Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

TefekkR Ne Demek?

TefekkR Ne Demek

Tefekkür etmek ne anlama gelir?

Tefekkür, İslam dininde günahlarını, evreni, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah ‘ı düşünmek; Allah’ın yarattığı varlıklardan, evrendeki düzenden ders çıkarmak demektir.

Tefekkür etmek ne demek örnek?

İnsan kendi yaratılışına bakarak Allah’ı düşünmesi O’na şükretmesi tefekkürdür. Allah’ın mahlûklarındaki güzellik ve faydaları düşünmek bir tefekkürdür. Bitkilerin, meyvelerin yaratılışını düşünmek ve şükretmek tefekkürdür. Kainatın, dünyanın, yıldızların, gezegenlerin bir ahenk içinde oluşunu düşünmek tefekkürdür.

Tefekkür nedir ve nasıl yapılır?

Tefekkür Nedir Ve Nasıl Olmalıdır? Tefekkür, herhangi bir mesele hakkında derin düşünmek, fikretmek ve işin şuuruna varmaya çalışmak anlamlarına gelir. İnsan aklının en önemli ve gerçek görevi tefekkürdür. Tefekkür en kıymetli, faydalı ve bereketli bir nimet ve ibadettir.

İnsan hayatının devamı nefesle olduğu gibi, ruhun hayatı da, ubudiyet ve tefekkürle olur. Bu sebeple Cenab-ı Hak, bir çok ayette insanlara tefekkürü emreder. Bu ayetlerin bazılarına dikkatinizi çekmek istiyorum: “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Bakara Suresi, 2/164) Cenab-ı Hak, bu gibi ayetlerle insanın düşünmesini ve kainatta cereyan eden harika işlerden ibret almasını emretmektedir.

Kâinat, insan aklının önüne açılmış koca bir kitaptır. Kâinattaki bütün mahlukat nevileri, Zat-ı Zülcelâl’in sonsuz kudretini ve nihayetsiz fiillerini gösteren ayinelerdir. Peygamber Efendimiz (asm.) Hz. Ali’ye (ra.) şöyle tavsiyede bulunmuşlardır. “Herkes Allah’a ibadetle yaklaşırken, sen akılınla yani tefekkürle yaklaş.” Bu ise insanın kabiliyet ve tefekkürüne göre değişir.

  1. Her fabrikanın üretimi onun kapasitesine göredir.
  2. Evet, tefekkür eden bir insan Halik’ına tahkiki bir surette iman eder.
  3. Böyle sağlam bir iman ise, ancak tefekkürle mümkündür.
  4. Zaten Cenab-ı Hakk’ın insana akıl vermesinin hikmeti de budur.
  5. Tefekkür, Allah’ın kainattaki muhteşem eserlerine bakılarak ve o eserleri okuyarak yapılmalıdır.

Yoksa, Cenab-ı Hakk’ın zatı hakkında tefekkür etmek hatadır. Çünkü, Cenab-ı Hak, hiçbir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez. Allah’ın Zat, sıfat ve mahiyetini anlama hususunda insan aklı aciz kalır. Tefekkür eden insan, Allah’ın birçok lütuf ve ilhamına mazhar olur.

Nasıl tefekkür etmeliyiz?

Tefekkürü, sükûnet ve hayret ile yapmalıyız. Gördüğümüz ve şahit olduğumuz doğa olaylarını yaşanan ibret verici hadiseleri hayret duyguları ile görmeli her şeyi Allaha bağlamalıdır. Sukunet, tefekkürü yapılmasını sağlar boş işler ve sözlerden uzaklaşmak tefekkürün daha anlamlı kılacaktır.

Tefekkür etmek ibadet midir?

‘ Bir saatlik tefekkür, içinde tefekkür bulunmayan bir. yıllık (yahut da altmış yıllık) nafile ibadetten hayırlıdır.’

Tefekkür insana ne kazandırır?

TEFEKKÜR SULARINDA – Medeniyet Vakfı Hoşgeldiniz TefekkR Ne Demek Âdemoğlu duygu, duruş ve eylemleriyle yeryüzündeki diğer canlılara fark atar. İnsana bahşedilen fonksiyonel ayrıcalıklar açıkça ortadayken gören hiçbir göz buna itiraz edemez. Aslında insan da yaratılış yapısı olarak etten ve kemikten müteşekkildir diğer canlılar gibi.

  • Öyleyse topraktan yaratılan insanı özel kılan, insanın alamet-i farikası olan özelliklerini tüm işlevselliğiyle, net olarak ortaya çıkarmak gerekir.
  • İnsanı insan kılan cevheri, özü güzelce bilip hakikat ölçüsünde değerlendirmek gerekir.
  • Yoksa diğer mahlûkata fark atmak büyük bir balon olmaktan öteye geçmez.

Ölçüsüz ve yersiz şişirilen her balon gibi bir gün mutlaka ‘fıs’ diye sönmeye mahkûmdur. Salt fiziki yapısı göz önünde bulundurulduğunda bile insanın ayrıcalığı açıkça ortadadır. “Ahsen-i takvim” olarak yaratılmış, el, ayak, göz, kulak bütün uzuvlar ince bir planın habercisi.

  • Bir de bunun yanında ihsan edilen beyan gücü -yani konuşma ve anlama yetileri- akıl, kalp gibi diğer özellikler, insanı insan yapan değerlerdir.
  • Topraktan yaratılan insana, ilahi ruhtan üflenmesi başlı başına bir şeref kaynağıdır.
  • Bunun için insan yeryüzünde Rabbin halifesi olmayı hak etmiştir.
  • Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan gelen ve tekrar ona döndürülecek (Bakara-156) olan insanı Rabbimiz topraktan yaratıp sonrada kendi ruhundan üfleyerek onu şereflendirmiştir.

(Hicr-28, 29) İnsanı tanımada vahyi çıkış noktası olarak aldığımızda, en güzel şekilde yaratılan (Tin-4) insanın en şerefli varlık (İsra-70) olduğunu görüyoruz. Kendisine şah damarından daha yakın olan Rabbi (Kaf-16), onu yeryüzünde halifesi (Bakara-30) ve emanetçisi (Ahzab-72) seçerek onu, yeryüzünü imar etmek ve toplumu inşa etmek için temsilcilik onuruna ulaştırmıştır.

  1. Bu derece değeri olan insan, daha ruhlar âleminde yaratıcısıyla ahitleşmiştir.
  2. Ruhları yarattığında Allah (c.c.), Âdemoğullarına kendisini arz etmiş ve onlardan Rabblık hususunda söz almıştır.
  3. Araf-172).
  4. Bu sözünün bilincinde olup yaratıldığı İslâm fıtratı (Rum-30) üzerine bir yaşam sürdüren, yaratılış sebebinin imtihan (Mülk-2), yaratılış gayesinin de Allah’a kulluk (Zariyat 56) olduğunu unutmayan kişi, Rabbinin kendisine verdiği Müslüman ismini (Hacc-78), ona hiçbir halel getirmeden hakkıyla taşımak azim ve kararlığındadır.

Peygamber Efendimizin de işaret ettiği gibi “Kalp insanın en değerli bölgesidir.” imanın ve fikrin karargâhı kalptir. İnsanın ıslahı ve ifsadı kalp baz alınarak ölçülür. Gözler, kulaklarla birlikte tüm duyu organları, iç/batın âlemin merkezini oluşturan kalbe açılan kapılar, pencerelerdir.

Alp haberlere bu organlar vesilesiyle ulaşır. “(Resulüm) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren odur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Mülk 23) “Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu göstermedik mi?” (Beled,8-10) Allah (c.c.) insandan duyu organlarını hakikati anlamak için kullanmasını ister.

Hakkın ayırt edilmesi için kullanılmayan göz ve kulaklar sahibine hiçbir üstünlük kazandırmaz. Hatta insana yük bile olur. “And olsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.0nların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar. Gözleri vardır, onlarla görmezler.

Ulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır.” (Araf-179) Duygu ve düşüncelerini, arzu ve hedeflerini harf harf kelimelerle biriktirerek konuşmak, meramını ifade etmek, insanoğluna geniş imkânlar sunar. Konuşma, sayamayacağımız miktardaki nimetlerden sadece biridir.

Sonsuz nimetler zincirini oluşturmaya çalıştığımızda ise ilk sıralarda yerini korur. “Rahman (çok esirgeyici Allah); Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı (konuşmayı, yazmayı, anlama ve anlatmayı) öğretti.” (Rahman, 1-4). İlk insan ve ilk peygamber olan Hz.

Âdem’e kelimelerin öğretilmesi (Bakara-31), Rabbimizin kaleme yemini “Nun, kaleme ve yazmakta oldukları şeylere and olsun ki” (Kalem-1) ve Peygamber Efendimize ilk emrin oku olması (Alak‑1) sözcüklerin insan hayatındaki önemini anlatır. Dil, insan hayatında önemli bir esastır. Dil; evdir, mekândır. Müslüman İslâmi yaşam ilkeleriyle ahenkli, vahye dayalı bir dil oluşturmalıdır.

Hayatın tüm evrelerinde İslâm’ın izini sürmek, hakikati öğrenmek, kavramak, anlamak, yaşamak ve yaşatmak üzere bir dil kurmak önemlidir. Kelime ve kavramlar insanı inşa eder. Onun için dilin hangi mutfaktan servis edildiği ehemmiyetli bir iştir. Post-modern zamanların handikaplarından, açmazlarından bizi ancak vahiy atmosferi/ Kur’ân ve Sünnet’in zikir havzası korur.

İnsana bahşedilen tüm özellikler ulvi bir amacı gerçekleştirmek için seçkin cihazlardır. Akletmek/fikretmek yeteneklerini gereği üzere fonksiyonelleştirmek icap eder. Aklını kullanmak, düşünmek, bilmek, öğrenmek gibi melekeler insanı diğer mahlûkat arasından ayırıp seçkin kılan özelliklerdir. Dini, hukuki, sosyal muhataplığın gerekliliğinde ölçü akıldır.

İnsanın hem Allah’a karşı sorumlu olmasında hem insanlar arası muamelelerinde sorumluluk ölçüsü akıldır. Çocuktan ve mecnundan mükellefiyet kalkar. İnsan için aslolan, aklın veriliş hikmet ve maksatlarına uygun olarak işletilmesidir. İnsanın alamet-i farikası olan bu aracı maksadına uygun kullanmayanlar yarın pişmanlıklar yaşayacaklar.

  • Şayet kulak vermiş ve aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!” (Mülk-10) İslâm tümüyle hayırdır; iyilik, güzellik, ihsan, ihlas, maruftur.
  • İslâm bütünüyle fıtrattır.
  • Her çocuk fıtrat üzere doğar.” (Buhari-Müslim) Fıtratı yaralanmayan her kul, akıl aracını maksadı doğrultusunda çalıştırarak İslâm’ın özüne uygun ameller ortaya koyar.

Zaten insandan, yaratıldığı fıtratı muhafaza etmek için çaba sarf etmesi istenir. ” (Resulüm!) Sen yüzünü ‘Hanif’ olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum-30) Akıl melekesini maksadına uygun çalıştırmayanlar sağır ve dilsiz olarak nitelenmektedir.

“Şüphesiz Allah katında yeryüzünde yürüyenlerin en kötüsü akletmeyen/düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal-23) Peygamberi (s.a.v.) inkâr edenler de fıtrat üzerini örtüp hakikati reddettikleri, akıllarını yanlışta kullandıkları için kınanmaktadırlar: “(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu.

Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.” (Hac-46) İnsan sosyal alâkalar kuran bir varlıktır. Etrafındaki canlı cansız varlıklardan etkilenir, yakın ve uzak çevresiyle etkileşim içindedir. İnsanoğlu ünsiyet ve ülfet sahibidir.

Etrafında olanlara bigâne kalamaz. Az ya da çok mutlaka bir şekilde etkilenir. İslâm tasavvuru insanda geniş açılı bir perspektif kazandırmayı amaçlar. Bir ucu afaka/dış âleme, bir ucu enfüse/iç âleme uzanan bir bakış açısı sunar. Hem dış âlemdeki ufuk çizgisinde gözün görebildiği her ne varsa tümünü ibretle müşahede etmek, hem de insanın kendi iç dünyası, özüyle/nefsiyle ilgili her türlü durumu ibretle müşahede etmenin önemini gözler önüne serer ve bu minvalde teşvik eder.

“İnsanlara afakta/ufuklarda ve enfüste/kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’ân’ın) gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet-53) “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.

  1. Endi nefislerinizde de öyle.
  2. Görmüyor musunuz?” (Zariyat, 20-21) Afak ve enfüs sarkacında havf/korku ve reca/ümit terennümleriyle gözünü ve gönlünü tefekkür yolculuğuna çıkaran insan bol mükâfatlara ulaşır.
  3. Allah’ın izniyle.
  4. Gözü ve gönlü hayırla dolarak şenlenir.
  5. Ufkun sınırsızlığında gaflet perdeleri tek tek yırtılır.
See also:  Qual O Valor Do GS De Cozinha?

Tefekkür, tefehhüm, tezekkür sahillerinde Hakk’ın rızasına uygun yaşam alanının koordinatlarını belirleyerek, hakikat rotalı yol haritasını çizerek, sahih bir şekilde ayaklarını nereye basacağının şuurunda olarak “Kıble” merkezli bir hayat sürdürür. Âlemleri yaratan Rabbin adıyla okumayı amaçlayan mümin, tefekkür şuurunu hayatının vazgeçilmez mefhumu olarak sayar.

Hayat kitabı Kur’ân’ın ayetlerinden kazandığı geniş bakış açısıyla, küçük âlem olan insan kitabını ve büyük âlem olan kâinat kitabını hakikat nuru ışığında okur. Kur’ân’da insanın; etrafını çevreleyen varlık ve olaylar üzerinde düşünmeye, araştırmaya teşvik eden, bu âlemde insanın tasarrufuna sunulan imkân ve nimetleri en güzel şekilde anlayıp, bunlardan faydalanmak için şuur inşa eden ayetler oldukça çoktur.

Böylece tefekkür eden kulun imanı kuvvetlenir. Kul; Allah’ın huzurunda saygıyla eğilerek, onun azameti karşısında secdelere kapanır. “Gökten su indiren o’dur. Ondan hem size yiyecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. Allah su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerden bitirir.

  • İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.
  • O; geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.
  • Yıldızlarda Allah’ın emri ile hareket ederler.
  • Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.
  • Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.

Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onu sayamazsanız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (Nahl, 10-18) “Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir. O’nun her şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha güzel davranacağınızı sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.

O; mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. O ki birbiriyle ahenkli yedi gök yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak. Bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak. Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.” (Mülk, 1-4) Varlık âlemine göz attığımızda, her şeyin en ince noktasına kadar birbiriyle uyum içerisinde olduğunu görüyoruz.

Âlemde ne bir çirkinlik ne de bir acayiplik vardır. Her şey yerli yerindedir. Gökyüzü ve yeryüzü içindekiler ile bir kudretin habercisi. Semayı süsleyen yıldızlar, ay, güneş varlık âlemi içinde önemli bir yer tutar. Uzayın derinliklerinde bulunan her bir cisim, yaratılış amacına uygun olarak, programlandığı şey üzere varlığını sürdürür.

Çiçeği ve böceği, ağacı ve yaprağı, gülü ve dikeni ile bilumum nebatatı ve hayvanatı ile denizi ve okyanusuyla; havası, suyu ve toprağıyla dünyayı yoktan var eden Allah (c.c.) kâinatın maliki ve hâkimidir. Her şey onun izniyle hareket eder. En küçüğünden en büyüğüne, en basitinden en karmaşığına kadar yaratılan her şey belirli bir zaman diliminde hayat sürdürür.

Yüce Allah’ın koyduğu sınırları ihlal ettiğinde mahvolur. Balık suyun dışında yaşayabilir mi? Tohumun toprağa düşmeden filizlenip yeşerme hakkı var mı? İnsan havasız ve susuz yaşayabilir mi? Güneş bulunduğu konumdan bir milim sapabilir mi? Dünya yörüngesinden bir anlık bir kayış yaşasa, düşüncesi bile insanı ürpertiyor.

  • Zerreden küreye âlem içindeki her varlığın, yaşamı, rızkı, gelişimi ve sonu yegâne galip yüce Rabbimizin kudret elindedir.
  • Bütün ihtişamı ile kâinat yüce yaratıcıya işaret eder.
  • Rabbimizin, bin bir güzellikle yaratıp, insanın faydasına sunduğu kâinat, insan için bir kitaptır.
  • Okunacak, hakkıyla okundukça anlaşılacak.

Anladıkça düşünecek ve tefekkür iklimine dalacak her okuyucu. Gözlenecek, düşünülecek, ibret alınacak. Basiret gözlüğü gözümüzü ve gönlümüzü açacak. Öz, söz, göz, gönül tezkiyesini başarıp Kur’ân kaynaklı bir hayat inşa eden her insan ferasetli bir bakışa sahip olur.

Düşünme yetisi insanın alametifarikasıdır. Düşünmek kalbin ziyası için vazgeçilmezdir. Tefekkür etmek, düşünmek akıllı insanların işidir. Tefekkürü meslek edinenler “insan” kalmayı başarırlar. “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara-269).

Kâinat, okuyucusu insan olan bir kitaptır. Kur’ân ise sahih bilginin kaynağı olarak insana bahşedilen bir kitaptır. Kur’ân, insan ve kâinat -bu üç kitap- birbiriyle kesintisiz bir ilişki içindedir. Küçük âlem olan insanı ve büyük âlem olan evreni -her ikisini de- Kur’ân bize tanıtır.

  1. Hatırlamak, zihnini canlı ve zinde tutmak insana değer sunar.
  2. Gönül rikkati zedelenir, zihin tembelleşirse, beden ne kadar mükemmel olursa olsun yaşamdaki anlam ve zarafet buhar olup uçup gider.
  3. Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür.” hakikatinin şuurunda olarak, kalp ve zihin melekelerimizi salih ve sahih ilim ve duyguyla donatırsak sağlam bir düşünme cihazını korumuş oluruz.

İnsanlık için en tehlikeli hastalık olan, unutma hastalığından korunmak ancak Allah’ı anmak ile mümkündür. Bizi görüp gözeten Allah’ın murakabesinde olduğumuzu hep hatırımızda tutarsak tefekkür, tefehhüm ve tezekkür şuurumuz kuvvetlenir. İnsanoğlu akıl, vicdan, ruh ve tüm varlığıyla Allah’ın ayetlerini, yaratmasını, kudretini anlamak için zikir ve hatırlama sürecinde tefekkür yolculuğunu sürdürmelidir.

Tefekkür mümine; Allah’a iman ve emirlerine itaate ulaştıran, insanın zihnini açan, duyguları uyandıran birtakım hasletler kazandırır. Tefekkürü/ düşünmeyi bir yaşam şuuruna dönüştürerek kâinatı incelikleriyle, ölümü ve hayatı üzerimizde bıraktığı izleriyle, insana bahşedilen rızkı tüm tatlarıyla, insan hayatında ve kâinatta an be an cereyan eden olayları ibretle müşahedeye dalan buna kafa yoran, fikir sancısı çeken insan çevresiyle sıkı bir bağ kurarak bencillikten kurtulur.

Bu durum yaşadığımız günlerin, hayat tarzlarının empoze ettiği bireyselleşmeye karşı da bir miktar önlem olur. “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihlerini anlayamazsınız.

  • O halimdir, bağışlayıcıdır.” ayetini gönlüyle okuyan kişi tüm mahlûkatla şefkat merkezli bir ilgi kurmak için çalışır.
  • Yaratıcıya itaati şiar edinen kul mahlûkata da merhametle yaklaşır.
  • Adaletle muamele eder, asla eziyet etmez.
  • Hayrı ve sulhu ilke edinir.
  • Fesat ve şer odaklarına karşı koyar.
  • Afakta ve enfüste Allah’ın ayetlerini ve kudretini tefekkür etme, kalbe huşu verip Allah’a teslimiyeti sağlar.

Tefekkür insana her an Allah’ın murakabesi/ gözetmesi altında olduğunu hatırlatarak, dünya ahret muhasebesini kuvvetlendirir, imanda ihsan kıvamında bir şuur kazandırır. Tefekkürde bulunmak müminin kalbine geniş zamanlarda şükür bilincini, zor ve sıkıntılı anlarda sabır bilincini öğretir.

Tefekkürü; rızayı ilahiye ulaşmak için sürdüren kul, içinde bulunduğu mülk âlemiyle melekût âlemi arasında bir denge kurar. Şehadet âleminde şahit oldukları ona her zaman gayb âlemini hatırlatır. Böylece dünya ve ahiret hayatını denge üzere vahyin izinde sürdürür. “Göklerin ve yerlerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.

Onlar; ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Al-i İmran, 190-191) Hayriye Bican : TEFEKKÜR SULARINDA – Medeniyet Vakfı Hoşgeldiniz

Tefekkürle bakmak ne demek?

Tefekkür Ne Demektir? Tefekkür kelimesi, Allah’ın yaratış şeklini, kainatı ve yaşamı düşünmek anlamını içermektedir. İnsan, yaşadığı hayatı analiz etmeli, düşünmelidir. Çevrede olan her şeye anlamlar yüklemek ve açıklama getirmek tefekkür kelimesiyle karşılık bulmaktadır.

Tefekkür etmek farz mıdır?

Allah birçok ayette düşünmeyi akletmeyi emrediyorsa, o halde düşünmek farz mıdır? » Sorularla İslamiyet Soran : lonely41 – Allah Kur’an’da bir çok yerde düşünmeyi akletmeyi emrediyorsa, o halde düşünmek farz mıdır? – Daha özele indirgeyecek olursak Kur’an üzerinde, varlıklar üzerinde düşünmek mesela? Değerli kardeşimiz, Evet, düşünmek farzdır.

Herkesin kendi kapasitesine, bilgi seviyesine göre, düşünmesi farzdır. Ancak herkesin Kur’an’ı tefekkür edecek bir allame olması farz değildir. Ayrıca, herkesin kâinat çapındaki değişik ontolojik deliller üzerinde düşünmesi de farz değildir. Fakat herkesin, – söz gelişi- güneşin, yıldızların ve insanların bir yaratıcısı olduğunu, yeryüzündeki nimetleri bize ikram eden Allah’ın sonsuz merhamet sahibi olduğunu düşünmesi farzdır.

Selam ve dua ile.Sorularla İslamiyet Yorum yapmak için veya : Allah birçok ayette düşünmeyi akletmeyi emrediyorsa, o halde düşünmek farz mıdır? » Sorularla İslamiyet

Tefekkür ne demek hadis?

Ragıb el-İsfehanî’ye göre, bilinenden ilme varma kuvvetine fikr, bu kuvvetin faaliyetine de tefekkür denir. Tefekkür, günahlarını, mahlukatı ve kendini düşünmek Allah teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır. Tefekkür, varlıklara bakarak Allah’ı görmektir. Her şeyde O’nun bir olduğunu gösteren delil vardır.

Tefekkür sebebi nedir?

Bütün Dini Konular Doğru iman bilgileri Allah’a iman Allah’ın varlığına ve birliğine iman Tefekkür ne demektir?

Sual: Tefekkürün dindeki yeri nedir? CEVAP Tefekkür, dinimizde önemli bir ibadettir. Tefekkür, günahlarını, mahlukları ve kendini düşünmek Allahü teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır. Kur’an-ı kerimde iyiler övülürken buyuruluyor ki: (Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken hep Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını inceden inceye düşünürler.

“Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin. Bizi Cehennem azabından koru” derler.) Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Allahü teâlânın azameti, Cennet ve Cehennem hakkında bir an tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir.) (Tefekkür, ibadetin yarısıdır.) (Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur.) (Biraz tefekkür, bir sene ibadetten kıymetlidir.) (“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelişinde akıl sahipleri için elbette ibret verici deliller var” âyeti varken nasıl ağlamayım? Bu âyeti okuyup da tefekkür etmeyene yazıklar olsun!) (Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!) (Sükûtu tefekkür, bakışı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.) Âlimler buyuruyor ki: Tefekkür, insanı bilgili eder.

Bilgili olan da amel eder. (Vehb bin Münebbih) Tefekkür, iyilik ve kötülüğünü gösteren bir aynadır. (Fudayl bin Iyad) Allahü teâlânın azametini düşünen insan, Ona isyan edemez. (Bişr-i Hafi) Tefekkür zekâyı açar. (İmam-ı Şafii) Dünyayı düşünmek, ahirete perdedir.

  • Ahireti düşünmek, gafletten kurtarıp hikmet konuşturur.
  • Ebu Süleyman Darani) Her fırsatta Allahü teâlânın yarattıklarını tefekkür etmelidir.
  • Mesela eline bakmalı.
  • Parmakları olmasaydı, bir şeyi tutup alması ne kadar zor olurdu.
  • Yahut parmakları hiç kıvrılmasaydı, eller hiç olmasaydı, gözümüz olmasaydı, gözümüz başka yerde olsaydı, halimiz nasıl olurdu? Tırnağın devamlı büyüdüğü gibi, dişlerimiz de büyüseydi ne olurdu? Dişlerimiz kemikle beraber olsaydı, çürüyünce nasıl çekilecekti? Saç uzadığı halde, kaşın ve kirpiğin uzamadığını düşünmeli.
See also:  Qual A Idade De Xuxa?

İnsan kavak gibi büyüyüp gitseydi, ne olurdu? Bitkilerin, meyvelerin yaratılışını, yıldızların, gezegenlerin bir ahenk içinde oluşunu düşünmeli. Bunları ne kadar mükemmel yarattığı için Allahü teâlâya hamd etmeli! Böylece insanın imanı da kuvvetlenir.

  • Fakat devamlı bunlarla uğraşıp da kendine gereken fıkıh bilgisini ihmal etmek ise çok tehlikelidir.
  • Tefekkür, dört türlü olur: 1- Allahü teâlânın mahlûklarındaki güzellik ve faydaları düşünmek, Ona inanıp Onu sevmeye sebep olur.2- Onun vaat ettiği sevapları düşünmek, ibadet yapmaya sebep olur.3- Onun bildirdiği azapları düşünmek, Ondan korkmaya, kötülük etmemeye, günahtan kaçmaya sebep olur.4- Onun nimetlerine, ihsanlarına karşılık, nefsine uyarak günah işlediğini, gaflet içinde yaşadığını düşünmek, Allah’tan utanmaya sebep olur.

Allahü teâlâ, yerlerde ve göklerde bulunan mahlûkları düşünerek ibret alanları sever. Hazret-i Musa’nın ümmetinden biri, 30 sene ibadet eder, bir bulut kendisini gölgeler. Bir gün bulut gelmez, güneşte kalır. Annesi, (Bir günah işlemişsindir) der. Çocuk, (Hayır, günah işlemedim) der.

  1. Annesi, (Göklere, çiçeklere bakıp da Yaratanın azametini düşünmediysen, bundan büyük hata olur mu?) der.
  2. Her şeyi intizamlı yaratmıştır Sual: İman nasıl kuvvetlenir? CEVAP Aşağıdaki hususları öğrenen bir kimse, Ehl-i sünnet itikadını da biliyorsa, imanı kuvvetlenir.
  3. İmanı olmayan bir kimse ise, bunları incelerse, insafı ve nasibi de varsa, Allahü teâlânın varlığına ve kudretine inanır.

Cenab-ı Hakkın varlığını, kudretini gösteren olaylardan birkaçı: İnsanların, büyük bir süratle fezada tek başına dönmekte olan, içerisi ateş dolu yuvarlak bir gezegen üzerinde, sırf yer çekimi kuvveti ile kalarak yaşaması ne büyük bir olaydır. Dağlar, taşlar, denizler, canlı varlıklar, bitkiler nasıl bir büyük kudret sayesinde meydana gelebilmekte, gelişmekte ve türlü özellikler göstermektedir.

  1. Hayvanların bir kısmı toprak üstünde yürürken, bir kısmı havada uçar ve bir kısmı da su içinde yaşar.
  2. Güneş, en yüksek ısıyı sağlar ve bitkilerin yetişmesini, bazılarının içinde ise, kimyevi değişiklikler yaparak, un, şeker ve daha başka maddelerin meydana gelmesini temin eder.
  3. İnsan, kendi vücudunun ne muazzam bir fabrika ve laboratuvar olduğunun farkında değildir.

Halbuki, yalnız nefes alıp vermek bile büyük bir kimya olayıdır. Havadan alınan oksijen, vücutta yakıldıktan sonra, karbondioksit halinde dışarı çıkarılır. Sindirim sistemi ise sanki bir fabrikadır. Ağızla alınan gıda maddeleri ve içecekler, mide ve bağırsaklarda parçalanıp öğütüldükten sonra, vücuda faydalı kısmı, ince bağırsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır.

Bu olay, otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yapılmakta, vücut bir fabrika gibi işlemektedir. İnsanın vücudunda çok karışık formüllü maddeler imal eden, türlü türlü kimya reaksiyonları meydana getiren, analiz yapan, tasfiye eden ve zehirleri yok eden, yaraları tedavi eden, çeşitli maddeleri süzen, enerji veren tertibat olduğu gibi, mükemmel bir elektrik şebekesi, manivela tertibatı, elektronik bilgisayar, haber verme tesisatı, ışık, ses alma, basınç yapma ve ayarlama tertibatı, mikroplarla mücadele ve onları yok etme sistemi de mevcuttur.

Kalb ise, hiç durmadan işleyen muazzam bir pompadır. Bütün bu maddi mükemmellik yanında anlama, düşünme, ezberleme, hatırlama, hüküm ve karar verme gibi çok muazzam, manevi kudretler de bulunmaktadır. Bu kudretlerin kıymetini ölçmek, insanlar için imkansızdır.

Tefekkür etmek ne demek sorularla islamiyet?

Tefekkür ne demektir? » Sorularla İslamiyet Değerli kardeşimiz, Kâinat, muazzam mânâların ifade edildiği muhteşem bir kitap; insan ise, bu kitabın en anlayışlı muhatabıdır. Bir arının çiçekten çiçeğe konup bal yapması gibi, insan dahi kâinat kitabının sayfalarında seyahat ederek, tefekkür balı yapar.

Tefekkür, varlıklara Allah namına bakmaktır. Şüphesiz, pencereye bakmakla pencereden bakmak bir değildir. Pencereye bakanlar lekeleri görür, pencereden bakanlar ise, güzellikleri seyrederler. Tefekkür, mevcudat pencerelerinden Allah’ın isim ve sıfatlarına nazar etmektir. Her bir varlık, Allah’tan bir mektuptur.

Bayrak, bir bez olmanın ötesinde devleti sembolize eder; dalgalandığı yerlerin, o devlete ait olduğunu haykırır. Onun gibi, her bir varlık dahi, Allah’ın Rububiyet saltanatını ilan etmektedir. Yeryüzü ve semavattaki varlıkları tefekkür nazarıyla temaşa edenler, İlâhi sanatın mükemmelliği karşısında hayret secdesine varırlar.

Kalplerindeki iman coşar, yakînleri ziyadeleşir. İnce tefekkür duygularına, hislerini de katabilirlerse, İlâhî sanatı seyir ve temaşadan, tarifin fevkinde bir zevk alırlar. “Her şey bana Seni hatırlatıyor.” derler. Şu ayetler, tefekkürle ilgili bir kısım esaslara işaret eder: “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece gündüzün peş peşe gelişinde, akıl sahipleri için ayetler (deliller, ibretler) vardır.

Onlar, ayakta iken, otururken ve yanlarına uzandıklarında Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. ‘Ya Rabbena, Sen bunları boşuna yaratmadın, Seni tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru’ (derler).” (Âl-i İmran, 3/190-191) 1. İnsan, tefekkür ederken Allah’ın zâtını değil, yarattıklarını düşünmelidir.

  • Resulullah, bir topluluğa vardığında ne yaptıklarını sormuş, “Allah’ın azametini tefekkür ediyoruz.” cevabını alınca, “Allah’ın mahlukatını tefekkür edin, kendisini değil.
  • Çünkü buna güç yetiremezsiniz.” demiştir.
  • Aclûnî, I/311) 2.
  • Hilkatte abes yoktur.
  • Her şey yerli yerinde yaratılmıştır.
  • Bütün ilimler, yaratılıştaki mükemmelliğin şahididirler.

“Çevir gözünü, bir çatlak (kusur) görebilir misin? Sonra, bir daha, bir daha çevir. Sonunda göz, yorgun argın sana geri dönecektir.” (Mülk, 67/3-4) ayeti, bu mükemmelliğe dikkat çekmektedir.3. Gâibane tefekkür, neticede insanı Allah’a seslenişe sevk edecektir.

Ölüm tefekkürü nasıl yapılır?

Kul, ölüm tefekkürü yapmak istiyorsa Allah’a sadık olmalıdır ve Allah-u Teâlâ’da kulum kendini kurtarsın ve cehenneme girmesin diye merhamet eder. Merhametsiz dünyadan merhamet pınarı Allah’a koşmaktır. Buna müteakip ölüm tefekkürü ise o merhameti düşünmektir.

Tefekkür zikir midir?

İNSANI GAFLETTEN KORUYAN İKİ ÖNEMLİ İBADET: ZİKİR VE TEFEKKÜR Abdullah ibni Ömer(ra) anlatıyor: “Hz. Aişe(ranha)ye, Resulullah(sav)’dan gördüğün şeylerin en şaşırtıcısını bana haber ver.”dedim.Bunun üzerine ağladı,uzun bir müddet ağladı da sonra dedi ki:”Onun her işi şaşırtıcı idi.Bir gün bana geldi,yorganıma girdi,hatta cildini cildime dokundurdu,sonra da buyurdu ki,”Ey Aişe,bu gece bana Rabbime ibadet etmek için izin verir misin?”Ben de,”Ey Allah’ın Resulü,ben senin yakınlığını severim,isteklerini de severim,izinlisin.”dedim.Kalktı,odadaki su ibriğine vardı,abdest aldı,suyu çok da dökmedi,sonra namaza durdu,Kur’an okudu ve ağlıyordu.Sonra iki elini kaldırdı yine ağlıyordu.Hatta gözyaşlarının yeri ıslattığını gördüm.Sonra Bilal geldi,kendisine sabah namazını bildiriyordu.Baktı ki ağlıyor,”Ey Allah’ın Resulü,Allah-ü Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını affettiği halde ağlıyor musun?”dedi.”Ey Bilal,şu halde ben şükreden bir kul olmayayım mı? Bundan sonra da buyurdu ki: “Nasıl ağlamayayım, Allah-ü Teâla bu gece bana şunu indirdi: Göklerin ve yerin yaradılışında Resulullah(sav) ayet-i kerimeleri okudu, sonra da: “Vay bunu okuyup da, bu babda düşünmeyene! “Diğer bir rivayette: “Bu ayetleri okuduğu halde tefekkür etmeyene yazıklar olsun!”buyurdu.

  1. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.
  2. Peygamber(sav)’i ağlatan bu ayet-i kerimeler Al-i İmran suresi 190-191.ayetleridir.
  3. Muhakkak ki; göklerin ve yerin yaradılışında, gece ve gündüzün değişmesinde sağılamayacak nice alametler ve deliller vardır ki(bütün kâinatın O’na mahsus olduğuna ve Allah’ın kâmil kudretine, büyüklük ve azametine delalet ederler.

Fakat ayetler herkes ve her akıl için değil) tam ve temiz akıl sahipleri demek olan ulül-elbab içindir.” İşte hak(gerçek)ilimlerin keşif yolları, işbu ” gökler ve yer, gece ve gündüz, yaratma ve değişim, akıl” olaylar ve anlaşılmaları üzerindeki tefekkür(derin ve etraflıca düşünme)dür.

Bu ayet-i kerime Rububiyyetin delilidir. Bunu takip eden ayet-i kerime ise ubudiyetin delilidir. Zira kâinata ve değişimlerine ibret nazarıyla bakan, evham ve hayal şaibelerinden uzak bir akla sahip olan kişiler için bu bakış tefekküre, tefekkür de Allah- Teâla’nın varlığını, tek ve hakiki mâbud olduğunu, kudretini ve sanatını bilmeye tanımaya, yaradılış sırrını anlamaya sebep olur.

Rabbini bulan ve tanıyan ise kul olduğunu idrak eder ve kulluğun gereklerini yerine getirmeye çalışır. “Onlar(o tam ve temiz akıl sahipleri) ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken(yani gerek meşguliyet ve gerekse dinlenme hallerinin hepsinde, her vakit)Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaradılışı(aklı hayrette bırakan durum ve yaradılış hikmeti hakkında)derin derin düşünürler ve şöyle derler: Ey Rabbimiz, sen bu mahlûku (yani gökler ve yer toplamı olan şu âlemi)batıl, boşu boşuna, hüküm ve hikmetten, fayda ve menfaatten uzak, manasız olarak yaratmadın.

Sübhansın ya Rab, seni tenzih ederiz.(sana layık olmayan vasıflardan, fiillerden ve hikmetsiz bir şey yaratmaktan mülkünü, irade ve sanatını batıla yönelmiş olmaktan uzak tanırız) O halde sen bizi(batıl inanç ve amellerin, hikmet gereği sebep oldukları)ateş azabından koru.” Ayet-i kerimede zikredilen üç hal, insanın bütün hallerini içine alır.

Demek ki bu tam akıl sahipleri, her ne halde bulunurlarsa bulunsunlar, kalpleri Allah’ı zikir(anmak)den başka bir şeyle mutmain olma(tam güven )zevkini bulamadığından, Allah’ı zikirden gaflet etmezler, gönülleri ilahi murakabeye(kendi içine dönme)dalmıştır.

  1. Burada zikirden maksat genel olarak mutlak zikirdir.
  2. Abdullah ibni Mes’ud (r.anh)un açıklamasına göre bu zikirden maksat namazdır ki, güçleri yettikçe ayakta, yoksa oturarak, yoksa yattığı yerde namaz kılanlar demektir.
  3. Bu ayet-i kerimede zikir ve tefekkür kulluğun en önemli göstergesi olduğu öğretildiği gibi; Peygamber(s.a.v.) efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde: “Bir saatlik tefekkür, altmış senelik nafile ibadetten hayırlıdır.
See also:  Eyt Ne Oldu?

“buyurmuşlardır. Tefekkürün bu kadar üstün olmasının iki sebebi vardır. Birincisi: Tefekkür kulu bizzat Allah-ü Teâlâ’ya ulaştırırken, ibadet Allah’ın sevabına götürür. Allah’a götüren bir şey de, Allah’ın sevabına götüren şeyden daha hayırlıdır. İkincisi: Tefekkürün bir kalp ameli olmasına karşılık, ibadetin uzuvların ameli olmasıdır.

  • Alp, uzuvlardan daha şerefli olduğuna göre kalbin ameli uzuvların amelinden daha hayırlı olacaktır.
  • Ayet-i kerimede aynı zamanda akıl sahiplerinin özellikleri verildikten sonra, bir duanın icabete layık ve müstehak olabilmesi için önce zikir ve fikir gibi ubudiyet vazifelerinden ibaret bulunan bir takım vesileleri yapmak gerektiğine dikkat çekmek amacıyla duanın nasıl yapılacağı öğretiliyor.

Ve ayet-i kerimede Allah’ı zikretmenin büyüklüğüne ve şu üç mertebeye işaret ediliyor. Birinci mertebe: Dil ile yapılan zikir, İkinci mertebe: Kalple yapılan tefekkür, Üçüncü mertebe: Ruh ile marifet yani bilmek Dilin zikri, sahibini kalbi zikre ulaştırır.

Ki kalbi zikir, Allah’ın kudretini tefekkürdür. Kalbin zikri de kişiyi ruh makamına götürür. Bu makama ulaşan kişi artık, eşyanın hakikatini öğrenir. Allah’ın yaratmasındaki ilahi hikmetleri müşahede eder. Ve bu müşahededen sonra “Rabbimiz bunu boş yere yaratmadın! “der. Bu durumda mümine yaraşan sürekli dili ile zikretmektir.

Ta ki kalbi zikre; oradan da ruhu zikre ulaşsın, kendisi için yakin ve marifet hâsıl olup cehalet karanlığından kurtularak marifet nuru ile pürnur olsun. Fahrunnisa Nur

Tevekkül ne demek tefekkür ne demek?

Allah’a güvenip dayanma anlamında terim. Allah’ın nesneleri ve olayları özellikle sorumluluk doğuran beşerî fiilleri, ezelde planlayıp zamanı gelince yaratması anlamında terim. Dinî hükümlere uyan kuldan Allah’ın ve Allah’ın takdirinden kulun hoşnut olması anlamında dinî-tasavvufî bir terim.

Ehl i tefekkür ne demek?

Skip to content Ey Kardeşim! Bil ki! Tefekkür ibadettir. Kur’an ayetleri ve Hadisler bize bunu anlatır. Hatta ibadetin ve amelin daha bilinçli ve takva boyutunda olması tefekkürün niteliğine bağlıdır. “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün birbirini izlemesinde derin (akıl edenler) kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır.

  • Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında, Allah”ı anar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye (tefekkür) düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunların hiç birini anlamsız ve amaçsız yaratmadın.
  • Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!”(3/190-191) Şimdi sen bu ayeti kerime çerçevesinde tefekküre dal ve bu ibadeti yerine getir.

Ey Kardeşim! Tefekkür tercih etmektir. Davranış biçiminin ve sosyal yaşamın nasıl ve niceliğini tayin etmektir. Hak yol ya da batıl yol ayrımında ve tespitin de tefekkürün önemi büyüktür. Yaşadığımız çağda ve coğrafyada var olan ancak İslami olmayan; düşünce, ekol, felsefe, yaşam tarzı ve ideolojilerden korunmak ve Müslüman’ca yaşamak; tefekkürün vahiy kaynaklı olmasına ve sürekliliğine bağlıdır.

  1. Unutma! Peygamberimiz (sav) “Bir saatlik tefekkür bin senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır” buyurmaktadır.
  2. Sana sunulan şeyler altın tepside de olsa mutlaka tefekkür terazisinde tart.
  3. Ey Kardeşim! Tefekkür; Şeytan ve dostlarının telkinlerine, dünyanın endişelerine, şehvet tuzağına karşı nefsin kontrol altına alınmasıdır.

İslam karşıtı propagandalara rağmen sarsılmadan ve şüpheye düşmeden sıratı müstakimde yürümek ancak tefekkürle mümkündür. İnsanlar yazın sayfiye yerlerinde, kışın sıcak ortamlarda rehavet içinde olabilirler. Sakın onlara aldanma. Sen öncelikle bulunduğun anı, sonrada geleceği mutlaka tefekküre tabi tut.

  • Fudayl adında biri şöyle demiştir.
  • Tefekkür bir aynadır.
  • Bu aynada iyilik ve kötülüklerini görebilirsin.” Senin aynan kırık olmasın ve o aynaya her gün bakmalısın.
  • Ey Kardeşim! Bir adam Rebî b.
  • Haysem”e gelerek: “Bana senden daha hayırlı bir adam gösterir misin?” diye sorar.
  • O da şu cevabı verir: “Konuşması zikir, susması tefekkür, yürüyüşü tedebbür olan kimse benden daha hayırlıdır.” Allah’ı (cc) tanımak için kâinatın, İslamı bilmek için Kur’an ayetlerinin, peygamberimizi (sav) anlamak için de onun sünneti üzerinde tefekkür etmelisin.

Böylece hayırlılardan olursun. Ey Kardeşim! İnziva ve İtikafa çekilmek, peygamberlerin ve Salih insanların hasletleridir. İnziva ve itikafın ise en önemli ibadet boyutu tefekkürdür. Tefekkür edebilmek için ille de camii ve mağara aranmaz. Anın vacibi seni tefekküre götürmelidir.

Ebu zerr’in (ra) hanımına sordular: “Ebu Zerr’in en büyük ibadeti neydi?” onun hanımı: “Ebu Zerr’in en büyük ibadeti tefekkürdü. İşi olmadığı zaman kıbleye karşı oturur ve saatlerce tefekkür ederdi.” Dedi. Bazıları can sıkıntısından bahsedebilir. Aşk ehli, Hal ehli, ibadet ehli ve hizmet ehli olmayanların canı sıkılır.

Sen kıbleye karşı oturmak için fırsat kollamalısın. Ey Kardeşim! Tefekkür insan olmanın özelliğidir. Hatta ondan öte Müslüman’ın ayrılmaz bir vasfıdır. Çünkü onu iyi bir Müslüman yapan etken düşünme eylemi yani tefekkürdür. Ruhlar âlemini, hayatı ve kabir, hesap, cennet ve cehennemi anlamak ve anlamlandırmak ancak tefekkürle mümkündür.

Ilimle geçen bir gece ibadetle geçen bin geceden hayırlıdır sözü kime aittir?

İlimle geçen bir gece, ibadetle geçen bin geceden hayırlıdır. ” Hz.MUHAMMED (S.A.V) ”

Nafile ibadet ne demek?

İslam’da farz ve vâcib olmayan ibâdetler, ‘nafile’ olarak tanımlanır (sınıflandırılır) ve ‘nafile ibadetler’ olarak adlandırılır. Örneğin, vakit namazları dışında kılınan (farz veya vacib olmayan) namazlara nafile namaz, oruç tutulması şart olmayan günlerde tutulan oruca da nafile oruç denir.

Tedebbür tezekkür tefekkür ne demek?

Arapça’da düşünmeyi ifade eden kelimelerin başında nazar, tefekkür, tedebbür, i’tibâr ve taakkul (akl) gelmektedir. Asıl anlamı ‘gözle bakmak’ olan nazar, ‘kalp gözüyle bakmak, düşünmek’ mânasında kullanıldığı gibi ‘ bir şey hakkında tefekküre dalmak, nazarî araştırmalarda bulunmak ‘ anlamına da gelir.

Teşekkür ne demek tefekkür?

TEFEKKÜR, TEŞEKKÜR EDER Alman filozof Martin Heidegger, “Thinking is thanking” der. Türkçe olarak söylersek, “Tefekkür, teşekkür eder” anlamına gelir. Tabi Alman filozof, burada tasavvufi manada söylememiştir. Fakat bizim bu cümleyi tasavvufi manada almamızda bir beis yoktur.

  • Tefekkür etmenin manası “düşünmek”tir.
  • Tefekkür, teşekkür eder” cümlesindeki teşekkürü de tasavvufi manada şükretmek olarak alabiliriz.
  • Düşünmek, insanı şükre götüren bir meziyettir.
  • Yani tefekkür ettiğimizde ne kadar sayıda nimete mazhar olduğumuzu fark edebiliriz.
  • Nimetler içinde olan birisi ise ancak şükür duygusu içinde olabilir.

Şükür duygusu insanın içine huzur veren bir duygudur. Bugün biraz huzursuz, biraz mutsuz bir hayat geçirilmesinin nedeni şükür duygusundan uzak yaşıyor oluşumuzdur. Tefekkür içinde olmayışımızdır. Halbuki tefekkür etmek insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir.

  1. Allah düşünebilmeyi insana bahşederek tefekkür yoluyla O’nu (c.c) hissedebilmemize olanak sağlamıştır.
  2. Tefekkür etmek manayı sorgulamamızı sağlar.
  3. Bu sorgulamada nimetler içinde yüzdüğümüzü görürüz.
  4. Nahl Suresi, 18.
  5. Ayet, “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız” diye bildirir bize.
  6. Bunu bilmek veya tefekkür yoluyla farkına varmak da insanın içinde ancak şükür duygusu oluşturur.

Tefekkürün önemi biraz da kalp gözüyle bakabilmekte yatar. Bazı şeyler kalp gözüyle hissedilir, kalp gözüyle görülür. Kalp gözü kapalı olan bir insan ne kadar tefekkür etse de teşekkür yoluna, yani şükür duygusuna ulaşamaz. Her daim şükür duygusu içinde olmak, hayattan tat alabilmenin ve huzurlu bir yaşam sürdürebilmenin anahtarıdır, diyebiliriz.

Tefekkür etmek sevap mıdır?

Değerli Kardeşimiz; Nasıl namaz ve namaz gibi ibadetlerin çekirdekten ağaca kadar derece ve makamları varsa, aynı şekilde ‘ Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır.’ hadisinin beyan ettiği ibadetin de çekirdekten ağaca kadar makam ve dereceleri vardır.

Tefekkür ne demek TYT?

Tefekkür, İslam dininde günahlarını, kainatı, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah’ı düşünmek, ve O’nun yarattığı varlıklardan, kainattaki eşsiz mükemmellikteki düzenden ders çıkarmak demektir.

Tefekkür etmek nedir TDK?

Tefekkür Ne Demek? Tdk’ya Göre Tefekkür Kelime Anlamı Nedir, Nasıl Kullanılır? TefekkR Ne Demek Tefekkür Ne Demek? Hem ”etmek” hem de ”dalmak” yardımcı fiilleriyle kullanılan tefekkür, derin düşüncelere dalmak, bir konuyu enine boyuna düşünmek anlamına gelir. İslam literatüründe önemli bir yer tutan tefekkür kavramı, aynı zamanda bir düşünme metodudur.

  • Tefekküre dalan kişi vech halinde olduğu için etrafında olup bitenlerin farkına varmaz.
  • TDK’ya Göre Tefekkür Kelime Anlamı Nedir? TDK’ya göre tefekkür kelimesi, hem düşünmek hem de bir akıl erdirmek manasına gelir.
  • Bu sözcük teemmül ve muhakeme etmek kelimeleriyle eş anlamlıdır.
  • Tefekkür Kelimesi Nasıl Kullanılır? Tefekkür kelimesi başta tedebbür olmak üzere birçok kelime ile birlikte kullanılır.

Tedebbür, bir şeyi etraflıca düşünmek anlamına gelirken tedebbu da bir konuyu etraflıca araştırmak ve incelemek demektir. İslam bilginleri düşünme biçimlerini bu şekilde sınıflandırarak fikir kavramını sistemleştirmiştir. Bu sistem içerisinde tezekkür etmek, bir şeyi ders çalışır gibi metotlu bir şekilde ezberlemek anlamına gelir.

Örnek Cümleler: 1- Said Efendi tefekküre daldığı için geldiğimizi görmedi.2- Uzun uzun tefekkür ettikten sonra aklına gelen cümleleri yazmaya başladı.

: Tefekkür Ne Demek? Tdk’ya Göre Tefekkür Kelime Anlamı Nedir, Nasıl Kullanılır?

Tefekkür ne demek hadis?

Ragıb el-İsfehanî’ye göre, bilinenden ilme varma kuvvetine fikr, bu kuvvetin faaliyetine de tefekkür denir. Tefekkür, günahlarını, mahlukatı ve kendini düşünmek Allah teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır. Tefekkür, varlıklara bakarak Allah’ı görmektir. Her şeyde O’nun bir olduğunu gösteren delil vardır.