından hazırlanan tarikatlar raporunda, cemaatin yapısı anlatılmıştı. Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki Menzil köyüne yerleşen Abdülhakim Erol tarafından kurulan cemaatin, tarikat yapılanmasına sahip olduğu belirtildi. “Mürted ve münafık gibi dini terimleri kolayca diğer Müslümanlar için kullandığı” kaydedilen cemaate ilişkin şu tespitler yapıldı: “Mürşid yani tarikatın lideri olağanüstü, hatta bir anlamda yarı ilahi bir konumdadır.

Grubun sıralanan görüşleri, sahih İslam anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu sakıncalı telakkiler, Menzil cemaatinde daha çok vurgulanmakta ve etki sahası daha çok sade halk tabakası olduğu için daha çok yaygınlaşmaktadır. Son zamanlarda Menzil grubunun bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırdığı yönünde kamuoyunda bir kanaat dillendirilmeye başlanmıştır.

Doğru olması halinde bu tezahürün ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.” MİLYONLUK OYUNCAKLAR! Cemaatin lideri Abdulbaki Erol’un kullandığı lüks aracın piyasa değerinin de 10 milyon TL olduğu ama aracın zırhlı olması nedeniyle değerinin 20 milyon TL’yi bulduğu ifade ediliyor.

Plakadaki “GH” harflerinin “Gavs hazretleri” anlamına geldiği belirtilirken plakanın sonundaki “2515” rakamlarının da cemaat içerisinde bir sembol olduğu öğrenildi. Abdulbaki Erol’un oğlu Seyyid Muhammet Emin Erol yeni bir cip aldı. Lüks cipin piyasa değerinin en az 10 milyon TL olduğu tahmin ediliyor.

Lüks aracın plakası ise Seyyid Muhammet Emin Erol’un isimlerinin baş harflerinden oluşan “SME”den oluşuyor. Ayrıca Abdulbaki Erol’un kardeşi Seyyid Abdulhalim Erol’un sahibi olduğu lüks aracın da piyasa değerinin en az 4 milyon TL olduğu bildirilirken plakasının da “Gavs” kelimesini temsilen “GVS” harflerinden oluştuğu görüldü.

Ayrıca diğer aile üyelerinin de çok sayıda lüks aracı olduğu belirtiliyor. Menzil, yurtiçi ve yurtdışındaki milyonlarca liralık projelerini cemaat mensuplarına bu video ile tanıttı. : Fethullaçılar’ın boşluğunu “sofiler” dolduruyor: Menzil devleti ele geçiriyor!

Sufilerin özellikleri nelerdir?

İSLAM TASAVVUFU İSLAM TASAVVUFU (EL-LÜMA) Yazar : Ebu Nasr Serrac Tusi Yayınevi : Altınoluk Yayınları TASAVVUF İLMİ VE SUFİLER Sufiler inanç konusunda hadisçiler ve fakihlerle aynı görüşü paylaşan, onların ilimlerini benimseyerek onların esaslarına karşı çıkmayan kimselerdir.

  1. Çünkü sufiler, bid’atlerden ve nefsin kölesi olmaktan kaçınan, güzel örneğe bağlı ve ona uymaya hazır, her türlü bilgide fakih ve muhaddislerle ortak görüşlere sahiptirler.
  2. Sufilerden bilgi ve anlayışta muhaddis ve fakihlerin derecesine ulaşamamış olanlar, ahkam-ı şer’iyye ve hudud-u islamiyye konusunda karşılaştıkları müşkillerin halli için mutlaka muhaddis ve fakihlere başvururlar.

Alimlerin icma ettikleri konuda sufilerde icma ederler. Ulemanın ihtilaf ettiği konularda ise sufiler, ihtiyatlı olmak için en güzel, en evla ve en mükemmel olanı seçerler ki böylece Allah’ın kullarına emrettiği şeyi yüceltmiş, nehyettiğinden de sakınmış olurlar.

  • SUFİ” ADI NEREDEN GELİYOR? Sufilerin diğer ilim erbabından farklı ilk özellikleri, farzları yerine getirmekten ve haramlardan kaçınmaktan başka malayani denilen boş ve anlamsız meşguliyetleri terk etmek, maksadları ile aralarına giren her türlü alakadan sakınmaktır.
  • Onların Allah’dan başka gaye ve maksadları yoktur.

Sufilerin bundan başka muhtelif adabları vardır. İşte bunlardan bazıları: “Dünya nimetinin azına kanaat etmek; zaruri olan yani olmazsa olmaz ölçüsündeki bir azıkla yetinmek, zaruri olan giyim-kuşam, yiyecek ve istirahat imkanını sağlayacak bir şeyle iktifa etmek, iradi olarak fakirliği zenginliğe tercih etmek, aza koşup çoktan kaçmak, açlığı tokluğa tercih, üstünlük ve büyüklüğe rağbet etmemek, itibar ve makamda feragat gösterebilmek, yaratıklara şefkat ve merhamet, büyük-küçük herkese tevazu, ihtiyaç anında bile başkalarını kendine tercih etmek (isar), dünyaya dalanlara aldırış etmemek, Allah hakkında daima hüsn-ü zan sahibi olmak, taate koşarken ve hayırda yarışırken daima ihlas üzere bulunmak, her şeyden kesilip Allah’a yönelmek, O’nun kazasına rıza, belasına sabır göstererek nefsindir.” Buyurmuştur.

Hz. Peygamberimiz (sav) tasavvufla alakalı başka bir takım hadislerinde de şöyle buyurmaktadır: 1-“Ümmetimin içinde ilham ve keşfe mazhar (mükellem-muhaddes) bazı insanlar vardır. Ömer’de bunlardan biridir.” 2-“Nice yüzü gözü tozlu, saçları dağınık, kılık kıyafeti eski kimseler vardır ki, Allah adına yemin ederler, Allah onların yeminlerini kabul eder.

Bera b. Aziz onlardandır.” 3-“Ümmetiminden bir zata vardır ki onun şefaati sayesinde Rebia ve Mudar kabilesi kadar insan cennete girecek tir.” Bu zat Üveys Karani’dir.4-“Ümmetimden Kur’an okuduğunda huşu duyan kimseler görürsün. Talk b. Habib bunlardan biridir.” 5-“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesap görmeden cennete girecektir.” Ashab sordu: “Onlar kimlerdir Ya Rasulullah ?” Cevaben buyurdular: “Afsun ve dağlama gibi işlerle meşgul olmadan Rablarına dayanıp güvenenlerdir.” Tasavvuf Allah’ın dostlarının gönlüne kelam-ı ilahisini anlamak, hitab-ı ilahisinden hüküm çıkarmak üzere açtığı bir keşf ve ilham ilimidir.

  • SUFİ” ADI NEREDEN GELİYOR? Sufiler sadece bir ilimde teferrüd etmiş, sadece bir makam ve hale bürünmüş kimseler değildir.
  • Aksine onlar bütün manevi ilimlerin kaynağı, halleri barınağı, eskilerin ahlakının mazharıdırlar.
  • Onlar mahiyet-i ilahiyye sayesinde bir halden bir hale intikal etmede ve daima daha iyi ve güzele koşmadadırlar.

Halleri böyle değişken olan ve devamlı ilerleyen kimselerin bu hallerden sadece birinin adıyla anılması uygun olmaz. Onları sadece bir hal ve makamla kayıtlamamak için bu hallerden biriyle isimlendirmekten kaçınmalıyız. Şayet onları içinde bulundukları en etkili hal, makam ilim ve ahlaka izafe ederek isimlendirecek olursak, her zaman ayrı bir isimle adlandırmamız gerekirdi.

  1. Bu olmayacağına göre onları giydikleri şeye izafe ederek sufiyye adıyla adlandırıyoruz.
  2. Çünkü suf (yün) giymek nebilerin adeti, peygamberlerin ve asfiyanın şiarıdır.
  3. Allah Teala hazretleri İsa(as.)‘ın ashabını giydikleri beyaz elbiseye nisbetle “Havariler” diye yad etmiştir.
  4. Allah Teala onları sahip oldukları ilim, davranış ya da hal ile anmak yerine bu adla anmayı tercih etmiştir.

Sufilerin durumu da aynıdır. Sufiler zahir libasına nisbetle bu adı almış, büründükleri bir hal ve ilimle anılmamışlardır. BAZI TASAVVUF TARİFLERİ Muhammed b. Ali Kessab: “Tasavvuf, seçkin bir toplulukla birlikte seçkin bir adamdan güzel bir zamanda zuhur eden güzel ahlaktır.” Semnun: “Tasavvuf hiçbir şeyin sana, seninde hiçbir şeye malik olmamandır”.Amr b.

Osman Mekki: ” Tasavvuf kulun içinde bulunduğu vaktin gereğine göre, o an ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktır.” SUFİ KELİMESİNİN ANLAMI Abdulvahid b. Zeyd: “Üzüntü ve tasalarını akılları ile çözen, kalpleri ile onlardan uzaklaşan, nefislerinin şerrinden Efendilerine sığınanlardır.” Zünnun Mısri’sen: “Onlar o kimselerdir ki Allah’ı herşeye tercih ederler.

Allah da onları herşeye tercih eder.” Sufi kelimesinin aslı “Safevi”dir. Telaffuz zorluğu sebebiyle safevi, sufi olmuştur. Bir de bunlardan başka tasavvufun şu tarifleri yapılabilir. İlmi Tarif: Tasavvuf kalplerin kirlerden temizlenmesi, yaratıklara karşı güzel muamele, şer’i meselelerde Allah Resulu’ne tabi olmaktır.

  1. Hakikat Lisanıyla Tarif: Mülkiyet ve varlık iddiasından uzaklaşmak, göklerin yaratıcısına bağlanarak beşeri sıfatların esaretinde kurtulmaktır.
  2. Marifet aslında bir Hakk vergisidir.
  3. Ma’rifet nardır, iman nurdur.
  4. Ma’rifet vecddir, iman ihsan-ı ilahidir.
  5. Mü’min ile arif arasındaki fark şudur: Mü’min Allah’ın nuruyla bakar, arif ise Allah ile nazar eder.

Mü’minin kalbi vardır. Arifin yoktur. Mü’minin kalbi zikr-i ilahi ile mutmain olur. Arif ise Allah’dan başkasından itminan duymaz. Ma’rifet üç çeşittir.

  • 1-Ma’rifet-i ikrar (söylenen ma’rifet)
  • 2-Ma’rifet-i hakikat (gerçek ma’rifet)
  • 3-Ma’rifet-i müşahede
  • Zahidler üç tabakadır:
  • 1-Mübtediler: Elinde avucunda bir malı olmayan elinde bulunmayan malın sevgisi gönlünde yer tutmayanlar.

2-Tahkik Ehli: Dünyanın tamamından nefsen ait hazları tektir. İşte bu tahkik ehlinin zühdüdür.3-İstiğna Ehli: Bu grupta yer alanlar, “dünyanın tamamı kendi mülkleri olsa, bundan dolayı ahirette herhangi bir sualle karşılaşmayacak ve Allah nezdinde kendilerine ayrılan ecirden de bir eksilme olmayacak” olsa bile yine zühd içinde yaşarlar.

  1. Tevekkül üç çeşittir: 1-Mü’minlerin Tevekkülü: Tevekkül, ubudiyette bedeni devreden çıkarıp kalbi rububiyete bağlamak mikdar-ı kafi şeyle yetinmektedir.
  2. Böyleleri verilince şükreder, verilmeyince kadere olan rızaları sebebiyle sabreder.2-Havasın Tevekkülü: Allah’a bir sebep ve vasıta ile tevekkül eden kimse, tevekkülünü Allah’a, Allah ile ve Allah için yapıp sebeplere bağlanmadan mütevekkil olmadıkça gerçek tevekkül ehli sayılmaz.3-Havassü’l-havasın Tevekkülü: Tevekkül, olmadan (keynuyet) önceki gibi, senin varlığının Allah’a aid olmasıdır.

Bu taktirde Allah Teala da daima senin için olur. “Onların yüzlerinde sevinç ve mutluluğun sevincini görürsün.” Yani ehli cennet, cennet nimetleri sebebiyle yüzlerinde meydana gelen sevinç hanesinden tanınır. Bu ehli cennet arasında kendilerine has kılınan nimetlerden dolayı ebrar için böylesine bir şerbetin sunulacağı anlaşılmaktadır.

  1. Kitap ve sünnete uyma konusunda insanlar üç kısımdır:
  2. 1-Ruhsat, mübah, tevil ve genişlik yolunu tutanlar.
  3. 2-Farz, sünnet, dini had ve ahkam bilgisine bağlananlar.
  4. 3-Farz ve sünnet konusunu sağlamlaştırdıktan sonra, dini ahkamda hiçbir cehaleti kalmayan, bunlara ilaveten hal, amal, ahlak ve yüce duygulara gönlünü bağlayan, hukukun gerçeklerini araştıran sıdk ve tahkik ehli kimseler.
  5. TASAVVUFTA ADAB

Allah Teala buyurur. ” Ey iman edenler, canlarınızı ve ehlinizi (çoluk-çocuğunuzu) cehennem azabından koruyunuz.” İbn Abbas bu ayete şöyle der: “Çoluk-çocuğunuzu eğiterek; edeple yetiştirerek onlara cehennemden kurtulmayı öğretin.” Efendimiz (sav) “Hiçbir baba evladına edepten daha değerli bir armağan veremez.” “Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi güzel yaptı.” Buyurmuştur.

  • YEMEK, TOPLANTI VE ZİYAFET ADABI
  • Ebu’l-Kasım Cüneyd şöyle der: “Dervişler üzerine üç yerde rahmet-i ilahiye iner:
  • A-Yemek yerken, çünkü onlar tam ihtiyaç duymadıkça yemek yemezler.
  • B-İlmi toplantılarda, çünkü onlar böyle yerlerde sıddık ve evliyanın halinden başka birşey konuşmazlar.
  • C-Sema (güzel sesle okunan bir ilahi vs.) anında, çünkü onlar, dinlediklerini
  • ancak Hakk’tan dinlerler ayağa kalkacak olurlarsa da vecd tesiriyle kalkarlar.
  • SEMA’A DAİR MESELELER

Allah Teala buyurur: “O yaratmada (halk) dilediği arttırmayı yapar.” Müfessirler ayette geçen “Halk ” ın güzel huy ve güzel sese demek olduğunu belirtmişleridir. Nitekim Hadis-i Şerif’lerde şöyle buyurulmuştur:

  1. 1-Allah’ın gönderdiği nebilerin her biri güzel seslidir.
  2. 2-Allah, güzel sesli nebisini dinlediği gibi hiçbir şeyi dinlememiştir.
  3. 3-Allah güzel sesle okuyan kimseyi, sahibinin şarkıcı bir cariyeyi dinlemesinden daha güzel dinler.

4-Hz. Peygamber (sav) fetih gününde Kur’an okudu ve sanki şarkı söylüyor gibi uzatarak okudu.

  • İKİNCİ KISIM
  • * Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?
  • a-Ehli sünnet ve ve’l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç.
  • b-Kitap ve sünnete uygun derin bir ibadet hayatı.
  • c-Düzgün bir muamelat,
  • d-Muhammedi bir ahlak.
  • * Tasavvuf hangi ölçüleri içinde taşır?
  • a-Tasavvuf manevi tecrübe ile anlaşılan hal ilmidir.
  • b-Tasavvufi bilginin konusu Marifetullah’tır.
  • c-Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtası ile öğrenilir.
  • d-Tasavvuf tecrübi olduğu için kitaptan öğrenilmez.

e-Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı kabul edilir.

  1. f-Tasavvufi eğitim tarikat denilen özel yollarla katedilir.
  2. * İslam’ı tasavvuf, cihad ve nur gibi ekol ve fırkalara ayırmak acz ifadesi değil midir?
  3. Farklı yapıdaki bu cemaatle, birbirleri ile uğraşmadığı ve önündeki hizmet planına göre birşeyler yaptığı sürece faydalıdırlar.
  4. * Günümüzün bozuk şartlarında, herşeyin nefse ve şehvete hitab ittiği bir zamanda sadece tasavvuf yeterli olur mu?

Günümüzde tasavvufa belki her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Fakat islami ilimleri birbirine alternatif görmek yanlıştır. Herşeyden tecrid edilmiş sırf tasavvuf diye birşeyden söz edilmez. * İlmiye sınıfı tarikatlara itiraz ediyor veya soğuk bakıyor avam hemen teslim oluyor ve mesafe katediyor.

  • Sebep ve hikmeti ne olabilir? İlmiye sınıfının tamamen karşı çıktığını söylemek yanlış olur.
  • Bazıları kişisel hataları genelleştiriyor.
  • Bazıları ise enaniyetin altında kalıp eziliyor.
  • Bugün tasavvufi cemaatlerde görülen sarığın hizmete engel olduğunu söyleyenler var.
  • Düşünceleriniz nelerdir? Tasavvuf grupları arasında sosyal olaylara ve kılık-kıyafete bakış farkı vardır.

Sakalın, cübbenin ve sarığın sünnet olduğu unutulmamalıdır. Kılık-kıyafetle nefse bir pay çıkarılmamalı. Sakalsızlarla da “bunların bu hali müslümanlara zarar veriyor” diye uğraşılmamalıdır. * Bediüzzaman hazretleri “üveysi” olarak yaşamıştır. O’nun gerçek şakirtleri de bilerek ve bilmeyerek “üveysi-meşreb” midirler? Üveysilik: Bir mürşidle görüşmeden manevi yolla, rüya tarikıyla yol almaktır.

  1. Üveys Karani’ye nisbetle ortaya çıkmıştır.
  2. Bediüzzaman’ın bazı tarikat şeyhlerinden ders aldığı bilinmektedir.
  3. Bütün Risale-i Nur şakirtlerini üveysi saymak doğru değildir.
  4. Bediüzzaman Risalelerinde tasavvufu bir meyve; tasavvuf ehli ise Ankara’dan İstanbul’a gitmek için bir vasıta olarak tanımlıyor ve bu zamanda kişinin mutlaka bir yere bağlanması gerektiğini savunuyor.

Ne dersiniz? İkisi çelişkili değildir. Bakış açılarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Tasavvufun iki boyutu vardır; biri tahalluk (eğitim ve terbiye) diğeri tahakkuk ‘(ma’rifet ve bilgi)’tur. Bediüzzaman tahakkuk tarafına bakmıştır. * Bir cemaat: “Zaman; tarikat zamanı değildir, imanı kurtarma zamanıdır.” diyerek tarikat ve tasavvufa karşı çıkıyor.

  • * Şeyhin sahtesi ile gerçeği nasıl ayırt edilir?
  • En önemli ölçü şeriata riayet ve İslami esaslara bağlılıktaki hassasiyettir.
  • * “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözünü izah eder misiniz?

Bu söz Beyazıd-ı Bestami’ye atfedilir. Bir üstadın yanında tasavvufi eğitim görmeden kendi kendine sufilik yapmaya kalkışan bir kimse mutlaka yanılır ve şeytanın oyuncağı olur. * Kadınlar da intisab etmeli midir? Kur’an da kadınların İslam, iman, taat, sıdk, sabır, huşu, tasadduk, oruç, namusu koruma ve zikir konusunda erkeklerle aynı olduğu vurgulanmaktadır.

  1. * Salik ve meczub kime denir?
  2. Salik: Seyr-u süluk’a girmiş, riyazat, mücahede ve muamele ile nefsini arıtıp ruhunu yüceltmeye ve müşahedeye eremeye çalışan kimse.
  3. Meczub: Hakk’ın tecellileri kendisine seyr-u süluksuz olarak zuhur eden kimsedir.

* “Peygamber dururken mürşide rabıta yapılmaz, biz peygambere rabıta yapıyoruz” diyenler var. Bunların durumu nedir? Zaten Peygambere rabıta yapacak seviyeye gelmiş bir kimsenin şeyhe rabıta yapmada ısrar etmesi şirk sayılır. Esas olan peygambere yapılan rabıtadır. : İSLAM TASAVVUFU

Sofia ismi hangi dil?

6. Sofia: Yunanca ‘da ‘bilgelik’ anlamına gelen Sofia, İspanyol konuşan ülkelerde popüler bir kız ismidir.