Laboratorio Cianorte

Dicas, Recomendações, Ideias

Zina Ne Demek?

Zina nedir neler zinaya girer?

Zina, meşru olmayan bir diğer ifadeyle evlilik dışı girilen cinsel ilişki anlamına gelir. Zina İslam dininde haram kılınan büyük günahlardandır. Özellikle dini yönden zina nedir? Konusunu öğrenebilirsiniz. Sizin için; ‘zina yapmak ne demek?’ ve zina ayetleri konusunu detaylarıyla derledik.

– Zina, evlilik durumu söz konusu olmayan erkeğin ve kadının cinsel ilişkiye girmesi durumunu ifade eder. Zina Nedir? Nikahı olmayan kız ve erkeğin yahut nikah akdi gerçekleşmemiş durumdaki nişanlı olan çiftlerin cinsel ilişkiye girmesi zinadır. Nikah akdi olmaksızın evlilik dışı cinsel ilişkiler, İslam dininde kesin olarak yasaklanmıştır.

Bu bakımdan işlenmesi büyük bir günahtır. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz şunları buyuruyor: ” Bir şahıs zina yaptığı zaman ondan imanı gider, tıpkı bir gölge gibi kişinin imanı başının üzerinde durur. ” ” Zina yapmak konusunda sürekli ısrar eden bir kişi, puta tapan bir kimseye benzer.” ” Muhakkak ki yedi kat gökler ve yedi kat yerler zina eden yaşlı kimseye lanet okur.

Hiç şüphe yoktur ki zina yapanların avret yerlerinin kötü kokusu, cehennem halkını dahi son derece rahatsız eder. Zina Ayetleri Kur’an-ı kerimde zina ile ilgili olarak bilgi veren açık ayetler vardır. Bu ayetler şunlardır; – İsra Suresi, 32. ayet; “Zinaya yaklaşmayın. Zira zina yapmak, bir hayasızlık olup çok kötü bir yoldur.

” – Nur Suresi, 2. ayet; ” Zina yapan kadın ve zina yapan erkeklerin her birine yüz’er sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe iman ediyor iseniz, Allah’ın hükümlerini uygularken zina yapanlara acıma duymayın. Müminler arasından bir gurup da zina yapanlara uygulanan cezaya şahitlik etsin.” – Nur Suresi, 3.

Ayet; ” Zina yapan erkek, zina yapan yahut müşrik olan bir kadın başkasını nikahına alamaz. Zina yapan bir kadın da yalnızca zina yapan ya da müşrik olan bir erkek ile evlenebilir. Bu, mümin olanlara haram kılınmıştır.” Zina Yapmak Ne Demek? Zina yapmak; aralarında nikah akdi olmayan ergen bir kadın ile ergen durumdaki bir erkeğin cinsel ilişkiye girmesi durumunu ifade eder.

Zina olarak ifade edilen bu durum ise kişiler tarafından bilerek ve isteyerek gerçekleşir. Zina yapan kişiye ise, ‘zani’ denilmektedir. İslam dini bu zinayı kesin olarak yasaklamıştır. Ayrıca zina yapılmaması konusunda da uyarmıştır. Zina yapmanın bir kimse için kötü olması kadar; zinadan kaçmak ve ondan uzak durmakta iyi ve sevap bir iştir.

  1. Zina, sadece evlilik dışı ilişkiye girmek suretiyle olmaz.
  2. Farklı şekillerde yapıldığında da günahtır.
  3. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konuda açıklaması da şu şekildedir; Kur’an- ı kerimde zina etmeyin” denilmeyip “Zinaya yaklaşmayın” denilmesi, zinaya götürme tehlikesi bulunan tutum ve davranışlardan da uzak durmayı ifade eder.

Burada zina yasağının ardından “Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur” denilmesi, zinanın insanın temiz fıtratına ve akl-ı selime aykırı olduğuna işaret etmektedir.

Zina tam olarak nedir?

Page 2 – Zina eden kadın ve erkeğe uygulanan kırbaç cezası Zina, aralarında bir bağı bulunmayan yetişkin bir ile arasındaki, ancak efendi-cariye ilişkisinde de nikah bağı yoktur ve onlar zina sayılmamıştır. Zina çoğu anlayışına uygun olmayan olarak değerlendirilir.

Zina yapan bir insan nasıl belli olur?

Boşanma Davası Kapsamında Zina Ne Anlama Gelir? – Zina nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, zina eyleminin varlığı gereklidir. Zina, eşlerden birinin eşinden başka birisiyle cinsel ilişkide bulunması demektir. Yani eğer evli bir kişi üçüncü bir kişi ile cinsel ilişkide bulunmuşsa, bu zinadır.

  • Ancak sadece mesajlar, görüşmeler, öpmek ya da sevdiğinin söylemesi gibi eylemler mevcut ise, zina gerçekleşmemiştir.
  • Her ne kadar öpüşmek gibi fiiller cinselliğin parçası olsa da, cinsel birlikteliğin tamamlanmış olması halinde ancak zinadan söz edilebilir.
  • Bu nedenle, salt kısa mesajlara dayanarak zina nedeniyle boşanma davası açmak yerinde olmayabilir.

Zinanın net olarak ispat edilemediği olaylarda evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası açılması daha doğru olacaktır.

Zina yapmak ne demek?

Meselâ Hanefîler zinayı, ‘ bir erkeğin aralarında nikâh bağı veya şüphesi bulunmayan bir kadınla önden cinsel birleşmesi ‘ şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma uyan zina, dinen haram olmasının yanında unsurlarının oluşması halinde cezaî yaptırımı gerektiren bir suçtur.

Dudaktan dudağa öpüşmek zina sayılır mı?

Nikahsız el ele tutuşmak haramdır. Dudaktan yanaktan öpmek de günahtır. Zinaya girmez.

Hangileri zina sayılır?

Zina Nedeniyle Boşanma Davası | Türk Medeni Kanunu 161. Madde Türk Medeni Kanunu’nda boşanma nedeni olarak düzenlenen zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunması demektir. Medeni kanun 161.

Zina nedir örnekler?

Yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’na göre zina, evlilik birliği içerisinde, eşlerden birinin, eşi dışındaki bir karşı cinsle cinsel ilişki yaşaması olarak kabul edilmektedir. Bu tanıma göre, evlilik dışı bir cinsel ilişkinin ‘zina’ olarak kabul edilebilmesi için, mutlaka karşı cinsle yaşanma şartı aranmaktadır.

Hangi ilişki zina sayılmaz?

Zina Sayılan Eylemler – Zina, kusura dayalı ve mutlak bir boşanma sebebi olduğu halde bu dava türü, ispat zorluğu nedeniyle genel olarak aile hukuku alanında şiddetli geçimsizlik davasına göre daha az rastlanan bir çekişmeli boşanma davası türüdür. Zinanın söz konusu olabilmesi için eşlerden birinin bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi gerekmektedir.

  1. Sarılmak, öpmek zina sayılmaz ancak teşebbüs aşamasında kalan zinadan bahsedebilmek adına ispat kolaylığı sağlar.
  2. Yargıtay teşebbüs aşamasında kalan davranışları ve zinaya delil oluşturabilecek birçok durumu da zina başlığı altında değerlendirmektedir.
  3. Örneğin eşin karşı cinsten birisiyle yatakta basılması durumu teşebbüs aşamasında kalan cinsel ilişki olmasına rağmen zina olarak değerlendirilecektir.

Ayrıca cinsel ilişkinin kusura dayalı olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Zina yapan eş bilerek veya isteyerek cinsel ilişkiye girmelidir. İradeyi sakatlayan haller söz konusuysa fiil zina olarak değerlendirilemeyecektir. Örneğin eşin tecavüze uğraması zina değildir.

Allah zina edenleri affeder mi?

Her kim zina veya hırsızlık yaparsa veya içki içerse; onun üzerine had (ceza) uygulanmadığı müddetçe tövbesi ve salih amelleri kabul edilmez mi? Allah’a hamd olsun. Birincisi: Her kim zina, hırsızlık, içki içmek (Allah korusun) dinden çıkmak gibi büyük günahlarla mubtela olursa; vacip olan yaptığı günahı bırakıp pişman olmakla birlikte Allah’a tövbe etmesidir.

  1. Ayrıca günaha tekrar dönmeme ve varsa hakları hak sahiplerine iade etmektir.
  2. Her kim tövbe ederse günahı ve suçu ne olursa olsun Allah onun tövbesini kabul eder.
  3. Günahları affetmek Allah’a zor gelmez.
  4. Yüce Allah şöyle buyurdu: “Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah’a tapmazlar.
  5. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler.

Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır. Kıyamette, o büyük duruşma gününde onun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır. Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir.

Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Furkan/68-70) Yüce Allah; şirki, cana kıymayı ve zinayı zikrettikten sonra her kim tövbe eder, iman edip salih amel işlerse Allah onun tövbesini kabul eder ve günahlarını sevaplara dönüştürür. Yüce Allah şöyle dedi: “Gerçekten Ben, tövbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Taha/82 İkincisi: Söz konusu günahları işleyen kişi tövbe ettikten sonra hadlerin (cezaların) uygulanmasını talep etmesi gerekmez.

Hatta bu konuda en iyisi bunu gizlemesi ve kendi ile rabbi arasında tövbe etmesiyle birlikte salih amelleri bolca yapmasıdır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “Yüce Allah’ın yasakladığı şu kötü şeylerden sakının, her kim bu kötülüklerden bir şeyi yaparsa Allah’ın örtüsüyle gizlesin” silsile sahihe/ Beyhaki 663 Ubade bin Samit Radiyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in yanında olduğumuz bir günde şöyle dedi: “Allah’a ortak koşmayacağınıza, zina yapmayacağınıza ve israf etmeyeceğinize dair bana bey’at eder misiniz?” Nisa suresinde ki ayeti okudu ve şöyle dedi: ” Her kim vefa gösterirse karşılığı Allah’tandır.

Her kim bir günah işler ve cezalandırılırsa ceza onun günahına kefaret olur, her kim bir günah işler ve Allah onu örterse duruma Allah’a kalmıştır; ister onu azaplandırır, ister onu affeder” (Buhari 4894) Ebu Hureyre Radiyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle dedi: “Allah dünyada bir kulun günahını örtüyorsa Ahirette de örter” (Muslim 2590) İmam Ahmed (21891) Naim bin Hezal’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Hezal, Maiz bin Malik’i ücretli olarak çalıştırıyordu.

Kendisin Fatime adına bir cariyesi vardı ve koyunları otlardı. Maiz onunla zina yapar ve bunun Hezal’a bildirir. Hezal, O’na şöyle der: Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem git ve haber ver belki senin hakkında ayet iner. Maiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ durumu anlatınca recmedilmesini emretti.

Başka bir rivayette Maiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e gelir ve beni temizle der (yani haddin/cezanın uygulanmasını ister) Rasulullah: “Yazıklar olsun git tövbe ve istiğfar et” der. (Muslim 1695)Nevevi Rahimehullah şöyle dedi: Müslümanların icmasıyla büyük günahların günahı tövbeyle düşer.Hafiz bin Hacer: Maiz’in kıssasında şu dersler alınır: “Böyle durumda olan kişi Allah’a tövbe edip kendini gizler ve hiç kimseye söz etmez” Şafii Radiyallahu anhu bu görüşe katılmış ve şöyle demiştir: “Allah, günah işleyeni örtmüşse kendini gizlemesi ve kimseye söz etmemesi gerekir.” Fethulbari-12/124

Matalip el Nuha 6/168’de şöyle geçmektedir: Haddi (cezayı) gerektiren bir suç işleyen kişinin kendini gizlemesi mustehaptır. Hakimin önünde bunu açığa vurması vacip olmadığı gibi sünnet de değildir. Zira hadiste şöyle geçmektedir: “yüce Allah gizleyicidir, kulları arasında gizleneni sever” Daimi Fetva Kurulu şöyle demiştir: “hadler şer’i bir hakim’e ulaştığında ve yeterli kanıtlarla tespit edildiğinde hadlerin uygulanması vacip olur.

  1. İcma olarak bu durumda tövbeyle hadler düşmez bilakis uygulanır.
  2. Zina yapan Ğamidi, tövbe ettikten sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem gelmiş ve haddin uygulanmasını talep etmiştir.
  3. Rasulullah, O’nun hakkında şöyle demiştir: “Öyle bir tövbe etti ki şayet tövbesi tüm Medine halkına dağıtılsa onlara yeter” bununla birlikte onun üzerine had uygulanmıştır.

Yetkili hakim dışında kimse haddi uygulamaz. Fakat ceza durumu hakime ulaşmazsa bu durumda müslüman Allah’ın örtüsüyle gizlenir ve samimi bir tövbe ile Allah’a tövbe eder umulur ki Allah ondan kabul eder. (Daimi Fetva Kurulu 15/22) Üçüncüsü: Açıkça anlaşıldı ki insanın kendini örtüp gizlemesi haddin uygulanmasından daha evladır.

  1. Böylece biliniyor ki haddin uygulanması tövbenin bir şartı değildir.
  2. Had olmadan da tövbe geçerlidir.
  3. Salih amellerin ise kabul edilmesi daha evladır.
  4. Zira salih amel ile haddin uygulanması arasında bir ilişki yoktur.
  5. Sonuç olarak: her kim zina ederse Allah’ın örtüsüyle gizlensin ve kendi ile rabbi arasında tövbe etsin ve kimseye yaptığı günahı anlatmasın.

Şayet bir kimse günahın işlendiğini görürse bunu gizlemesi mustehaptır. Günahkar, tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder, haddin uygulanmaması, tövbenin kabulü ve salih amelin üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur. En iyisini Allah bilir. : Her kim zina veya hırsızlık yaparsa veya içki içerse; onun üzerine had (ceza) uygulanmadığı müddetçe tövbesi ve salih amelleri kabul edilmez mi?

Bekarken zina yapmak günah mı?

I. Cumhuriyet Dönemi Öncesi Durum Cumhuriyet döneminde kabul edilen kanunlarda zinaya ilişkin yapılan düzenlemelerin incelenmesinden önce, Osmanlı Devletinde esas olarak uygulanan İslam hukuku çerçevesinde zinaya ilişkin düzenlemelere kısaca değinmekte fayda vardır.

  • İslam hukukunun temel kaynağını oluşturan Kur’an-ı Kerim’de zinanın açık bir tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte, Kur’an’da ” çok çirkin ve kötü bir yol ” olduğu gerekçesiyle zinadan uzak durulması emredilmiş, ayrıca zina suçunu işleyenin cezalandırılacağı buyrulmuştur,
  • İslam hukukunda zinanın -mezhepler tarafından birbirinden farklı tanımları yapılmakla birlikte – ” hukukî bir akit veya şüphe bulunmaksızın bir erkek veya bir kadının karşı cinsten birisiyle doğal biçimde cinsel ilişkide bulunması ” şeklinde tanımlanabileceği ifade edilmektedir.

Öğretide, klasik İslam hukuku kaynaklarında zinanın suç olarak kabul edilmesinin sebebinin, soyun devamının sağlanması, nesep karışıklığının önüne geçilmesi, gayrimeşru çocukların yetiştirilmemesi gibi gerekçeleri olduğu; buna karşılık İslam hukukunda esas itibarıyla zina eyleminin yasaklamasının sebebinin evlilik, aile düzeni ile nesebin korunması, toplumsal huzurun sağlanması ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önüne geçilmesi olduğu öne sürülmektedir,

Bununla birlikte, zina eyleminin cezalandırılmasında evli ve bekar ayrımı yapıldığı dikkate alındığında, zinanın yasaklanmasının tek başına soyun devamının sağlanması gerekçesine dayandırılamayacağı; aksi takdirde evli olmayan veya doğurma yeteneği bulunmayan kişilerin bu suçla ilişkisinin açıklanamayacağı da ifade edilmiştir,

İslam hukukunda Kur’an, sünnet ve icma delilleri kapsamında zinanın suç olduğu; bu bağlamda zina suçunun İslam ceza hukuku kuralları gereği had suçları kapsamında yer aldığı kabul edilmektedir, Zina suçunun had cezasını gerektirdiği konusunda İslam hukuku kurallarında bir görüş ayrılığı bulunmadığı, zira zinanın Kur’an ile sünnet tarafından yasaklandığı ve cezasının da tespit edildiği belirtilmektedir,

Öğretide, İslam ceza hukukunda Hanefi mezhebi ekolünün baskın olduğu savunulmuş, bu doğrultuda Hanefi mezhebince yapılan tanımdan hareketle zina suçunun, ” erkeğin şüphenin dışında ve nikâhına mâlik bulunmadığı bir kadına ön tarafından cinsî münasebette bulunması ” olduğu ifade edilmiştir, Bu tanımdan hareketle, zina suçunun failleri kadın ve erkek olup zina suçunu işleyen kadın zâniye, erkek ise zâni olarak anılmaktadır,

Zinaya ilişkin genel kabul gören tanım çerçevesinde, İslam hukuku kuralları uyarınca zina suçunun koşulları, failin mükellef (bir diğer söyleyişle tam ehliyetli) olması; cinsel ilişkinin iradi olarak gerçekleşmesi; faillerin kadın ve erkek olması; iradeleriyle birlikte olan taraflar arasında nikâh akdi bulunmaması; birlikte olan taraflar arasında efendi-köle ilişkisi olmaması; failin cinsel ilişkinin meşru olduğunu düşünmemesi (bir diğer söyleyişle şüphe olmaması ) ve cinsel ilişkinin kadının ön tarafından kurulması olarak sayılmaktadır,

  • Zina için sayılan söz konusu koşullar doğrultusunda, erkek ve kadın bu suçun faili olup bunlardan birinin evli ya da bekar olması eylemin suç olma niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.
  • Buna karşılık, zina eyleminin cezalandırılmasında, failin evli olup olmadığı dikkate alınmaktadır,
  • Zina suçunun ispatı İslam hukuku kurallarına göre tanık vasıtasıyla ya da failin zina eyleminde bulunduğunu ikrar etmesiyle mümkün olmaktadır,

Bahsi geçen ispat araçlarının yanı sıra, bazı mezhepler kadının hamile kalmasının; buna karşılık bazı mezhepler ise lian (kocanın dört tanık bulunmamasına rağmen karısının zina eyleminde bulunduğunu iddia etmesi ve buna karşılık karının, kocasının yalan söylediği konusunda yemin etmesi) hâlinde kadının yeminden çekinmesinin zinaya karine teşkil ettiğini öngörmüştür,

  • Zinanın tanıkla ispat edilebilmesi için dört erkek tanığın bulunması ve bunların zina eylemini gördüklerine ilişkin tanıklık etmeleri gerekmektedir,
  • Tanıklardan birinin tanıklık için gerekli koşulları taşımaması; tanıkların beyanları arasında çelişki bulunması veya tanık sayısında azalma olması hâllerinde bu kişilerin zina iftirası suçu işlediği kabul edilecek ve bu nedenle cezalandırılacaklarıdır,
See also:  Saudade Ne Demek?

Öte yandan suç, zina eyleminde bulunan failin ikrarıyla da ispat edilebilmektedir. Bu ispat aracında, failin mükellef (tam ehliyetli) olması ve zina eyleminde bulunduğunu dört kere ikrar etmesi gerektiği; ayrıca failin ikrardan dönme hakkının da bulunduğu belirtilmektedir,

  1. İslam ceza hukuku kuralları uyarınca -Hanefi ekolünün benimsendiği de gözetilerek- zina suçu için 100 değnek (celde, sopa gibi adlandırmalar mevcuttur) ve recm (taşlanarak öldürülme) cezaları öngörülmüştür.
  2. Nitekim Kur’an’da, kişinin evli ya da bekar olup olmadığı fark etmeksizin zina suçunu işlemesi hâlinde 100 değnek vurulması emredilmiştir,

Öte yandan, zina suçunu işleyen evli olmayan faile sürgün cezasının da verilebileceği ; dayak ve recm cezasının kişiye aynı anda verilmesinin mümkün olmadığı, ancak somut olaya göre dayak ve sürgün cezasının birlikte verilebileceği belirtilmektedir,

Evli olan kişinin zina eyleminde bulunması durumunda ise öngörülen cezanın recm olduğu öne sürülmekle birlikte, öğretide, Kur’an-ı Kerim’de recm cezası bulunmadığı ve sünnete dayanılarak bu cezanın kabul edildiği; ancak söz konusu cezanın İslam hukuku kurallarınca tartışmalı olduğu savunulmaktadır,

İslam aile hukuku kurallarında ise boşanma hakkı Kur’an, sünnet ve icma kapsamında kocaya ait olup boşanmada talak usulü gündeme gelmektedir, Talak kelimesi ” Evliliğin sona ermesi, erkeğin karısını boşaması ” anlamını taşımaktadır, Ayrıca talak ” salıvermek “, ” bir şeyden elçekmek ” anlamlarında da kullanılmaktadır,

  • İslam hukuku kurallarına göre talak, kocanın bazı kurallar dâhilinde tek taraflı irade beyanı ile eşinden boşanmasını ifade etmektedir,
  • Ancak bazı durumlarda kocanın evlilik öncesinde veya sırasında karısına boşanma yetkisi tanıması (tefvîz-i talak) ya da tarafların aralarında anlaşması (muhâlea) yoluyla da boşanmanın gerçekleşebileceği kabul edilmiştir,

Boşanma ilke olarak tek taraflı irade beyanıyla kocaya tanınmış bir hak olmakla birlikte, İslam aile hukuku kurallarına göre bazı hâllerde tarafların mahkemeye başvurarak evlilik birliğini sona erdirmesi de mümkündü, Zina her ne kadar İslam aile hukuku kurallarına göre açıkça boşanma sebebi olarak gösterilmese de, zina sebebine bağlı olarak eşler arasındaki evlilik birliğinin lian yoluyla sona ereceği; kocanın dört tanık bulunmamasına rağmen mahkeme huzurunda karısının zina eyleminde bulunduğunu iddia etmesi ve buna karşılık karının, kocasının yalan söylediği konusunda yemin etmesi sonucunda, hâkimin eşlerin ayrılmasına karar vereceği öngörülmüştü,

  1. II. Cumhuriyet Döneminde Durum – 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunundaki Düzenlemeler Osmanlı Devletinde Tanzimat Dönemine kadar zina suçuna ilişkin şer’i hukuk kuralları yanında, örf’i hukuk kurallarının kaynağını oluşturan kanunnameler uygulanmıştır.
  2. Tanzimat Döneminde ise, Batılılaşma akımının etkisiyle birçok yeni yasal düzenleme yapılmıştır.

Bu kapsamda ceza hukuku alanında da yasal düzenleme ihtiyacı doğduğundan 1840, 1851 ve 1858 yıllarında ceza kanunları hazırlanmıştır. Ancak bahsi geçen kanunlarda zinaya ilişkin düzenlemeler yer almamış; son olarak 1860 yılında 1858 tarihli Ceza Kanununa zinaya ilişkin hüküm eklenmiştir.

  • Söz konusu hüküm 1911 ve 1925 yıllarında değiştirilmekle birlikte, Cumhuriyet döneminde kabul edilen ceza kanununa kadar uygulanmaya devam etmiştir,
  • Cumhuriyet’in ilanından sonra köklü değişiklikler yapılmış, bu kapsamda yürütülen kanun çalışmaları neticesinde 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanununun çevirisi olan 765 sayılı eTCK hazırlanmış ve 01.03.1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir,

Zina suçu ise, eTCK’nin ” Adabı umumiye ve nizamı aile aleyhinde cürümler ” başlıklı sekizinci babın ” Zina ” başlıklı beşinci faslında 440 ila 444. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre anılan Kanunun 440. maddesinde kadının zina suçu, 441. maddesinde erkeğin zina suçu olmak üzere -öğretide tartışmalı olan- iki ayrı hüküm öngörülmüştür.

  • ETCK kapsamında zina suçunun hukuki konusunun ne olduğu hususunda farklı görüşler ileri sürülmüş ve bu görüşler üç ana grupta toplanmıştır.
  • Buna göre suçun hukuki konusuna ilişkin görüşlerden ilki, evlilik birliğinin getirdiği sadakat yükümlülüğü çerçevesinde cinsel sadakat yükümlülüğüne uyulması; ikincisi evliliğin hukuki düzeninin korunması; üçüncüsü ise ” evlilik statüsü “nün korunması şeklindedir,

Hafızoğulları, suçun hukuki konusunun ” evlilikten doğan cinsel sadakat yükümlülüğüne ilişkin ailevî ve ferdî bir değer ve menfaat ” olduğunu belirtmiş; buna karşılık Erem ise konuya ilişkin görüşünü, ” Zina suçu bakımından cezaî himayenin mevzuu evlenme nizamıdır.

  1. Zinanın hususî menfaatlere de zarar verdiği aşikârdır.
  2. Fakat bu zarar âmme nizamına da tesir eder ” şeklinde ifade etmiştir.
  3. ETCK’de zinanın açık bir tanımına yer verilmemiş, yalnızca kadının zina suçu ile erkeğin zina suçu farklı maddelerde hüküm altına alınmıştır.
  4. Çok failli bir suç olduğu kabul edilen zina için evli olmak suçun ön koşuludur.

Zira bu suç, evlilik birliğinden doğan cinsel sadakat yükümlülüğünün ihlali olup, bu nedenle faillerden birinin (kadın ya da erkek) evli olması zorunludur, Öğretide, evliliğin kanunen geçerli (hukuk düzenince tanınan) bir evlilik olması gerektiği, bu bağlamda dinî nikâhın bu suçun ön koşulu olarak sayılmayacağı; nişanlılık aşamasında veya boşanmadan sonra yaşanacak cinsel ilişkilerin bu suçu oluşturmayacağı ve suç tarihinde evliliğin mevcut olması gerektiği belirtilmiştir,

  • ETCK veya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinde yer almamakla birlikte, aynı cinsten iki kişinin evlenmesi veya kanunda belirlendiği şekilde resmî memur önünde evlenme iradelerinin açıklanmaması gibi durumlarda yok evlilik söz konusu olup, bu durumda zina suçundan söz edilemeyecektir,
  • Buna karşılık, batıl evlilik durumunda zina suçunun oluşup oluşmayacağı konusu MK’nin 124.

maddesi nedeniyle öğretide tartışmalara neden olmuştur. Nitekim anılan maddede, mutlak butlan ile malül olan evliliğin, hâkim kararına kadar geçerli olduğu hüküm altına alınmış; bu kapsamda öğretide bir görüş batıl evlilik olması hâlinde zina suçunun oluşmayacağını öne sürmüştür.

Diğer bir görüş ise, hâkim tarafından butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin hüküm ve sonuçlarının doğacağını, butlan kararının ileriye etkili sonuç doğuracağını, bu nedenle eşlerin, geçerli bir evlilikten doğan sadakat yükümlülüğü ile bağlı olacağı ve bu yükümlülüğü ihlal etmeleri hâlinde zina suçunun oluşacağını savunmuştur,

Evlilik birliği ölümle sona ereceğinden, sağ kalan eşin ölümden sonra yaşadığı cinsel ilişki zina suçunu oluşturmayacaktır. Gaiplik hâlinde, MK’nin 94. maddesi uyarınca gaiplik kararı verilmesi evlilik birliğini doğrudan ortadan kaldırmadığı için, diğer eşin evliliğin feshi olarak adlandırılan davayı açması gerekmektedir.

Nitekim gaiplik kararı verilmesine rağmen evliliğin feshi davası açılmadığı sürece, evlilik birliğinden doğan yükümlülükler devam edeceğinden, gaiplik hâlinde zina suçunun işlenebileceği kabul edilmiştir, Bununla birlikte, ayrılık veya terk hâlinde evlilik birliği sona ermediğinden, eşlerin cinsel sadakat yükümlülüğü devam etmekte ve bu yükümlülüğünün ihlali zina suçunu oluşturmaktadır,

Evlilik birliğini sona erdiren nedenlerden biri olan boşanmada ise, kararın kesinleşmesine kadar evlilik birliği devam ettiğinden, bu süre içinde sadakat yükümlülüğünün ihlali zina suçuna sebebiyet verecektir, eTCK’nin 440. maddesinde kadının zinası hüküm altına alınmış olup suçun failleri suç tarihinde evli olan kadın ile bu kadınla cinsel ilişki yaşayan erkektir.

Bu bağlamda suçun oluşması için kadının karşı cinsten birisiyle birlikte olması zorunlu olup, aynı cinsten birisiyle cinsel ilişki yaşaması zina suçunu oluşturmayacaktır, Zina suçunun çok failli bir suç tipi olduğu kabul edilmekle birlikte, anılan madde uyarınca bu suçun asıl faili evli olan kadındır, zira evli kadın kasten kocası dışında bir erkekle cinsel ilişkiye girerek bu suçu işlemektedir,

Kadının zina suçunu işlediğinin kabul edilmesi için, kocasından başka bir erkekle bir kez cinsel ilişki yaşaması yeterli görüldüğünden, kadının zina suçunun ani bir suç olduğu ifade edilmiştir, eTCK’nin 441. maddesinde ise kocanın zinası hüküm altına alınmış olup, hükümde kadının zinasından farklı koşullara yer verilmiştir.

  1. Anılan madde uyarınca, suçun faillerinden biri olan evli erkeğin, karısıyla ikamet ettiği veya herkesçe bilinen başka bir yerde karı koca gibi geçinmek üzere başkasıyla evli olmayan bir kadını tutması hâlinde zina suçu oluşacaktır,
  2. Görüldüğü üzere, kadının zinasından farklı olarak, kocanın zinasında failin evli olmayan bir kadınla süreklilik arz eden bir ilişki yaşaması gerekmektedir.

Dolayısıyla kocanın zinasının mütemadi suç olduğu; buna karşılık kocanın devamlı olmayacak şekilde karşı cinsten farklı insanlarla cinsel ilişki yaşaması hâlinde zina suçunu işlemediği kabul edilmiştir, Öte yandan, bahsi geçen maddede suçun failleri evli koca ve evli olmayan kadın olarak düzenlendiğinden, kocanın evli bir kadınla birlikte yaşaması kocanın zinası suçuna değil, koşulların varlığı hâlinde kadının zinası suçuna sebebiyet verecektir,

eTCK’nin 440 ve 441. maddelerinde kadın ve kocanın zinası yönünden farklı koşulların benimsenmesi öğretide tartışmalara neden olmuş; kocanın kadın karşısında daha üstün tutulduğu ve ayrıcalıklı bir konuma getirildiği, eTCK’nin 441. maddesinin erkeği ” kolladığı ” gibi eleştiriler yöneltilmiştir, Nitekim 1967 yılında eTCK’nin 440 ve 441.

maddelerinin; 1968 yılında ise 441. maddesinin Anayasada güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine söz konusu hükümlerin iptali için başvurulmuş, ancak AYM her iki başvuruyu da oy çokluğuyla reddetmiştir, Buna karşılık 23.09.1996 tarih ve 1996/15 E.1996/34 K.

  1. Sayılı kararıyla görüş değiştiren AYM, kocanın zinasına ilişkin eTCK’nin 441.
  2. Maddesinin iptaline karar vermiştir.
  3. İptal kararının gerekçesinde, ” Kocanın eyleminin zina suçu sayılabilmesi için kadının zinasında aranmayan kimi koşul ve öğelerin aranması, karı karşısında kocaya yasal üstünlük tanınması anlamına gelir.

Evlilik birliği içinde kocaya bu tür üstünlük tanımak için haklı bir neden yoktur. Çünkü, karşılıklı sadakat yükümlülüğü bakımından karı ile koca arasında fark bulunmamaktadır. Bunun için kocanın basit zinasının cezalandırılmaması, ona kadına karşı çağdaş anlayışa uymayan bir ayrıcalık tanınmasına yol açarak cinsiyet ayırımını reddeden kadın erkek eşitliğini bozar ” ifadelerine yer verilmiştir,

Hükmün iptali ile yasama organının ortaya çıkan kanun boşluğunu doldurması için düzenleme yapması amacıyla, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, ancak bu sürede konuya ilişkin yeni bir düzenleme yapılmadığından kocanın zinası suç olmaktan çıkmıştır.

Son olarak, kanunda sadece kadının zinasının suç olarak düzenlenmesinin Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle eTCK’nin 440. maddesinin de iptal edilmesi için AYM’ye başvuru yapılmış; 23.06.1998 tarih ve 1998/3 E.1998/28 K. sayılı kararıyla AYM öne sürülen gerekçeyi haklı bularak anılan maddenin oy çokluğuyla iptaline karar vermiştir,

Bu şekilde Türk hukukunda kadının ve kocanın zinası -iptal kararlarının gerekçesinde zinanın başlı başlına suç teşkil edip etmediği konusunda bir tartışmaya yer verilmemekle birlikte- ceza kanunları kapsamında suç olmaktan çıkarılmıştır, – 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki Düzenlemeler Cumhuriyet döneminde yürürlüğe giren 743 sayılı MK’den önce, Osmanlı Devletinde özel hukuk ve medeni hukuk ilişkilerinin din kurallarına göre düzenlendiği, başta aile hukuku alanında olmak üzere birçok konuda erkeğe üstünlük tanınan ve kadınla erkek arasında eşitsizliğe neden olan kuralların uygulandığı ; buna karşılık Cumhuriyet döneminde İsviçre Medeni Kanununun -çoğunlukla- aslına bağlı kalınarak çevrilmesiyle 04.10.1926 tarihinde kabul edilen MK’nin laik, çağdaş ve eşitlikçi kurallar öngörerek medeni hukuk alanında ” radikal ” bir değişiklik yaptığı kabul edilmektedir,

Yıllar içerisinde birtakım değişikliklere uğrayan adı geçen Kanun, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK’nin 1028. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. MK’de boşanma sebepleri 129 ila 134. maddeler arasında sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre zina, eTCK uyarınca suç olmasının yanı sıra aile hukuku çerçevesinde bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiş ve MK’nin 129.

Maddesinde kusura dayanan bir boşanma sebebi olarak hüküm altına alınmıştır, Öte yandan MK’de sınırlı olarak sayılan boşanma sebepleri yönünden genel ve özel boşanma sebepleri ile mutlak ve nisbî boşanma sebepleri şeklinde bir sınıflandırma benimsenmiştir, Bu kapsamda zina, MK’de ayrıca ve açıkça düzenlenmiş olduğundan özel boşanma sebebi; zina eylemi işlendiğinde hâkim tarafından başka bir araştırma yapılmaksızın boşanma karar verileceğinden mutlak boşanma sebebi niteliğini haizdir,

eTCK’de her ne kadar kadın ve kocanın zinası yönünden -eşitlik ilkesine aykırı olarak- farklı düzenlemeler yapılsa da, MK uyarınca zinanın boşanma sebebi olması için kadın ve erkek arasında hiçbir fark gözetilmemiştir. Bu bağlamda eşlerden birinin zina eyleminde bulunması durumunda, diğer eş boşanma davası açma hakkına sahiptir.

Bu nedenle MK’de boşanma sebebi olması yönünden kadın ve erkek arasında eşitlik ilkesinin benimsendiği ifade edilmiştir,01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK’de de, MK’ye paralel olarak boşanma sebepleri sınırlı olarak sayılmış, bu çerçevede TMK’nin 161. maddesinde zina özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir,

MK’nin yürürlükte olduğu dönemde zina suç olmaktan çıkarılmış ve günümüze kadar da zinanın suç olduğuna dair yeni bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Hâlihazırda uygulanmakta olan TMK ile yürürlükten kaldırılan MK arasında, zinanın boşanma sebebi olması konusunda herhangi bir farklılık bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, TMK ile MK arasında zina yönünden oluşan farklılık, boşanma davasında ispat konusunda ortaya çıkmaktadır. MK’nin yürürlükte olduğu dönemde -AYM’nin iptal kararına kadar- zinanın suç olarak kabul edilmesi nedeniyle, ceza mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararının boşanma davası hâkimini de bağlayacağı, bu şekilde ceza mahkemesi kararının boşanma davasında kesin delil teşkil edeceği; ancak ceza davası sonucunda zina eyleminde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, bu kararın hukuk hâkimini bağlamayacağı ve taraflar hakkında boşanma kararı verilebileceği kabul edilmiştir,

Berna Berfin KAYA Osmanlı Devletinde esas itibarıyla İslam hukuku kuralları uygulanmakla birlikte, padişahların İslam hukukuna aykırı olmamak üzere kural koyabileceği kabul edilmiş ve şer’î hukuk kuralları yanında örfî hukuk kuralları da uygulanmıştır( İsmail Acar, “Osmanlı Kanunnameleri ve İslam Ceza Hukuku (I)”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.

XIII-XIV, İzmir, 2001, s.54; Nevin Ünal Özkorkut, Türk Hukuk Tarihinde Zina Suçu, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2009, s.69; Aydoğan Demir, “Kanunî’nin Bir Fermanı Vesilesiyle Zina Üzerine Düşünceler”, Tarih ve Toplum Aylık Ansiklopedik Dergi, C.29, S.169, İstanbul, 1998, s.5). Mehmet Boynukalın, İslam Hukukunda Zina Suçu ve Cezası, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 1995, s.31; Cihan Osmanağaoğlu, “Klasik Dönem Osmanlı Hukukunda Zina Suçu ve Cezası”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.66, S.1, İstanbul, 2008, s.113.

İslam dininde mezheplerin zina ile ilgili tanımlarındaki farklılıklar konusunda detaylı bilgi için bkz. Boynukalın, s.27-29; Özkorkut, s.71, dn.4; Mwamba İssa Kazadi, Zina: Kur’an ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Ceza Hukuku Karşılaştırılması, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2017, s.13.

  • Boynukalın, s.30.
  • Boynukalın, s.36-37; Özkorkut, s.74; Yağmur Temiz, “Türk İslam Hukukundan Günümüze ‘Zina'”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.5, S.2, Malatya, 2014, s.496.
  • Temiz, s.496-497.
  • Boynukalın, s.30-31; Demir, “Düşünceler”, s.5; Özkorkut, s.70; Temiz, s.493.
  • İslam hukukunda cezai müeyyidelerin çeşitli ayrımlara tabi tutulduğu, bu kapsamda en çok kabul gören ayrımın suçların had (çoğulu hudud), kısas-diyet ve ta‘zîr şeklinde üçe ayrılması olduğu ifade edilmektedir.
See also:  Qual Canal Vai Passar O Jogo Do Psg?

Sözlük anlamı ” engel olmak ” anlamına gelen had sözcüğü ile İslam hukukunda bazı suçlar yönünden öngörülen cezai müeyyidelerin kastedildiği belirtilmektedir( Osmanağaoğlu, s.112, ayrıca bkz. dn.5; Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi Sözlüğü ). Boynukalın, s.31; Osmanağaoğlu, s.113.

  • Acar, “Osmanlı Kanunnameleri”, s.66-67; Osmanağaoğlu, s.114; Temiz, s.495.
  • Osmanağaoğlu, s.114; Özkorkut, s.71; Kazadi, s.12.
  • Taraflar arasında nikâh akdi olduğu yönünde şüphe bulunması hâlinde had cezasının uygulanmayacağına ilişkin bkz.
  • Boynukalın, s.50-51; Osmanağaoğlu, s.116; Özkorkut, s.72.
  • Osmanağaoğlu, s.115.

Ayrıca zina suçunun unsurlarıyla ilgili detaylı bilgi ve cinsel ilişkinin şekli ve tarafları konusunda tartışmalar için bkz. Boynukalın, 1995; Kazadi, 2017. Boynukalın, s.98 ve 103; Osmanağaoğlu, s.117; Özkorkut, s.71; Kazadi, s.16. Boynukalın, s.71; Osmanağaoğlu, s.118; Özkorkut, s.101-102.

Boynukalın, s.85-87; Özkorkut, s.105. Zina suçuna ilişkin tanıklık konusunda detaylı bilgi için bkz. Boynukalın, s.78-85. Naci Şensoy, “Zina Cürmü”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.8, S.1-2, İstanbul, 1942, s.76; Boynukalın, s.85; Demir, “Düşünceler”, s.5; Osmanağaoğlu, s.118-119; Özkorkut, s.101.

Osmanağaoğlu, s.120; Özkorkut, s.102-104. Boynukalın, s.98; Demir, “Düşünceler”, s.5; Osmanağaoğlu, s.121; Özkorkut, s.107-108; Temiz, s.496; Kazadi, s.44. Buna karşılık Osmanlı Devletinde zina suçuna ilişkin kanunnamelerde, zina eyleminde bulunan kişilerin para cezasıyla cezalandırılacağı belirtilmiştir( Acar, “Osmanlı Kanunnameleri”, 2001, s.62-63; Özkorkut, s.127).

Demir, “Düşünceler”, s.5; Osmanağaoğlu, s.121; Temiz, s.496. Sürgün cezasının niteliği hakkında mezhepler arasında görüş ayrılığı bulunduğuna ilişkin tartışmalar için bkz. Boynukalın, s.101 vd; Özkorkut, s.106-107. Osmanağaoğlu, s.123. Boynukalın, s.103 vd.; Osmanağaoğlu, s.122 vd.; Özkorkut, s.108 vd.; Temiz, s.496.

Osmanlı Devletinde uygulanan bir recm olayına ilişkin detaylı bilgi için bkz. Demir, “Düşünceler”, s.8-9. Ali Yüksek, “İslam Aile Hukukunda Boşama Yetkisi ve Kadının Boşanması”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.7, S.32, Samsun, 2014, s.341. Kur’an’da yer alan ayetlerin boşanma yetkisinin kime ait olduğunu belirlemediği, ancak boşanmanın sınırlandırılması ve kötüye kullanılmasını engellemek için kadına ve erkeğe ayetlerde ayrı ayrı yer verildiği yönünde görüş için bkz.

İbrahim Paçacı, “Sosyal Hayattaki Değişim Sürecinde İslâm Aile Hukuku (Evlenme ve Boşanma Örneği), İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, S.11, Konya, 2008, s.84-85. Türk Dil Kurumu Sözlükleri ( https://sozluk.gov.tr ) (E.T.: 01.09.2020). Esat Şener, Hukuk Sözlüğü, Ankara, Seçkin Yayınları, 2001, s.756. Yüksek, s.341.

Yüksek, s.344-347; Oğuz Ersöz, Türk Hukukunda Zina Sebebiyle Boşanma, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018, s.45. Yüksek, s.348; Paçacı, s.89. Mezhepler arasındaki farklı görüşler ve lian konusunda detaylar için bkz. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi ( https://islamansiklopedisi.org.tr ) (E.T.: 01.09.2020).

  • Buna karşılık kocanın zinası nedeniyle kadının mahkemeye başvurma hakkı olduğu yönünde görüş için bkz.
  • Yüksek, s.352.
  • Şensoy, s.77-78; Özkorkut, s.140-146; Temiz, s.500; Müberra Korkmaz, “Türkiye’nin Ceza Hukuku Tarihinde Zina Suçu”, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.2, Ankara, 2017, s.183-185.

Özkorkut, s.153; Temiz, s.500; Korkmaz, s.185. Zeki Hafızoğulları, Zina Cürümleri, İstanbul, Kazancı Hukuk Yayınları, 1983, s.16-36; Korkmaz, s.187-188. Hafızoğulları, s.35. Faruk Erem, “Zina”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.18, S.1, Ankara, 1961, s.125; İhsan Baştürk, “Türk Anayasa Yargısı Perspektifiyle Erkeğin Zinası Suçu”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C.8, S.1, Ankara, 2018, s.29.

  • Şensoy, s.79; Mahmut Bedri Acar, “Zina”, Ankara Barosu Dergisi, C.7, S.88-89, Ankara, 1951, s.43; Erem, s.137; Hafızoğulları, s.95.
  • Erem, s.137-138; Hafızoğulları, s.96-97; Korkmaz, s.190.
  • Şensoy, s.79; Hafızoğulları, s.98.
  • Şensoy, s.79, dn.20; Erem, s.138-139; Hafızoğulları, s.99-100; Özkorkut, s.156-157; Korkmaz, s.190.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.01.1968 tarih ve 1968/40 E.1968/9 K. sayılı kararında, TKM’nin 124. maddesinin ceza hukuku bakımından değerlendirmeye alınamayacağına ve batıl bir evlilik nedeniyle zina suçunun oluşmayacağına karar vermiştir(Kazancı Hukuk Otomasyon ).

  1. Hafızoğulları, s.103; Korkmaz, s.191.
  2. Hafızoğulları, s.104-105; Korkmaz, s.191.
  3. Boşanma konusunda öğretide tartışma konusu olan hususlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.
  4. Acar, “Zina”, 1951, s.44-45; Erem, s.139 vd.; Hafızoğulları, s.107-108; Korkmaz, s.191.
  5. Hafızoğulları, s.112.
  6. Şensoy, s.83; Erem, s.144; Hafızoğulları, s.112; Korkmaz, s.188.

Erem, s.141; Hafızoğulları, s.140; Özkorkut, s.159; Baştürk, s.29. Acar, “Zina”, 1951, s.43; Baştürk, s.29. Erem, s.145; Hafızoğulları, s.207, 221; Korkmaz, s.194. Hafızoğulları, s.202; Korkmaz, s.194. Hafızoğulları, s.202; Demir, “Düşünceler”, s.12; Temiz, s.502-503; Korkmaz, s.207; Baştürk, s.29-30.

Ararlar için sırasıyla bkz. Anayasa Mahkemesinin 02.03.1967 tarih ve 1966/30 E.1967/9 K. sayılı kararı (19.09.1967 tarih ve 12703 sayılı Resmî Gazete); 28.11.1968 tarih ve 1968/13 E.1968/56 K. sayılı kararı (08.07.1969 tarih ve 13243 sayılı Resmî Gazete) ( www.resmigazete.gov.tr ) (E.T.: 01.09.2020). Bkz.

Anayasa Mahkemesinin 23.09.1996 tarih ve 1996/15 E.1996/34 K. sayılı kararı, 27.12.1996 tarih ve 22860 sayılı Resmî Gazete ( www.resmigazete.gov.tr ) (E.T.: 01.09.2020). Bkz. Anayasa Mahkemesinin 23.06.1998 tarih ve 1998/3 E.1998/28 K. sayılı kararı, 13.03.1999 tarih ve 23638 sayılı Resmî Gazete ( www.resmigazete.gov.tr ) (E.T.: 01.09.2020).

Bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararlarının kocanın zinası suçu yönünden değerlendirilmesi için bkz. Baştürk, 2018. Zinanın suç teşkil edip etmediği konusunda öne sürülen görüşler ve tartışmalar için bkz. Demir, “Düşünceler”, s.12; Temiz, s.505-509; Korkmaz, s.210-212. Osmanlı Devletinde Tanzimat Döneminde 1917 yılında kabul edilen ve 1919 yılında yürürlükten kaldırılan Hukuk-ı Aile Kararnamesinde aile hukukuna ilişkin yapılan düzenlemeler konusunda ayrıntılı bilgi için bkz.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi ( https://islamansiklopedisi.org.tr ) (E.T.: 01.09.2020); Belkıs Konan, “Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nde Kadının Hukuki Durumu İle İlgili Düzenlemeler”, ed. Fethi Gedikli, II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri Cilt: I, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, s.323-352.

Selâhattin Sulhi Tekinay, Türk Aile Hukuku, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 3. Bası, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1978, s.2-3; Aydın Zevkliler, M. Beşir Acabey, K. Emre Gökyayla, Medeni Hukuk, 6. Baskı, Ankara, Seçkin Yayınları, 1999, s.56-57. Zevkliler, Acabey, Gökyayla, Medeni Hukuk, s.971. Tekinay, s.172; Zevkliler, Acabey, Gökyayla, Medeni Hukuk, s.975-977.

Tekinay, s.193; Zevkliler, Acabey, Gökyayla, Medeni Hukuk, s.977. Tekinay, s.192; Zevkliler, Acabey, Gökyayla, Medeni Hukuk, s.980. MK’de sınırlı sayıda kabul edilen boşanma sebeplerinin TMK’de de aynen benimsenmesinin amacının, suç olmaktan çıkarılan zinanın boşanma sebebi olarak korunması ve toplumsal menfaatin korunması olduğu yönünde açıklamalar için bkz.

Zina yapan biri kiminle evlenebilir?

2. Âyette nikâh kelimesine ‘evlenme’ anlamı verildiği zaman âyetin anlamı şöyle olur: ‘ Zina eden erkek ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir.

Sarılmak zina sayılır mı?

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.

Zina olursa ne olur?

CEZA KANUNU KAPSAMINDA ZİNA YENİDEN SUÇ OLMALI MIDIR? Medeni kanun boşanmaya imkân veren sebepleri altı madde içinde düzenlemiştir. (TMK 161-166). Bu sebeplerden bazılarında evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi arandığı halde, bir kısım sebeplerde bu şart aranmamıştır.

  • Evlilik birliğinin temelden çekilmez hale gelmesi şartını arayan sebeplere nisbi, diğer bir söyleyişle takdire bağlı boşanma sebepleri; bu şartın aranmadığı sebeplere ise; mutlak boşanma sebepleri denilmektedir.
  • Biz bu yazımızda özel boşanma sebeplerinden zinayı inceleyecek, daha sonrasında ise söz konusu fiilin suç vasfına ilişkin tarihsel kronolojik sıralamasına yer vererek, değerlendirmede bulunmaya çalışacağız.

ZİNA NEDİR? Zina kusura dayalı, mutlak ve özel bir boşanma sebebidir. İlgili eylem yasal mevzuatta şu şekilde düzenlenmiştir; Türk Medeni Kanunu Madde 161.- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.Affeden tarafın dava hakkı yoktur.Kanunda zina eylemini boşanma sebebi olarak sayılmış ancak tanımına yer verilmemiştir.Zina; eşlerden birinin, evlilik birliği devam ederken, karşı cinsten biri ile isteyerek cinsi münasebette bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere; zinadan söz edebilmek için, eşin isteyerek evlilik dışı cinsi münasebette bulunması, yani kusurlu olması gerekmektedir. Medeni Kanun, zinanın boşanma sebebi olabilmesi için, gerek kadının gerek kocanın bir defa evlilik dışı cinsi münasebetini yeterli saymıştır.Zina sadece boşanma sebebi olarak düşünülmemelidir.

Bu eylemin, eşler arasında mevcut olan sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği unutulmamalıdır. Zira sadakat yükümlülüğü eşlerin cinsel ve duygusal anlamda birbirlerine sadık olmaları ve ihanet etmemeleri anlamına gelmektedir. Peki, zina sadece boşanma sebebi olarak mı karşımıza çıkmalıdır, yoksa söz konusu fiilden dolayı ayrıca bir ceza verilmeli midir? Bu soruya ilişkin görüşlerimizi açıklamadan önce; zina fiilini tarihsel olarak incelemek isteriz;765 sayılı eski Ceza Kanunu’nda zina fiilini işlemek suç olarak nitelendirilmiştir.

Madde 441 – Karısiyle birlikte ikamet etmekte olduğu hanede, yahut herkesce bilinecek surette başka yerde karı koca gibi geçinmek için nikahsız kadın tutmakta olan koca hakkında üç aydan otuz aya kadar hapis cezası hüküm olunur. Madde 442 – Yukarıdaki Maddelerde yazılı cürümlerin işlendiği sırada karı ve koca birbirinden nikah baki olduğu halde hakimin hükmiyle ayrılmış veya biri diğerini terk etmiş ise, her birinin cezası üç aya kadar hapistir.

Madde 443 – Geçen Maddelerde yazılı olan cürümlerden dolayı takibat icrası karı kocadan biri tarafından şahsi dava ikamesine bağlıdır. Bu keyfiyet cürümde şerik olanlar içinde şarttır. Madde 444 – Davadan vazgeçmek, hükümden sonra dahi makbuldür. Bu halde hükmün icrasından ve cezanın neticelerinden sarfınazar olunur.

  1. Arı kocadan birinin ölümü davayı iskat eder.
  2. Eski kanunda yer alan düzenlemeye göre; zina eden kadın hakkında hapis cezası öngörülmüştür.
  3. Zina suçunda temel ceza için evli bir kadının, başka bir erkekle bir kez cinsel ilişki kurması mahkûmiyet için yeterli görülmüş, ayrıca kadının cinsel ilişki kurduğu kişinin evli ya da bekâr olmasının önemi aranmamıştır.Öte yandan eski ceza kanunumuz koca açısından da zinanın varlığı halinde hapis cezasını öngören suç tipi öngörmüştür.

Ancak kocanın zina sebebiyle cezalandırılabilmesi için, diğer kadın ile sadece cinsel ilişkide bulunması yeterli görülmeyip, karısı ile birlikte ikamet ettiği veya herkesçe bilinecek başka bir yerde “karı koca gibi geçinmek için” bir kadınla birlikte yani bir arada bulunması aranmıştır.Burada eski kanuna gore; kocanın zina suçunun faili olabilmesi için bir şart daha bulunmaktadır.

Buna göre zina suçunun oluşabilmesi için; kocanın cinsel birliktelik yaşadığı kişinin bekâr bir kadın olması gerekir. Görüleceği üzere; kadının zinasında mahkûmiyet için diğer erkeğin evli olup olmamasının öneminin bulunmaması, bir yana bir kez cinsel ilişki kurulması yeterli sayılırken erkeğin zinasında cinsel ilişki içerisine girilen kadının bekâr bir kadın olması ve karı koca gibi yaşam sürmeleri aranmıştır.

Ancak eski Türk Ceza Kanununda yer alan bu hükümler eşitlik ilkesine aykırı nitelikte bulunulmuştur. Eşitlik ilkesi 1982 Anayasası’nın 10. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi d üşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

  • Adınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir,
  • Devlet, bu eşitliğin yaşama ge çmesini sağlamakla yükümlüdür.
  • Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
  • Devlet organları ve idare makamları b ütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” Anayasa’nın amir hükmü bu denli eşitlik ilkesine önem verirken, buna aykırı şekilde Türk Ceza Kanunun da bir düzenleme bulunması kabul edilebilir nitelikte görülmemiştir.Buna mukabil Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin eşitliğe aykırı olduğu yönündeki itiraz üzerine 23 Eylül 1996’da 441.

maddeyi iptal etmiş, vermiş olduğu iptal kararının yayınlanması ile birlikte derhal yürürlüğe girmesi halinde, doğacak boşluğun kamu düzenini bozacağından hareketle, kanun koyucuya iptal kararına uygun gerekli kanuni düzenlemeyi yapabilecek imkân tanımak amacıyla, iptal kararının, yayım tarihinden itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.Ne var ki, kararda öngörülen süre içinde herhangi bir kanuni düzenleme yapılmamıştır.

Bunun üzerine o zaman eski TCK 440 hala yürürlülükte olduğu için, kadının zinası suç olmaya devam etmiş, fakat eski TCK 441. madde yürürlükten kalktığı için erkeğin zinası suç olmaktan çıkmıştır. Zina sadece “kadın suçu” haline gelmiştir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi, bu durumun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek, kadının zina suçunu düzenleyen eski TCK 440’ı da 23.06.1998 tarih ve 3/28 sayılı kararıyla iptal etmiştir.

Kararda Anayasa Mahkemesi, eski TCK 440 ve 441 arasındaki farklı d üzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu şu gerekçelerle açıklamıştır: “kadının zinasına ilişkin 440. maddede zina suçunun oluşması için kadının tek bir eylemi yeterli görüldüğü halde 441.

  • Maddede de kocanın eyleminin zina suçunu oluşturması için “.
  • Karısı ile birlikte ikamet etmekte olduğu evde yahut herkesçe bilinebilecek surette başka yerde karı koca gibi geçinmek için başkası ile evli olamayan bir kadını tutmak” koşulu aranmaktadır.
  • Ayrıca karının zinasında, buna ortak olan erkeğin evli olup olmaması suçun oluşması yönünden bir önemi olmadığı halde, kocanın zinasında bu husus önemli bir öğe olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yasakoyucu bu düzenlemesiyle kadın yönünden basit zinayı, koca yönünden ise belirli bir biçimde ortaya çıkan eylemi zina saymaktadır. Kocanın eyleminin zina sayılması i çin, kadının zinasında aranılmayan kimi koşul ve öğelerin aranması, karı karşısında kocaya üstünlük tanınması anlamına gelir.

  • Evlilik birliği içinde kocaya bu tür bir üstünlük tanınmasının haklı bir nedeni yoktur.
  • Çünkü, karşılıklı sadakat yükümlülüğü bakımından karı ile kocanın arasında bir fark bulunmamaktır.
  • Bunun için kocanın basit zinasının cezalandırılmaması, onu kadına karşı çağdaş anlayışa uymayan bir ayrıcalık tanınmasına yol açarak cinsiyet ayrımını reddeden kadın erkek eşitliğini bozar.

Yasakoyucu kuşkusuz toplumsal gelişme özelliklerini göz önünde bulundurarak, zinayı suç olmaktan çıkarabileceği gibi, onun gerçekleşmesini belli koşullara bağlayabilir. Ancak bunu yaparken, evlilik birliğinin tarafları olarak aynı konumda bulunan karı, koca arasındaki ayrım yaratacak bir düzenlemeyi gerçekleştiremez.” Zinaya tekrardan suç vasfı kazandırmak için girişimlerde bulunulmuş, fakat Avrupa Birliği’nin, zinanın tekrar suç sayılmasının tam üyelik müzakerelerine geçişi etkileyebileceğini duyurması üzerine bu girişimden vazgeçilmiştir.

Bu çerçevede 26.09.2004 yılında yasalaşan ve 12.10.2004’te Resmi Gazete’de yayımlanan yeni TCK’da zina suçu yer almamıştır. Böylece zina suç olmaktan çıkarak, yalnızca boşanma sebebi olarak kalmıştır. Kanaatimizce, zina fiilini suç olarak addetmek, geneli Müslüman olan ülkemizde gerekliliktir. Zira sağlıklı bir toplum yapısı, öncelikle ahlaklı ortam oluşturmaktan geçmektedir.

See also:  Qual O Significado Do Nome Helena?

Bu ortam oluşturulurken bazı eylemlerin işlenilmesinden alıkonulması yani caydırıcı nitelikte olması için kanun koyucu tarafından bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple de; çeşitli davranışlar suç olarak nitelendirilmiştir.Suç; hem kanuna, mevzuata, düzenlemelere, hem de ahlaka aykırı olan olgudur.

Bu aykırılığa en makul çözüm yolu; söz konusu fiili işleyen kimseye karşı gerekli cezanın verilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Cezanın tanımına baktığımızda ise; yasanın, topluma zarar verdiğini kabul ettiği eylemlere karşı öngördüğü yaptırımdır.Bu cihetle; zina eyleminin suç vasfına haiz olması aileyi koruyucu bir önlem olarak düşünülebilir.

Ayrıca aile her toplumda yeterli derecede mühim bir kurum olarak görüldüğü için, bu konuda gerekli tedbirler alınmıştır. Hatta ailenin korunması yönünde önleyici tedbirler alınması devletin yükümlülüğünde kabul edilmiştir. Bu durum sadece ülkemiz bazında değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi çok sayıda devletin taraf olduğu bir akitte de karşımıza çıkmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 8.

  • Maddesi “özel yaşam ve aileyi”; 12.
  • Maddesi “evliliği”; ek 7.
  • Protokolün 2.
  • Maddesi ise; “eşler arasındaki eşitlik” konularını düzenlemekte ve koruma altına almaktadır.Sözleşmede belirtilen bu kurumlara Anayasamızda da yer verilmiştir.
  • Bu sebeple kanun koyucunun bu mevzuya ayrıca önem verdiği ortadadır.

Demokratik bir toplumda her ne kadar bireyler özel hayatında özgür kabul edilse de, aile faktörü işin içine girdiğinde daha hassas olmak gerekmektedir. Bu minvalde toplumun en küçük çekirdeği olarak kabul edilen bu kurumu sağlam temellere oturtmak adına zinayı da suç olarak kabul etmek gerekmekte olduğu kanaatindeyiz.

Zira, bu sonuç hâsıl olduğu takdirde; suçun işlemesi sonucu uygulanacak olan cezanın amacı gereği, söz konusu fiili işlemek isteyen kimseler için caydırıcı, halihazırda işlemiş olan kimseler için de ıslah edici rol oynayacaktır. Böylece eşler birbirlerine güven ve saygı dahil pek çok konuda daha emin adımlarla hayatlarına devam edecektirler.Ancak ilgili düzenleme yapılıp zina eylemi suç olarak nitelendirildiği takdirde dahi, ölçülülük ilkesine riayet edilmelidir.

Zira söz konusu eylemin resen soruşturulan/kovuşturulan bir suç yapılması veya bu fiil sonucunda verilecek cezanın sadece hapis cezası olarak belirlenmesi hak ihlallerine yol açacaktır.Ayrıca aldatılan eşin diğer tarafı affetme olasılığının gözardı edilmesi, aile kurumunun önemsiz sayılmasına neden olacağı gibi, söz konusu fiili işleyen eşin pişman olabilme ihtimaline de değer vermemek olarak karşımıza çıkacaktır.Belirtilen sebeplerle; zinanın takibi şikâyete bağlı bir suç olarak düzenlenmesi ve bunun devamında verilecek cezanın sadece hapis cezası olarak değil, fiilin ağırlığına göre adli para cezası veya uygun görülecek güvenlik tedbiri olarak belirlenmesinin, en uygun çözüm yolu olacağı kanaatindeyiz.

Evli biri zina yaparsa ne olur?

Evlilikte Zina Suç Mudur? Suç, kanunlar tarafından toplum içerisinde yanlış veya zararlı olduğu için ceza tehdidiyle yasaklanan ve bazı hallerde cezalandırılabilen davranıştır. Toplumsal düzenin korunması, hukukun üstünlüğü adına ilgili düzenlemeler getirilmiştir.

  1. Ülkemizde de 5237 sayılı ceza kanunu ile ilgili düzenlemeler hukuk sistemimizde yer almaktadır.
  2. Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlükleri, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç̧ islenmesini önlemektir.
  3. Anunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.

Öte yandan Kanunun açıkça suç̧ saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. Bu kapsamda zina eyleminin yani aralarında bir nikâh bağı bulunmayan yetişkin bir erkek ile kadın arasındaki cinsel ilişkinin suç oluşturup oluşturmadığının tespiti için Türk Ceza Kanun’da zina eyleminin varlığı aranmalıdır.

  1. Zira Türk Ceza Kanun’da zinanın suç olarak sayılması halinde ceza hükmü verileceği için zinanın kanunda yer alması gerekmektedir.
  2. Eski ceza kanunundaki düzenlemesiyle zina “Zina eden karı veya koca hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis cezası tertip olunur.
  3. Arının veya kocanın evli olduğunu bilerek bu fiile ortak olan kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.” Denilerek suç kapsamına alınmıştır.

Yani bu dönemde zina suç olarak görülmüş ve zina eyleminde bulunan hakkında hapis cezası ön görülmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi zina eyleminin kadın için farklı erkek için farklı cezalar ön görmesini Anayasa’nın 10. maddesi, “Irk, din, dil cinsiyet vb.

Gözetmeksizin kanun önünde herkes eşittir.” İlkesine aykırı bulmuş ve ilgili madenini iptaline karar vermiştir. Süreçlerde eşitlik ilkesini ihlal etmeyecek şekilde düzenlemeler yapılmayınca durumda ikilemler oluşmuştur. Gelinen noktada 2005 yılında yeni Türk Ceza Kanunun yürüklüğe girmesiyle ilgili kanunun zina eylemine cezai yaptırım ön görmemesiyle zina suç oluşturmaktan çıkmıştır.

Ancak suç olmasa da zina eylemi ağır bir boşanma nedendir. Suç olgusunun olmaması zina eylemini boşanma nedeni olmasını ortadan kaldırmayacaktır. Taraflar zinanın ceza kanunun ‘da suç teşkil etmemesini boşanma yönünden ağır bir kusur olmasını sıklıkla karıştırmaktadır.

Zinanın suç teşkil etmemesi boşanma davasında kusur olarak kabul edilmeyeceği anlamı taşımamaktadır. Hatta zina Türk Medeni Kanun’da yer alan önemli bir boşanma nedenidir. Türk Medeni Kanununa göre zina; Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir, Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve herhâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur, düzenlemesi yer almaktadır. Bu kapsamda evlilik birliği devam ederken kadın eş veya erkek eşin zina eyleminde bulunması diğer eş için haklı bir boşanma nedeni oluşturacaktır. Bu nedenle evlilikte zina suç teşkil etmese de boşanma gerekçesidir.

  • Zina, eyleminin varlığı halinde diğer eşin kusur oranı daha az veya hiç yok ise tazminat talebi de kabul görecektir.
  • Ayrıca Aile Mahkemesi Hakimine kanun, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilme yetkisi verilmiştir.
  • Bu yetki zina nedeniyle boşanmaya ilişkindir.

Yani mal rejimin tasfiyesinde boşanma zinaya dayalı olarak gerçekleşmiş ise eşit oranla paylaşım olmayabilecek, zina eyleminde bulunan eşin yasal hakkı sınırlanabilecektir. Özetle evlilikte zina ağır bir boşanma nedendir ve sonuçları tazminat ve mal paylaşımını önemli ölçüde etkilemektedir.

Sevgili ile ilişkiye girmek günah mı?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, birbirleriyle evli olmayan tarafların İslam Dini’nin koyduğu sınırları aşarak, yasakları ihlal ederek beraber olmalarının İslam Dini’nde uygun görülmeyerek günah sayıldığını söyledi – Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, İl Müftüleri Semineri Sonuç Bildirgesini açıklamak üzere düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

  1. Son günlerde basında yer alan evlilik dışı ilişkinin zina sayıldığı yönündeki haberlerin anımsatılması üzerine Prof. Dr.
  2. Bardakoğlu, evlilik dışı ilişkinin dinen günah olduğunu söyledi. Prof.
  3. Dr.Bardakoğlu, “Birbirleriyle evli olmayan tarafların İslam Dini’nin koyduğu sınırları aşarak, yasakları ihlal ederek beraber olmaları bir arada olmaları İslam Dini’nde uygun görülmemiş günah sayılmıştır.

Ama bu insanların görüşmesi, konuşması, arkadaş olmasının günah olduğun anlamına gelmez. Dinimiz evlenme öncesi çiftlerin görüşmesi, konuşmasını teşvik etmiş, görücü usulünü hiçbir zaman teşvik etmemiştir” dedi. Bunun bir anlatım tarzı olduğuna da işaret eden Prof.

  1. Dr. Bardakoğlu şunları söyledi: “Bazı hadislerde evli olmayan kişilerin dinin koyduğu yasaklar dışına çıkan, dinin koyduğu yasakları ihlal eden beraberliklerin uygunsuz, günah olduğu söylenmiştir.
  2. Hatta bazı hadislerde bu bir nevi zina olarak adlandırılmıştır.
  3. Hiç kimse evli olmayan tarafların İslam’ın koyduğu bu yasaklara aykırı olarak bir arada bulunmasını zina ile eşit olarak görme hakkına sahip değildir.

Elbette zina değildir. Ama bunun dinen serbest olduğunu da söyleyemeyiz. Ancak bu bir anlatım tarzıdır. Ama hiçbir İslam bilgini bu hadisi hakikat olarak almamış ve bunu zina olarak görmemiştir. Herkes bilir ki bu bir mecazdır. Bu bir olayın uygunsuz davranış olduğunu anlatma üslubudur.

  • Bu hadislere kaynaklarımızda yer verilir.
  • Yorumları yapılır.
  • Böyle olunca da bu hadisleri alıp, bu Diyanet’in görüşüdür, Diyanet’in fetvasıdır demek, aktarmak yanlıştır.
  • Yorumlarda aşırılıklar, sertlikler varsa düzeltilir.
  • Veya daha iyi ifade edilir.
  • Ancak ayet ve hadisleri düzeltmek gibi bir cüretimiz asla olamaz.

Biz onları anlamaya çalışırız.”

Sevgili ile öpüşmek zina sayılır mı?

Zina olarak kabul edilmeyen davranışlar, sadakatsizlik olsa da cinsel ilişkinin varlığına karine olmayan her türlü haldir : öpüşme, kucaklaşma, aşıkane hareketlerde bulunma.

Hangileri zina sayılır?

Zina Nedeniyle Boşanma Davası | Türk Medeni Kanunu 161. Madde Türk Medeni Kanunu’nda boşanma nedeni olarak düzenlenen zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunması demektir. Medeni kanun 161.

Kaç çeşit zina var?

Zina Ne Demek Allah katında en büyük günahlardan biri olan zina davranışı ile ilgili bilinmesi gerekenler haberimizde! Hangi davranışlar zinaya girer ve zinadan korunmanın yollarını nasıl öğrenebilirim diyorsanız tavsiye niteliğinde haberimizi okuyabilirsiniz. Zina nedir, zinanın günahı ve çeşitleri.

  • İster nişanlılık döneminde ister flört evresinde olsun dinimizce hiçbir şekilde helal kılınmayan zina durumu, evlilik arifesinde bile kabul görülemez kesin bir hükümdür.
  • Nikahı kıyılmayan bir erkek ile kadın ın isteyerek ve bilinçli bir şekilde yaptıkları birleşme günümüzde zina kavramı olarak değerlendirilir.

Ebû Hüreyre (r.a)’un rivayetine göre Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, Kulakların zinası dinlemek, Dilin zinası konuşmak, Elin zinası tutmak, Ayakların zinası yürümektir.

Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır.” İnsan ahlakını ve maneviyatını körelten bazı ahlaksızlıklar, pek çok maddi hastalıklara da yol açabilir. Aile içinde terbiyesizlik gösteren, nikah dışı oluşan nesiller, toplumdaki düzeni de bozar. İsra Suresi 32.

ayette zikredilen “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” ayetinde zinadan uzak durmamız gerektiğine değinilmiştir.

Zina bir tarafa zinaya gidecek her türlü davranışlar bile yasaklanmıştır. (Harama bakmak, haramı tutmak vb.) Zinaya giren erkeğe “zânî” kadına ise “zâniye” denir. Zina çoğu kişinin bildiğinin aksine sadece temas ile gerçekleşen bir durum değildir. Ahirette ümmetinin çokluğuyla övünecek olan Peygamber Efendimiz (SAV), nesli korumak için gerekli şartları taşıyan kişilere evliliği önermiştir.

ZİNANIN ÇEŞİTLERİ! NELER ZİNAYA GİRER? ZİNAYA SOKAN DAVRANIŞLAR Zina Ne Demek zina nedir, neler zinaya girer? Hanefi mezhebine göre, Muhafazakar bir erkeğin kendisine farklı gözle bakabileceği karşı cinse, nikah akdi ya da cariye gibi nedenler olmaksızın öncesinde temasta bulunmasıyla cinsel istek gerçekleşebilir. Kişiyi haram olan zina günahına sürükleyen durumlara örnek olarak öpmek ya da sarılmak gibi davranışlar gelir.

  • MAHREMLE YAPILAN ZİNA: Kendisine evlenmesi sonsuza kadar yasak olan (ana, kız kardeş, kayınvalide ve süt anne veya süt teyze) gibi kişilerle yapılan zinadır.
  • SAVAŞTAKİ MÜCAHİTLERİN EŞLERİYLE ZİNA: İkinci derecede ağırlığa sahip olan bu tür zinada Efendimiz (SAV)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Aman savaşan müminlerin eşlerinden uzak durun.

Zira savaşan müminlerin eşleri, savaşa çıkmayıp geride kalmış bulunan mümin erkeklere anneleri gibi (Haram) dır.” KOMŞU ZİNASI: 3. derecedeki zina çeşidi olan bu türde komşu ile yapılan zina geçerlidir. EVLİ VE YAŞLI ZİNASI: Peygamber Efendimiz (SAV) hadis-i şerifinde; “Üç sınıf insan vardır ki Allah kıyamet günün de onları zatına muhatap tutup konuşmaz.

  1. Onlara rahmet nazarıyla bakmaz.
  2. Onları günahlarından arındırmaz.
  3. Onlar için elem verici bir azap da vardır.
  4. Bunlar: kibirli fakirler, sık sık yalan söyleyen idareciler, evli – yaşlı zinacılardır.” buyurmaktadır.
  5. BEKAR ZİNASI: Bekarların bekarlarla yaptığı zina çeşididir.
  6. ZİNADAN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALI? -Değil işlenmesinin yaklaşılmasının bile haram olduğu zina davranışından tövbe etmek ve evlenileceği zamana kadar kesinlikle bu davranışın tekrarlanmaması gerekir.

Eğer vücutta herhangi bir hastalık yoksa yani kişi sağlıklıysa mümkün olduğunca oruç tutmaya özen gösterilmelidir. Çünkü oruç ibadeti, insanın nefsini terbiye etmede bir numaradır. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur: “Gençler! Kimin maddi imkânı varsa hemen evlensin.

Kim de maddi imkân bulamazsa (nafile) oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.” (Buhari, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1) -Kişiyi zinaya getiren en önemli yollardan birisi de kişide tahrik edici görüntü ya da videoları seyretme gibi uygunsuz içerikleri izlemekten uzak durulmalıdır. Tahrik olan bir kişi cinsel hislerine mani olamaz ve ne yazık ki günahı göze alacak hale gelirler.

Bu konuyla ilgili ayette “Mümin erkekler, mümine kadınlar gözlerini harama bakmaktan kapasınlar!” ifadesi geçmektedir. Ayetten anlaşılacağı üzere gözleri haramdan korumak için kapalı imiş gibi hayal ederek temiz durmaya çalışılmalıdır. -Boş zamanlar faydalı amellerle ve ilimle geçirmeye çalışılmalıdır.

Ellemek zina sayılır mı?

Kız arkadaşı ile sevişmek ya da öpüşmek günah mı? Sevişmenin zinaya girip girmediği ve bundan nasıl kurtulabileceğimi ve İslama göre zifaf gecesi nasıl olur, detaylı bir şekilde anlatır mısınız? Değerli kardeşimiz, Nikah yapmadan kız arkadaşınızla veya nişanlınızla sevişmeniz, öpüşmeniz büyük günahtır.

  • Sevişmek kelimesi zina anlamında kullanılmışsa, en büyük günahlardan biri işlenmiş olur.
  • Ancak sevişmek ile zina etmeden yapılan işlemler anlamında ise, o zaman zina olmamakla beraber Allah’ın yasakladığı bir iş olduğundan zina olmasa da yine haram işlenmiş olur.
  • Mahrem olmayan kadına dokunmak veya tokalaşmak haramdır.

Peygamber’e (sav) biat eden kadınlar dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü, biat ederken elimizi tutmadınız.” Peygamber (sav) “Ben kadınların elini tutup tokalaşmam.” buyurdu (1). Hazreti Aişe (ra) biat ile ilgili şöyle buyuruyor: “Allah’a yemin ederim ki Resûlüllah’ın eli bir kadının eline dokunmadı.

Sadece sözle onlardan biat aldı.” (2). Peygamber (sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır.” İslâm dini, kadınla tokalaşmayı yasaklamakla kadını tezyif etmiyor; bilakis şerefini kurtarıyor.

Kötü niyetli kimselerin şehvetle el uzatmasına engel oluyor.

İlave bilgi için tıklayınız: Kaynaklar: 1. Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn Mâce

2. Müslim; Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II.170. : Kız arkadaşı ile sevişmek ya da öpüşmek günah mı? Sevişmenin zinaya girip girmediği ve bundan nasıl kurtulabileceğimi ve İslama göre zifaf gecesi nasıl olur, detaylı bir şekilde anlatır mısınız?

Cinsel organa dokunmak zina mıdır?

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez.