Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Zaaf Ne Demek?

Zaaf Ne Demek

Zaaf demek ne demek?

Türk Dil Kurumu açısından ele alındığı zaman zaaf sözcüğü için, ‘ irade zayıflığı ya da düşkünlük ‘ anlamları ele alınabilmektedir. Herhangi bir durum ya da kişiye karşı zayıflık göstermek ve onun için düşkün olma durumu şeklinde ifade edilebilir.

Zaafım var demek ne demek?

ZAAFIM NEDİR? – Zaafım kelimesi, kelimesinin ek almış halidir. Bir kişinin, bir kişiye zaafım var demesi, karşı tarafa alıkoyamama ve kuvvetli bir bağ olduğunu gösterir. İrade zayıflığı veya düşkünlük olma durumu olarak ifade edilen bu hissiyat durumuna, kişinin bir kişiye ya da varlığa düşkünlüğü ve bağımlılığı gibi hallerde kullanılan bir kelimedir.

Birine zaaf duymak ne demek?

Zaaf Ne Demek? Tdk’ya Göre Zaaf Duymak Ve Zaaf Göstermek Kelimelerinin Anlamı Nedir? Zaaf kelimesi köken itibari ile Arapça bir kelimedir. Bu sebeple dilimize Arapçadan dilimize girmiş bir kelimedir. Zaaf kelimesinin anlamı düşkünlük veya zayıflık demektir.

– Düşkünlük – İrade zayıflığı – Eksiklik ve yetersizlik Zaaf Duymak ve Zaaf Göstermek Kelimeleri Anlamı Nedir?

Zaaf göstermek dilimizde deyim olarak kullanılmaktadır. Zaaf göstermek deyiminin anlamı ise zayıflığı ve yetersizliği ortaya çıkmak anlamındadır. Bir kişinin bir olay karşısında yetersizliği ve zayıflığı durumlarında kullanılmaktadır. Zaaf duymak da dilimizde deyim olarak kullanılır.

Psikolojide zaaf nedir?

Nedense hayat hiçbir zaman zaaf gösterenleri affetmiyor.

  • Yepyeni bir günden güzel bir merhaba gönderiyorum.
  • Bugün Perşembe diye söyledim durdum kendime.
  • Dediğim gibi günler karışmaya başladı mı eyvah ki ne eyvah.
  • Bugün 16:30’da sevgili Cengiz Semercioğlu’nun Show Radyo’daki Ters köşe programının konuğu olacağım.

Mayıs ayını konuşacağız. Arzu ederseniz bekliyorum.

  1. Bugün gökyüzü menümüzde bakalım neler var.
  2. Sizlere bugün biraz zayıflıklarımızdan ya da zaaflarımızdan bahsedeceğim.
  3. Goethe diyor ki:

“Baz ı zay ı fl ı klar ı m ı z do ğ du ğ umuzdan beri bizimledir, baz ı lar ı yla e ğ itim yüzünden ortaya ç ı km ış t ı r. Önemli olan en çok hangi zay ı fl ı klar ı n hayat ı m ı z ı mahvetti ğ idir.”

  • Her insan ı n hayat ı nda kontrol edemedi ğ i veya yönetmekte zorland ığı duygusal durumlar ı vard ı r.
  • Bu duygu durumlarını bazen bir kişiye bazen de bir olguya karşı geliştirebiliriz.
  • Mesela Astrolojinin birçok alanının aydınlatan Yunan mitolojisinde gezegenlerinde zayıflıkları vardır.
  • Örneğin Mars’ın zayıflığı şiddeti ve öfkesidir.
  • Satürn’ün zayıflığı güç zehirlenmesidir.
  • Jüpiter’in zayıflığı her koşulda iyimserliğidir.
  • Venüs’ün zayıflığı aşk ve maceradır.
  • Merkür’ün zayıflığı bilgisini doğru kullanamamasıdır.

Zaaf duygusu enteresan bir duygudur. İçinizde bir şeyin eksikliğini hissedersiniz ve onu tamamlayan kişiyi ya da durumu ararsınız. O kişi onu tamamlamayı seçmezse ömrümüz boyunca o acı içinde kendimize ve çevremize hayatı zehir edebiliriz. Bazen öyle zamanlar vardır ki içimizdeki yoksunluk duygusunu çok alakasız birine yükleriz ve orayla yaramıza pansuman yapmaya çalışırız.

  1. Bu bazen aşktır bazen mevkidir bazen manevidir bazen içkidir bazen kumardır vs
  2. Bunlar bizim ruhumuzu bir süreliğine belki de bir ömür boyu yani biz gerçekten uyanana kadar oyalayabilen olgular olurlar.
  3. Vazgeçemediğimiz şeyin kölesi olduğumuz ve kendimize saygımızı yitirdiğimiz aşamalarda kızgın, çelişkili, takıntılı ve üzgün insanlar haline gelebiliriz.

Zaaflar ı olmayan bir insandan bahsetmek mümkün de ğ ildir. Önemli olan onlar ı tanımlayan ve doğru yöneten kişilerden olmayı başarmalıyız. Herkes aslında kendisini bir ülke olarak görse ve bu ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğini bilse daha sağlıklı ve mutlu yol alacağız.

İşte astroloji bize bu noktada muazzam bir fener. Size zarar verdiğini düşündüğünüz bir alışkanlığınızdan kurtulmak istediğinizde haritanıza göre bunu çok daha doğru anlayabilirsiniz. Astroloji bu konuda çok yardımcı olabilir sizlere. Bir şeylere bağımlı olmak aslında acıdan uzaklaşmak için ve içimizdeki yetersizlik duygusu ile yüzleşmemek için olabiliyor.

Değişmekten korkma ya da var olan düzenimizin bozulmasından endişe etme gibi durumlarla kaygılanmamak için bu noktada bağımlı kalmayı seçebiliyoruz. Bizler insanız. Öncelikle bunu kabul ediyor olmalıyız. Elbet ki zaaflarımız olacaktır. Astroloji ruhumuzun zarar gören yönlerini bize söyler.

  1. Ve unutmamalıyız ki en büyük sınavlarımızı zayıf olduğumuz yerlerden veririz.
  2. Satürn gezegeninizin haritanızdaki konumu zayıflıklarınız ya da zaaflarınız hakkında güzel bilgiler size sunabilir.
  3. Astrolojiyi kendinizi daha yakından tanımak olarak kullanırsanız ruhunuzun boşluklarına uygun parçaları, sizler ekleyebilirsiniz.

İnsanın kime ihtiyacı olduğunu ya da kime ihtiyacı olmadığını anladığı an kendi hayatını kontrol edebildiği andır. Kendi gücünüzü bulduğunuzda yani merkez noktasına kendiniz geldiğinizde pergeli tam o noktaya koyup doğru ölçü alabilirsiniz.

  • Louis L’Amour Şöyle demiş;
  • Sadece zayıf olanlar; ailesini, zamanı, şansı ve kaderi suçlarlar.
  • Teşekkürler Astroloji, İyi ki varsın 🙂
  • Mutlu günler dilerim.

: Nedense hayat hiçbir zaman zaaf gösterenleri affetmiyor.

Sen benim en büyük Zaafımsın ne demek?

Zaaf; düşkünlük, dayanamama demektir. Zaafımsın demek, ‘ Sen en zayıf yanımsın.

Hayattaki tek zaafım ne demek?

Beşeri irade ve acziyeti nedeniyle her insanın en az bir zaafı vardır. Kimi insan için sevdikleri, kimi içinse sahip oldukları zaafı yani hassas yanıdır. Zaafı olmayan insan yoktur ancak bunun ne anlama geldiğini bilmeyen kişi sayısı oldukça fazladır. Bu nedenle zaaf ne demek, TDK sözlük anlamına göre zaaf nedir soruları pek çok kişi tarafından araştırılıyor.

  • İşte bu kelimenin anlamı ve örnekleri.
  • Halk arasında aşil topuğu ya da hassas karın olarak da bilinen, kişinin en çok değer verdiği ve vazgeçmesi en zor olan alışkanlıkları zaaf olarak adlandırılır.
  • İnsanlar en çok zaaflarından yara alır.
  • Bu durumu ilk kez duyanlar, zaaf ne demek diye merak ediyor.
  • Endi zaaflarının farkında olmayan pek çok kişi TDK sözlük anlamına göre zaaf nedir diye araştırıyor.

ZAAF NE DEMEK? Zaaf kelimesi Arapça’dan dilimize geçmiş bir sözcüktür ve zayıflık anlamına gelmektedir. Bir kişinin zayıf olduğu konu onun zaafı kabul edilir. Bu zaaf genelde kişilerin en hassas olduğu konularda gerçekleşir. ZAAFIM VAR NE DEMEK? Bir kişinin “zaafım var” demesi, onun bir kişiye, duruma, nesneye karşı kendini alıkoyamadığı şiddette bir çekimi olduğunu gösterir.

İrade zayıflığı ya da çok düşkün olma hali olarak ifade edilen bu durum, kişinin bir kişiye düşkünlüğü, bir olaya bağımlılığı ve benzeri hallerinde kullanılır. İrade ve nefis terbiyesi ile zaafların önüne geçmek mümkündür. ZAAF SAYMAK NE DEMEK? Zaaf saymak, eksiklik olarak görmek anlamına gelen bir ifadedir.

Düşkünlük, eksiklik, irade zayıflığı, yetersizlik anlamlarına gelen zaaf kelimesi, kişinin bir konudaki hassasiyetini göstermek amacıyla da kullanılır. Bu bağlamda zaaf saymak, bir kişinin hassas olduğu konunun onun eksikliği olarak görüldüğünü kabul etmek manası taşır.

ZAAF ÖRNEKLERİ Zaaflar genelde kişinin en hassas olduğu ve en çok yara aldığı yerleridir. En sık rastlanan zaaf örnekleri kişilerin ailesi, sevdikleri, arkadaşları ve yıllar içinde edindikleri alışkanlıklarıdır. Bağımlılıklar da kişinin zaafları arasında gösterilir ki buna zararlı bağımlılıklar da dahildir.

ZAAF KELİMESİNİN KULLANILDIĞI CÜMLELER “Kendisine zaafımdan ziyade metanetimi gösterdiğim kadın içeriye girdi.” (Peyami Safa) “Öteki, bütün bunları bir zaaf sayarak bu sefer ondan borç almış, ödememiş.” (Sait Faik Abasıyanık)

Zaaf Ne Demek cümle içinde?

ZAAF KELİMESİ CÜMLE İÇİNDE DOĞRU KULLANIM ÖRNEKLERİ Kendisine zaafımdan ziyade metanetimi gösterdiğim kadın içeriye girdi. Hükümdarların yumuşak kalpliliğini zaaf sayan umumi hüküm belki de haklıdır.

Ahlaki zaaf ne demek?

Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset – Hasbahçe Gazetesi » Hasbahçe Gazetesi Sözün Gücü Vicdanın Sesi Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset Haset (kıskançlık) başkalarının elindeki nimeti çekememek, bu nimetin, o şahsın elinden alınmasını istemektir. Gıpta (imrenmek) ise başkasının sahip olduğu imkânları beğenmek, sevmek ve meşru yollardan o imkânlara kavuşmayı istemektir. Gıpta güzel bir haslettir.

  • Haset, fertlerin gelişmesini önleyen, insanı içten içe yıkan, pek müzmin, pek çirkin bir huydur.
  • Bunun için dinimizde haset, haram kılınmış ve ahlâk-ı rezîlelerden sayılmıştır.
  • Gıpta, insanın başkalarından, ibret alarak başkalarının güzel hallerini kendisine örnek yaparak çalışması, gayret göstermesine imkân verdiği için pek güzel bir haslettir.

Gençlerin, gıpta damarlarını harekete geçirmek, haset damarlarını körletmek bir terbiye işidir ve son derece lüzumludur. Haset, ilim adamlarını da mahveder. Nice harika zekâlar, haset yüzünden, kendilerini yükseltme yerine, başkalarını alçaltmak için çalışmıştır.

  • Nice imkânlar insanların ve cemiyetin hayrına kullanılma yerine, haset yüzünden ziyan edilmiş veya yıkıcılıkta harcanmıştır.
  • Hasetçi, eğeyi yalayan kedi gibi kendi kanını içtiğinin farkında bile olamaz.
  • Evet, bir hadis-i şerifte de açıklandığı gibi, hasetçi başkalarına zarar verirken, kendisini de yer bitirir.

İnsan, doğuştan başkalarının saadetinden zevk alan, başkalarının iyiliği, hayrını kendi iyiliği ve hayrı bilen bir yaratılıştadır. Fakat hasetle bozulan, çözülen kimse hep başkalarının felâketinden hayvanî bir zevk duyacak hale gelir. Haset öyle bir kurttur ki, genç-ihtiyar, âlim-cahil, hoca-talebe demeden herkesin içinde kendisine rahat bir barınak bulabilir.

  1. Musallat olduğu her bir ruhu kemirir durur.
  2. Bu tilki yapılı mahlûk, peygamber evladına bile söz geçirebilmiştir.
  3. Gizli şirk gibi bir şeydir bu.
  4. Başka başka çehreler göstermeğe ve masum tavırlar takınmaya da muvaffak olabilir.
  5. Tarihte nice âlimler, nice âbidler, nice kahramanlar, nice devlet adamları haset yüzünden âleme maskara olmuşlardır.

Bunlardan hâlâ ibret almayanlara, ne demeli? Fakat unutmamalı; tarihte hasede metelik vermeyenler de yok değildir. Yoksa dünyamız bugüne kadar ayakta durabilir miydi? Kardeşi kardeşe, arkadaşı arkadaşa, komşuyu komşuya, âlimi âlime, kaynanayı geline, gelini kaynanaya düşman yapan yine hep bu fitnedir.

Birlik, beraberlik içinde görünen nice dostlar, bunun tekme tokatlarıyla nasıl da darmadağınık olmuşlardır. Araştırınız; tarihte birçok cinayetin asıl suçlusunun haset olduğunu anlayacaksınız. Ama nice masumlar, onun yerine suçlu sandalyesine oturmuş, hesap vermiştir. Bu, öyle kurnaz bir canidir ki, her cinayeti işler; fakat hiçbir zaman yakayı ele vermez.

Onu suçlu olarak yakalayanlar bile onu asla cezalandıramaz. O her işin içinden sıyrılıp çıkmasını bilir. Ama hangi taşı kaldırırsanız altında onu bulursunuz. Mikroplar, bedenen zayıf düşmüş insanlara musallat oldukları ve kendilerine yem olarak öylelerini buldukları gibi, haset mikrobu da ruhen fakir düşmüş, ruhen çökmüş insanlara musallat olur; bu suretle onların zaten yıkılmaya yüz tutmuş ruhlarında bir müddet saltanat kurar.

  1. Mikropla haset arasında ne de büyük benzerlik var.
  2. Leş kargaları gibi her ikisi de yıkılmış vücutların mirasına konuyorlar.
  3. Bu ahbap çavuşlar, birbirlerine o kadar sadakatle bağlıdırlar ki, birbirlerinin menfaatlerini gözetmede hiçbir ihmalleri olmaz.
  4. Çünkü mikrobun yerleştiği vücut zayıflayınca, hasede zemin haline gelen bir ruh tablosu ortaya çıkar.
See also:  Mirac Kandili Ne Zaman?

Hasedin, sahip çıkıp delik deşik ettiği ruh ise bedeni zayıf düşürür, onu mikropların yemliği haline sokar. Haset, hırs ve kinle pek kolay dost olur, o ne yapıp yapıp hırslı ve kindar kimselerin ruhlarını hemen buluverir. Ve bu zavallı ruhların sağlam kalan taraflarını da bir güve gibi kemirmeye devam eder durur.

Vücuda yerleşip vücutta şahlanan bazı mikropların, mikrobiyoloji uzmanlarını aciz bıraktığı gibi, haset de en yetişkin, en maharetli irşatçıları aciz bırakmış ve mağlup etmiştir. Kim bilir belki de kimsenin haberi olmadan birbiri ile anlaşıp geri kalmış milletleri aralarında paylaştıkları ve sömürdükleri iddia edilen süper devletler gibi, bunlar da bizim hiç haberimiz olmadan varlığımızı aralarında paylaşmışlardır.

Sakın insanların haset damarlarını tahrik etmeye kalkışmayınız. Haset damarı tahrik olmuş bir insan şehvetine, şöhretine ve servetine mağrur ve mahkûm olmuşlar gibi pek gülünç durumlara düşmekte, neticede her yıkılıştan ayrı bir öfke ile doğrulup çevresini yakıp yıkmaktan geri durmayan bir dehşet, bir felaket kaynağı olmaktadır.

  • Bu davetsiz misafir, bizim kapımızı da çalabilir.
  • Bizim içimizde de kendisine bir çevre bulabilir.
  • Bunun için kendimizi bir “suje” yerine koyup deneyelim.
  • Acaba arkadaşlarımızın başarı ve mutluluğunu kendi başarı ve mutluluğumuz bilip sevinebiliyor muyuz? Dostumuzun meşrû ticaretinden büyük kârlar elde etmesine dayanabiliyor muyuz? Hatta bundan büyük bir zevk alabiliyor muyuz? İşte bu sorunun cevabı, haset karşısındaki yerinizi tayin edecektir.

Komşumuzun, tanıdığımızın, çoluk çocuğuyla çok mesut bir aile hayatı sürdüğünü görünce “Ne güzel, Allah bunu herkese nasip eylesin” diyebiliyor muyuz? Çünkü bu da çok önemlidir; içimizden bir kimseye nasip olmuş bir saadetin herkes tarafından erişilmesini, paylaşılmasını arzu etmek bir ruh zenginliğinin işaretidir.

  1. Haset böyle ruhlara saldırmayı göze alamaz.
  2. Haset ateşi içimizde alevlendiği zaman, hemen Cenâb-ı Mevlâmıza sığınalım.
  3. Bir taraftan da abdest alarak onu söndürmeye çalışalım.
  4. Hasedi en çok yıldıran şey kadere imandır.
  5. Haset, içimizde ne kadar şahlanırsa şahlansın, kadere imanımızı takviye ettiğimiz zaman, onun derhal dizlerinin feri kesilir.

Hulâsa iman ve ibadet nurundan o çok yılar. Çünkü onun çok iyi bildiği gibi bu nur mutlaka onun belini kırar. Hasetçinin de bize şerri dokunabilir; ama ondan korkumuz yoktur. Çünkü Felâk sûresinin son ayetinde, “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığının” buyrulmaktadır.

  1. Dikkat ettiniz mi haset, hasetçi işte böyle ayetlere konu olmuştur, bunu hiç unutmayalım.
  2. Her şeyin dizgini Cenab-ı Hakk’ın elindedir.
  3. Allah dilemedikçe bize hiçbir fenalığın tesiri dokunmaz.
  4. O halde Rabbimizle dost olalım, her korkudan, her sıkıntıdan her felaketten, her musibetten böylece kurtulalım.

İnsanın hayatı dindar, namuslu, şerefli, faziletli, yüksek ilim ve irfan sahibi kimselere gıpta ile geçmeli, şuna buna haset ile heba olmamalıdır. Salih insanların ufak tefek kusurları katiyen nazar-ı dikkate alınmamalı. Her fırsatta onların kemalleri, gıpta edilecek örnek yönleri ortaya konmalıdır.

  • Her cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey, mihver insandır.
  • Yeni nesillerin örnek alabileceği, kalıbına dökülebileceği insanlar her cemiyette sayılı ve sınırlıdır ve bunların şahsiyetlerini korumak için üzerlerine titremeli ve kendilerine gıpta etmeliyiz.
  • Netice itibariyle haset; ahlakî bir zaaf olup şeytanın amellerinden bir ameldir.

Bu nedenle de biz müminler, şeytan işi olan bu kötü amelden Rabbimize sığınmalıyız. Gerçek mümin, kendisi için istediğini başkaları için de isteyen, kendisi için istemediğini başkaları için de istemeyen kimsedir. Prof. Dr. Ahmet Coşkun Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Etiketler: » » » : Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset – Hasbahçe Gazetesi » Hasbahçe Gazetesi Sözün Gücü Vicdanın Sesi

Zaaf hangi dil?

Zaaf Ne Demek? Zaaf TDK sözlük anlamı nedir? –

  • Zaaf kelimesinin TDK sözlüğe göre 3 farklı anlamı vardır.
  • Zaaf kelimesinin kökeni Arapça dilidir.
  • Zaaf kelimesinin Arapça dilindeki karşılığı żaʿf şeklindedir.

Zaaf TDK sözlük anlamı şu şekildedir:

  1. isim Düşkünlük
  2. İrade zayıflığı
  3. mecaz Eksiklik, yetersizlik

    Zarafet ne anlama gelir?

    Dilimize Arapçadan geçmiş olan zerafet, zarif sözcüğünden türetilmiştir. Zarif, çevresindeki insanlara her zaman nazik ve kibar davranan kimse anlamına gelir. Zarafet ise incelik göstermek ve nazik olmak demektir. Bu kelime, Osmanlıca kaleme alınmış gazellerde güzel ve hoş anlamında da kullanılır.

    1. Zerafet ne demek? Zerafet TDK sözlük anlamı nedir tüm detayları ile sizler için derledik.
    2. Zerafet kelimesiyle eş ve yakın anlamlı olan sözcükler şu şekilde sıralanabilir: 1- İncelik 2- Nezaket 3- Alım 4- Albeni 5- Cazibe 6- Hoşluk 7- Nefaset 8- Tatlılık 9- Halavet 10- Güzellik Zerafet Ne Demek, Ne Anlama Gelir? 14.

    yüzyıldan beri kullanılmakta olan zerafet, güzel ve alımlı olmak anlamına gelir. Her zaman herkese karşı kibar ve nazik olan zarafet sahibi kişiler ise zarif olarak nitelendirilir. Divan şairlerinin kaside, tahmis ve gazel türündeki eserlerde en çok işlenen konulardan biri zarafet olmuştur.

    Kendi menfaati ne demek?

    Yani herhangi bir durum ya da olay karşısında kendi yararına olan durumu abartarak düşünen kişiler şekilde de anlatılabilir. Başkasının ne yaşadığını ya da zarara uğrayıp uğramadığını düşünmeden kendi çıkarını düşünen kişiler olarak ifade edilebilir.

    Metanet ne anlama gelir?

    Metanet Ne Demek? Tdk’ya Göre Metanet Kelime Anlamı Nedir, Nasıl Kullanılır? Zaaf Ne Demek Metanet Ne Demek? Metanet kelimesi güçlü ve dayanıklı olmak anlamına gelir. Bu kelime Muhkem sözcüğü ile yakın anlamlı olsa da muhkem daha çok nesneler ve yapılar için kullanılır. Örneğin: Muhkem bina, muhkem kapı, muhkem masa. Yalnızca insanlar için kullanılan metanet kelimesi ise dirayet ve dayanma gücü manasına gelir.

    TDK’ya Göre Metanet Kelime Anlamı Nedir? Metanet Kelimesi Nasıl Kullanılır? Not: Bu kelime ”metanetini korumak” şeklinde de kullanılır.

    TDK’ya göre metanet kelimesinin iki farklı anlamı vardır. İlk anlamı: Metin olmak, insan psikolojisini olumsuz etkileyen durumlarda bile güçlü kalmayı başarmak. İkinci anlamı: Başını öne eğmemek, vakur olmak. Örnek Cümleler: 1- O kadar acı şeyler yaşamış olmasına rağmen metanetini bir an olsun kaybetmedi.2- İnsan, her şeye rağmen, gelecek güzel günleri düşünmeli ve metanetini korumalı.

    Fiziksel zaaf nedir?

    Facıoscapulohumeral Musculer Dystrophy – Fizik Tedavi Rehabilitasyon FSH nasıl bir hastalıktır? Kaslarda güçsüzlük ve erime (atrofi) yapan, kalıtımla geçen (genetik) bir hastalıktır. Büyük bir muhtemelen gendeki bozukluk kastaki proteinlerden birinin anormalliğine yol açmakta ve bunun sonucu olarak kas erimesi ortaya çıkmaktadır.

    Fasyo – yüz.Skapula – omuzHumeral – kol.

    Bacaklar da tutulur mu? Evet. Sıklıkla. Özellikle ayak bileklerindeki güçsüzlük (zaaf) sebebi ile ayak düşüklüğü olarak tanımlanan bir durum ortaya çıkar. Hastalığın ileri dönemlerinde dizlerde ve kalçalarda da zayıflık tabloya eklenir. Hastalık ne kadar ilerleyebilir? Hastalığın ilerleyişi farklılık gösterir.

    En ağır seyredenler bütün vakaların beşte birini oluşturur. Bunlar tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyacak duruma gelebilirler. En hafif vakalarda ise kas zaafı belli belirsizdir. Hastaların çoğunluğu bu iki uç arasında farklı derecelerde zaaf gösterirler. En ilerlemiş vakalarda boyun kasları ile birlikte kök kaslarına ek olarak dirsek altındaki ön kol kasları ve parmaklar zaaf gösterirler.

    Çocuklara hastalığın geçişi nasıl ve ne derece olur? Kalıtım şekli dominanttır. Yani hastalığın çocuklara geçebilmesi için anne ve babadan birinin hasta olması gerekir. Hastalık her iki cinste de (kız-erkek9 görülür ve her bir doğumda da hastalığın ortaya çıkma şansı %50’dir.

    • Çocukta hastalığın ağırlığı, hastalığı geçiren anne ya da babadaki hastalığın ağırlığı ile oranlı değildir.
    • Örneğin hafif zaaf gösteren hasta anne ya da babanın çocuğu ağır kas hastalığı gösterebilir ya da bunun tam tersi olabilir.
    • Daha önce de belirtildiği gibi geçiş şekli dominanttır.
    • Çocuk hasta anne ya da babasından hasta geni almış ise hastalık belirtilerini gösterir, (Her doğum için %50 muhtemellik).

    Hasta geni almamış ise sağlam olur ve doğaldır ki bu durumda hastalığı çocuklarına geçirme ihtimali yoktur. Hastalık hangi yaşlarda başlıyor? Hastalık geni taşıyanların %50’sinde 12 yaşa, %95’inde ise 20 yaşına kadar kas zaafı belirtileri ortaya çıkar.

    Sıklıkla hasta kişi çocukluk çağında kol ve omuz hareketlerindeki güçsüzlüğü fark eder. İlk ve en erken belirtiler nelerdir? Uyku sırasında gözler hafif açık kalabilir ve göz sıkmada kirpikler göz kasları içine gömülmez. Ek olarak ıslık çalamaz, balon üfleyemezler ve yüz mimikleri normal ifadelerini kaybetmiştir.

    Her vakada mutlaka aile hikayesi var mıdır? Büyük çoğunlukla aile hikayesi vardır. Ancak küçük bir yüzdesinde anne-baba sağlam olduğu halde çocukta hastalık ortaya çıkabilir. Bunun sebebi ise hastalıktan sorumlu genin çocuğun oluşumu sırasındaki mutasyonu yani bir nedenle bozulmasıdır.

    Böyle bir mutasyon (bozulma) sonucu oluşan hastalık halinde (her bir doğumda) yine %50 şansla çocuğa geçiş olacaktır. Hastalık belirtisi yoksa yine yüzde elli muhtemelen o kişi hasta geni taşıyor olabilir mi? Çocuklarına geçirebilir mi? Hastalık belirtileri çoğunlukla 20 yaşına kadar ortaya çıkar.20 yaşın üzerinde hala sağlam olan bir insanın hasta gen taşıyor olma şansı 1/20’dir Bununla beraber bazı hastalarda belirtiler çok hafif seyrettiği için farkına varılamayabilir.

    Bu nedenle uzman bir kişinin yeterli bir muayenesi ile hastalığın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Hastalık ne kadar sıklıktadır? Kesin olarak bilinmemekle beraber birbirinden farklı rakamlar verilmektedir. En çok 20.000 kişide bir vaka olduğu sanılmakta.

    1. Örneğin İngiltere’ de 50.000 kişide bir vaka olduğu ileri sürülmüştür.
    2. Böylece nüfusu Türkiye’ ye yakın olan bu ülkede 1200 FSH vakası olduğu hesaplanabilir.
    3. As gücünü iyileştirme imkanı var mı? Bu hastalığın tedavisinin olmadığı biliniyor.
    4. Bazı egzersizler ve özellikle yüzme yararlı olabilir.
    5. Hastalara, kilo almamaları önerilir.

    Egzersiz uygulanıyorsa bunun yavaş yavaş arttırılarak gerçekleştirilmesi uygun olur. Herhangi bir cerrahi girişim yararlı olabilir mi? Hastalığın önemli belirtilerinden birisi kolların yukarıya kaldırılmasındaki güçlüktür. Skapula (kürek kemiği)nin tespitini sağlayan bir operasyonla hasta kişinin kollarını daha iyi kullanabilmesi sağlanabilir.

    Ancak böyle bir cerrahi girişim yapılırken tarafların uzunca bir süre hareketsiz kalmasının sakıncaları iyi değerlendirilmelidir. Bu hastalarda narkoz (anestezi) riski var mı? Bilinen bir risk yoktur. Ancak narkozu veren anestezist hastalık tanısından haberdar olmalıdır. Hasta kişi malül ve kendi kendine yetmeyecek hale gelebilir mi? Hastalık belirtileri ne kadar erken başlarsa hastalığın seyri o kadar ağır oluyor ve maluliyet artıyor.

    Erişkin çağlarda bacaklar hala iyi durumda ise hasta artık büyük muhtemelen tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duymayacaktır. Başka problemler-sorunlar ortaya çıkabilir mi? Bazı ailelerde işitme kaybı ve gözün retina tabakasında bazı bozukluklar olabiliyor.

    Ama bunlar çok ender görülen belirtilerdir. Hastalıkla ilgili en son gelişmeler nelerdir? Bu hastalıktan sorumlu olan gen’in tespiti yapıldı. Bu önemli bir gelişme ve buluştur. Bütün benzer hastalıklar üzerinde gen tedavisi çalışmaları süregeliyor. Önümüzdeki yıllarda tedavi imkanlarına yaklaşılması beklenebilir.

    Kaynak: Türkiye Kas Hastalıkları Derneği : Facıoscapulohumeral Musculer Dystrophy – Fizik Tedavi Rehabilitasyon

    Erkeklerin zaafları nelerdir?

    Zaaflarına gelecek olursak; ‘ erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.’ nettir, kadınlar kadar zeka ya düşkün canlılar değiller, kafa uyumu yeterlidir. cilve yi severler. dünya güzeli olmanı beklemezler ama onlar için özendiğini görmek isterler.

    Zaafı Diyanet ne demek?

    Yaygın bir hastalık: Zaaf-ı diyanet Zaaf Ne Demek Hastalık, yaygın bilinen tanım olarak, insan vücudunda olağanın dışında gelişen, organizma dengesinin bozulması ile bir şeyin fazlalığı ya da eksikliği şeklinde de ortaya çıkabilecek iyi olmama durumudur. Bu tanım her ne kadar maddî hastalıklar için kullanılsa da aslında insanın manevî hayatı da maddî vücudu gibi bir dengeler ve ölçüler bütünüdür.

    İnsanın manevî vücudunu besleyen, dengeleyen, düzenleyen vasıtaların azlığı ya da insanın manevî vücuduna ve yaşantısına zarar veren sebeplerin artması insanda manevî hastalıkların ortaya çıkmasına yol açabilir. Mesela vücutta toksin maddelerin fazlalığı maddî vücuda zarar verip tehdit eden bir hastalık olduğu gibi, manevî vücutta günahların fazlalığı da manevî hayatı tehdit eden tehlikeli bir hastalıktır.

    Aynı şekilde vücutta vitamin azlığı bir hastalık olduğu gibi, manevî vücutta da dua ve tevekkülün eksikliği bir manevî hastalıktır. Kalbi ele alalım, kalbin hem maddî, hem de manevî ciheti vardır. Maddî kalp fizyolojik vücudun hayatta kalması için kan pompalayıp vücudu çalıştırdığı gibi, manevî kalp de manevî vücudun merkezi hükmünde vücuda manevîyat nurları ve manevî ihtiyaçları ulaştırarak manevî hayatı devam ettirmeye yardımcı olur.

    Her dönemin de bir yaygın hastalığı olur. Bu hastalıklar eğer maddî hastalık ise hava, su, gıda gibi hayatın devamı için gerekli olan vasıtalar üzerinden insanlara bulaşır ve metabolizması zayıf olan, hastalığa direnci olmayan insanların ölümüne yol açar.14. yüzyılda Avrupa’da yaşanan veba salgını 25 milyon kişinin ölmesine sebep olmuştur.

    Öte yandan yaygın hastalık eğer manevî cihetten gelmiş ise, insanın kulakları, dilleri ve gözleri ile yayılarak kalbe, ruha, fikre ve manevî hayatı tehdit edebilecek yerlere yerleşerek insanlar arasında yaygınlaşır ve manevî cihetin ölmesine, neticede ebedî ahiret hayatının kaybedilmesine sebep olur.

    Günümüzün de yaygın hastalığı bir kalp hastalığı olan zaaf-ı diyanet, yani dinî yaşayışın eksikliğidir.Bu eksiklik de manevî kalbin sekteye uğramasına ve manevî hayatın günahlar tarafından hücuma uğramasına sebep olur. İşlenen günahların fazlalaşması ve dinî yaşayışın iyice azalması neticesinde insan kalbini manen öldürür, vicdanın ikaz edici sesini duyulmaz hâle getirir ve manevî hayatının sona ermesine, dolayısı ile ebedî hayatının da ebedî şekavetle (bela ve sıkıntılara düşmek) geçmesine sebep olur.

    Maddî bir hastalığın en fazla 60-70 senelik bir hayatı tehdit etmesine bedel kalp hastalığı insanın sonsuz hayatını tehdit etmektedir. Bu nedenle asrımızın bu kalp hastalığı gelmiş geçmiş en tehlikeli yaygın hastalıktır. Kulaktan kulağa, gözden göze ve dilden dile yayılan bu hastalığa karşı elbette gözü kapatmak, kulağı tıkamak ve dili susturmak çare olmamaktadır.

    Vitamin eksikliği olana vitamin takviyesi, demir eksikliği olana demir takviyesi yapıldığı gibi, bu hastalığın da yegâne çaresi dinî yaşayışın takviye edilmesi ve takvanın, yani günahlardan kaçınmanın artırılmasıdır. Bu da ancak iman hakikatlerinin sürekli takviyesi ve ibadetlerin sürekliliği için gayret edilmesi ile mümkündür.

    Çünkü, imanı olmayan insan dinî bir yaşayış elde edemezken, ibadet ile imanı muhafaza edemeyen de dinî yaşayışını sürekli hâle getiremez. İman kalbi beslediği gibi, ibadet de vicdanı uyanık tutar ve kalbi sürekli ikaz ederek istikametini korumasını sağlar.

    İmanın takviyesi ve ibadetin sürekliliği de her asırda Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlamak ile mümkün olabilir. Sahabe efendilerimizin güneş gibi bir imana malik olmalarının sebebi Kur’ân-ı Kerim’i hakkıyla anlayıp yaşamalarıydı. Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlatıp yaşama tatbik edilmesine yardım edecek, Kur’ân’ı bulunduğu asra uygun tefsir edecek, o asrın diline tercüme edecek eserler her asırda gelmiştir.

    Böylece Asr-ı Saadet’ten uzak yaşayan bizim gibi insanların da Kur’ân nurundan istifade etmesi, imanını takviye etmesi ve manevî hayatını kurtarması mümkün olabilmiştir. Bu asırda da bu vazifeyi gören eserler Risale-i Nur Külliyatı’ dır. Milletin kalp hastalığı olan zaaf-ı diyaneti Kur’ân-ı Kerîm’den alınan iman hakikatleri ile tedavi eden ve dinî yaşayışı takviye eden bu eserler son asra damgasını vurmuş, insanların kalplerini ölmekten kurtarmış, manevî hayatın takviyesine ve ebedî hayatın kurtarılmasına vesile olmuştur. : Yaygın bir hastalık: Zaaf-ı diyanet

    Zaafına yenik düşmek ne demek?

    Zaafı tanımadan ve ne olduğunu bilmeden kendimizi tanıyamayız ve bizim hareketlerimizin nedenini kavrayamayız. Türk Dil Kurumu sözlüğünde zaaf kelimesinin karşılığı olarak, ‘ düşkünlük, irade zayıflığı, eksiklik ve yetersizlik ‘ şeklinde açıklamalar mevcuttur.

    TDK tutku ne demek?

    Vikipedi, özgür ansiklopedi Frederick Goodall ‘un Passionate Encounter (Tutkulu Karşılama) adlı tablosu Tutku (Yunanca πάσχω (pasho) “acı çekmek, harekete geçmek” ve Geç Latince (çoğunlukla Hristiyan ) passio “tutku; acı çekmek” (Latince pati “acı çekmek”; sıfat-fiil: passus )), belirli bir kişi veya şeyle ilgili olarak güçlü ve inatçı veya zar zor kontrol edilebilen duygu veya eğilimi belirtmek için kullanılan bir terimdir.

    Tutku, kelime anlamı olarak; bir fikre, teklife veya amaca duyulan hevesli ilgiden veya hayranlıktan; bir ilgi veya faaliyetten coşkuyla zevk almaktan; bir kişiye karşı güçlü çekim, heyecan veya duyguya kadar değişebilir. Çoğunlukla aşk duygusuna eşlik etse de, tek başına da güçlü bir duygu olabilir.

    Çoğu zaman kişinin bilinçli kontrolü dışında oluşmuş derin bir duygu ve düşünce bağlılığının varlığı söz konusudur. Nitekim TDK Sözlük’te “İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras” olarak tanımlanmıştır. Denis Diderot ise (1713-1784) tutkuları şöyle tanımlar: “Kan ve hayvan ruhlarının bazı düzensiz hareketlerinin neden olduğu veya bunlara eşlik ettiği belirsiz bir zevk veya acı hissi ile birleşen, belirli bir yoğunluğa taşınan düşkünlükler, eğilimler, arzular ve isteksizlikler tutku olarak adlandırdığımız şeydir.

    1. Ruhun bir anlamda tutku adının geçtiği yerde pasif hale getirildiği bir durum olan tüm kişisel özgürlük uygulamalarını engelleyecek kadar güçlü olabilirler.
    2. Ruhun bu eğilimi ya da sözde eğilimi, kendi içinde tutku uyandıran bir nesnede büyük bir iyilik ya da büyük bir kötülüğün bulunduğuna dair sahip olduğumuz düşünceden doğar.” Diderot, ayrıca tutkunun yol gösterici ilkeleri olarak gördüğü haz ve acıyı dört ana kategoriye ayırır: Duyuların zevkleri ve acıları Zihnin veya hayal gücünün zevkleri Kusursuzluğumuz; veya erdemlerin veya kusurların kusurluluğu Başkalarının mutluluğu veya talihsizliğindeki zevkler ve acılar İsmet Emre de tutkuyu şöyle anlatmaktadır: “Tutku; bilincin eğilim gösterdiği şeye yürümesi değil, kendini onun kollarına bırakmasıdır.

    Yapmaktan keyif aldığı eylemle önce kısa süreliğine göz göze gelmesi, ardından tükenene değin onun peşinden ‘sürüklenmesi’dir. Tutku bir etkilenme değil, bir çarpılmadır; bir uyuşukluk değil, bir sarsılmadır; bir ulaşma değil, bir yolculuktur.” Modern pop-psikolojiler ve istihdam sağlayan kurumlar, “tutku” ifadesini destekleme ve hatta teşvik etme eğilimindedir; önceki nesiller bazen daha da incelikli bakış açıları ifade etmişlerdir.

    Global Küresel ne demek?

    Global kelimesinin anlamı son günlerde en çok merak edilenler arasında yer alıyor. Öte yandan sofistike kelimesinin TDK anlamı da araştırılıyor. Peki, Global ne demek? Global nedir? Sofistike TDK kelime anlamı ne? – Global kelimesini çoğu zaman duyarız.

    • Özellikle de, son zamanlarda; televizyon, gazete gibi kitle iletişim araçları aracılığıyla, ‘global’ kelimesi daha çok hayatımıza girmiştir.
    • Ayrıca; Twitter, Facebook gibi sosyal medya organlarında da; bu kelime oldukça sık dillendirilmeye başlanmıştır.
    • Global” ile “globalleşme” kavramı ve sofistike kavramlarının tanımlarının farklarını detaylandıralım.

    Global Ne Demek? Global kavramının kullanımı arttıkça, ne anlama geldiği de; insanlar tarafından araştırılmaya başlanmıştır. Global ne demek sorusuna cevap olarak; global kelimesini, “küresel” olarak tanımlayabiliriz. Kısaca küresel anlamına gelen global kelimesi, tüm dünyayı ve insanlığı etkileyen olgular için kullanılır.

    Global olaylar ve değişkenler, olayın veya değişkenin; yerel değil, genel olduğunu ifade etmektedir. Dünya ölçüsünde geniş bir bakış açısı ile benimsenen tüm olaylar için, global kavramı kullanılır. Globalleşme ise, küreselleşme anlamında olup; yerel anlamda gerçekleşmeyip, tüm dünyanın değişimine zemin hazırlar.

    Teknoloji ve iletişim, global bir dünya düzeninin kurulmasına ön ayak olmuştur. Sofistike TDK Kelime Anlamı Fransızca kökenli bir sözcük olan “sofistike” kavramı, yine anlamı çok merak edilen kelimelerden birisidir. Sofistike, farklı konularda birçok anlama gelse de; “yapmacık” ve “içten olmayan tavır, davranış, duygu” gibi anlamlarda kullanılır.

    Erkeklerin zaafları nelerdir?

    Zaaflarına gelecek olursak; ‘ erkekler güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.’ nettir, kadınlar kadar zeka ya düşkün canlılar değiller, kafa uyumu yeterlidir. cilve yi severler. dünya güzeli olmanı beklemezler ama onlar için özendiğini görmek isterler.

    Ahlaki zaaf ne demek?

    Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset – Hasbahçe Gazetesi » Hasbahçe Gazetesi Sözün Gücü Vicdanın Sesi Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset Haset (kıskançlık) başkalarının elindeki nimeti çekememek, bu nimetin, o şahsın elinden alınmasını istemektir. Gıpta (imrenmek) ise başkasının sahip olduğu imkânları beğenmek, sevmek ve meşru yollardan o imkânlara kavuşmayı istemektir. Gıpta güzel bir haslettir.

    1. Haset, fertlerin gelişmesini önleyen, insanı içten içe yıkan, pek müzmin, pek çirkin bir huydur.
    2. Bunun için dinimizde haset, haram kılınmış ve ahlâk-ı rezîlelerden sayılmıştır.
    3. Gıpta, insanın başkalarından, ibret alarak başkalarının güzel hallerini kendisine örnek yaparak çalışması, gayret göstermesine imkân verdiği için pek güzel bir haslettir.

    Gençlerin, gıpta damarlarını harekete geçirmek, haset damarlarını körletmek bir terbiye işidir ve son derece lüzumludur. Haset, ilim adamlarını da mahveder. Nice harika zekâlar, haset yüzünden, kendilerini yükseltme yerine, başkalarını alçaltmak için çalışmıştır.

    1. Nice imkânlar insanların ve cemiyetin hayrına kullanılma yerine, haset yüzünden ziyan edilmiş veya yıkıcılıkta harcanmıştır.
    2. Hasetçi, eğeyi yalayan kedi gibi kendi kanını içtiğinin farkında bile olamaz.
    3. Evet, bir hadis-i şerifte de açıklandığı gibi, hasetçi başkalarına zarar verirken, kendisini de yer bitirir.

    İnsan, doğuştan başkalarının saadetinden zevk alan, başkalarının iyiliği, hayrını kendi iyiliği ve hayrı bilen bir yaratılıştadır. Fakat hasetle bozulan, çözülen kimse hep başkalarının felâketinden hayvanî bir zevk duyacak hale gelir. Haset öyle bir kurttur ki, genç-ihtiyar, âlim-cahil, hoca-talebe demeden herkesin içinde kendisine rahat bir barınak bulabilir.

    Musallat olduğu her bir ruhu kemirir durur. Bu tilki yapılı mahlûk, peygamber evladına bile söz geçirebilmiştir. Gizli şirk gibi bir şeydir bu. Başka başka çehreler göstermeğe ve masum tavırlar takınmaya da muvaffak olabilir. Tarihte nice âlimler, nice âbidler, nice kahramanlar, nice devlet adamları haset yüzünden âleme maskara olmuşlardır.

    Bunlardan hâlâ ibret almayanlara, ne demeli? Fakat unutmamalı; tarihte hasede metelik vermeyenler de yok değildir. Yoksa dünyamız bugüne kadar ayakta durabilir miydi? Kardeşi kardeşe, arkadaşı arkadaşa, komşuyu komşuya, âlimi âlime, kaynanayı geline, gelini kaynanaya düşman yapan yine hep bu fitnedir.

    • Birlik, beraberlik içinde görünen nice dostlar, bunun tekme tokatlarıyla nasıl da darmadağınık olmuşlardır.
    • Araştırınız; tarihte birçok cinayetin asıl suçlusunun haset olduğunu anlayacaksınız.
    • Ama nice masumlar, onun yerine suçlu sandalyesine oturmuş, hesap vermiştir.
    • Bu, öyle kurnaz bir canidir ki, her cinayeti işler; fakat hiçbir zaman yakayı ele vermez.

    Onu suçlu olarak yakalayanlar bile onu asla cezalandıramaz. O her işin içinden sıyrılıp çıkmasını bilir. Ama hangi taşı kaldırırsanız altında onu bulursunuz. Mikroplar, bedenen zayıf düşmüş insanlara musallat oldukları ve kendilerine yem olarak öylelerini buldukları gibi, haset mikrobu da ruhen fakir düşmüş, ruhen çökmüş insanlara musallat olur; bu suretle onların zaten yıkılmaya yüz tutmuş ruhlarında bir müddet saltanat kurar.

    Mikropla haset arasında ne de büyük benzerlik var. Leş kargaları gibi her ikisi de yıkılmış vücutların mirasına konuyorlar. Bu ahbap çavuşlar, birbirlerine o kadar sadakatle bağlıdırlar ki, birbirlerinin menfaatlerini gözetmede hiçbir ihmalleri olmaz. Çünkü mikrobun yerleştiği vücut zayıflayınca, hasede zemin haline gelen bir ruh tablosu ortaya çıkar.

    Hasedin, sahip çıkıp delik deşik ettiği ruh ise bedeni zayıf düşürür, onu mikropların yemliği haline sokar. Haset, hırs ve kinle pek kolay dost olur, o ne yapıp yapıp hırslı ve kindar kimselerin ruhlarını hemen buluverir. Ve bu zavallı ruhların sağlam kalan taraflarını da bir güve gibi kemirmeye devam eder durur.

    1. Vücuda yerleşip vücutta şahlanan bazı mikropların, mikrobiyoloji uzmanlarını aciz bıraktığı gibi, haset de en yetişkin, en maharetli irşatçıları aciz bırakmış ve mağlup etmiştir.
    2. Im bilir belki de kimsenin haberi olmadan birbiri ile anlaşıp geri kalmış milletleri aralarında paylaştıkları ve sömürdükleri iddia edilen süper devletler gibi, bunlar da bizim hiç haberimiz olmadan varlığımızı aralarında paylaşmışlardır.

    Sakın insanların haset damarlarını tahrik etmeye kalkışmayınız. Haset damarı tahrik olmuş bir insan şehvetine, şöhretine ve servetine mağrur ve mahkûm olmuşlar gibi pek gülünç durumlara düşmekte, neticede her yıkılıştan ayrı bir öfke ile doğrulup çevresini yakıp yıkmaktan geri durmayan bir dehşet, bir felaket kaynağı olmaktadır.

    Bu davetsiz misafir, bizim kapımızı da çalabilir. Bizim içimizde de kendisine bir çevre bulabilir. Bunun için kendimizi bir “suje” yerine koyup deneyelim. Acaba arkadaşlarımızın başarı ve mutluluğunu kendi başarı ve mutluluğumuz bilip sevinebiliyor muyuz? Dostumuzun meşrû ticaretinden büyük kârlar elde etmesine dayanabiliyor muyuz? Hatta bundan büyük bir zevk alabiliyor muyuz? İşte bu sorunun cevabı, haset karşısındaki yerinizi tayin edecektir.

    Komşumuzun, tanıdığımızın, çoluk çocuğuyla çok mesut bir aile hayatı sürdüğünü görünce “Ne güzel, Allah bunu herkese nasip eylesin” diyebiliyor muyuz? Çünkü bu da çok önemlidir; içimizden bir kimseye nasip olmuş bir saadetin herkes tarafından erişilmesini, paylaşılmasını arzu etmek bir ruh zenginliğinin işaretidir.

    Haset böyle ruhlara saldırmayı göze alamaz. Haset ateşi içimizde alevlendiği zaman, hemen Cenâb-ı Mevlâmıza sığınalım. Bir taraftan da abdest alarak onu söndürmeye çalışalım. Hasedi en çok yıldıran şey kadere imandır. Haset, içimizde ne kadar şahlanırsa şahlansın, kadere imanımızı takviye ettiğimiz zaman, onun derhal dizlerinin feri kesilir.

    Hulâsa iman ve ibadet nurundan o çok yılar. Çünkü onun çok iyi bildiği gibi bu nur mutlaka onun belini kırar. Hasetçinin de bize şerri dokunabilir; ama ondan korkumuz yoktur. Çünkü Felâk sûresinin son ayetinde, “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığının” buyrulmaktadır.

    Dikkat ettiniz mi haset, hasetçi işte böyle ayetlere konu olmuştur, bunu hiç unutmayalım. Her şeyin dizgini Cenab-ı Hakk’ın elindedir. Allah dilemedikçe bize hiçbir fenalığın tesiri dokunmaz. O halde Rabbimizle dost olalım, her korkudan, her sıkıntıdan her felaketten, her musibetten böylece kurtulalım.

    İnsanın hayatı dindar, namuslu, şerefli, faziletli, yüksek ilim ve irfan sahibi kimselere gıpta ile geçmeli, şuna buna haset ile heba olmamalıdır. Salih insanların ufak tefek kusurları katiyen nazar-ı dikkate alınmamalı. Her fırsatta onların kemalleri, gıpta edilecek örnek yönleri ortaya konmalıdır.

    Her cemiyetin en çok muhtaç olduğu şey, mihver insandır. Yeni nesillerin örnek alabileceği, kalıbına dökülebileceği insanlar her cemiyette sayılı ve sınırlıdır ve bunların şahsiyetlerini korumak için üzerlerine titremeli ve kendilerine gıpta etmeliyiz. Netice itibariyle haset; ahlakî bir zaaf olup şeytanın amellerinden bir ameldir.

    Bu nedenle de biz müminler, şeytan işi olan bu kötü amelden Rabbimize sığınmalıyız. Gerçek mümin, kendisi için istediğini başkaları için de isteyen, kendisi için istemediğini başkaları için de istemeyen kimsedir. Prof. Dr. Ahmet Coşkun Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Etiketler: » » » : Ahlakî Bir Zaaf Olarak Haset – Hasbahçe Gazetesi » Hasbahçe Gazetesi Sözün Gücü Vicdanın Sesi

    Zaaf ı diyanet ne demek?

    Yaygın bir hastalık: Zaaf-ı diyanet Zaaf Ne Demek Hastalık, yaygın bilinen tanım olarak, insan vücudunda olağanın dışında gelişen, organizma dengesinin bozulması ile bir şeyin fazlalığı ya da eksikliği şeklinde de ortaya çıkabilecek iyi olmama durumudur. Bu tanım her ne kadar maddî hastalıklar için kullanılsa da aslında insanın manevî hayatı da maddî vücudu gibi bir dengeler ve ölçüler bütünüdür.

    İnsanın manevî vücudunu besleyen, dengeleyen, düzenleyen vasıtaların azlığı ya da insanın manevî vücuduna ve yaşantısına zarar veren sebeplerin artması insanda manevî hastalıkların ortaya çıkmasına yol açabilir. Mesela vücutta toksin maddelerin fazlalığı maddî vücuda zarar verip tehdit eden bir hastalık olduğu gibi, manevî vücutta günahların fazlalığı da manevî hayatı tehdit eden tehlikeli bir hastalıktır.

    Aynı şekilde vücutta vitamin azlığı bir hastalık olduğu gibi, manevî vücutta da dua ve tevekkülün eksikliği bir manevî hastalıktır. Kalbi ele alalım, kalbin hem maddî, hem de manevî ciheti vardır. Maddî kalp fizyolojik vücudun hayatta kalması için kan pompalayıp vücudu çalıştırdığı gibi, manevî kalp de manevî vücudun merkezi hükmünde vücuda manevîyat nurları ve manevî ihtiyaçları ulaştırarak manevî hayatı devam ettirmeye yardımcı olur.

    Her dönemin de bir yaygın hastalığı olur. Bu hastalıklar eğer maddî hastalık ise hava, su, gıda gibi hayatın devamı için gerekli olan vasıtalar üzerinden insanlara bulaşır ve metabolizması zayıf olan, hastalığa direnci olmayan insanların ölümüne yol açar.14. yüzyılda Avrupa’da yaşanan veba salgını 25 milyon kişinin ölmesine sebep olmuştur.

    Öte yandan yaygın hastalık eğer manevî cihetten gelmiş ise, insanın kulakları, dilleri ve gözleri ile yayılarak kalbe, ruha, fikre ve manevî hayatı tehdit edebilecek yerlere yerleşerek insanlar arasında yaygınlaşır ve manevî cihetin ölmesine, neticede ebedî ahiret hayatının kaybedilmesine sebep olur.

    Günümüzün de yaygın hastalığı bir kalp hastalığı olan zaaf-ı diyanet, yani dinî yaşayışın eksikliğidir.Bu eksiklik de manevî kalbin sekteye uğramasına ve manevî hayatın günahlar tarafından hücuma uğramasına sebep olur. İşlenen günahların fazlalaşması ve dinî yaşayışın iyice azalması neticesinde insan kalbini manen öldürür, vicdanın ikaz edici sesini duyulmaz hâle getirir ve manevî hayatının sona ermesine, dolayısı ile ebedî hayatının da ebedî şekavetle (bela ve sıkıntılara düşmek) geçmesine sebep olur.

    Maddî bir hastalığın en fazla 60-70 senelik bir hayatı tehdit etmesine bedel kalp hastalığı insanın sonsuz hayatını tehdit etmektedir. Bu nedenle asrımızın bu kalp hastalığı gelmiş geçmiş en tehlikeli yaygın hastalıktır. Kulaktan kulağa, gözden göze ve dilden dile yayılan bu hastalığa karşı elbette gözü kapatmak, kulağı tıkamak ve dili susturmak çare olmamaktadır.

    Vitamin eksikliği olana vitamin takviyesi, demir eksikliği olana demir takviyesi yapıldığı gibi, bu hastalığın da yegâne çaresi dinî yaşayışın takviye edilmesi ve takvanın, yani günahlardan kaçınmanın artırılmasıdır. Bu da ancak iman hakikatlerinin sürekli takviyesi ve ibadetlerin sürekliliği için gayret edilmesi ile mümkündür.

    Çünkü, imanı olmayan insan dinî bir yaşayış elde edemezken, ibadet ile imanı muhafaza edemeyen de dinî yaşayışını sürekli hâle getiremez. İman kalbi beslediği gibi, ibadet de vicdanı uyanık tutar ve kalbi sürekli ikaz ederek istikametini korumasını sağlar.

    İmanın takviyesi ve ibadetin sürekliliği de her asırda Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlamak ile mümkün olabilir. Sahabe efendilerimizin güneş gibi bir imana malik olmalarının sebebi Kur’ân-ı Kerim’i hakkıyla anlayıp yaşamalarıydı. Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlatıp yaşama tatbik edilmesine yardım edecek, Kur’ân’ı bulunduğu asra uygun tefsir edecek, o asrın diline tercüme edecek eserler her asırda gelmiştir.

    Böylece Asr-ı Saadet’ten uzak yaşayan bizim gibi insanların da Kur’ân nurundan istifade etmesi, imanını takviye etmesi ve manevî hayatını kurtarması mümkün olabilmiştir. Bu asırda da bu vazifeyi gören eserler Risale-i Nur Külliyatı’ dır. Milletin kalp hastalığı olan zaaf-ı diyaneti Kur’ân-ı Kerîm’den alınan iman hakikatleri ile tedavi eden ve dinî yaşayışı takviye eden bu eserler son asra damgasını vurmuş, insanların kalplerini ölmekten kurtarmış, manevî hayatın takviyesine ve ebedî hayatın kurtarılmasına vesile olmuştur. : Yaygın bir hastalık: Zaaf-ı diyanet

    Zaaf hangi dil?

    Zaaf Ne Demek? Zaaf TDK sözlük anlamı nedir? –

    • Zaaf kelimesinin TDK sözlüğe göre 3 farklı anlamı vardır.
    • Zaaf kelimesinin kökeni Arapça dilidir.
    • Zaaf kelimesinin Arapça dilindeki karşılığı żaʿf şeklindedir.

    Zaaf TDK sözlük anlamı şu şekildedir:

    1. isim Düşkünlük
    2. İrade zayıflığı
    3. mecaz Eksiklik, yetersizlik